2006-2012 Arası Basında Ali Kenanoğlu Haberleri

Hubyar Sultan Dergahı ile ilgili yaşanan sorunla ilgili açıklama;

www.turkulerinsesi.com sitesinin Ali Kenanoğlu ile yaptığı roportajın tam metni

Aleviler için önemli bir dergah olan Hubyar ile ilgili tartışmalar Alevi kamuoyunun duyduğu ama bir türlü eğilmediği bir konu. Kendi insanımız arasındaki bu soruna mahkemelerin, AKP’nin karışması bizleri rahatsız ediyor. Bu sorunun çözümünün Alevi kamuoyunun konuya müdahalesinden ve yol göstericiliğinden geçtiğini düşünüyoruz. Bu yüzden Hubyar sorunu ile ilgili bir yazı dizisine başlıyoruz.
Hubyar Dergahı’ndaki anlaşmazlık, dikkatimizi sürekli çekiyor. İki tarafı da Alevi mücadelesinin önemli noktalarında bulunan insanların birbirleri arasındaki bu sorunun Alevi toplumunun vicdanını rahatsız ettiğini düşünüyoruz. Ama nedense bu konu Alevi kamuoyunda yeterince tartışılmıyor. Bu durum bir “istismar” olgusunu da yanında getiriyor. Son günlerde işi “Alevi örgütlerine saldırmak” olan bazı kişi ve yayınları nedense bir “Hubyar merakı” sardı. Bu fırsatı veren de meşru Alevi kamuoyudur. Çünkü ortada bir sorun var. Alevi kamuoyu bu sorunu çözmezse başkalarına malzeme olur ve kendilerine karşı kullanılır. Nitekim son günlerde görevi “Alevi örgütlerine her platformda saldırmak” olan bazı grupların Hubyar sorununa karşı gösterdiği duyarlılık da “nedensiz” değildir.

Biz bu konuyu Alevi kamuoyunun tartışmasına açmak istiyoruz. Derneklerde, kurumlarda yanyana getirilmeyen, bunun için belki de yeterli çaba gösterilmeyen konunun taraflarını internet sitemizde yanyana getiriyoruz. Site olarak amacımız Alevi toplumunda belirli bir saygınlığı bulunan, Avrupa ve Türkiye’deki Alevi örgütlenmesi içinde önemli görevler almış olan tarafların arasında bir diyalog süreci başlamasıdır. Bu görev aslen Alevi derneklerine düşmektedir. Bu yayına başlarken başta Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Sayın Turgut Öker, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Sayın Selahattin Özel ve Hacıbektaş Dergahı postnişini Veliyettin Ulusoy olmak üzere tüm Alevi önde gelenlerine bir çağrı yapmak istiyoruz. Sorun bizim sorunumuzdur. Taraflar bizim taraflarımızdır. Lütfen sorunun çözümü için federasyonlar “kamuoyu önünde” üzerlerine düşen görevleri yapsınlar. Bu sorunun belli dışlanmış kişiler tarafından istismarına izin vermesinler.

Biz oluşturmak istediğimiz diyaloğu sadece Alevi dernek ve federasyonlarından istemekle yetinmek de istemiyoruz. Bu diyaloğun oluşması için kendi üzerimize düşen görevi de yapmak bizim görevimizdir. Ve bugünden itibaren Hubyar sorununu Alevi kamuoyunun tartışmasına açıyoruz. Ve en güzel tartışmaya açma biçiminin de konu hakkında yorumlar yapmak değil; konunun taraflarını dinlemek olduğunu düşünüyoruz. Bugünden itibaren “Hubyar’da Neler Oluyor?” ismiyle bir yazı dizisine başlıyoruz. Konunun taraflarına internet sitemizi açıyor ve konuyu tartışmaya açıyoruz. Yazı dizimiz şekillenirken amacımız objektif bir şekilde konuyu gündeme getirmektir. Asla ve asla Aleviliğe zarar vermek, sorunu kaşımak, tarafları tekrar karşı karşıya getirmek gibi bir amacımız yoktur. Alevi kamuoyu olarak, biz gündeme getirmedikçe başkaları “kaşımakta”, biz tarafları diyalog sürecine sokmadıkça taraflar farklı şekillerde “karşı karşıya” gelmektedir.

Hubyar sorunu ile ilgili ilk olarak sitemizi Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticilerinden ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği” yöneticisi Ali Kenanoğlu’na açıyoruz. Sayın Kenanoğlu kendisine gönderdiğimiz soruları samimi bir şekilde yanıtlıyor:

TÜRKÜLERİN SESİ: Hubyar’daki sorun hakkında bizleri bilgilendirir misiniz? Nedir bu sorunun ayrıntıları? Tarihsel bir altyapısı var mıdır? Nasıl ortaya çıkmıştır? Tarafları tam olarak kimlerdir?

ALİ KENANOĞLU:
Hubyar‘daki sorunun başlangıcı Hubyar Türbesine Osmanlı’nın müdahalesi sonucunda ortaya çıkan yeni durum ve statüyle başlamaktadır.
II.Mahmut döneminde bir Alevi İnanç merkezi olan Hubyar Köyü diğer Alevi inanç merkezleri gibi tahribata uğrar ve Hubyar evlatları gözlem altına alınır. Hubyar Türbesi o dönemde kısmen tahrip edilir. Hubyar Köyüne cami yapılıp bir sipahi asker görevlendirilir. Köye yerleştirilir. Hubyar evlatları Dedelik-Analık görevlerini yerine getiremez olurlar. Tekke ziyaret edilemez tahrip edilip, kapatılır.(Miladi-1826) Bu buhran dönemi atlatıldıktan sonra Hubyar Köyünden Hıdır Baba isimli bir şahıs öncülüğünde köylüler Tekkeyi tekrar açarlar ve burayı yeniden inanç merkezi konumuna getirirler. Tekke bir Dergah olarak Hubyar’ dan sonra Hubyar Vakfı mütevellileri yani Hubyar Evlatları arasında dönüşümlü ve Köylülerin razılığı ile açık tutulup tarihsel görevini yerine getirmiştir. Ancak Köylülerin razılığı ile Buhran döneminden sonra Tekkeye Dede olarak görevlendirilen Hıdır Baba. Köylülerin bu görevlendirmesini yeterli bulmayıp, dönemin şeyhülislamlık makamından Tekke Bakıcılığı belgesi istemiştir. Yapılan inceleme sonucunda; zaten bu tür Tekkeleri kontrolüne geçirmek isteyen şeyhülislamlık bu talebi kabul etmiş ve 1872 yılında (Miladi) Hıdır Baba’ ya Tekke Bakıcılığını içeren bir Berat vermiştir. Beratı eline alan Hıdır Baba; Osmanlı zulmünde boğulan Hubyar evlatlarına ‘’Bu Tekke artık benim, Osmanlı benim arkamda’’ tarzındaki tutumunu köyde uygulamaya başlamıştır ve kendisi de Osmanlı şeyhülislamlık makamının bir görevlisi olarak Tekke’ ye oturmuştur. Hıdır Baba bu uygulamasıyla, kuruluşundan o güne kadar ki İnanç Önderliği uygulamasını İnanç Ağalığına dönüştürmüştür. Kendisi ölmeden önce de aynı Şeyhülislamlık belgesini oğluna feragatla yeniletmiştir. Aynı inanç ağalığı Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.

Sorun Hubyar Köyündeki İnanç ağalığıdır. Bu ağalık sistemi doğudaki toprak ve aşiret ağalığının kötü bir taklidi olarak Hubyar Köyüne yerleşmiştir. Gücünü de tüm Hubyarlıların ortak atası olan Hubyar Sultan’ ın türbesinin maddi ve daha da çok manevi rantından almaktadır. Cumhuriyet döneminde Cumhuriyetin getirdiği tüm ilerici kazanımlar bu ağaların kabul etmemesi sebebiyle Hubyar Köyüne girememiştir. Bunlardan en önemlisi bu ağaların köye yapılacak bölge yatılı okuluna karşı çıkmaları ve bu talebi köy muhtarlığına red ettirmeleri olmuştur. Köyün tek eğitmenini bölücülük yapıyor diye Ankara‘ ya şikayet etmişler ve eğitmenin köyü terk etmesine sebep olmuşlardır. (Daha sonra tekrar köye dönmüştür) Yine köyün yoluna, derneğine kısacası kendi inanç ağalıklarına zarar gelir düşüncesiyle her türlü gelişime karşı koymuşlardır. Ta ki köyden kente göçlerin başlaması sonucunda kentte meydana gelen gelişime kadar. Göçlerle İstanbul’a ve Avrupa’ya göç eden Hubyar evlatları okumuş, bilinçlenmiştir. Ama köyü ile de bağlarını koparmamıştır. Her köye gittiğinde bu inanç ağalığının başka ve günümüz versiyonlarıyla devam ettiğini görmüştür. Bunun sonucunda da artık buna bir dur denmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Bugünkü durum; Bugün sorun başka bir boyut almıştır. Hubyar Köylülerinden oluşan bir komite (Bu komite Köyün eski dernek başkanları, eski ve yani muhtarı, Dedeler, Analar, Aşıklar ve köyün ileri gelenlerinden oluşmaktadır.) bu duruma itiraz ederek sorunu Alevi Kamuoyu ile paylaşmıştır. Sorunun Alevice çözümü için de tüm yurt içi ve yurt dışındaki Alevi kurumlarından yardım istemiştir. Saygın Alevi Dedeleri ile Sserçeşme mürşidi Veliyettin Ulusoy’a müracaat edilmiştir. Bu müracaatlar sonucunda uzlaşı görüşmeleri aranmış ancak sorunun diğer muhatabı; bugün ailenin temsilcisi konumundaki Hıdır Temel tarafından kabul edilmemiştir. Hıdır Temel’in red gerekçesi ise Hubyar Sultan türbesinin kendi babalarının malı olduğu, dolayısıyla kendi mallarını kimseyle tartışmayacakları şeklindedir. (Bu söylem Alevi Bektaşi Federasyonunda yapılan görüşmede bizzat Hıdır Temel tarafından sarf edilmiştir.) Sorunun çözümü de bu tavırlar nedeniyle olmamıştır. Aksine ortaya bir de mülkiyet sorunu çıkmıştır. Bir Alevi İnanç Önderinin Türbesini, Temel ailesi kendi adlarına tapu ettirmek üzere Tokat-Almus Asliye Hukuk Mahkemesinde Köy muhtarlığı ve hazine aleyhine dava açmışlardır. (Dosya No: 2006/5) Hubyar Köylüleri bu aşamada bir vakıf kurarak (Hubyar Vakfı) bu dava karşısında hukuki ve sosyal mücadele vermektedir. Hubyar Köylüleri sorunun Alevice çözümü kabul edilemeyip, taraflar kaderine bırakıldıktan sonra, İlgili idari makamlara bir dilekçe vererek Hubyar Türbesinin Hubyar Köyü tüzel kişiliği olan Muhtarlık makamına tahsisi konusunda talepte bulunmuşlardır. Bu talepler de dava açılmış olması sebebiyle kabul edilmemiştir. Sorunun yasal boyutu mahkemenin neticesini beklemektedir.Şu an bu meselenin bir tarafını Hubyar Vakfı ve Köy Muhtarlığı diğer tarafını ise Temel ailesi oluşturmaktadır.

TÜRKÜLERİN SESİ: Soruna Alevi örgütlerinin ve kamuoyunun “duyarlılığını” nasıl buluyorsunuz? Soruna yeterince eğiliniyor mu? Alevi önde gelenlerinin sorunun çözümü konusunda üzerlerine düşenleri tam olarak yaptığına inanıyor musunuz? Alevi kamuoyundan bu konuda beklentileriniz var mıdır?

ALİ KENANOĞLU: Alevi kamuoyu olayı ilk önce hafife aldı. Sıradan bir köy meselesi hatta bir mezar kavgası olarak gördü. Ancak sorun büyüdükçe olayın farkına varabildiler. Alevi kurumları taraflardan Hıdır Temel’in uzlaşıyı ve hakemliği kabul etmemesi sebebiyle etkisiz kaldı. Bir sorunu çözmek için iki tarafında sizi kabul etmesi gerekir. Bu sebeple Alevi kurumları bir şey yapamadılar. Ancak Alevi kurumları özellikle Alevi Federasyonları bir yanlış yaptılar. Bu yanlış da meseleyi çözme yönünde baskı unsuru oluşturmak yerine taraflardan birinin yanında yer alarak yaptılar bu yanlışı. Her iki tarafın yanında yer alanlar da bulunmaktadır. Oysa burada çözümden yana zorlama yapılmalı ve baskı oluşturulmalıydı. Hıdır Temel’in Almanya’da oturması ve yıllardır Almanya Federasyonu etrafında yer alması sebebiyle özellikle Almanya Federasyonu ve Başkanı, Hıdır Temel lehinde açıkça tavır aldı. Hatta bu meselenin Hubyar Vakfı ve Muhtarlık tarafını hiç dinlemeden kayıtsız şartsız taraf oldular. Bu sorunu çözüm zemininden uzaklaştıran hatta kılıçların daha da keskin çekilmesine sebep olan bir tutumdu. Alevi kurumlarından Temel ailesi lehinde taraf olanların gerekçesi ise, buranın Devlete teslim edildiği, Alevi Dedeliği yapan Mustafa Temel’in Dedelikten dolayı yargılandığı gibi sebeplerden dolayı Hubyar Vakfı ve etrafındakilerin haksız olduğu gerekçesiydi. Bu arkadaşlar bu gerekçeyi söylerken bile bu söylediklerinin doğru olup olmadığını hiç araştırmadılar. Oysa asla böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Hubyar Sultan Türbesi halen de köy tüzel kişiliğinindir. Öyle olmasaydı Temel ailesi tapu davasını muhtarlık aleyhine açar mıydı? Dedelik davası diye bir dava da hiç açılmamıştır. Başka sebeplerden dolayı bir savcılık soruşturması yapılmış ve takipsizlikle dosya kapanmıştır. Aynı soruşturmalar konunun diğer tarafındaki bazı şahıslar için de yapılmıştır.

TÜRKÜLERİN SESİ: Bu sorunun çözümü mümkün müdür sizce? Ve çözümü size göre nasıl bir yolla gerçekleşebilir?

ALİ KENANOĞLU: Sorun öyle ya da böyle çözülecek ama burada önemli olan sorunun çözüm yoludur. Bu sorun şu anda Alevi Kamuoyunu ciddi bir şekilde meşgul etmektedir. Ulusal basında dahi yer almış bir sorundur. Bu sorun şu anda Avrupa ve Türkiye Alevi Federasyonlarında ciddi iç sıkıntı da yaratmaktadır. Hubyarlılar ve Hubyar Talipleri içerisindeki sıkıntısı ise had safhadadır. Bu sorunun çözümünde rol oynayanlar büyük itibar kazanacaklardır.
Bizim özlemimiz bu sorunun bizzat Hubyar Köylüleri tarafından çözülmesidir. Hubyar Köyünde böyle bir eğilim vardır, ancak yüksek sesle konuşulamamaktadır. Olmazsa Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve Serçeşme mürşidi Veliyettin Ulusoy’a bu tarihi görevi yerine getirme sorumluluğu düşmektedir. Bir federasyon toplantısında sayın Genel Sekreterimiz şöyle demişti; ‘’Hubyar Sorunu yanan bir alev topu, kimin kucağında kalırsa onu yakıyor.’’ Bu tespit doğrudur. Ama Alevi üst kurumuna düşen görev de Alevilerin bir inanç merkezinde yaşanan bu sorunu çözmektir. Serçeşmeye düşen görev de önemli bir Alevi Ocak merkezinde yaşanan bu sorunu çözmektir. Taraflar taleplerini bu kurula ve mürşidimize yazılı olarak vermeli ve çıkacak sonuca da razı olacaklarını baştan tahhüt etmeliler.
Taraflar çözümde samimi ise irade teslim etmeleri gerekir. Aksi takdirde çözüm mümkün değildir. Gerek federasyonumuz gerek se de Serçeşme’de oturan mürşidimiz Veliyettin Ulusoy bu tarihi sorumluluktan kaçmamalıdırlar. Çözümden yana olmayanları da topluma açıklamalıdırlar. Doğru olan ve Alevi Hukukuna yakışan da budur.

Ayrıca mahkeme kararıyla gelecek bir çözümün toplumsal bir çözüm olacağına inanmıyorum. Sıkıntıları ve gerginlikleri daha da arttıracağı kanaatindeyim. O sebepten dolayı mutlaka uzlaşıyla bir çözüm olmalı yani Alevi Hukukuna uygun bir çözüm. Konu Alevi hukuku içerisinde çözülmediği taktirde taraflar her yolu kendilerine mübah görmeye başlıyorlar. Bu meselede AKP den bile yardım isteyenler oldu. Yani gidişat kötü, bu sebeplerden dolayı bile Alevi Bektaşi federasyonu konuya el atmalıdır.
Ali Kenanoğlu’na bize gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ediyoruz. Hubyar sorunu ile ilgili yazı dizimiz devam edecektir.
www.turkulerinsesi.com

 

 

 

Ramazanda Alevi olmak

Ramazan oruç ayı başladı, Müslümanlara hayırlı olsun. Oruçları kabul olsun. Hak katına yazılsın.

Ya diğerleri;

Ramazanla ilgili ilk aklıma gelen çocukluğumda yaşadığım bir olaydır. Benim çocukluğumun önemli bir bölümü köyde geçti. Bize yakın, Sivas Doğanşar ilçesi bulunmaktadır. Birçok eksik gediklerimizi bu ilçeden giderirdik. Yol da yoktu hani, ama atla, eşekle giderdik bu ilçeye. Babamın, çok sevdiğim bir pantolonu vardı, köyde ona İngiliz paça derlerdi. Paçaya doğru daralır ve yandan düğmelidir. Fiyakalı insanlar giyerdi o pantolonu. Bir gün babama ben de o pantolondan istiyorum dedim. Yaşım 6–7 bilemediniz 8, Babam da bana ‘’ oğul Epsile (Doğanşar’ ın eski ismi) oruç, ramazan bitsin o zaman gider yaptırırız orada ‘’ dedi. Tabi ben önce ramazanın ne kadar sürdüğünü sordum, yeni başlamış olacak ki 1 ay sürüyor cevabını almıştım. Fena halde kızdığımı unutamam. Ramazan ayının hayatımdaki ilk yeri böyle başlamıştır.

Ramazan dan dan sonra pantolonu yaptırdık ama İstanbul’ a göçle birlikte bu pantolonun buralarda giyilemeyeceğini en azından fiyakası olmadığını da öğrendik.

Tabi o yaşlarda Ramazan ayında neden bir Sünni ilçeye gidilemediğini, bir ay boyunca tüm köylünün köyden dışarıya çıkmadığını anlamak da güçlük çekiyordum. Kente göçle birlikte ve yaşadığımız yerlerde ramazan ayında yaşanan sıkıntıları görünce babamı ve köylülerimizi çok iyi anlamaya başladım.

Komşularla sıkıntılar;
Ramazan ayı bizim için her zaman ve her ortamda sıkıntı olmuştur. Kente ilk geldiğimizde mahallemiz gecekondu mahallesi ve çoğunluğu Alevi idi hatta aynı köylüler ve akrabalar bir araya toplanmıştılar. Ama herkes aynı durumda değildi. Ablamın yaşadığı yerde, ramazan ayında, komşularına oruç tutuyor gözüktüğünü unutamam. Tüm ramazan boyunca, sahur vaktinde, davulcunun, o uykunun en tatlı yerinde, kafamızın içinde çalarcasına, güm güm sesleriyle uyanmak ve arkasından kalkıp, mutfağın ve salonun ışığını yakarak geri yatmak. İnanmadığın halde bunları yapmak. Sabah kalkıp komşularının sahur hikâyelerini dinlemek, gerçekçi olması için onlara sahur hikâyeleri uydurmak. Öğlen leyin gizlene gizlene yemek yemek, su içmek, bir komşu gelir korkusuyla yemek yerken dahi tedirgin beklemek. Hatta bazen yemek esnasında komşuların zile basmasıyla, yemek sofrasını (yer sofrası) karyolanın altına ya da bir odaya saklamak. Bütün bunların ne anlama geldiğini, bunun nasıl bir işkence olduğunu yaşayanlar bilir. Tabi ara da bir komşuların iftar davetlerine icap edip, onları da iftara çağırmak. Bunlar hatta daha fazlası yaşadığımız basit sıkıntılardır.

Peki, herkes mi saklıyor Alevi olduğunu, saklamayanlara ne oluyor. Evet, yaşadığı yerde Alevi olduğunu saklamayanlar da var. Cesaret edip, tecrit edileceğini göze alıp, söyleyenler de var. Onlar ne yaşıyorlar bir de ona bakalım; tüm ayları bir kenara bırakıp sadece ramazan ayını irdelersek, bu ayda, yaşadığımız mahalle ya da apartmanlarda ramazan ayında tüm komşuluk ilişkileri askıya alınıyor, kimse Alevi komşusunun kapısını açmıyor, çok modern insanlar olduğu halde ramazan da başka bir hal alıyorlar. Alevi komşusuyla konuşmaktan kaçıyorlar, başı açık olanlar bile örtünüp, her gün bir komşunun evinde kuran okuma günleri, toplantıları düzenliyorlar. Çocuklar sokakta, park da akranlarıyla ramazan muhabbetine girince bizim çocuklara ‘’suçlu’’ gözüyle bakılıyor. Küçük çocuklar kuran kurslarına gidip, bizim çocuklara öğrendiklerini anlatıyor ve isteyerek ya da istemeyerek çocukları etkiliyorlar. Akşamları tüm çocuklar birlikte Teravi namazına giderken bizi çocuk suçlu gibi onlardan ayrılıyor. Komşularla bayramlaşmalar ve sahte bayram kutlamaları da yaşanan diğer psikolojik sıkıntılar.

Davulcularla sıkıntılar; (Siz hiç işkencecinize bahşiş verdiniz mi? )
Benim çocukluğumun geçtiği sokak çoğunlukla aleviydi. Bizim sokakta inadına mıydı yoksa bize mi öyle geliyordu bilemiyorum ama davul sesi daha çok gürültülü çıkıyordu. İstanbul’ a ilk taşındığım yıl geceleyin davulun sesiyle korkudan yatağımdan nasıl fırladığımı unutamam. Tabi bir de bizim köyde davulun hiç, yani düğünlerde bile çalınmadığını da düşünürseniz, yaşadığımın kolay bir şey olmadığını anlayabilirsiniz.

Bizim amcaoğlu bu konularda biraz deli dolu birisiydi, gecenin o saatinde kalkar ve davulcuyla münakaşaya girerdi. Bir keresinde davulcuyu önüne kattığı gibi aşağı sokağa kadar kovalamıştı. Hani haksız da değildi, kaç kere de uyarmıştı bu sokakta oruç tutan yok bu sokakta savul çalma diye. İlerleyen yıllarda oturduğum bir mahallede ben de kalkıp davulcuya bir daha bu evin önünde davul çalma diye münakaşa etmek zorunda kalmıştım. Bir de ramazan bittikten sonra kapıya gelmezler mi, ‘’Ağabey bir ay boyunca geceleri davul çaldık’’ diyerek para istemeye. Siz hiç işkencecinize bahşiş verdiniz mi, Aleviler veriyor işte, ‘’al kardeş eline sağlık ‘’.

İş yerlerinde yaşananlar;
İş yerlerindeki sıkıntı başlı başına bir yaşam meselesi durumunda. İş yeri sizin çalışmak zorunda olduğunuz ve kaybetmekten her zaman korktuğunuz yaşam alanınızdır. Bu sebeple iş yerlerinde tüm diğer ortak yaşam alanlarından daha fazla dikkat edilir bu konuya. Bir kere öyle yada böyle Alevi olduğunuzu söyleyemediyseniz yandınız, nasıl olsa toplumun %99 u Müslüman, o halde sizde Müslümansınız. Ve oradaki tüm çalışma arkadaşların ve işverenlerinle vakti geldiğinde Müslümanlığın kurallarını yerine getireceksin. İşe girerken ben aleviyim diyenler paçayı kurtarıyordu. Çünkü onlar ya baştan işe alınmıyor ya da yaşayacağı sıkıntıları baştan göze alıp, inanmadığı bir inancın gereklerini yerine getirmekten daha da önemlisi kimliklerini ret etmekten kurtuluyorlar. Diyemeyenlerin dönüşü mümkün olamıyor. Bir kere onlar Müslüman muamelesine maruz kalmışlar, beraber Cuma namazına gidilmiş, kandiller kutlanmış, oruçlar tutulmuş geri dönüş mümkün mü, artık siz öz Müslüman olmuşsunuz. Sonra size demezler mi peki sen şimdi mi Alevi oldun diye, aynen öyle. İş yerlerinde sıkça rastlanılan bir durum bir Alevi diğeri için şunu söyler; aslında Hüseyin de Alevi ama baştan söyleyememiş Alevi olduğunu, iş işten geçmiş, şimdi de söyleyemiyor. Ne yapsın Hüseyin, ya söyleseydi ne olurdu, belki bin bir zorlukla bulduğu bu işe hiç alınmazdı, belki ona iş yerindeki en zor işler verilirdi. Bütün bunlar daha önce yaşanmıştı zaten.
Ramazanda iş yerlerinin yemekhaneleri kapatılır, bakım ve tadilata girer. Yemek çıkartılmaz.

Askerde yaşananlar;
Askerlik de insanların toplu yaşam alanlarından birisidir. Burada mutlaka bir ramazan geçirilir. Aleviler için burası da kolay değildir. Askerde özellikle er olarak yapanların yaşam alanlarından üst rütbelilerin fazla haberdar olmaması ve koğuşlarda yemekhanelerde yaşananlardan haberdar olmamaları sebebiyle ve devrecilik diye de tabir edilen ilk önce gelenin üst olduğu bir sistemde altta kalanın canı çıkar. Hele üst de yer alan er ve onbaşı, çavuşlar ramazan konusunda hassas ise durum daha da vahim olur. En kötü nöbet yerleri ile en kötü nöbet saatleri oruç tutmayana yazılır. Dayak olayı askerlikte eksik olmayan bir olgudur. Hatta dayak yemeyenin askerliği askerlikten sayılmaz diye bir söz dahi Askerler arasında ilke haline gelmiştir. Ramazan ayında da bu dayak olaylarında artış gözükmeye başladığı da başka bir gerçektir.

Kendi evinde yaşananlar;
Kendi evinde ne yaşanır demeyin, akşam evine gelip, yemeğini yeyip koltuğa uzanıp, şöyle televizyonun kumandasına bir basınca görüyorsun ramazanın evinize kadar girdiğini. Hangisini açarsanız açın her kanalda ramazanla ilgili bir programa rastlarsınız. Ramazana özel yemek tarifleri, ramazan iftar ve sahur saatleri, iftar sofralarından haberler, kuran ziyafetleri, Film mi seyrediyorsunuz fark etmez ya alt yazılarla ya da on dakika sonra yayınlanan reklâm arasında eksiklik gideriliyor. Reklâmlar bile ramazan propagandalarıyla dolu. Gazetelerde keza yine aynı hava, ramazan ekleriyle devam etmektedir.

Okulda yaşanan sıkıntılar;
Diğer ortak yaşam alanlarından birisi de okuldur. Son 20 yıldır okulda zaten ilkokul 4.sınıftan itibaren ramazan orucunun ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ders olarak almaya başlarsınız. Sonrasını da ilerleyen yaşlarda uygulayarak yerine getirmelisiniz. Getirmediğiniz zaman başta ayrımcılığa tabi tutulacağınız kesindir. Tabi daha çok arkadaşlar arasında yaşananlar okul döneminde önemsenir. Ramazanda okulda bir dindarlık havası esmeye başlar tüm ülkede estiği gibi. Okul jandarması rolüne soyunmuş ve kökleri dışarıda olan reisler ortaya çıkar. Tehditler savrulur oruç tutmayanlara.

Lise yıllarındaydı sınıfta oturuyorduk Ramazan’ ın ilk günüydü, herkes bir birine oruç olup olmadığını soruyordu, biz birkaç Alevi arkadaş birbirimizden haberimiz olmadan sıkıla pıkıla bu sorulara muhatap olmamak için kaçacak yer arıyorduk. Bir kız arkadaş arka sıramdan bana oruç olup, olmadığımı sormuştu, yanımdaki arkadaş solcu olduğumu ve oruç tutmadığımı benim adıma şikâyet eder bir biçimde söyleyivermişti, sanki böyle bir soruyu bekler gibi. Kız arkadaş ‘’vah yazık’’ diyerek ve yüzünde bir acıma duygusuyla yüzüme bakmıştı. Bu da bana çok ilginç gelmişti.

Üniversite yıllarında yaşanan sıkıntılar daha farklıdır. Orada artık bir siyasi bilinçle yapılır bunlar ve hemen hemen her yıl basına yansıyan bir olayla karşılaşırsınız. Ramazan da oruç tutmayan öğrenci dövüldü, ırmağa atıldı ve öldürüldü haberleriyle.

Sokakta yaşananlar;

Ramazanda sokağa çıkan herkes, herkesin oruç olduğu kanısıyla hareket eder. Bütün sözler şu mübarek ayda …. , diye başlar. Çiklet çiğnemek, sigara içmek, uluorta yemek yemek mümkün değildir. İçkili yerler kapalıdır. (hele küçük il ve ilçelerde) Açık birkaç lokanta vardır. Onların camları gazete kâğıtlarıyla kapalı ya da perde çekilmiştir. İçerde yemek yiyenler gözükmesin diye. Alışveriş yerlerinde herkes sizin oruçlu olduğunuz varsayımıyla hareket eder, kimse aksini düşünemez. Bir zeytin alacaksınız tadına baksanız, etraftakiler garip garip suratınıza bakar, sanki herkes oruç tutmak zorundaymış gibi.

Peki, bu Ramazan ayının Aleviler için hiçbir iyi yanı yok mu derseniz; vallahi İstanbul’ da yaşayan bir Alevi olarak Ramazanı en çok iftar saatinde seviyorum. Yollar boş oluyor ve trafik derdi ortadan kalkıyor. İftara yetişmeye çalışanların hız ve hırçınlıklarını saymazsak.

Şimdi bu yazıyı okuyan bir Müslüman vatandaş yahu bu da ne diyor, tabi ki böyle olacak bu ülkenin %99 u Müslüman diye çıkışıverecektir. Sevgili okur senin o, %99 Müslüman kıstas içinde %30 Alevi bulunmaktadır. Yani bu ülkenin 3 de 1 i alevidir. Çok abarttığımı düşünüyorsanız diyelim hadi olsun 4 de 1 i, bunlara ilaveten gayri Müslimler ve ateistleri de sayarsanız, ramazan orucu tutmayan ciddi bir kalabalığın bu ülkede yaşadığı durum yukarda özetlenmiştir.

Saygılarımla
Ali KENANOĞLU
———————

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Serçeşme Dergisinin ABF de yaşanan sorunlarla ilgili röportajı;

 

Ali Kenanoğlu
(Genel Başkan Yardımcısı)

ABF’nin son durumuyla ilgili görü¬şünü almak istiyorum. Ne oldu, işler nasıl bu noktaya geldi?

■ Tabii, orada iki tane sıkıntı vardı esa¬sında. Yönetim Kurulu içerisinde baş gös¬teren bir sıkıntı oluşmuştu. Bu sıkıntı da Merkez Yürütme Kurulu içerisindeki uyumsuzluk. MYK içerisindeki uyumsuzluk, MYK’nın tüm üye¬le¬rinden kaynaklı değildir. Genel başkan ile genel sekreter; genel başkan ile genel başkan yardımcıları arasında bir sıkıntı vardı.
Bize göre –tabii, bulunduğum taraf açısından ya da şahsi ifademe göre– bunun nedeni şuydu, birkaç örnek yaşanmıştı, Genel Başkan, Yönetim Kurulu’nun almış olduğu bir takım kararlara uymadı.

Bunların en belirgini Hubyar. Bu ismin geçmesi de ondan olsa gerek. En belirgini şuydu: “Hubyar konusunda tarafsız kalınacak” diye yazılı bir Yönetim Kurulu kararımız vardı. Örneğin, Hıdır Temel’lerin İstanbul’da Şişli Belediyesi’nde düzenlemiş oldukları bir toplantı vardı. O toplantıya genel başkanın katılmaması konusunda karar verildi. Yönetim Kurulundan arkadaşlar kendisine telefon açıp, “biz senin o toplantıya katılmanızı istemiyoruz” dediler. O, bütün bunlara rağmen Yönetim Kurulu iradesini yok sayarak toplantıya katıldı.
Keza son dönemlerde bir de “siyasete müdahale edeceğiz” mevzusu vardı.
Onu soracağım. Siyasallaşmayla ilgili fark, ayrışma nedir?

■ Buradaki sıkıntımız şuydu: Bizim Alevi hareketinin siyasallaşmasıyla ilgili olarak hiçbir politikamız yok. Bununla ilgili oluşturmuş olduğumuz bir politikamız yoktu. Yani Aleviler siyasete müdahale etmeli mi, etme¬meli mi konusunda olumlu ya da olumsuz bir kararımız ve düşüncemiz yoktu. Bunu hiçbir yönetim kurulu toplantımızda, gündem yapıp tartışmadık. Ortada bir kararımız yok. Bu olumluydu ya da olumsuzdu, bu karar yanlıştı ya da doğruydu demek istemiyorum. Herhangi bir kurulumuzda tartışmadığımız, olumlu ya da olumsuz karar almadığımız halde Avrupa Konfederasyonu’ndaki arkadaşlar kendilerince böyle bir karar al¬mışlar ve sanki bu Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’nun kararıymış gibi genel başkanımız tarafından da dillendirilmeye başlanmış çeşitli yer¬lerde.

Biz de kendisine söyledik. Bizim bu konuda herhangi bir kararımız yok. Bu konuşulurken, “Hacıbektaş’taki sonuç bildirgesinde bu konu var” denildi. Fakat biz sonuç bildirgelerinin nasıl hazırlandığını çok iyi bili¬yoruz. İki, üç kişilik ya da beş kişilik komisyon seçilir, sonuç bil¬dir¬ge¬sini o hazırlar. Konu artık toplantının son maddesidir ve tespit edilen komisyon bir sonuç bildirgesi hazırlamıştır. Kiminin otobüsü kalkıyordur, kiminin karnı acıkmıştır; sonuç bildirgesinin tartışma zemini, ortamı da olmaz. O sonuç bildirgesi okunur, orada bulunanlar “tamam” derler, geçer gider.

Ama Alevilerin siyasete müdahalesi ciddi bir konudur. İki dakikada oluşturulabilecek ya da oldubittiye getirilebilecek bir mesele değildir. Bun¬dan önce Barış Partisi süreci yaşandı, Alevi hareketi darmadağın oldu. Böyle ciddi bir karar burada [Türkiye’de-AK] kurullarda, alt örgüt¬lerde, kuruluşlarda, bölge toplantılarında ciddi bir şekilde tartışılır. Böyle önemli bir konuda ancak ondan sonra olumlu ya da olumsuz bir karar veri¬lir. Ama bu, bize bir oldubitti olarak getirildi.
Avrupa’daki arkadaşlarımızın böyle bir kararı oluşmuş. Onlar tartış¬mıştır, tartışmamıştır; bu bizim iç sorunumuz değildir. O arkadaşların, kuruluşların düşüncesi ya da onların kurullarının sorunudur.

Bunlar, sanki Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da böyle bir ka¬ra¬rı varmış ve bunu uygulamaya sokuyorlarmış gibi bir hava estirme¬ye çalıştılar. Bizim başkanımız da televizyonlarda, kitlesel etkinliklerde bu konuyu dillendirmeye başladı. Bu bizi rahatsız etti. Biz böyle bir ka¬rar içinde değildik. Böyle bir kararı tartışmadık da. Evet, doğrudur, belki olması gerekebilir, bu ayrı bir konudur; ama bizim böyle bir kararımız olmadığı için bu bize, Avrupalı ar¬ka¬daşlar tarafından Türkiye Alevi Bek¬taşi Federasyonu’na dikte edil¬miş bir karar gibi geldi. O anlamda sıkıntının büyüğü aslında buy¬du.

Birey olarak beni en çok rahatsız eden konu da aslında buy¬du, çünkü Hubyar başka bir merci¬de yürüyen bir meseledir. Sela¬hat¬tin Özel açık açık taraftır, kendisi de söylemiştir, onun orada taraf olması da ayrıdır.
Hubyar meselesine değinir misin? Selahattin Özel’in taraf olduğu mesele neydi?

■ Almanya Federasyonunu Genel Başkan Yardımcısı Hıdır Temel ile Tür¬kiye Federasyon Genel Başkan Yardımcısı olan ben aynı köylüyüz. Köyde Hubyar Sultan Türbesi konusunda kamuoyuna yansıyan sorunlar var. Hıdır Temel’in ailesi türbenin tapusunu üzerlerine almak için Almus Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı. Dava hâlâ devam ediyor; dör¬düncü duruşma yapıldı. Tapuyu kendi adlarına almaya uğraşıyorlar.

Köy muhtarlığı ve Hubyar Vakfı da bunun karşısında yer alıyor. Köy muhtarlığı mahkemede taraftır. Ben de birey olarak muhtarlık kanadını destekliyorum, çünkü bu türbe kimsenin babasının malı olmamalıdır diye düşünüyorum. Şahıs malı olması mümkün değildir, orası kamu malıdır. “Mal” demeyeyim, Alevi toplumunun kamusal kutsal bir yeridir demek daha doğru.

Selahattin Genel Başkanımızın tavrı sürekli Hıdır arkadaşımızın ya¬nın¬da oldu. Toplantılarına destek verdi; uygulamalarıyla, tartışmalarıyla onun yanında oldu. Hatta Almanya Federasyonu ve Hıdır Temel arka¬da¬şımız, benim Federasyon’dan atılmamı talep etmişler. Selahattin ar¬ka¬¬da¬şı¬mız da bu talebin uygun ol¬du¬ğunu ve böyle olması gerektiğini söyledi. Benim Fede¬ras¬yon’dan ihraç edilmem ve azledilmem ge¬rek¬tiğini savundu. Açık açık buradaki taraflığını ifade etti.

Tabii bu da Alevi Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu’n¬daki ikinci önemli ayrışma noktası oldu. Bize göre Alevi Bektaşi Fe¬de¬rasyonu siya¬sete müdahale konu¬sunda da Hubyar meselesinde de çözüm mercii olma¬lıydı.
Göreve seçildiğinde Selahattin Genel Başkana bu konunun çözülmesi gerektiğini söyledim. Kendisi, “Ben bunu çözeceğim, Hıdır benim ar¬ka¬¬daşım; sen de Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı’sın. O nedenle ben bunu çözeceğim.” dedi. Fakat göreve geldiğinden beri çözüm için en ufak bir adım dahi atmadı, en ufak bir girişimde dahi bulunmadı.

Kaldı ki içinde bulunduğum taraf Federasyon’un hakemliğini kabul etmişti. Daha sonra Veliyettin Ulusoy’a giderek, serçeşme mürşidimiz oldu¬ğunu; kendisinin Alevilerin inançsal önderi olduğunu ve Veliyettin Ulusoy’un bu konudaki alacağı kararı peşinen kabul ettiğimizi beyan ettik. Tabii diğer arkadaşların böyle bir beyanları olmadı, kabullenmeleri de olmadı. Bu nedenle Hubyar sorunu mahkeme aracılığıyla devam ediyor. Bir türlü Alevi hukuku içerisinde giderilemedi. Biz bu konuda çağrı¬mızı yeniledik

Bu meselede Federasyonun tarafsız kalması ve çözümden yana taraf olması gerekirken, Selahattin Başkan Federasyon’un iradesini, hâkimli¬ğini kabul etmeyen Hıdır Temel’den yana tavır sergiledi. Bu da kendi ku¬rumsal konumuyla çelişen bir durumdur.

Bu ayrımlaşma ne getirecek Alevi toplumuna?

■ Bakın, esas can alıcı nokta şu oldu: Bu Danışma Kurulu toplantısıydı, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Danışma Kurulu toplantısıydı. Danışma Kurulu toplantısına Avrupa’dan Turgut Öker ve Hıdır Temel de katıl¬mış¬lardı. Danışma Kurulu toplantısından sonra biz, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu toplantısı için bir araya geldik. Bu toplantıya Turgut Öker ve Hıdır Temel de katıldılar.

Bu toplantıda şöyle bir durum ge¬lişti: Bu arkadaşlar, Türkiye Ale¬vi Bek¬taşi Federasyonun Genel Başkan Yardımcısı olan Ali Ke¬nan¬¬oğ¬lu’nun Federasyon’dan azlini talep ettiler. Talep ederken de bu bizim öne¬ri¬miz¬dir falan diye değil, “olması gerekir, bu bizim Almanya Federas¬yo¬nu¬mu¬zun kararıdır ve bu adımın acilen atılması gerekir” şeklinde bir tavırla bu toplantıda yer aldılar.
O zaman kriz yön değiştirdi: Daha önce Hubyar sorunu iken, bir anda Fe¬de¬rasyon’un kimliği sorunu haline dönüştü. Çünkü o zaman Fede¬ras¬yon’daki arkadaşlar, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’nun kimliğini sorgulamaya başladılar. Dediler ki, “bu ne oluyor; dışarıdaki federasyon yoldaşımızdır, yandaşımızdır, ama organik olarak farklı yapıda olan bu kurumumuz geliyor, bizim kurumumuzun genel başkan yardımcısının kellesini istiyor; bu nasıl iş?” Mevzu buna döndü. O zaman Federas¬yon’daki arkadaşlar şunu sorguladı: “Bu kurulu biz mi yönetiyoruz? Bu kurul bir başkasının diktasıyla mı yönetiliyor?”

Bu konuda ulusalcı ve Avrupa Birlikçi görüşlar arasında bir ayrılık söz konusu mu?

■ Yok, kesinlikle Alevilik bakış açısı noktasında hiçbir çelişkimiz yok. Se¬¬la¬hattin Başkanla biz bu konuda hemfikirizdir ve Alevilik bakış açı¬sın¬dan hiçbir farklı düşüncemiz yoktur.
Aleviliğe bakış açısından, Avrupa Birliği bakış açısından ya da ulu¬sal¬cılık bakış noktasında bir tartışmamız olmadı. Federasyon’da bu yön¬de bir tartışma olmadı. Hiçbir zaman bunlar bir ayrılık sebebi olarak gün¬deme gelmedi. Gündeme gelmeyen bir konunun ayrılık sebebi ol¬ması mümkün değil. Federasyon’da böyle bir tartışma gündeme gel¬me¬di.
Tabii siyasete müdahale konusunda sıkıntımız vardı, ama bu ulusalcı ve Avrupa Birliği noktasında değildi. Siyasete müdahale kararı alma¬dığımız halde böyle bir karar varmış gibi lanse edilmesi sıkıntı yarattı.

Serçeşme dergisi –

ABF YÖNETİCİLERİ İLE SÖYLEŞİ News Item
158 Okuma \ 3 Yorumlar
Yazar admin – November 04 2006 10:25:26

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alevilik İslam dışı mı?
Din dersi tartışması Alevileri böldü

Din dersi davasında ‘’azınlık’’ tartışması News Item
147 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – November 20 2006 08:42:16

ANKARA Milliyet

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı avukat Kazım Genç’in Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulması istemiyle AİHM’de açtığı dava Alevi örgütlerini böldü.
Tartışma, Genç’in, Hasan Zengin adlı dernek üyesinin kızının din derslerinden muaf tutulması istemiyle açtığı davanın reddedilmesinin ardından konuyu AİHM’ye taşımasıyla başladı.
Cem Vakfı Avrupa Koordinatörü Alişan Hızlı, Genç’in davada “Aleviliğin İslamın dışında olduğunu” savunduğunu, bu savunmanın kabul görmesi halinde Lozan Anlaşması ölçütlerine göre Alevilerin de “azınlık” statüsünde kabul edileceğini öne sürdü. Hızlı, “Davayı açan kişiler, azınlık oluşturmaya çalışıyorlar” dedi.

‘AB’yi bile kınadık’

Genç ise, “azınlık” tartışmasını ortaya atanların “aymazlık içinde Aleviliğe hakaret ettiklerini” savundu. Aleviliğin “İslamın içinde mi, dışında mı olduğu” konusunda herkesin farklı inançları olabileceğini kaydeden Genç, “Alevileri azınlık gibi gösteren AB’yi bile kınadık. Aleviler cumhuriyetin temel unsuru ve kurucusudur.”

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu da, zorunlu din derslerinin Alevilik inancı ile ilgisi olmayan unsurlar içerdiği konusunda tüm Alevi örgütlerinin hemfikir olduğunu kaydetti.
Kenanoğlu, “Tartışmayı içimize yöneltmeye yönelik bir provokasyondur. Alevilerin anayasal hak ve talepleri, AB tarafından da azınlık meselesine sıkıştırılmıştı. İddiayı ortaya atanlar da aynı tuzağa düşmüş” dedi.

 

 

 

 

 

 

 

KAZANDIK Devamı · News Item
474 Okuma \ 7 Yorumlar
Yazar admin – November 24 2006 13:14:24

KAZANDIK
Zorunlu Din Dersi ile ilgili olarak Dernek Başkanımız Ali KENANOĞLU’ nun açmış olduğu davayı kazandık.

Bu dava Türkiye’ de kazanan ilk ve tek dava olarak tarihe geçti. Bu dava Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını değiştirmeye yönelik kazanılan önemli bir dava olarak da tarihe geçti.

Hukuk mücadelemizde, yanımızda olan, Başta üst kuruluşumuz, Alevi Bektaşi Federasyonu olmak üzere tüm yoldaş kurumlara ve kişilere teşekkür ediyoruz. Başkanımız Ali KENANOĞLU’ na mücadelelerinde başarılar diliyoruz.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar admin – December 08 2006 15:45:56

Aleviler, İslam ve AKP

İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 12 Ekim’de aldığı ve 23 Kasım’da basına yansıyan kararında, zorunlu din derslerinin inanç özgürlüğüne aykırı olduğuna hükmetti.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu’nun açtığı davada mahkeme, din kültürü ve ahlak öğretimi dersinin içeriğinin dinî ve felsefi inancına uygun olmadığını düşünen ana-babaların çocuklarının bu dersten muaf tutulmaları gerektiği sonucuna vardı. Hasan Zengin adlı başka bir Alevi yurttaşın, zorunlu din dersleri aleyhine açtığı dava ise iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti. AİHM’nin kararını önümüzdeki aylarda alması bekleniyor.

5. İdare Mahkemesi’nin kararı bir açıdan, Türkiye’de temel ve ortaöğretimdeki zorunlu din derslerinin öğrencilere Sünniliğin resmi, devletçe uygun görülen yorumunun öğretilmesi şeklinde uygulandığının tescili anlamına geliyor. Başka bir açıdan da, laik bir rejime sahip olma iddiasındaki Türkiye’de, din-devlet ayrılığı anlamında laikliğe aykırı olarak dinsel eğitim devlet tekelinde tutulduğu gibi, bütün yurttaşların vergileriyle finanse edilen kamu okullarında belirli bir mezhebin inanç ve ibadetinin bütün öğrencilere zorunlu olarak öğretilmekte olduğunun tespiti anlamına geliyor.

Alaturka laikliğin laikleşmesi, yani ne devletin dine, ne de dinin devlete karışmadığı bir düzene geçişin şartlarından biri, kuşkusuz, din eğitiminin devletin görevi olmaktan çıkarılmasıdır. Bunun için gerekli mutabakattan çok uzak olduğumuza göre, demokrasinin temel şartlarından biri olan din özgürlüğünün asgari koşullarının sağlanması gerekmez mi? Bunun için 5. İdare Mahkemesi’nin gösterdiği yol, yani aileleri öyle isterse, çocukların zorunlu din dersinden muaf tutulmaları yerinde olmaz mı? Daha öncesinde mümkün olan bu muafiyet, 1982 Anayasası çerçevesinde de mümkündür. Ankara Ü. SBF İnsan Hakları Merkezi Öğretim Üyesi Dr. Kerem Altıparmak’ın gösterdiği gibi, Anayasa’ya göre okullarda din dersi okutulması kamu makamları açısından zorunlu ise de, aileler açısından değildir. (Bkz. Radikal, 13 Şubat 2005)

Alevi ana-babaların çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını istemeleri, Alevileri ne Lozan’a ne de herhangi başka bir hukuk müktesebatına göre “azınlık” durumuna getirmez. Alevilerin sosyolojik anlamda Türkiye’deki en geniş dinsel azınlık olduğu da, bilimsel açıdan tartışma götürmez. Aleviliğin İslam’ın bir parçası, bir mezhebi olup olmadığına dair tartışmaya gelince:
Sünniliğin resmi yorumunun temsilcisi Diyanet İşleri Başkanı’nın “Alevilerin Müslüman olup olmadığının tartışılması Müslümanlığa hakarettir.” demesi, Milli Eğitim Bakanı’nın “Kimsenin ‘ben bu dersi almıyorum’ deme lüksü yoktur.” şeklindeki beyanı yanında, bizzat Alevi topluluğunun önde gelen bazı temsilcilerinin Aleviliği İslam dışında gören kimi Alevileri “bölücülük, Alevileri azınlık durumuna düşürmek, ateistlik, komünistlik, vs.” ile suçlaması, Türkiye’deki dinsel hoşgörüsüzlüğün kaygı verici örnekleri. Bu beyanlar, din özgürlüğüne olduğu gibi, “Dinde zorlama olmaz” diyen İslam’a da aykırı değil midir? Demokrasilerde yurttaşlar inançsızlık dahil inancını seçmekte ve dilediği gibi yorumlamakta özgürdür. “Aleviler Müslüman mıdır, değil midir?” sorusuna ancak Alevilerin kendileri cevap verebilir. Alevilerin büyük çoğunluğunun kendilerini İslam içinde gördüğü doğrudur. Ama öyle düşünmeyenlerin Alevi sayılamayacağı iddiası makul değildir.
Sünni çoğunluğun dinî özgürlüklerine getirilen kısıtlamalardan haklı olarak yakınan AKP sözcülerinin Alevilerin özgürlükleri konusundaki duyarsızlığı, bu partinin dinî özgürlükleri savunma konusundaki çifte standardının kuşkusuz en belirgin örneğidir. Bütün milleti temsil etme iddiasındaki AKP sözcülerinin Aleviliği “İslam içinde bir kültür”e indirgeyen tavrı ve AKP’nin kapılarının Alevi vatandaşlara kapalı tutulması ise, ne yazık ki bu partinin yurttaşlar arasında din temelli ayrımcılık yaptığının, bir Sünni partisi olduğunun en açık göstergesi.

ZAMAN GAZETESİ – Şahin Alpay

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devlet üniversitesine Alevî bilim dalı kurulacak Devamı · News Item
92 Okuma \ 0 Yorumlar 

 

Yazar admin – December 10 2006 22:04:18

Devlet üniversitesine Alevî bilim dalı kurulacak

Türkiye’de ilk kez bir devlet üniversitesinde Alevi-Bektaşi anabilim dalı açılıyor. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) İlahiyat Fakültesi bünyesinde faaliyete geçecek bölüm, Alevilik konusunda uzman bilim adamı yetiştirecek.

……..

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, bilim dalı oluşturma çabasını memnuniyet verici olarak niteledi. Bazı bilim adamlarının kendilerince ortaya koyduğu Alevilik tanımını kabul ettirmeye çalıştıklarına dikkat çeken Kenanoğlu, “Yaşanılan Alevilik üzerine bir bilimsel çalışma yürütülmesini istiyoruz. Aleviliğin dışında asimile etmek için yapılacak çalışmalara karşıyız. Bana ya da bizim kurumlarımıza yurtdışındaki üniversitelerden akademisyenler geliyor. Biz kendi üniversitelerimizdeki bilim adamlarından fazla ilgi görmüyoruz.” dedi. İlkokuldan başlayarak din eğitiminde yanlış yöntemler kullanıldığını öne süren Kenanoğlu, Alevilerin nasıl ibadet ettiklerinin, inanç şekillerinin ve ritüellerinin neler olduğu anlatılmadan konunun birer deyişle geçiştirilmek istendiğini kaydetti. Isparta’da böyle bir bölüm açılması çabasının iyi bir gelişme olduğunun altını çizdi.

Zaman Gazetesi – 10.12.2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘Hz. Ali günümüz insanı için bir model’ Devamı · News Item
118 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – January 15 2007 14:46:33
‘Hz. Ali günümüz insanı için bir model’

Diyanet’in aylık dergisinde, Hz. Ali’ye geniş yer verilirken, Alevilik konusunda ise herhangi bir tanımlama yer almadı.

‘PEYGAMBER DEĞİL, HALİFEDİR’
Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Kazım Genç: Biz, Hz. Ali’yi peygamber olarak görmüyoruz. Hz. Ali halifedir. Ancak Anadolu’da Ali’ye ‘mistik’ bir önem atfedilir. Burada sorun Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevileri görmezden gelmesidir.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu:

Diyanet İşleri Aleviliğe kendi bakış açısıyla el atmaya çalışıyor. Yaklaşımında ‘Aleviliğin esasında sünnilikten farkı yok’, ‘İslamın alt tarikatı’ bakışı var. Alevi mahallelerinde Hz. Ali ismiyle camiler kuruluyor. Alevilik’ten bahsetmeden Alevilerin önem verdiği Hz.Ali’yi istedikleri gibi anlatıp ‘Onun gibi davranın’ mesajı veriliyor. Ama Anadolu Alevisi için Hz. Ali cem yapan, semah dönen, deyişler söyleyendir. Alevilikte peygamberlik olgusu yoktur. Hz. Ali’nin de peygamber olması söz konusu değil.

Bülent AYDEMİR / ANKARA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar Hubyar – February 07 2007 09:36:41
06/02/2007

Ali KENANOĞLU : Cemevleri camileştirilmek isteniyor

İstanbul’ daki bazı Cemevlerinde Kuran Kursu eğitimi için DİB tarafından görevli gönderileceği haberleri üzerine , Birgün Gazetesinden Volkan Şahin’ in sorularını yanıtlayan Kenanoğlu , Alevilerin sorunu kuran ezberlemek değildir dedi.

VOLKAN ŞAHİN – BİRGÜN GAZETESİ

Alevi sivil toplum örgütlerinin her fırsatta kapatılması gerektiğini savunduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Cemevleri’nde Kuran Kursu açmaya hazırlanmasına Alevi örgütleri tepki gösterdi.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, İstanbul’daki bazı Cemevleri’nden bu yönde gelen talep üzerine harekete geçtiklerini ve bunun, “güzel ve memnuniyet verici bir gelişme” olduğunu savunurken, Alevi örgütleri ise Cemevleri’ni ibadethane olarak kabul etmeyen Diyanet İşleri’nin bu uygulamasının, “Cemevleri’ni Cami’leştirme çabası” olduğunu belirtiyor.

BUGÜN KURAN KURSU YARIN MİNARE
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Görmez’in önceki gün, İstanbul’daki bazı Cemevleri’nden gelen istek üzerine bu Cemevleri’ne Kuran Kursu eğitimi için kadrolu imam verileceği yönündeki açıklamaları yeni bir tartışma başlattı.
Bugüne kadar yapılan açıklamalarda, Alevi inancını benimseyen vatandaşlara Cami’leri adres gösteren Diyanet İşleri’nin bu kararını eleştiren Ali Kenanoğlu, “Cemevleri’ni ibadethane olarak kabul etmeyerek Aleviler’e Cami’leri adres gösteren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu çalışmasını, ilk etapta Cemevleri’nin içerisini Cami’leştirme çabası olarak değerlendiriyoruz. Bu, ileride birer minare dikmek suretiyle Cemevleri’ni Cami’ye dönüştürme yönündeki zihniyetin ilk adımıdır” diye konuştu.

‘ASİMİLASYONA HİZMET EDENLER VAR’
Aleviler’in sorununun Kuran’ı Arapça olarak okumak ya da ezberlemek olmadığını vurgulayan Kenanoğlu, “Bu nedenle Diyanet’in girişimini, Cemevleri’ni Cami’lere dönüştürmeye yönelik bir çaba olarak değerlendiriyoruz. Ne yazık ki Aleviler’e yönelik bu asimilasyon politikasına hizmet eden bazı Cemev-leri’miz de var ancak bunların sayısı çok az ve Aleviler’in genelini temsil etmekten uzaklar” açıklamasını yaptı. Demokratik ve laik bir ülkede Diyanet İşleri gibi bir kurumun varlığını doğru bulmadıklarını her fırsatta dile getirdiklerini hatırlatan Kenanoğlu, Aleviİer’in Osmanlı’dan günümüze devletin inançlara müdahalesini doğru bulmadığını ve bu tür yapılara dahil olmamaya önem verdiğini söyledi. Kenanoğlu, Cemevleri’ne Kuran Kursu açılması gibi bir girişimin Aleviler’in hiçbir sorununu çözmeyeceği gibi yeni sorunlar yaratmaktan başka bir işe yaramayacağını

avundu.

 

Yazar Hubyar – February 13 2007 09:53:27
Taner ve Seyfettin’e Alevilerden tepkiAlevi örgütleri hakaret içerdiğini iddia ettikleri kitaplar için “MEB tarafından kasıtlı mı seçildi” diye sordu.

Milli Eğitim Bakanlığı’nca ilk ve ortaöğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Eser’in belirlenmesinin üzerinden iki yıl geçti, ancak tartışmaları bitmedi. Çevirilerde İslami söylem ve küfre varan argo ifadeler nedeniyle eleştirilen kitaplara bir tepki de Alevilerden geldi. Alevi örgütleri, MEB’in Haldun Taner’in, bir karakterin Alevilere hakaret içeren sözler söylediği ‘Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu’ adlı öykü kitabının kasıtla seçildiğini belirterek tepki gösterdiler. Kitaptaki iki öyküde yer alan Alevilere yönelik ifadelerin rencide edici olduğu ifade edildi. Alevilerin “Milli Eğitim Bakanlığı’nca tavsiyeli” logosuyla satıldığı için tepki gösterdiği kitaplardan bir başkası ise Ömer Seyfettin’in öykülerinin yer aldığı ‘Harem’ kitabı. Alevi örgütleri, kitapta Alevilerin ‘karışık cinsi münasebet’lerde bulunduklarının ima edildiğini belirtiyor.

‘KARDEŞLİKLERİ YIPRATACAK’
100 Temel Eser listesinde yer alan kitaplardaki ifadelere “Bu satırlar, sırasını paylaştığı arkadaşını kardeşi olarak gören çocukları incitecek, kardeşliklerini yıpratacaktır” diyerek tepki gösteren Alevi örgütleri, hakaret içerdiğini savundukları kitapların öneri listesinden çıkarılmasını istedi. Alevi örgütlerinin tepkileri şöyle:

* Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel: Hem ‘Esas Müslüman sizsiniz’ diyeceksiniz hem de Alevileri cinsel sapıklıklarla suçlayan kitapları öğrencilere önereceksiniz. Kitaplardaki hakaret içeren sözler temizlenmeli.

* Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Kazım Genç: Bu davranış AKP iktidarı ve MEB’in Alevilere yönelik bakışını gösteriyor.

* Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Haldun Taner gibi aydın insanın Alevilere yönelik bu çirkin ifadeleri kullanması üzücü.
Nergis DEMİRKAYA / ANKARA-sabah

 

Haldun Taner’ in eşi Demet Taner’ den Hubyar.org ‘ a açıklama News Item
241 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – February 16 2007 12:47:21
Haldun Taner’ in eşi Demet Taner’ den Hubyar.org ‘ a açıklama

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tavsiye edilen ve içerisinde Aleviliğe hakaret bulunan öykülerinden ‘’Şişhaneye yağmur yağıyordu’’ öyküsünün yazarı Haldun Taner’ in eşi Demet Taner’ den derneğimize açıklama.

Dernek Başkanımız Ali Kenanoğlu’ nu arayan Demet Taner , Sabah Gazetesinde yayınlanan haber üzerine son derece üzgün olduğunu, Haldun Taner’ in Aleviler hakkında olumsuz bir düşüncesi olmadığını, öykünün yazıldığı dönemlerde Kızılbaşlık kavramının anlamının toplum tarafından yanlış bilindiğini, Alevilikle aynı anlamda kullanılmadığını en azından toplum tarafından böyle bilinmediğini, Haldun Taner’ in de bunun kesinlikle Alevi toplumuna yönelik bir ifade olarak kullanmadığını, böyle olduğunu bilse ve şu an da yaşasa kesinlikle bu durum karşısında çok üzüleceğini ve bu ifadeyi romanından çıkartacağını söyledi. Fakat kendisi hayatta olmadığı için şu an bunun mümkün olamadığını söyledi.

Taner ; ”Aleviler bu ülkenin aydınlık toplumudur. Atatürk devrim ve ilkelerine bağlı bir toplumdur. Cumhuriyete sahip çıkan bir toplumdur. Haldun Taner’ de bunu böyle bilmekte ve böyle düşünmekte idi” dedi.

Demet Taner, ayrıca konu ile ilgili olarak yazılı bir açıklama’ da yapacağını ve bu açıklamasını derneğimize göndereceğini söyledi.

Hubyar.org – özel haber

 

Alevi Dedeleri kızdıran talep News Item
746 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – February 17 2007 10:17:43
Alevi Dedeleri kızdıran talep

Tokatlı Temel ailesi, Alevilerin kutsal ismi Hubyar Sultan’ı marka olarak tescil ettirmek için başvurdu.

Hacı Bektaş’tan sonra ikinci büyük Alevi dergâhı olan Tokat’taki Hubyar Ocağı’yla ilgili bu başvuruyu Hubyar Sultan’ın torunları olduğunu iddia eden Temel ailesi yaptı. Aile, Hubyar ismini ticari marka olarak kullanmak için Türkiye Patent Enstitüsü’ne gitti.

Deterjan markası olacak
Yapılan resmi başvuru kabul edilirse Temel ailesi, Hubyar Sultan markasını deterjandan cilaya, kozmetikten tütüne her türlü mal ve hizmet ticaretinde kullanabilecek. Aile, “Bu bizim en doğal hakkımız. Akrabalığımızı belgelerle ispatlayabiliriz” iddiasında bulundu.

Marka değil sosyal olgu
Temel ailesinin bu girişimine diğer Aleviler itiraz etti. Hubyar Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu “Hubyar Sultan Alevi inanç merkezinin adıdır. Bir marka değil sosyal bir olgudur. Kesinlikle bir kişi ya da kurum adına tescil edilemez” dedi.

Hubyar markası Alevileri kızdırdı

Tokatlı Temel ailesi Alevilerin kutsal kabul ettiği Hubyar Sultan’ı marka haline getirmek için girişimde bulundu. Hubyar Alevi Kültür Derneği Başkanı, “Sosyal olgudur” diye karşı çıktı.

Alevi inancının önde gelen temsilcilerinden ‘Hubyar Sultan’ marka olma yolunda. Tokat’taki Alevi dergâhına ismini veren Hubyar Sultan’ın torunları olduğunu iddia eden Temel ailesi, Türkiye Patent Enstitüsü’ne başvurarak ‘Hubyar’ isminin adlarına marka olarak tescil edilmesini istedi. Türk Patent Enstitüsü başvuruyu kabul ederse Hubyar ismi, arap sabunundan cilaya, doğum kontrol hapından süt sağma makinesine kadar çeşitli ürünlerin markası olarak kullanılabilecek.

ATAMIN İSMİ DEDİ; MARKA İSTEDİTokat’ın Almus ilçesine bağlı Hubyar köyünde yaşayan Hıdır Temel, “atalarımın ismi” dediği Hubyar’ın lisansını almak için Türk Patent Enstitüsü’ne başvurdu. Ancak Hıdır Temel’in başvurusu Aleviler’in tepkisine neden oldu. Çünkü, Enstitü’nün başvuruyu kabul etmesi halinde Temel, Aleviler’in kutsal gördüğü Hubyar Sultan’ın ismini her türlü mal ve hizmet ticaretinde kullanabilecek. Böylece, Hubyar ismi ile temizlik, kozmetik, cila, mobilya, ilaç, giysi, maden, mutfak eşyaları, sanayi, aydınlatma, otomobil, ateşli silahlar, deri, dantel ve nakış, bira, şarap, tütün üretilip satılabilecek.

BİR KİŞİYE TESCİL EDİLEMEZ
Hıdır Temel’le beraber başvuruda bulunan Arslan Temel SABAH’ın sorusu üzerine, Hubyar Derviş’in torunu olduğunu belirterek, “Atalarımın ismi üzerinde hak talep etmem kadar doğal bir şey olamaz. Bunu belgelerle ispat edebilecek durumdayım” diyerek girişimini haklı olduğunu savundu. Alevi inancının temsilcilerinden Hubyar Sultan’dan ismini alan Hubyar köylüleri ise isimlerinin bir kişiye tescil edilemeyeceğini savunarak, başvuruya itiraz etti. “Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı” Ali Kenanoğlu, ‘Hubyar’ın bir marka değil “sosyal bir olgu” olduğunu vurguladı.

HUBYAR TÜRBESİ TESCİL EDİLDİ Hubyar Sultan’ın doğdukları köye ismini verdiğine dikkat çeken Kenanoğlu, “Hubyar Sultan Alevi inanç merkezinin adıdır. Hubyar köyünde bulunan türbede Hubyar Sultan yatar, bu inancımız açısından önemlidir, adına kitaplar yazılmıştır. Bu isim kesinlikle bir kişi ya da kurum adına tescil edilemez” dedi. Hubyar türbesinin de Kültür Bakanlığı’nca Kültür Varlığı olarak tescil edildiğine dikkat çeken Dernek Başkanı Ali Kenanoğlu, aynı zamanda Hubyar ismiyle kurulmuş tüzel kişilikler bulunduğunu, yüzlerce kişinin doğum yeri olarak kimliklerinde Hubyar yazdığını belirtti.

16. yüzyılda yaşamış önder

Hubyar Sultan, Hacı Bektaşı Veli gibi 16’ncı yüzyılda yaşamış Alevi inancının önderlerinden biri. Celali isyanları döneminde bugün türbesinin de bulunduğu Tokat Almus-Hubyar köyüne yerleşen Hubyar Sultan için her yıl binlerce insan köye gidip kurban kesiyor. Özellikle hastalık, sakatlık tedavisi ve çocuk istemek için Hubyar’a dua ediliyor. Hubyar Sultan’la ilgili inanılmaz kerametler bulunuyor. Bunlar, Hubyar Sultan’ın kızgın fırına atılıp belirli bir süre sonra fırından sakalı buz tutmuş bir vaziyette yanında bir çocukla ve çocuğun elinde de çiçekle çıkması, küçük bir kazandan 40 bin orduyu doyurması, bir avuç toprakla denizi kurutması ve denizin üzerinden yürüyerek geçmesi şeklinde. Bugün Hubyar Sultan’ın torunları Tokat-Sivas-Amasya-Çorum illerinde dedelik yapıyor.

ALEVILERDEN AKP’YE SAZ
Alevi kesimin önde gelen ozanlarından Musa Eroğlu, Hubyar Ocağı’nın kapatılmasını önleyen AKP Çorum Milletvekili Agâh Kafkas’a teşekkür için sazını hediye etti. Avrupa Alevi Federasyonu 2. Başkanı Hıdır Temel’in de katıldığı bu yemek kimi alevi örgütlerinin tepkisini çekmişti.

NERGİS DEMİRKAYA ANKARA-sabah

 

Yasal sıkıntınız varsa Diyanetin bütçesini 0 YTL olarak açıklayın News Item
135 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – February 22 2007 10:49:36
SODEV Genel Kurulun’ da Siyasi Parti Temsilcilerinin ardından bir konuşma yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU Sol partilerinde Diyanet kaldırılması konusunda net bir tavır sergilemediklerini ve bu konuda açık konuşamadıklarını söyledi.

Bunun üzerine EMEP Genel Başkanı Levent TÜZEL, Kenanoğlu’ nu uyararak , ‘’Yasa gereği Diyanetin Kaldırılmasını Tüzüklerimize koyamıyoruz’’ dedi.

Kenanoğlu ise ‘’ Tüzüklerinize Diyaneti kaldırmayı koyamadığınızı biliyorum ama Diyanetin yapısını küçültmeyi ve bütçesi 0 YTL olacaktır, demenize ve bunu tüzüklerinize koymanıza bir engel yok ‘’ dedi.

Kenanoğlu konuşmasında ayrıca Aleviler ve Siyaset konusuna da değindi.

Bunun dışında kim ne dedi ;

Konuşma yapan konuklardan ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel ve DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan ile 10 Aralık Platformu sözcüsü Prof. Dr. Burhan Şenatalar konuşmalarında solun birlikteliği ve son zamanlarda yükselen milliyetçi hezeyanlar üzerinde durdular. Küresel BAK sözcüsü Tayfun Mater bölgemizdeki savaş durumuna ve ülkemize etkilerine dikkat çekti. SHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Göğüş ise sosyal demokrasinin zamanının geldiğini söyledi. Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ise sağ partilerin Alevilere yaklaşımını eleştirdi. Genel Kurula ayrıca DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Güçlü Türkiye Partisi Genel Başkanı Tuna Bekleviç, TUMİKOM Başkanı Mustafa Durna ve İHD İstanbul Şube Başkanı Hürriyet Şener ile Türkiye Yeşilleri ve TÜSES temsilcileri katıldı. SODEV üyesi CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de Genel Kurulu izledi.

 

TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ Devamı · News Item
438 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – March 03 2007 17:19:21
Hıdır Temel, Necati Şahin, Selahattin Özel, Erdoğan çınar, Eğitim Vakfı ve Köy Derneğine cevabımızdır.

TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

Patent olayı, gerek Hıdır Temel, gerekse de yandaşı olan Yöneticilerin maskelerini düşürerek gerçek niyet ve düşüncelerini ortaya koymuştur.…………
Bu haberler Ana sayfada manşet olan haberlerdir. Ve verilen mücadelelerin ürünüdür. Hepsi de gurur vericidir. Burada zorunuza giden nedir.
NATO protestosu mu? Zorunlu Din Derslerine karşı verilen Mücadele mi? Davanın kazanılması mı? Yoksa Arkadaşınızın rezilliğine tepki gösterilmesi miydi? Yoksa Arkadaşınızın yanlışına göz yumup ses çıkartmasa mıydık?
………

Hubyar Dergâhı ‘’Babamın Malı’’ deyip de buna da başta Almanya Federasyonu Başkanı ve mevcut ABF başkanı olmak üzere diğer arkadaşları sahip çıkar ve sen haklısın derlerse ve onun savunuculuğunu yapmaya devam ederse, Hıdır Temel’ in ‘’Hubyar ‘’ ismini kendisine Ticari Marka olarak tescil istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Nitekim açıklamasında
‘’ Doğal Başvuru’’ demektedir.
………..

Ayrıca Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Cem Vakfı’ da vergi mevzuatı açısından Bakanlar Kurulu Kararıyla Kamu Niteliği taşıyan Vakıf olarak kabul edilmiştir. Buradaki kamusallık Alevi toplumunun faydasınadır. Hubyar Türbesinde olduğu gibi.

…………

Temel ailesi Hubyar Dergâhının Postnişinliğini Şeyhülislamlık Makamından almıştır. Alevi Yoluna uygun değildir.

…………

Ayrıca Ticari Marka talebiniz reddedilmiştir. Bu şimdi sizin iyi niyetli olmadığınızı da göstermektedir. Tabi sizin mantığınızla. İyi niyetli ve hak sahibi olsaydınız talebiniz kabul edilirdi.

Necati Şahin Hubyar Köyüne gidince , misafir olduğu, yiyip içtiği, kendisine çok iyi bakıldığı evden dışarıya çıkıp, yediklerini hazmetmek adına bile olsa, şöyle köyde bir dolaşsa idi, köyün muhtarı ile ya da diğer köylüler ile bir konuşup, onlarla da hal dert olsa idi, ne olurdu, hem sağlığına da iyi gelirdi ,
……..

Sn. Erdoğan Çınar’ a hatırlatırız, bu ülkede 25 Milyon Alevi insan var ve tek bir kişinin çocuğu Zorunlu Din Dersi almıyor. Peki, bu kim biliyor musunuz, tabi ki biliyorsunuz sizin asimilasyoncu dediğiniz ALİ KENANOĞLU. (Mahkeme kararına inanmıyorsan size çocuğun karnesini gönderebiliriz.) Asimilasyonculuk bu ise, insanın keşke herkes asimilasyoncu olsa diyesi geliyor. Bu işler Moda’ dan Adaları seyretmekle olmuyor.

………
Yalan söylüyorsunuz.

Selahattin Özel açıklamasında ‘’ Önce resmi kurumlara gittiler sonra ABF ‘ ye gelip sorunu çözün’’ dediler demektedir. Bu yalandır.

……….

Hubyar’ la ilgili olarak da cümlemizi Adil Ali Atalay’ ın toplantı da söylediği bir sözü ile bitirmek isteriz. ‘’Hubyar’ dan elimizi çekmeyeceğiz çünkü Hubyar Sizin değil Hepimizindir.’’

Ali KENANOĞLU

 

Alevilerden Gülen’ e tepki Devamı · News Item
174 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – March 20 2007 09:50:49
Alevilerden Gülen’ e tepki

Abant platformunun düzenlediği Alevilik ile ilgili sempozyumunu Cumhuriyet Gazetesine değerlendiren kurum başkanları , Gülen önderliğinde yapılan toplantıyı kabul etmediklerini belirttiler

Cumhuriyet Gazetesinin sorularını yanıtlayarak Görüş belirten Selahattin Özel, Turgut Öker, Ali Kenanoğlu ve Kazım Genç bu toplantının Alevi asimilasyonuna hizmet ettiğini belirttiler.

www.hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Aleviler, ittifakı yeterli bulmadı News Item
111 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – May 20 2007 18:21:03
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Avukat Kazım Genç, CHP-DSP güç birliğinin “olumlu bulduklarını, ama yeterli olmadığını” söyledi.

Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu ise son dönemde siyasetin “kutuplaştığını’’ öne sürerek, “Aleviler tarihsel duruşlarına uygun davranmalı. Kutuplaşmanın dışına çıkarak alternatif yaratmalı” dedi.

Yazar Ali Balkız ise “Aleviliğin bir yaşam biçimi olarak var olduğunu, bu yaşam biçiminin siyasi yaşamda da onları dürüst ve tarafsız olmaya yönlendirdiğini” söyledi.

Akşam

Yazı Dizisi – Sabah2 News Item
166 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – June 04 2007 09:48:21
Bir yanda şeriat öte yanda statüko

ALİ KENANOĞLU / Dernek Başkanı

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Alevilerin statükocular ile sözde demokratlar arasında tercih yapmaya zorlandığı görüşünde: “Bir yanda cumhuriyet elden gidiyor söylemi ile birlikte statükonun savunucuları var. Diğer taraftan kendine demokrat olan, kendisiyle ilgili konularda demokrat kesilen ve kamuoyuna da şeriat korkularını saran bir taraf. İki kutup da Alevilerin hak ve çıkarları için olumlu değil. Aleviler, cumhuriyetin kazanımlarını savunurlar. Ama Alevileri de bir çıkmaza sokan, sorunlarını çözemeyen bir statükoyla savunduruluyor bu cumhuriyet.” Kenanoğlu’na göre, statükonun temeli CHP’nin parti programında olmasa da pratikte savunduğu devlet kontrolündeki laiklik anlayışı. Alevileri bugünkü çıkmazlarına sürükleyen de bu anlayış. Aleviler Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olmadığı, devletin dini finanse etmediği, zorunlu din derslerinin olmadığı bir laiklikten yana. “Ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar” diyen Aleviler, şeriatın karşısında kendi inançlarını yok sayan laiklik anlayışından da şikâyetçi.

Tarihi ittifak sürüyor mu?

Yıl 1919, günlerden 22 Aralık’tır. Bozkırın ortasındaki kasaba dondurucu soğuğa rağmen sıcak bir misafiri ağırlamaktadır. Anadolu’yu baştan başa dolaşan bu paşanın son durağı, Alevilerin kutsal dergâhının bulunduğu Hacıbektaş’tır. Yanındaki Cemaleddin Çelebi ile Alevi dedeleri ve ileri gelenleriyle sohbet eden bu mavi gözlü paşanın adı Mustafa Kemal’dir. Aleviler, paşanın sözleri karşısında şaşırır ve duyduklarına inanmakta zorlanırlar. Bir Osmanlı paşası, hilafeti eleştirir, saltanat yerine halk egemenliğinden ve eşit yurttaşlıktan bahseder. Alevi dedelerinin bulundukları mecliste fısıldaşmalar artınca Mustafa Kemal, meraklanır ve ne konuştuklarını sorar. Bir Alevi dedesi sarı saçlı mavi gözlü paşaya bakar ve aralarında neler konuştuğunu şöyle anlatır: “Sayın Paşam, canlar derler ki, acaba Pir Hacı Bektaş don mu değiştirip geldi. Çünkü yüzyıllar önce ulu pirimiz de böyle konuşmuştu.” İşte bu sözler, Alevilerin Atatürk’ün ölümünden sonra da onun kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ne olan sorgusuz desteğin de başlangıcı oldu. Yüzyıllar boyu Osmanlı’dan çok çekmiş Aleviler için cumhuriyet rejimi ve Atatürk’ün kurduğu CHP gerçekten çok önemlidir. Oysa Cumhuriyetin ilanından çok kısa süre sonra Bektaşi- Alevi tekke ve zaviyeleri yasaklanıp kapatılmış, gözetim altında yaşamak zorunda kalmışlardır. Yine de Aleviler kendilerini Osmanlı tebaasından vatandaş sınıfına yükselten yeni rejime ve onun partisi CHP’ye koşulsuz destek sunageldi.

SIKINTILARINI ERTELEYECEKLER
Çok partili hayata geçişle birlikte Aleviler ekseriyetle önce “Yeter söz milletin” diyen Demokrat Parti’ye, ardında da Adalet Partisi’ne yüzlerini döndü. Daha sonra kentlere göç etmeye başlayan bu kesim, 1970’lerden itibaren sol söylemi seslendiren CHP’nin sadık seçmeni oldu. 1970’li yılların Alevileri de zaman içinde şehirleşti, modern kent hayatına entegre oldu. Bu kez de yükselen siyasal İslama karşı, Alevi kitlesi laik saflarda yer aldı. Ancak önümüzdeki seçimlerde bu kitlenin oyu laikliğin temsilciliğine soyunan CHP için çantada keklik gibi gözükmüyor. CHP’ye destek veren Alevi önderleri sıkıntılı. Açıkçası Alevilerin kafası karışık. Milliyetçi dalgayı sırtına alan MHP ise son dönemde bu geniş kitle içinde özellikle İç Anadolu ve Ege bölgelerinde oldukça faal. AKP ve diğer sağ partiler de Alevi oylarına göz dikmiş durumda. 1980 sonrası demokratikleşme süreci ile birlikte kendi kimliğini yeniden oluşturma mücadelesi veren Alevi toplumu, 22 Temmuz günü önüne konulan sandıkta zor bir denklemi çözmek zorunda. Bir yanda Avrupa Birliği savunucusu, ileride Alevilerin de sorunlarını çözebilecek demokratik açılımları yapan ama bünyesinde beş yıldır hiçbir Alevi milletvekili barındırmamış, toplumdaki şeriat korkusu algısını yıkamamış, Sünni muhafazakâr parti imajı veren AKP. Diğer yanda da Alevilerin de şikâyetçi olduğu mevcut laiklik anlayışını savunan ancak Alevilerin bir numaralı korkusu şeriata set çeken ulusalcı CHP. CHP-DSP güç birliği 2007 milletvekilliği genel seçimlerinde de toplumdaki bu laik/anti-laik kutuplaşmasından Alevi oylarını alarak kârlı çıkacak gibi görünüyor. 20 Mayıs 2007’de Ankara’da toplanan Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, AKP iktidarına dur demek için sol işbirliğine destek verdi. Alevi Meclisi adıyla toplanan Alevi örgütleri, CHPDSP güçbirliğini eksik de bulsa destekleme sinyali verdi. CHP’nin Alevi kökenli milletvekili Ali Rıza Gülçiçek de partisine karşı olan memnuniyetsizliğin farkında ancak Alevilerin Cumhuriyet kazanımları için bir kez daha fedakârlıkta bulunacağı görüşünde. 1964’te Aleviler tarafından kurulan Türkiye Birlik Partisi’nin tarihini yazan araştırmacı Kelime Ata, tabanın DSP-CHP ortaklığına oy vereceği görüşünde: “Çünkü ortada başka alternatif yok. Alevilerde CHP’ye oy verme alışkanlığı var ama bu mantıklı bir alışkanlık değil. Aleviler kerhen CHP’ye oy verecek.”

Konjonktür CHP-DSP’den yana

CHP belki de tarihinin en karanlık gününü 18 Nisan 1999’da yaşadı. Yüzde 10 ülke barajını aşamayan CHP, ilk kez katıldığı bir seçimde parlamento dışı kaldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç, CHP’nin bu tarihi yenilgisini Alevileri küstürmüş olmasına bağlıyor. “CHP Alevilerle ilgili olarak yeterince adım atmadığı için Alevi seçmen 1999 seçimlerinde ya sandığa gitmedi ya da büyük ölçüde DSP’ye oy attı” diyen Genç’e göre, 2002 seçimlerinde siyasetin AKP ile CHP arasında sıkışması sonucu Alevi seçmen CHP’ye kerhen oy verdi. CHP oylarının yüzde 65’i Alevilerin yaşadığı bölgelerden gelmişti. Uludağ Üniversitesi’nden Dr. Ali Aydın da tabanın CHP’ye oy vereceğini düşünüyor. Ancak bunu konjonktürün dayatması olarak görüyor. “Alevi toplumu güle oynaya içtenlikle olmasa bile içlerinde bir ukdeyle ama bütünlük içinde CHP-DSP birlikteliğine oy verecekler” diyen Aydın, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ortamın Alevileri CHP’yle ittifaka ittiğini söylüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aleviler ve Seçim Tartışması Devamı · News Item
141 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – June 07 2007 10:09:37
ATV de Siyaset Meydanı Proğramı

Başkanımız Ali KENANOĞLU’ nun da katılacağı Siyaset Meydanında Seçim Süreci Aleviler açısından değerlendirilecek.

Diğer katılımcılar; Alevi kökenli politikacılar Mustafa Kul, Seyfi Oktay, Mustafa Timisi ve Prof. İzzettin Doğan; akademisyenler Prof. Belkıs Temren, Prof. Alemdar Yalçın, Prof. Hasan Onat; araştırmacı yazarlar Cemal Şener, Rıza Zelyut; gazeteciler Miyase İlknur, Barış Erdoğan, Kerime Ata, Ali Kenanoğlu ve bazı dedeler katılacaklar.

 

‘Alevilik ve Siyaset’ Canlı Yayında Tartışıldı News Item
166 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – June 08 2007 09:47:00
(MozaikHaber.Com / Ali Barış KURT)-

Ali KIRCA’nın ATV ekranlarında sunduğu ‘Seçim Meydanı’ programının bu haftaki konusu ‘Alevilik ve Siyaset’ başlığıydı. HUBYAR, PSAK gibi Alevi örgütleri Başkan ve üyelerinin katıldığı programa, Araştırmacı Ali Yıldırım, Cemal Şener ve birçok da gazeteci konuk edildi.

Alevilerin seçim sürecindeki hassasiyetleri ve beklentilerinin yoğunlukla işlendiği Seçim Meydanı’nda zaman zaman gergin anlar da yaşandı.

‘Türkiye’de 15-20 milyon Alevi yaşıyor’

‘Türkiye’de yaşayan Alevilerin sayısı nedir?’ sorusuna, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu şöyle yanıt verdi: ”AB’nin bir araştırması 12-20 milyon arasında olduğunu ortaya çıkarttı. Kişisel görüşümde pek farklı değil, 15-20 milyon civarında olduğunu düşünüyorum. Tabii asimilasyonları da göz önünde bulundurmak gerekir.”

Araştırmacı Ali Yıldırım ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve Devletin güvenlik kurumlarının Türkiye’deki Alevi oranını saptayabildiğinin altını çizdi ve devam etti: ”Fakat Alevilerden bu rakam saklanarak belli bir çelişki yaratılmaktadır.” Tarihte yoğun bir Alevi kıyımı yaşandığını da kaydeden Yıldırım, ”Cumhuriyet döneminde de Alevilerin dergahları kapatılmış, dedeleri yasaklı hale getirilmiştir” dedi. Alevilerin sayılarının fazla önem taşımadığını da ekleyen Ali Yıldırım şöyle konuştu: ”Demokrasi ve Cumhuriyetin bekçisi olarak görüldüğümüz için seçim süreçlerinde partiler odaklı ”Haydi Aleviler görelim sizi” şeklinde dayatmalar sağlanmaktadır, sayımızın yüksek kılınması da maalesef bu komik durumlar haricinde bir getiriye yol açmamaktadır.”

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakultesi’nden Prof.Hasan Onat da, Anadolu bölgesindeki aleviler ile sünniler arasında fark olmadığını iddia ederek geçmişe saplanmanın da fayda sağlamayacağını vurguladı. Onat, Alevilerin karşılaştığı üzücü durumların ise Osmanlı’nın bazı yanlış politikalarıyla geliştiğini aktardı.

‘Aleviler çifte standart yapıyor’

Katılımcılardan Araştırmacı Cemal Şener ise Alevi örgütlenmelerini şu sözleriyle eleştirdi: ”İslami grupların dine dayalı siyaset yapmasından rahatsız olanlar, ‘Alevilik ve Siyaset’ adı altında panel düzenlemektedir. Bu çifte standarttır.” Şener’in bu sözlerine ilk eleştiri ise Ali Yıldırım’dan geldi. Yıldırım, ”Aleviler inanca dayalı siyaset yapmak istemiyorlar, yapmıyorlar da. Sadece karşılaştıkları ezilmişliği, haksızlıkları vurgulamaya çalışıyorlar. Bunların çözüme kavuşturulması vesilesiyle de tabiiki politikaya atılabilirler. Aleviler gerizekalı mı da meclise bu kadar uzak görüyorsunuz?” dedi. Cemal Şener’e konuya ilişkin diğer bir eleştiri de Ali Kenanoğlu’ndan geldi. Kenanoğlu, İslami grupların ibadet, yaşam biçimi, kimliklerini ifade edebilmeleri konularında bir sorunları olmadığına dikkat çekerek, ”Ülkede bu sorunu sadece inanç üzerinden Aleviler yaşamaktadır” dedi.

‘Reha Çamuroğlu ruhunu satmış’

İlerleyen dakikalarda tekrar söz alan Ali Yıldırım, medyanın Alevilerin sağ partilere kaydığını sürekli konu etmesine de değinerek ”Böyle bir durum yok. Üç beş kişi belli sağ tabanlı partilerde yer aldığı için bu genelleme yapılamaz. Aleviler ilkesiz ve şekilsiz değildir” şeklinde konuştu. Yıldırım, İzzettin Doğan’ı birçok noktada eleştirdiğini fakat ”AKP’de yer alan Alevi haysiyetsizdir” biçimindeki sözüne de tamamıyla katıldığını dile getirdi. Ali Yıldırım AKP’den aday olan Alevi Reha Çamuroğlu için de ”ruhunu satmış” tabirini kullandı. Daha sonra Ali Kırca’nın ricası üzerine Yıldırım Çamuroğlu için kullandığı tabiri geri aldı.

‘Aleviler sağ partilere yönelmiyor’

Kenanoğlu ve Gazeteci Miyase İlknur’da Ali Yıldırım’la hemfikir olduklarını ifade ederek Alevilerin sağ partilere yönelmediğini, bunun medyanın yanlı tutumu olduğunu söylediler.

PSAKD Kültür Sanat Sekreteri Erdal Yıldırım’ da sağ partilerde yer alan Alevileri ”içimizdeki düşmanlar” olarak tanımladı.

‘Sokaklarımıza Yavuz Selim, Hizbullah adları verildi’

PSAKD Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş da Sultanbeyli’ndeki Alevi halkının yaşadığı sorunlara değindi. Çavuş şu açıklamalarda bulundu: ”Bölgemizde çok sayıda imza toplayarak Cem Evi yaptırımı isteğinde bulunduk. Fakat Belediye tarafından ‘Siz müslümansınız, müslümanların ibadet yeri camidir’ şeklinde gerekçeler ile geri çevrildik. Kendimiz yapılandırmaya kalkıştığımızda ise ruhsat temin edemedik. Belediye her türlü engeli çıkardı önümüze.” Sultabeyli’ndeki birçok sokak isminin de değiştirildiğini açıklayan Sadegül Çavuş, ”Belediye Alevileri hedef alarak sokaklarımızı ‘Yavuz Selim’, ‘Hizbullah’ şeklinde adlar ile değiştirdi” dedi.

Program, başlarken olduğu gibi yine Alevi kültürünü kapsayan semah gösterisiyle sonlandı.

Mozaik Haber www.mozaikhaber.com

 

 

Alevilere İran Daveti Devamı · News Item
122 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – June 09 2007 17:41:30
Peki Ortadoğuda Şiilerin güç kazanması Türkiye Şiilerinin de radikalleşmesinin kapısını açabilir mi ve bu gelişme Alevileri etkiler mi? Türkiye Şiileri’nin lideri Özgündüz, Türkiye’deki laik demokrasiden memnun olduklarını söylüyor. Özgündüz’ün görüşlerine kuşkuyla yaklaşanlar da var. Şiilerin tehlike anında gerçekleri saklamayı (takiye) caiz görmeleri nedeniyle Özgündüz’ün Türkiye’deki laik demokratik sisteme destek veren sözleri, Türkiye Alevilerinin, aralarında Ali Kenanoğlu‘nun da yer aldığı önde gelen isimleri tarafından samimi bulunmuyor

 

Cemevi tartışması büyüyor Devamı · News Item
102 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – June 22 2007 11:14:32
Cem Vakfı’nın açtığı davanın duruşmasında ‘Cemevlerinin özel ibadethaneler’ olduğunu söyleyen Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Saim Yeprem’in sözlerine Alevi kuruluşlarından tepki, akademisyen ilahiyatçılardan destek geldi.

Ali Kenanoğlu (Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı): Diyanet, ‘Alevilik tarikat tipi bir yapılanmadır’ görüşünü savunuyor. Tarikatların özel ibadethaneleri vardır ama genel ibadet için camiye giderler. Anlaşamadığımız nokta, Alevilerin genel ibadethane olarak camiy

kullanmamaları.

Milliyet

 

Başkanımız RED Dergisi’nde News Item
182 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – July 01 2007 16:27:01
LeMan Dergi Grubu’na bağlı olarak çıkan aylık siyasi kültür dergisi RED’in Temmuz sayısı bayilerde!
Dergi’nin bu ayki sayısında, 2 Temmuz nedeni ile PSAKD MYK Üyesi Erdal Yıldırım ile Sivas Katliamı üzerine geniş perspektifli bir röportaj yapıldı.
Aleviler ve seçim temelinde, Aleviler’in seçim tavrına ilişkin olarak bir başka röportaj da, Dernek Başkanımız Ali Kenanoğlu ile yapıldı. Kimi AABF yöneticilerinin CHP’den aday adaylığını da söz konusu röportajda değerlendiren Kenanoğlu, Reha Çamuroğlu ve MHP nezdindeki Alevi adaylıkları ile ilgili görüşlerini de okurlarla paylaştı.
Röportajı gerçekleştiren Ali Ersin Kelleci’ye teşekkür ederiz.
www.hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Alevilerin İşi Sandıkta Zor Devamı · News Item
105 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – July 08 2007 20:38:38
ALİ KENANOĞLU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı

Bağımsızlar yeni bir süreç yaratacak

TÜRKİYE iki cepheye savruldu ve şeriat korkusu ağır basıyor. Cumhuriyet mitinglerine katılanların büyük bir kesiminin alevi olması, partilerin listelerinde alevi adaylara yer vermesinde büyük etken oldu. Alevi toplumunun talepleri, her Türkiye vatandaşıyla örtüşüyor. Tükiye’nin demokratikleşmesini talep ediyoruz. Demokrasi gerçek anlamıyla uygulandığı takdirde, Alevilerinde sorunu kalmayacaktır. Geçmiş yıllarda seçim öncesi alevilerin toplanarak ortak bir denklarasyon hazırlamadı. Çünkü aleviler, sürü psikolojisi ile hareket etmez. Alevi vatandaş bir bireydir. Bu yıl geçmişe oranla bağımsız aday alternatifinin olduğu bölgelerde bağımsız adaylara oy verilecek. Çünkü bağımsızların söylemleri gibi yaşamaları da alevi halkını kucaklıyor. Fakar bağımsız aday alternatifi olmayan bölgelerdeki alevi seçmenler zorlana zorlana CHP’ye oy verecekler. Artık kürsüden sorunlarımızı anlatan birininn seslenmesi gerekiyor. Bağımsız adayların meclise girmesi, topluma moral getirecektir. Tüm engellere rağmen milletin temsiliyetinin sağlanabileceğini gösterecektir. Bağımsızlar Meclis’te ezberi bozarak, yeni bir süreç yaratacaklar.”

Birgün

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aleviler, Erdoğan’a kırgın Prof. Doğan’a ise öfkeli Devamı · News Item
102 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – July 18 2007 07:55:47
Aleviler, Erdoğan’a kırgın Prof. Doğan’a ise öfkeli İlk kez bir cemevini ziyaret eden Başbakan Erdoğan’ı inandırıcı bulmayan Alevi dernekleri, Cem Vakfı Başkanı Prof. Doğan’ın “MHP’ye oy verebiliriz” sözlerine ise sert çıktılar: Maraş katliamını unutmadık..

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ise “Bir yerin ibadethane olup olmadığına o inancın otoriteleri karar verir. Biz ibadethane olarak gördükten sonra bilim adamı ne diyecek” dedi.

 

İzzettin Doğan’a Alevilerden tepki News Item
129 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – July 18 2007 08:06:01
İzzettin Doğan’a Alevilerden tepki

Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın Alevilerin, CHP, MHP, GP veHYP’ye “gönül rahatlığıyla” oy verilebileceğini açıklaması Alevi örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı. İzzettin Doğan’ın önceki gün Cem Vakfı’nda yaptığı açıklama hakkında görüşlerini bildiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç, İzzettin Doğan’ın açıkla İzzettin Doğan malarının Alevileri bağlamadığını söyleyerek, açıklamalara tepki gösterdi. Genç, “Aleviler kendi özgür iradeleriyle kime oy atacağına karar verirler. Aleviler, şeriatçı, ırkçı, totaliter partilere oy vermeyeceklerdir. Alevi seçmenlerin ülkenin demokrasisine katkı sunacak, emekten, demokrasiden, barıştan yana partilere va adaylara oy vermeleri doğru olur” diye konuştu.

‘ALEVİLER AŞİRET DEĞİLDİR’
19-20 Mayıs tarihlerinde düzenledikleri “Aleviler ve Siyaset” konferansının sonuç bildirgesinin de bu yönde olduğunu söyleyen Genç, “Aleviler Sivas katliamını unutmadıkları gibi Maraş katliamını da unutmamışlardır” dedi. Hubyar Kültür Derneği Başkanı Alil Kenanoğlu da İzzettin Doğan’ın her seçim döneminde bu tarz açıklamalar yaptığını belirterek, partileri adres gösterdiğini kaydetti.

‘DOĞAN’IN GÖRÜŞÜ BAĞLAYICI DEĞİL’
Alil Kenanoğlu, “Önceleri DYP’yi ve DSP’yi de adres göstermişti baraj altında kaldılar. Aleviler liderin ağzından çıkacak lafa bakan bir aşiret değildir. Bu gibi açıklamalar Alevi-lere karşı saygısızlıktır. Doğan’ın görüşü Alevileri bağlamıyor” açıklamasını yaptı.

 

HSAKD Başkanı Ali Kenanoğlu: “Oyum Ufuk Uras’a” News Item
109 Okuma \ 3 Yorumlar
Yazar admin – July 18 2007 12:13:42
Dernek Başkanımız Ali Kenanoğlu’ndan Ufuk Uras’a destek…

“Solda ortak bağımsız aday projesi” doğrultusunda İstanbul 1. Bölge’den bağımsız aday olan Ufuk Uras’a, Başkanımız Ali Kenanoğlu’ndan destek..

CEM Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın dün yaptığı açıklamada, “oylarımızı CHP, MHP ve Genç Parti’ye vereceğiz” demecinden sonra söz konusu açıklamaya ilk tepkiler içinde Derneğimiz Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin de bulunduğu örgütlülüklerden geldi.

SABAH Gazetesi muhabirinin Başkanımız Ali Kenanoğlu’na yönelttiği, “oyunuzu kime vereceksiniz” sorusu üzerine, Kenanoğlu “1. bölgede oyum Ufuk Uras’a” diyerek, bir kez daha politik tutarlılığını ve Alevice tavrını göstermiş oldu.

Hatırlanacağı üzere, “siyasete müdahale” isimli bir proje ile örgütlülüklerimizin arası açılmış ve sonu belirsiz bu politika(sızlık)larıyla Alevi örgütlülüğünü uçurumun kenarına getirmişlerdi kimi yapılar. Tepeden aşağı küfür ettikleri partiden aday adayı olmuşlar ve Alevi halkına olan “sorumsuzluklarını” ve “tutarsızlıklarını” bir kez daha göstermişlerdi. Üstüne üstelik, Alevi kitlelerini kast ederek “sizin yüzünüzden aday adayı olduk” pişkinliği ile beceriksizliklerine ve şarlatan taktiklerine kılıf uydurmaya çalışmışlar ve suçu Alevi kamuoyunun üzerine atmışlardı.
Halkımızın ve örgütlülüklerimizin bu tarihi hataları unutmayacağını beyan ediyoruz.

www.hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Ali Kenanoğlu: Oyum Ufuk Uras’a News Item
460 Okuma \ 1 Yorumlar
Yazar admin – July 18 2007 13:59:49
Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın Alevilerin oy verebileceği partileri CHP, MHP, GP ve HYP olarak belirlemesine rağmen HSAKD Genel Başkanı Ali Kenanoğlu, Alevionline’a, oyunu Ufuk Uras’a vereceğini açıkladı.

Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan’ın Alevilerin oy vereceği partileri CHP, MHP, GP ve HYP olarak belirlemesinin ardından; Alevi toplumunun diğer önde gelen isimlerinden sert tepki çekmişti. HSAKD Genel Başkanı Ali Kenanoğlu sitemize özel bir açıklama yaparak oyunu İstanbul 1. Bölge’den Bağımsız aday ve eski ÖDP başkanı Ufuk Uras’a vereceğini açıkladı.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu Sabah Gazetesi’ne verdiği demeçte “Oyumu İstanbul 1. Bölge bağımsız sol adayı Ufuk Uras’a vereceğim.” demişti. Bunun üzerine Alevionline, Ali Kenanoğlu’na “Neden Ufuk Uras?” sorusunu yöneltti. Kenanoğlu, sitemize yazılı bir demeç göndererek sorumuzu ayrıntılı biçimde yanıtladı. Ali Kenanoğlu’nun Alevionline’a özel açıklamasını aktarıyoruz:

Bu seçimler olağan dışı ve iki kutuplu bir seçim olarak geçmektedir. Bir tarafta CHP nin başını çektiği Ulusal Milliyetçi Cephe , diğer tarafta AKP nin tek başına durduğu ve Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlıdan bu tarafa elde ettiği çeşitli ilerici kazanımları yok etmeye çalışan Muhafazakar İslamcı cephe.

Her iki tarafta ben daha çok milliyetçiyim gibi bir takım ortak söylemlerle birbirleriyle mücadele vermektedir. Bu çekişme içerisinde yanlışlar sanki doğruymuş gibi savunulmakta, Milliyetçilikle sağıyla, soluyla övünülmektedir. Cumhuriyet ve Laiklik söylemi slogan bir söylemden öteye gitmemektedir.

Oysa Cumhuriyet tek başına bir şey ifade etmemektedir. Dünya üzerindeki yönetim şekillerine baktığımız zaman bunu daha iyi anlayacağız. Bir tarafta Cumhuriyetle yönetilen İran, diğer tarafta Krallıkla yönetilen İngiltere ve bir çok Avrupa ülkesi.. Şimdi “yaşasın Cumhuriyet” diyerek İran’ ın yönetim tarzını mı benimseyelim. Kahrolsun Krallık diyerek bir çok Avrupa ülkesinin yönetim tarzını red mi edelim?! O zaman şunu iyi bilmeliyiz ki, Cumhuriyeti Demokrasi ile bütünleştirmediğimiz zaman İran’ ın yönetim tarzına da sahip çıkmamız gerekir.

CHP ve söylevdaşı olan diğer partiler Cumhuriyet elden gidiyor diyorlar ama demokrasiyi ve bunun gereklerini göz ardı ediyorlar.

Laiklik konusuda farklı bir noktada değil. Nitekim tüm partiler mevcut laikliği savunmakta ve onu korumayı vaat etmektedirler. ‘’Türkiye Laiktir Laik kalacak’’ sloganı bu laiklik kavramının da slogan olmaktan öteye gitmediğinin göstergesidir.

Oysaki ; Gerek Alevilerin, gerekse de diğer inançtan olan insanların sıkıntısını çektiği tam da bu laikliktir. Yani içi boşaltılmış, sloganlaştırılmış bir laikliktir. Zorunlu din derslerinin olduğu, diyanetin yapısının ve bütçesinin tartışılmadığı, tek bir laf bile edilmediği, camilerdeki hocaların devlet memuru olduğu bir laikliğin slogandan öteye gitmeyen bir laiklik olduğu herkes tarafından görülmektedir.

Mevcut haliyle, yani demokrasiden yoksun bir cumhuriyet yapısını ve slogan olmaktan öteye gitmeyen bir laiklik yapısını savunmak Alevilerin ve Demokrat hiçbir insanın işine gelmemektedir.

Bu sebeplerden ötürü, seçim sürecinde izlediğim oranda bu olgulara vurgu yapan bağımsız sol adayların desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Ben de yaşadığım ve oy kullanacağım İstanbul 1. Bölgede bağımsız sol aday olan Mehmet Ufuk Uras’ a oyumu vereceğim.

Fakat bu seçimlerde AKP korkusunun ağır basacağını, bu sebeple de bağımsız sol adayların olmadığı bölgelerde Alevilerin bu korku politikası sebebiyle CHP‘ ye oy vereceklerini düşünüyorum.

Saygılarımla

Ali KENANOĞLU

Alevionline

 

 

 

Cem Vakfı, Tekir’e göz kırptı Alevileri kızdırdı Devamı · News Item
89 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – August 11 2007 11:28:59
Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den davet gelmesi halinde, Alevileri her yıl MHP’nin Zafer Kurultayı düzenlediği Tekir Yaylası’na gitmeleri için teşvik edeceğini söylemesi Alevi örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Doğan’ın açıklamalarına şaşırmadığını dile getirdi. Seçimler öncesinde Doğan’ın MHP’den yana tavır aldığını belirten Kenanoğlu, “İzzettin Hoca kesinlikle Alevilerin çoğunluğunu temsil etmemektedir” dedi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Kenanoğlu, Alevilerin herşeyi unutarak MHP’ye destek vermeyeceğini dile getirerek, “Eğer yakınklaşma olacaksa MHP geçmişte Aleviler’e karşı yaptıklarının hesabını vermelidir” ifadelerini kullandı.

Birgün

 

Kenanoglu’ nun acıklaması News Item
117 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – August 22 2007 09:07:15
Başkanımız Ali KENANOGLU’ nun NTV de bir kısmı yayınlanan açıklamasının tam metnini yayınlıyoruz.

Anadolu’ da binlerce yıldır birçok kavimler, inançlar, kültürler gelip geçmiştir. Tarihin bu sürecinde birçok topluluğun bazen zorlamalarla, bazen de kendi doğallığı içerisinde değişmesi dönüşmesi çok normaldir, yaşanmıştır.

Ancak bu değişimi bir topluluğu yok sayarak, diğerini kötüleyerek ve top yekûn olarak ele almak son derece sakıncalı, ard niyetli ve faşistçedir. Halaçoğlu’ nun yaptığı’ da budur.

Kürtleri tamamen yok sayıp, Ermeniler için de ‘’maalesef’’ ifadesini kullanmıştır. Ermeni olmakla Maalesef arasında kurulan ilişki de ırkı, küçümsemeci bir yaklaşımdır.

Alevilerin bu açıklamayı eleştirirken dikkat etmeleri gereken bir nokta vardır, o da Ermeni olmanın Maleseflikle ifade edilemeyeceğini bilmeliler ve buna dikkat etmelidirler.

1915 li yıllarda yaşanan katliamlarda bazı Ermeni ailelerin Alevi köylerine sığındıkları ve Alevilerin yani 72 millete bir nazarla bakan bir toplumun bunlara sahip çıktıkları doğrudur. Ama bunu kitlesellikle açıklayamazsınız.

Şimdi birisi çıkıp, Anadolu’ da bulunan bütün Sünniler Alevidir dese ne olur. Zira 13.yy da Anadolu’ nun % 90 ının Alevi olduğu araştırmacılar tarafından yazılıp, çizilmektedir. Biz de çıkıp şimdi bunu mu söyleyelim.

Alevilik sadece Türklük ya da sadece Kürtlük değildir. Benim bildiğim ve araştırmalara konu olmuş İsrailli Aleviler, Alman Aleviler, Fransız Aleviler vardır. Arnavutluk ve balkanlardaki diğer etnik kimlikli Alevileri de bilmeliyiz.

Kürt Alevisi, Türk Alevisi tabiri ve tartışması 12 Eylül sonrasında yükselen milliyetçilik değerleri ile birlikte Aleviler içerisine sokulmaya çalışılmıştır. Ama Alevi öğretisi böyle bir ayrıma müsaade etmemektedir.

Yusuf Halaçoğlu o kuruma yakışmamaktadır. Bu ve benzeri ırkçı söylemlerle o kurumun başında kalması doğru değildir. Derhal istifa etmelidir.

Ali KENANOGLU

 

AÇIK OTURUM News Item
161 Okuma \ 2 Yorumlar
Yazar Hubyar – September 02 2007 16:13:06
Açık Oturum: Madem ki Halaçoğlu konuyu açtı hadi o zaman tarih konuşalım

Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun geçtiğimiz haftalarda yaptığı “Kürt Aleviler Ermeni dönmesidir” sözü üzerine adeta bir fırtına koptu Türkiye’de. Aleviler ırkçılık yapıyor diyerek protesto ettiler. Bu protesto eylemleri Ermeni cemaati tarafından üzüntüyle karşılandı. “Ermeni olmak bir suçmuş gibi algılandı, bu da bizi üzdü” dediler. Aleviler ise “Biz Halaçoğlu’nu ırkçılık yaptığı için – maalesef Ermeniler sözü üzerinden hareket ederek- protesto ettik” diyorlar. BirGün’ün davetiyle yuvarlak masa etrafında yan yana geldiğimiz Ermeniler, Kürtler ve Alevilerle Halaçoğlu’nun sözleri üzerine bir açık oturum yaptık. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel BaşkanYardımcısı Ali Kenanoğlu, Agos Gazetesi Yazarı Markar Esayan, yazar Muhsin Kızılkaya ve Latif Özdemir meselenin ince ayrıntılarına dokundular. Ortak görüş ise, “Tamamen bir tahrik var”.

Son zamanlarda haklar arası, gruplar arası bir diyalog süreci başladı, yurttaşlık bilinci ortaya çıktı. Derin devletin talimatıyla korunan o duvarlardan taşlar ve tuğlalar döküldü. Bir arada yaşamaktan rahatsızlık duyanlar da Halaçoğlu üzerinden açıklama yaptılar. Türkiye’yi zora sokmaya yönelik bir tahrik söz konusu.

MUHSİN KIZILKAYA (GAZETECİ YAZAR): Halaçoğlu 1915’i kabul ediyor
Türkiye’de bir sel var ve kapıldık gidiyoruz. Halaçoğlu çok doğru bir şey yaptı, resmi devlet ağzıyla 1915’te olayların olduğunu söyledi. “Bir kıyım yaptık” dedi. Teşekkür ediyoruz kendisine. Acaba Ermeniler neden Kürt Alevi oldu? Bir insan soykırıma uğramazsa kendi asli kimliğinden vazgeçmez.

MARKAR ESAYAN (AGOS GAZETESİ YAZARI): Bu açıklamalar ırkçılığın son kozu
Çatırdayan resmi tarihi tekrar birbirine yapıştıracak harç lazım, bu harç da bilim soslu bir yerden geliyor. Bize bunu Halaçoğlu sunuyor. Bu açıklamalar ırkçılığın son kozu. Bu açıklamalarla toplumu tahrike yönelik, kimlik ve hassasiyet üzerinden toplumu ayrıştırmaya yönelik bir politika yürütülüyor.

LATİF ÖZDEMİR (YAZAR): Devletin yeniden yapılanması gerek
Tektipleştirmek isteyen bir Anayasa var. Biliyoruz ki bugün söylenenler 1930’lu görüşlerin söylemi. Dolayısıyla devletin yeniden yapılanması gerekiyor. Aksi halde bütün bu görüşlerin yıkılması çok zor. Belki yarın benzer bir açıklamayı TDK yapar, ya da başka bir kurum yapar bilemeyiz ki…

ALİ KENANOĞLU (ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU (ÖNCEKİ) GENEL BAŞKAN YARDIMCISI): Atatürk’ün el yazılarına baksınlar
Yavuz’un katliamından önce Anadolu’da yüzde 90 Kızılbaş Alevi vardı. Atatürk 1919’da Samsun’a çıkarken Tokat’a geliyor, “Tokat’ın yüzde 80’i Alevi Bektaşilerden oluşuyor” diyor, “Bizim mutlaka Hacıbektaşi dergâhına gidip yardım istememiz gerekiyor” diyor. Kendi el yazısıyla duruyor bu belgeler.

KAZIM GENÇ (PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI): Birbirimize saygı göstermemiz gerek
Bizim karşı çıkışımız ırksal yaklaşımaydı. Ayrıca “Maalesef Ermeniler” deyişine de bir karşı çıkıştı. Bu konuda belki de yanlış anlaşıldık. Anadolu’nun ihtiyacı olan biz Anadolu insanıyız. Eşitlik içinde yaşamanın yolu birbirimizin hakkına, hukukuna, diline, dinine saygı göstermekten geçer.

GÜLŞEN İŞERİ

» Yusuf Halaçoğlu’nun sözleri ve yaptığı açıklamalar haftalardır tartışılıyor. Tarihçiler, yazarlar, bilim insanları vs… Sizler de kendi kurumlarınız adına açıklamalar yaptınız. Bugün bu masada yan yanaşınız. Halaçoğlu’nun açıklamalarının altında yatan asıl nedeni nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kazım Genç: Biz kurum olarak gereken açıklamayı yaptık. Böyle bir tartışmaya izin vermemiz gerekiyordu zaten. Çünkü insan insandır diye yaklaşıyoruz ve bunun aksini gösteren hangi kurum olursa olsun buna karşı çıkmamız şart. Halaçoğlu’nun tavandaki sorun da bu. ‘Bilim adamıyım’ diyor ama aynı zamanda bir devlet kurumunun başında bir araştırma yapıyor, araştırmanın bilgisini, belgesini de kamuoyuna sunmuyor. Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilmiyoruz.

Ayrıca Halaçoğlu bir gerçeği de göz ardı ediyor. Anadolu’nun tarihsel sürecine baktığımızda, yüzlerce yıl ırksal olarak birçok şey yaşanmış, kültürel olarak bir şeyler almıştır Anadolu. Ama o bunları da inkâr ederek tek tipleşmeye götürüyor. Bence din, dil, ırkı birbirine düşürme gayreti var. Aslında Halaçoğlu özelinde düşünmek de yanlış geliyor bana.

» Biraz yaşadığımız süreçle de ilgili mi?
Kazım Genç: Evet. Öyle bir sürece denk geldi ki, Başbakan Erdoğan’ın Bekir Coşkun’a ‘git’ dediği bir zaman diliminde yapıldı bu açıklama. Bunlar birbirinden ayrı şeyler değil. Zaten yıllardan beri Anadolu’da uygulanan politikalar var; bölmek ve parçalamak! Halaçoğlu bakın ne dedi: “Maalesef Ermeniler”. Bu söylemde aşağılık görme var, bu asla kabul edilebilir bir şey değil. Biz Aleviler buna şiddetle karşı çıktık.

» Bir yanıyla da yaptığınız protestolarda Ermeniler tarafından eleştirildiniz… Yanlış anlaşılma mı vardı?
Kazım Genç: Buna benzer tepkiler aldık. “Ne yani, Ermeni değiliz diyerek hakaret mi ediyorsunuz diyenlerle de karşılaştık. Elbette ki hayır. Bizim karşı çıkışımız ırksal yaklaşımaydı. Ayrıca “Maalesef Ermeniler” deyişine de bir karşı çıkıştı bizim ki. Bu konuda belki de yanlış anlaşıldık.

» Tehcir döneminde böyle bir durumdan da söz edebilir miyiz?
Kazım Genç: Anadolu’ya gidin araştırın. Bir çok Ermeni’ye, tehcir döneminde özellikle yaşı küçük olanlara, mağdur olanlara kol kanat gerilmiştir. Orada kalan 3-4 yaşındaki çocuk ne Ermeniliği biliyordu ne Museviliği… Bir Kürt aile aldıysa Kürt olmuştur, bir Alevi aile aldıysa Alevi olmuştur, onu öğrenmiştir, onu yaşamıştır. Bu çok doğal. Ama Halaçoğlu’nun sözlerinde Anadolu’nun renkliliğine karşı çıkış var, buna cevap vermek gerekiyor. Cevabı da hep beraber vereceğiz.

Muhsin Kızılkaya: Ben birilerinin ortaya attığı şeyi çürütmek gayretiyle o noktadan hareket etmenin yanlış olacağını düşünüyorum. Ortaya atılan tezin yanlışlığına verilen yanıt da farklı bir noktaya götürebilir. Çünkü çok hassas bir konu. Nitekim öyle de oldu. Hayır ben Kürt değilim ya da Türk değilim dediği noktada da, benzer sıkıntılara götürebilir insanı. O yüzden de hiç buralara sapmamak gerekir; en tehlikeli nokta burası.

» Neden böyle bir tez ortaya atıldı?
Muhsin Kızılkaya: Bana göre ırkçılığın son kozuydu. Bunu kullandılar ve baktılar ki çok alt üst oluşlar olmadı. Ama sonuçları daha sonra göreceğiz.

İNTERNETTE LİSTELER DOLAŞIYOR»Listelerden söz ediliyor, Halaçoğlu’nun elinde böyle bir liste olabilir mi?
Muhsin Kızılkaya: Olabilir, o listeler yakında internette dolaşmaya başlayacak. Nitekim dolaşıyor da. Bana böyle bir liste geldi. Şu anda Kürtlerin içinde ya da Kürt siyasilerin içinde yer almış bazı kişilerin Ermeni olduğuna dair isimler var.

» Siz de bu isimleri biliyorsunuz o halde?
Muhsin Kızılkaya: Bazı yazarlar, üst düzey insanlar vs… Bu liste zamanla hedef gösterilebilir; belki yapılmak istenen buydu. Irkçılığın son kozunu kullanması meselesi bana göre önemli bir durum. Türkiye devletinin kuruluş felsefesine baktığınız zaman bir aşağılanmanın ürünü olan Türk kimliğiyle karşılaşıyorsunuz. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu içinde Türk olmak insanların başını göğe erdiren bir durum değildi, daha sonra kimliğe büründü. ‘Türk olduğunuzu söylemekten utanmayın, çekinmeyin’ dediler insanlara. Tabii ki durum şimdi farklı. 1940’larda insanların, ilk dönem Cumhuriyet edebiyatını oluşturan yazarların, Kürtleri, Alevileri, o zamanlarda bile nasıl aşağıladıkları görülüyor. Dersim’de ayaklanan Alevilere yapılanlar nasıl acıydı… Bunların amacı, bir döneme kadar, 1960’Iara kadar gerçekten de yekpare bir Türk milleti yaratmaktı.

Biz çok şey istemiyoruz; bu Cumhuriyetin yurttaşı olmak istiyoruz. Bizi buradan kovmak isteyenlerin de karşısında olacağız. Yekpare bir ulus değiliz ne yazık ki, yekpare bir millet de değiliz…

Yapmaya çalıştıkları çok açık; bizi birbirimize düşürmek istiyorlar. Halaçoğlu’nun yaptığı şeyi ‘aman iç savaş çıkartacak’ falan gibi zaten düşünmüyorum ama insanlara ‘acaba’ sorusunu sordurtmak ve kafaları karıştırmak istiyor. Kontrol edemedikleri o büyük zihniyet değişimi karşısında ırkçılığın eski, tam oturmamış olan silahını kullanıyorlar. Büyütülecek bir mesele olmadığını düşünüyorum. Evet bazı listeler dolaşıyor ama sükûnete kavuşacak.

BU POLİTİK BİR SÖYLEMDİR
Latif Özdemir: Çok ciddiye alınacak bir söylem değil ama böyle düşünceler adının önünde Profesör yazan birinin tezi olamaz diye düşünüyorum. Hele hele Tarih Kurumu’nun başındaysa, bu politik bir söylemdir.

Irkı temelden ele alırsak çıkaracağımız sonuç Halaçoğlu’nun iflas edeceği sonuç olur. Bu yapılan çalışmalarda da Türk ırkının olmadığı ortaya çıkıyor. Bu konuda Halaçoğlu çok net olmak istiyorsa, bir rapor elde etmek istiyorsa araştırsın bakalım. Ama öyle bir yolu tercih etmez; çıkacağı sonuç bellidir. Bugünkü söylemi de tamamen zırvalamadan öteye gitmiyor. Tarih olarak yanılıyor.

» Halaçoğlu’nun açıklamaları bir anlamda da bilinçli yapılmış olabilir mi?
Latif Özdemir: İşin açıkçası ciddiye alınacak bir yanı yok ama yapmak istediği şey açık bir şekilde ortada. Tamamen politik. Çünkü son zamanlarda haklar arası, gruplar arası bir diyalog süreci başladı, yurttaşlık bilinci ortaya çıktı. Derin devletin talimatıyla korunan o duvarlardan taşlar ve tuğlalar döküldü. Bir arada yaşamaktan rahatsızlık duyanlar da Halaçoğlu üzerinden açıklama yaptılar. Türkiye’yi zora sokmaya yönelik bir tahrik söz konusu.

Markar Esayan: Ben de Muhsin Bey’in söylediği gibi ırkçılığın son kozu olarak değerlendiriyorum. Bu açıklamalarla toplumu tahrike yönelik, kimlik ve hassasiyet üzerinden toplumu ayrıştırmaya yönelik bir politika yürütülüyor. Aslında burada da açmazını görüyoruz, ulus devletin kendisini kuran düşünceye adeta bir kanser gibi saldırdığını görüyoruz. Ulus devletin en büyük iddiası bir ulus yaratmaktır. Ulus devletinin başındaki adamın bu ulus devletinin temeline mayın koyacak şekilde bir açıklama yapması bana biraz ironik geldi. Düşünüyorum da, eğer 19 Ocak’ta Hrant öldürülmeseydi, şimdi bu açıklamalar farkındalık yaratır mıydı?

Kazım Genç: “Hepimiz Ermeniyiz” lafına herkesten evvel karşı çıkan biriydi Halaçoğlu…

Markar Esayan: Ondan evvelsi için söylüyorum bunu; o süreç yaşanmasaydı, bunlar olur muydu? Hepimiz biliyoruz ki sözünü ettiği listeler 1820’lerden beri var. Bu ırkçı hareketin bu listelere dayanarak yapıldığını biliyoruz. Ama daha evvel; 70’lerde, 80lerde ‘Sefil Ermeniler, köpek Ermeniler’ diye manşet atıldığı zaman, Ermeniler başta olmak üzere kimse sesini çıkartmıyordu. Tabii o süreçle bu süreç farklı. Bu anlamda bunun da olumlu diyalektik bir etki yarattığını düşünüyorum. Bugün burada konuşmak da bunlardan biri.

HASAS YERLERİMİZE MAYIN ATILIYOR»Kimlikler meselesi aslında çok hassas bir konu iken kalkıp böyle bir açıklama yapmak şaşırtıcı değil mi? Ya da çok mu normal?
Markar Esayan: Kimlikler meselesi çok yüklü bir şey elbette ki. Halaçoğlu bunu çok bilinçli yaptı. Mesela bu açıklamalarda üç önemli soruna gönderme var: Biri Kürt meselesi, diğeri 1915 Ermeni olayları (Böyle söylenmesi isteniyor ya!) ve misyonerlik; bu adamlar kilise kuruyor falan diye önünü kesme. Süreç hazır aslında; cumhurbaşkanı halktan çıkıyor diye de bizim en hassas olduğumuz yerlere birer mayın atılıyor.

Şimdi Alevi Kürtlerin Ermeni asıllı olması, PKK’nin TİKKO’nun Ermeni asıllı olması gibi sözlerle 1915 yılında o kadar insanın zayi olmadığına yönelik de bir delil sunuyor, bilim soslu… Öte yandan da; Kürtler ve Türkler arasında aslında hiçbir sorun olmadığı, araya karışan Ermenilerin kötü unsur olarak tanımlandığı bir anlayışı da vermeye çalıştıklarını düşünüyorum. Yine burada da bütün günah Ermenilerin üzerine atılıyor.

Tüm bunlara baktığımızda şunu görüyoruz; Türkiye’de yeni başlayan konuşma sürecinin ve tarihle yüzleşmenin, 1915 gibi olayların konuşulmasının vs Türkiye’ye bir özgürleştirme getirdiğini; kompartmanlara ayırışmış bir halkın birbirine yakınlaşmaya çalıştığını ve sorunlarını aslında tek bir paydada çözebilecekleri demokratikleşme sürecine adım atıldığını gördüler ve buna tepki olarak da bunu sundular. Elbette burada bir korku var. Çatırdayan resmi tarihi de tekrar birbirine yapıştıracak harç lazım. Bu harç da bilim soslu bir yerden geliyor. Bu yeni bir şey değil.

Bizim gösterdiğimiz tepki yeni bir şey diye düşünüyorum. Bu benim için çok önemli, daha doğrusu hepimiz için çok önemli. Gerçekten, gerek Kürt sorunu gerekse Alevilerin yaşadığı sorunları 1915 olayları ile birilikte düşünmeliyiz -ki zaten ayrı olmadığını görüyoruz-. Bunları ayrı düşünürsek sadece kendi derdimizle uğraşmış oluruz; bu da ilerisi için bize yarar sağlamaz. Bu tartışmanın burada da bu olumlu etkisini görmek gerekiyor.

BU KURUM NİYE KURULDU?

» Sorun sadece Halaçoğlu mu? Temsil ettiği kurumun da önemi büyük, öyle değil mi?
Markar Esayan: Tabii ki. Öncelikle TTK gibi bir kurumu tartışmak gerekiyor. Dolayısıyla bu kurum bunlar için mi kuruldu, oturup bunu tartışmamız, konuşmamız gerekiyor.

Halaçoğlu yeni bir şey söylemedi, o yüzden de şaşırması normal. Çünkü 200 yıldır kullanılan listeleri hatırlattı. Yeni açıklamalar yaparak, aba altından sopa göstererek, listelerin elinde olduğunu söyledi ki o listelerden bana da geldi-, bu da toplumsal hareketlenme üzerinde baskı koymanın aracı oldu. Ben yine de 19 Ocak’ı bir milat olarak unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Susmanın ne kadar büyük bedellere neden olduğunu gördük. Çok acı çektik.

» Siz de Halaçoğlu’na tepki verenlerdensiniz. Ermeni cemaati olarak bir bildiri hazırladınız ve protesto ettiniz…
Markar Esayan: Ermeni cemaati için konuşayım: Herkesin de bildiği gibi, hala baskılar gören bir cemaattir Ermeni cemaati. Toplumsallaşma, sivilleşme yönünde belki Agos’la başlayan bir serüveni var. Hrant burada bir fenomen. Ve Ermeni cemaati 90 yıllık aradan sonra, o içe kapanmadan sonra, Halaçoğlu’nun sözleri üzerine ikinci toplumsal bildirisini yayımladı. Bu çok büyük bir şey değil belki, ama bu Ermeniler için çok önemli. Artık konuşan bir toplum olduk. Çünkü sürekli yasaklamalar ve baskılarla yaşamış bir toplumduk.

Burada, bir arada konuşmak güzel çünkü hepimizin sorunu bu. Bu anlamda da kendi özel tarihimizle yüzleşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Şunu da unutmayalım ki 1915 olaylarında kendi kimliği dini, ırkı ve soyadıyla muhafaza edilen Ermeniler sadece Dersim’deki Alevilere sığınan Ermeniler oldu. Daha sonra başka bölgelerde hayatta kalan Ermenilerin aslında nasıl kurtulduğu ayrı bir konu. Kimliklerinden, inançlarından vazgeçmek zorunda kaldılar onlar.

Ali Kenanoğlu: Alevilerin biraz tarihine doğru gittiğimizde şunu görüyoruz; Selçuklular’da, Osmanlılar’da münferit tarihler haricindeki bütün dönemlerde baskı altında tutuluyorlar. Tabii bunun yanında katliamlar da var. Cumhuriyet’e kadar devam eden bir süreç bu. Aleviler üzerindeki oynanan oyunda aslında 12 Eylül bir milat olarak alınmalı. Çünkü 12 Eylül’den önce Alevileri yok sayma politikası vardı. Asimilasyon had safhadaydı. Kızılbaşlık ‘zındıklıktır’ denilerek, ‘olmaması gereken bir toplum’ olarak değerlendirilerek yok edilmeye çalışılıyordu. Cumhuriyet yasaları bile Alevilik yok sayılarak hazırlanmış yasalardır.

12 Eylül’de durum değişiyor aslında. 12 Eylül’de bir politika gelişiyor; Alevileri Alevi olarak kabul etme başlıyor. ‘Evet siz Alevisiniz, siz varsınız, siz bu toplumun gerçek unsurusunuz, siz gerçek Türksünüz, siz gerçek Müslümansınız’ denilerek kabul ediliyor. Ama aslında Aleviliği isim olarak kabul edip, içeriğini ve muhalif duruşunu yok etmeye çalışan bir duruş oluşturuluyor 12 Eylül’de.

Tabii bu durumdan insanlar hoşlanıyor: O gariban toplum, ‘gerçek Müslümansınız, gerçek Türksünüz’ gibi toplumda söylenen sözlere sarılıyorlar. Müslümanlık için de aynı şey geçerli. Halaçoğlu’nun sözlerine gelirsek: İç Anadolu’daki, Akdeniz’deki ve Ege’deki Alevilerin Türk İslam sentezine sarılmaları karşısında, -tabii burada Kürt Alevileri de var-, resmi tarih söyleminin ezberi bozuldu. Bunun üzerine yeni bir açılım getirdiler; ‘zaten bunlar Ermeni’ deyip kurtulmak istediler.

Latif Özdemir: Kürt Alevilerini sildiler hemen.

Ali Kenanoğlu: 12 Eylül döneminde Kürt Alevi, Türk Alevi ayrışması da oluşturuldu. Oysa Alevi örgütleri içinde de böyle bir durum hiç yaşanmadı. Ama son dönemdeki çeşitli Alevi yöneticilerin, yazar çizerlerin de söylemleriyle birilikte, bir Kürt Alevileri bir de Türk Alevileri oluşturulmaya çalışıldı. Kürt Alevileri hakkında şimdi de ‘bunlar Ermeni’ diyerek ayrıştırmaya girişiyorlar. Ama yanılıyorlar.

ERMENİ SAYILMAK KÖTÜ OLMAMALI»Alevi Bektaşi Federasyonu olarak TTK’nın önüne siyah çelenk bıraktınız. Hatta bazı Aleviler’in Halaçoğlu’nun sözlerine karşılık ‘biz terörist değiliz’ gibi söylemleri oldu… Bir yanılsıma mı yaşandı kendi aranızda?

Ali Kenanoğlu: Halaçoğlu’nun açıklamasının arkasından biz de kendi açıklamalarımızı yaptık Evet bizim çeşitli derneklerimizden de açıklamalar yapıldı; ‘Biz terörist değiliz, dava açacağız’ denildi. Bu söylem o kadar tehlikeli bir söylem ki… Otomatik olarak o söyleme siz de ayak uydurmuş oluyorsunuz. Ermenilerin teröristliğini kabul etmiş oluyorsunuz. Orada Alevi insanların şuna dikkat etmesi gerekiyordu; Ermeni sayılmanın kötü bir şey olduğu değil, ırkçılık yapmanın kötü bir şey olduğu tezi üzerinde durarak itiraz etmeleri gerekiyordu. Bu açıklamayı gördüğümde kaş yaparken göz çıkarıyoruz diye düşündüm. Halaçoğlu’nu eleştireceğim derken, Ermenileri kaldırdın attın bir tarafa…

Tabii diğer taraftan da Kürtleri yok saymacı bir durum var. Bazı arkadaşlarımız Halaçoğlu meselesi önemsiz falan dedi ama bence çok önemli. Çünkü öyle ya da böyle devletin resmi kurumunun başındaki bir adam bu. Bu söyledikleri de devletin resmi görüşü gibi. Baktığınız zaman, devletin resmi kurumlarından da hiçbir itiraz gelmedi. AKP milletvekillerinden itiraz edenler çıktı, bunlardan biri de Reha Çamuroğlu. O zaten Dersimli.

Tarih sürecinde değişimler, dönüşümler olmuştur. Bu yanıyla bakarsak da kültürlerin etkilenmeleri çok normal. Sözünü ettiğim değişim ve dönüşümler kendi seyri içinde yaşanmış olabilir. Irksal yaklaşım dışında doğal olgu olarak algılamak gerek bu değişimleri. Bir Alevi Ermenilerden etkilenebilir, ya da tarihi süreç içinde bazı değişimler de yaşamış olabilir. Bunlar normal olarak değerlendirebilir. Ama Halaçoğlu’nun yaklaşımına bakacak olursak tamamen ırkçı bir yaklaşım olduğunu görürüz. Tamam Halaçoğlu ortaya bir tez attı. Araştırdığını söyledi. O zaman Halaçoğlu’nun elinde başka belgelerin de olması gerekiyor. Bizim elimizde var mesela.

» Nedir o belgeler?
Ali Kenanoğlu: Örneğin, bahsetmiş olduğu 1500-1600 yıllarında Anadolu’nun yüzde 80-70’nin Alevi olduğu gerçeği var. O zaman Halaçoğlu bunu söylerken şunu da desin: ‘Bütün Sünniler de aslında Alevidir’. Bunu da demesi gerekmiyor mu?

Yavuz’un katliamından önce Anadolu’da yüzde 90 Kızılbaş Alevi vardı. Atatürk 1919’da Samsun’a çıkarken Tokat’a geliyor. “Tokat’ın yüzde 80’i Alevi Bektaşiler’den oluşuyor” diyor, “Bizim mutlaka Hacıbektaşi dergahına gidip yardım istememiz gerekiyor” diyor. Kendi el yazısıyla duruyor bu belgeler, bunu biliyorlar. Şimdi Tokat’ta yüzde 20 Alevi var. Halaçoğlu desin bakalım “Aslında Tokat’ın yüzde 80 Alevidir” diye. Bunu söylesin ya da söylemesin, bize ne getirir ki. Buradan da bakmak gerekiyor.

Muhsin Kızılkaya: Bence böyle bir araştırmada en fazla zarar görecek olanlar Halaçoğlu’nun yanında yer alanlar olur. Araştırmaya kalkmasınlar çünkü çok tehlikeli bir iş. Kimin Türk olduğu araştırmasından geriye neler kalır; gerçekten zorlanırlar.

Kazım Genç: Başta da dediğim gibi kamunun ya da sivil yaşamın her hangi bir yerinde olan herhangi birisi topluma yönelik bölücü söylemleri dile getirdiğinde yanıtını vermek gerekiyor. Diyanet İşleri Genel Başkan Yardımcısı, Alevilerin cemevlerini cümbüş evleri diye nitelediğinde hemen basın açıklamaları yaptık; Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Sonrasında bu zat Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığından alındı. Zaman geçti, Diyanet İşleri’nden biriyle karşılaştım; “Biz size karşı daha dikkatli olacağız” dedi. Yani bir işe yarıyor bu çıkışlar.

Çünkü Anadolu’nun ihtiyacı olan biz Anadolu insanıyız. Eşitlik içinde yaşamak istiyoruz. Bunun yolu birbirimizin hakkına, hukukuna, diline, dinine saygı göstermekten geçer. Saygı göstermeyene de karşı çıkmak gerekiyor. Ki yeni yeni Halaçoğlulları çıkmasın. Bilsinler ki karşılarında bu ülkenin eşitlik, kardeşlik ve barış içinde yaşamak isteyen insanları var.

»Ortak görüş Halaçoğlu’nun istifa etmesi yönünde. Aslında Markar Bey de konuşma sırasında TTK’nin kendisiyle uğraşmak gerektiğini söyledi. Halaçoğlu’nun istifası ne sağlar? Neyi değiştirir? Öncelikle bu kurumun ve sistemin değişmesine yönelik bir girişim yapılamaz mı?

Kazım Genç: Tabii ki Halaçoğlu’nun gitmesi asla bir çözüm değil. Ama bunlar birer adımdır. Siz merdivenin birinci basamağına basmadan, onuncu basamağına çıkamazsınız.

Latif Özdemir: Evet biraz bence bu konu üzerinde durmak gerekiyor. Tektipleştirmek isteyen bir Anayasa var. Siz de biliyorsunuz ki bugünkü söylenenler 1930’lu görüşlerin söylemi. Dolayısıyla devletin yeniden yapılanması gerekiyor. Aksi halde bütün bu görüşlerin yıkılması çok zor. Belki yarın benzer bir açıklamayı TDK yapar, ya da başka bir kurum yapar bilemeyiz ki… Yani bu resmi ideolojiye, bu merkezi sisteme, bu Kemalist anlayışa, devlet yapısına entegre olmuş, onun zorunlu ürünleri olarak seyreden, ilk günden bugüne kadar varlıklarını devam ettirmiş olan bu tekçi kurumlar yok olup daha çağdaş, daha demokratik, herkesi kucaklayan bir yapılanma olmazsa bu tartışmalar sürer gider. O yüzden de öncelikle sisteme vurgu yapmak gerekir.

Markar Esayan: Aslında ben de buna vurgu yapmak istiyorum. Başta da söyledim ama bu konuda sanırım biraz iyimser davranmaya da çalıştım. Durgun bir su var ve bu su kokmuş artık. Ve biz bu resmi ideolojiyi baskıyla, insanlarımızı kaybederek kabul etmişiz ve konuşmamışız. Dolayısıyla hastayız. Aynen bireyin psikolojik tedavisinde olduğu gibi bir psikanalize ihtiyaç var. Bunun da tek yolu dil. Biz Halaçoğlu’ndan neden rahatsız olduk, bunu düşünmek gerek. Halaçoğlu’nun bazı bilimsel araştırmalar yapmış olacağı ile ilgili değil bizim sıkıntımız; onun niyetiyle ilgili bir sıkıntı var. Oradaki birkaç tehlikeli söylem herkesi alt üst etti. Türkmenlerin, Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin kökeni ile ilgili bir araştırma yüksüz anlamda yapılabilir belki, bir şey diyemem. Ama böyle bir Türkiye’de yaşamasaydık, bunları aşmış bir Türkiye’de yaşamış olsaydık, kimse bunlarla ilgilenmeyecekti. Sosyolojik, antropolojik bir şey olacaktı. Yan yana yaşayan her halk birbirlerini etkiler; dillerini, kültürlerini vs… Bunlar elbette ki normal.

Ama bizi rahatsız eden bir kırılma noktası var. Bu kırılma noktasından hiç söz etmedik. Bunları konuşmamışız, yaşadığımız sıkıntıları anlatmamışız ve bunun acısını çekiyoruz. Bunlar konuşturulmamış bize. Tam da bunun üzerinden, bunun konuşulmaması için yapılan bir açıklama geldi. Yine o hassasiyetleri kaşıyarak, konuşturulmaması için yapılan bir araştırma, söylem. Bugün burada yan yana geldik ve konuşmamız gereken bir mesele olduğunu gördük. Tam da tarihi konuşmaya başlayalım o zaman. Bunun ciddi bir iyileşme getireceğine inanıyorum.

ERMENİ SÖZÜ KÜFÜR GİBİ SÖYLENİYOR»Biraz başa doğru dönersek, Halaçoğlu’nun söylemi Aleviler’de büyük bir tepkiye neden oldu. Bu tepkiden sizler de rahatsızlık duydunuz, Alevilerin tepkisini nasıl değerlendirdiniz? Bu rahatsızlık neydi?
Markar Esayan: Biraz geriye dönersek; Ermeni kelimesi ile ilgili hassasiyetin Halaçoğlu’na gösterilen tepkilerin arkasında kalması beni biraz üzdü açıkçası. Böyle açıklamalar da aradım; ilk neye tepki gösterilecek diye baktım. Aleviler Kürtleşmiş mi? Kürtler Ermenileşmiş mi? Yoksa ‘kardeşim, olabilir neden olmasın ki, öyleysem öyleyimdir’ mi denilecek, onu aradım. Ama herkesin, -öncelikle neyle suçlanıyorsan- bir küfürmüşçesine, bir suçmuşçasına algılaması tabii ki üzdü. Ama bu çok normal. Çok zor şeyler bunlar elbette… Bunu da anlayabiliyoruz.

Türk kimliği baskı olarak dayatılmasaydı bundan gocunmazdım
»Tüm yaşanan gerilimler, bir arada yaşamaya duyulan tahammülsüzlük nasıl aşılacak peki?
Muhsin Kızılkaya: Bir takım şeyler ortaya atılıyor, eşitliktir, adalettir vb… Bunlar zaman içinde aşınıyor ve içini dolduramıyorsun. Eşitlik ama nasıl eşitlik? Bunların ölçütleri yok ki.

Burada biz beş kişiyiz, bir tane Ermeni, bir tane Türkmen Alevisi, bir tane Zaza Alevisi, Safı Kürt ve ben Sünni Safi Kürt’üm. Türkiye’nin en önemli sorununu konuşuyoruz. 70-80 yıldır başımıza bela olan bir şey, biz bunları Türkçe konuşuyoruz. Biz neyiz o zaman? Ben, Kürt müyüm Türk mü? Gerçekten de Türk kimliğim bana baskı olarak dayatılmasıydı, Türk olmaktan hiç gocunmazdım. Ama öyle değil. Ben Türk’üm şu an. Ben Türkçe konuşuyorum, ekmeğimi Türkçe kazanıyorum. Ben üniversiteyi bitirdim ve sadece yazı yazarak hayatımı kazanmaya başladım. Türkçe yazıyorum. Benim kimliğim bu.

Peki bunu tanımını nasıl yapacağız? Bana göre basit bir tanım var; o da ortak yaşama alışkanlığı. Bu da kültür demektir. Bu sorunu siyasi kimlikler üzerinden sürdürmemek gerekiyor. Nerelere dayandığımızı araştırsak neler çıkar. Mesela babamın kökenini biliyorum ama söylemek istemiyorum. Annem tam anlamıyla bir Kürt.

Türkiye’de bir sel var ve kapıldık gidiyoruz. Halaçoğlu çok doğru bir şey yaptı, resmi devlet ağzıyla 1915’te olayların olduğunu söyledi. “Bir kıyım yaptık” dedi. Teşekkür ediyoruz kendisine. Acaba Ermeniler neden Kürt Alevi oldu? Bir insan soykırıma uğramazsa kendi asıl kimliğinden vazgeçmez. Ama Ermeniler geçmiş, böyle söylüyor. Demek ki bir kıyım yapıldı, Alevi ya da Kürt oldu. Bunu kabul ettiler. Ben bir sürü tehcir biliyorum. Kürtler o kadar çok tehcir edildi ki, hiç kimse kimliğinden vazgeçmedi. Ama Ermeniler geçmek zorunda kaldı. Çünkü bir kıyım yapıldı. Bunu açıkladılar.

Latif Özdemir: Zaten Kürtlerin, Ermenilerin sorunları devletin kapalı kapıları arkasında konuşuluyor sürekli. Biz kendi aramızda konuşamıyoruz, sıkıntı orada aslında.

Markar Esayan: Evet büyük bir sıkıntı ama konuşmanın bedeli de ağır oluyor. Hrant konuştu ve öldürüldü…

Latif Özdemir: Evet işte bunu söyleyeceğim. Konuşma hakkı verilseydi belki sorun buraya kadar gelmeyecekti.

Ali Kenanoğlu: Sıkıntımız var bu konuyla ilgili. Ama tek talebemiz var bizim: Tüm etnik gruplara demokrasi ve laiklik noktasında özgürlük istiyoruz.

Düzeltme : Yazıda Ali Kenanoglu için ABF Genel Başkanı ve ABF Genel Başkan Yardımcısı şeklnde iki ayrı ünvan kullanılmış olup, doğrusu Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı olacaktır.

 

Alevi öğrenci din dersinden muaf oldu Devamı · News Item
71 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – September 18 2007 09:08:01
Alevi öğrenci din dersinden muaf oldu

İzmir’de Alevi bir ailenin çocuğu, zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden mahkeme kararı ile muaf tutuldu.

İlk dava Danıştay’da

İzmir Birinci İdare Mahkemesi’nin kararı ile Aleviler, ikinci kez hukuk mücadelelerinde sonuç elde etti. İstanbul 5. İdare Mahkemesi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu‘nun oğlunun din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf tutulması için açtığı davada, istemin kabulu yönünde karar vermişti. Zorunlu din dersi aleyhine ilk karar niteliği taşıyan bu mahkeme kararı, idare tarafından temyiz edilmişti. Dava şu an Danıştay’da.

Tecrit kaygısı<

Kenanoğlu, yeni Anayasa taslağında yer alan, isteyen velilerin çocuklarını din dersinden muaf tutabilmesine ilişkin düzenlemenin okullarda tecrit dönemini başlatacağını savundu. Aynı kaygıyı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç de dile getirdi. Genç, “Dersi almak istemeyen çocuk üzerinde, arkadaşları ve öğretmenleri manevi baskı kuracak” dedi.

Milliyet

 

ALEVİ DOSYASI -2- Ali Kenanoğlu ile röportaj News Item
124 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – October 09 2007 11:31:38
Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu

Ali Kenanoğlu kimdir?

1970 yılında Tokat’ın Almus İlçesine bağlı Hubyar köyünde doğdu. İlkokulu Hubyar Köyü’nde, orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Anadolu Üniversitesi-Eskişehir İktisat Bölümünü bitirdi. 1997-2002 yılları arasında İstanbul Ok Meydanı Cem Evi’nde yönetim kurulu üyeliği ve genel sekreterlik yaptı. Bir dönem merkezi Ankara’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın 2. Başkanlığı ve aynı Vakfın İstanbul Şubesi yönetim kurulu üyeliği ve genel sekreterliği görevlerinde bulundu. 2002 yılında kurulan Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’nda (Türkiye-ABF) Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği ve 2. Başkan oldu.

2002 yılında kurulan Hubyar Sultan Derneği’nin halen başkanlığını yürüten Ali Kenanoğlu’nun yazar İsmail Onarlı ile birlikte yayınladıkları “ Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri” isimli bir araştırma kitabı bulunuyor. Muhasebe ve finansman yöneticiliği yapan Ali Kenanoğlu evli ve iki çocuk babası.

“Bunun adı devlet eliyle asimilasyon”

“Biz Aleviler tüm inançlara saygılıyız, Sünni kardeşlerimizin inançlarına da saygılıyız. Ama asimilasyon denince ilk aklımıza Sünnileştirme geliyor. Hepimizin ibadethanesi camidir deniyor. Camiye karşı değiliz, cami Sünni kardeşlerimizin ibadet yeri, ama biz Aleviyiz ve ibadet yerimiz cem evleridir. Devletin insanlara bir dinin gereğini ezberletme görevi ve sorumluluğu olamaz. Bunun adı devlet eliyle Alevileri asimile etmektir”

Kamuoyu Ali Kenanoğlu’nu Alevi derneklerindeki çalışmalarıyla değil, en çok zorunlu din derslerine karşı açtığı ve kazandığı dava ile tanıdı. Halen din derslerinin zorunlu olduğu Türkiye’de çocuğunu din derslerine göndermeyen tek insan. Ali Kenanoğlu, Irak ve Filistin olaylarına sessiz kalan NATO liderlerine semah dönmeyi reddeden Hubyar Sultan Derneği’nin başkanı. 2004 yılında İstanbul’da yapılan NATO Toplantısında semah dönmeleri için kendilerine gönderilen davetiyeyi kabul etmeyen Ali Kenanoğlu’nun “ Savaş varken semah olmaz” sözleri 31 Mayıs 2004 tarihli Milliyet gazetesinin manşetinde yer almıştı. Ali Kenanoğlu cenazelerini halen yatak ve döşekle gömen Alevi köyleri olduğunu, Türkmen geleneğinin sürdürüldüğünü söylüyor. Ali Kenanoğlu ile -kimin haklı kimin haksız olduğu bir yana- Alevi-Bektaşi Toplumu içinde bilinen, mahkemeye kadar giden ve Türk basınında da yer alan Hubyar Sorunu’nu konuştuk. Sorularımıza açıklıkla yanıt vermekten kaçınmayan ve ilgi ile izleyeceğinizi umduğumuz söyleşimizde, Alevi Toplumu içerisinde inanç hizmetlerini veren bir kadın inanç önderi Anşa Bacı’yı da bulacaksınız.

Çocuğu zorunlu din derslerine girmeyen Türkiye’de ilk kişisiniz. Bu süreci anlatır mısınız?

Ortaokul birinci sınıfta iken din dersleri zorunlu değil, seçmeli idi. 12 Eylül Askeri Darbesi yeni gelmişti, ben kendi tercihimle 1981 yılında din dersi almıyordum. Din dersi almayan iki kişiden biriydim, hiç unutmuyorum arkadaşımın ismi de Ecevit’ti Malatyalıydı. 1982 Anayasası ile din dersleri zorunlu hale getirince din dersi almaya başladım. Ortaokul 3 ve lise birinci sınıfta derslerinde etkisiyle iyi bir Sünni olmuştum. Yani o yaşta asimilasyondan etkilenmiştim bunun sebebi de din dersleriydi. Lise son sınıfa geldiğimde okuduğum kitaplarında etkisiyle durum değişti ve ben kendime geldim. Çocuğumun asimile edilmesine engel olmak için, oğlumun 4. Sınıfa geldiğinde, kayıt yenilenmesini yapar yapmaz valiliğe dilekçe vererek çocuğumun zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını istedim. Talebime cevap verilmedi. Yasa gereğince talebime 60 gün içinde cevap verilmiyorsa, reddedilmiş anlamına geliyor. Ve arkasından İstanbul bölge idare mahkemesine dava açtım. Ve çocuğumun zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyerek, önce yürütmeyi durdurma talebinde bulundum. Üç ay sona talebim doğrultusunda “Aile haklıdır” diye yürütmeyi durdurma kararı verildi ve çocuğum din derslerinden muaf tutuldu. Üst mahkeme valiliğin talebini kabul ederek, yürütmeyi durdurmayı kaldırdı ve benim çocuğum bir ay sonra yeniden din derslerine girmeye başladı. Çocuğum 5. sınıfa geçtikten sonra dava esastan görüldü, idari Mahkeme beni haklı buldu ve davayı ben kazandım.

Anayasa’da “Kimse dini inancını açıklamakla zorlanamaz” yazıyor

Mahkeme sizi hangi gerekçeyle haklı buldu?

İdare mahkemesi benim talebimi haklı buldu. Benden önce açılmış davalar vardı onlar kaybetmişlerdi. Onlar “Ben aleviyim bu nedenle çocuğum din derslerini almasın” diye dava açmışlardı. Davanızda Aleviyim dediğiniz zaman mahkeme hemen diyanetten görüş istiyor. Diyanet de “Alevilik İslam’ın altında bir koldur” diye cevap veriyor. O zaman mahkeme de “Madem İslam’ın altındasın, o zaman din dersi alacaksın” diyor. Ben dava açarken “Bu okullarda okutulan din dersi benim inancıma uygun değil, çocuğumun zorunlu din derslerine girmesini istemiyorum.” diye dava açtım. Mahkeme bundan dolayı beni haklı buldu. Mahkeme kararında “Aile inancını söylemedi. Benim inancıma uygun değil, diyor. Anayasanın 10. maddesine göre bizim bu aileye inancını sorma hakkımız yok. Biz aileye inancını soramayız, onun açıklaması yeterli, uluslararası sözleşmeler Türkiye’deki yasaların üzerindedir. Aile haklıdır çocuk din dersinden muaf tutulsun” diyor.

Anayasa’da “Kimse dini inancını açıklamaya zorlanamaz ”diye, bir madde var. Karar okula tebliğ edildi ve o gün bu gündür oğlum din dersi almıyor.

Davayı kazandığınızda ne hissettiniz?

Davayı kazandığımda özgürlüğü yaşadım, oğlumun benim gibi zorunlu din derslerine girmeyecekti. Dava aslında bir başkaldırının, asimilasyona karşı verilen bir mücadelenin sonucuydu. Zorla başka bir inanç öğretilemeyecekti. Çocuğum asimile olmayacaktı. Bu duygu anlatılamaz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde(AİHM) de zorunlu din dersleri ile ilgili başka bir dava sürüyor. Türkiye’de sizin ile ilgili karar diğer Alevi vatandaşlarımız için örnek teşkil etmesi gerekmiyor mu?

Türkiye’de hukuk yolları kapanmadığı için AİHM’ne gitmeme gerek kalmadı. Çünkü ben davayı Türkiye’de kazandım. Elbette örnek teşkil edecek. Ancak davanın Yargıtay aşaması var, orada kesinleşmesi ve onaylanması gerekiyor.Bu senenin sonuna kadar bitebilir. O zaman örnek teşkil edecek. Benim gibi aynı şekilde aileler dilekçe vererek, o Yargıtay kararını da dilekçelerine ekleyerek çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulmalarını isteyebilirler.

Yargıtay’ın Alevilerin lehine olan mahkemenin bu kararını onaylamaması söz konusu olabilir mi?

Olabilir. O da başka bir süreç olur, süreç yeniden başlar. Yargıtay bu sene onaylayabilir, seneye de bu dosyayı görüşebiliriz, diyebilir. Yargıtay onaylarsa AİHM zorunlu din derslerini kaldırmadan Türkiye’de zorunlu din dersleri kalkmış olacak. Anayasaya rağmen zorunlu din derslerinden muaf olacağız. Sonuçta asimilasyona karşı bir dava kazanmış olduk ve bu böyle sonuçlanacak.

Devletin insanlara bir dinin gereğini ezberletme görevi olamaz

Asimilasyona karşı dava kazandığınızı söylüyorsunuz, bunu açar mısınız?
Biz Aleviler tüm inançlara saygılıyız, Sünni kardeşlerimizin inançlarına da saygılıyız. Ama asimilasyon denince ilk aklımıza Sünnileştirme geliyor. Hepimizin ibadethanesi camidir deniyor. Camiye karşı değiliz, cami Sünni kardeşlerimizin ibadet yeri, ama biz Aleviyiz ve ibadet yerimiz cem evleridir. Din dersleri ile ilgili olarak bugünlerde seçmeli mi olsun diye bir tartışma sürüyor. Bir defa din dersi bir dinin inancını üreten, başkasını kendine benzeten ders değil, kültür dersi olmalıdır. İkinci de yine seçmeli olmalı. Şu anda okullarda namazın bütün sureleri ezberlettiriliyor böyle olmamalı. İslam’ı tanıt. Şu yıllarda gelmiştir peygamberi böyledir, esasları şöyledir, deyin. Hıristiyanlığı Budizm’i Aleviliği temel esasları ile tanıt. Din kültürünü dinler kültürünü vermiş olursun, ha bunu da seçmeli yap. Ama sen bunu İslam’ın inancının gereğini ezberletmeye yönelik yaparsan bu olmaz, bu ne demokratik, ne de laiktir. Sen bunu seçmeli de yapsan doğru değil. Devletin insanlara bir dinin gereğini ezberletme görevi ve sorumluluğu olamaz. Bunun adı devlet eliyle Alevileri asimile etmektir.

NATO toplantısında semah dönmeyi reddetmeniz olayını sormak istiyorum…

Amerikan Başkanı Busch’un önünde semah dönmemiz istendi. Bugün dünyanın gözüne baka baka “Irak’ta kitle imha silahı var, kimyasal silahlar var” diye yalan söyleyerek Amerika, İngiltere ve diğer ülkeler Irak’ı işgal ettiler. Filistin’de o günde çocuklar öldürülüyordu bugünde halen çocuklar öldürülüyor. Savaşın iğrenç yüzü halen hafızalarda ve silinmiyor. 28 Haziran 2004’te İstanbul’da Busch’un önünde semah dönmemiz istendi. Bizi davet ettiler. Savaş varken semah olmaz, dedik, NATO’nun Irak ve Filistin’de olanlar kabul edilemez, diye reddettik. Biz de Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak bunu reddettik. Semah barışın simgesidir, semah ibadetimizdir. Annelerin çocuklarını kaybettiği, acıların yaşandığı, gözyaşların dinmediği kirli savaşta, savaşın aktörleri önünde nasıl semah döneriz? Biz semah dönmedik ama Çırağan’daki programda Mehter Takımı, Mevlevi gösterileri ve Ahmet Özhan yer aldı. Ermeni ve Rum ilahi koroları okundu.. Sizin gazeteniz Milliyet benim başkanı olduğum Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin açıklamasını birinci sayfadan “Savaş varken semah olmaz ”diye verdi. Hatat Amerika’dan bazı gazeteler tepkimizden dolayı gelip bizimle uzun uzun söyleşiler yaptılar.

Bizim köyde herkes Alevi dedesidir

Türkmenlerin yaşadığı Hubyar Sultan Köyü’nü anlatır mısınız?
Bizim köy Alevi inanç merkezi. Hubyar Ocağının merkezi olan bir köy, bir Türkmen köyü. Oradaki herkes Hubyar’ın evladı olarak kabul edilir ve Dede dir. Yani yeterliliği varsa, taliplerde kabul ediyorsa herkes Alevi dedesidir. O köydeki herkes eğer Dedelik yapma yetkisini kendisinden görüyorsa dededir. Biz üç kardeşiz. Bizim ailede bu görevi ben üstleniyorum. Kenanoğlu Ailesi olarak Tokat’ta Sivas ‘ta ve Yozgat’ta inanç hizmeti verdiğimiz köylerimiz var. Sadece bizim ailemizin hizmetlerini yürüttüğü köyler bunlar. Hubyar Ocağı adına inanç hizmetleri için biz gideriz bu köylere.

Şu anda Hubyar Sultan Dergâhının başında Mustafa Temel var. Onların görevi nedir?

Evet, Mustafa Temel Dede var. Temel Ailesi uzun bir süredir dergâhın görevleri ile ilgileniyor. Onlara bağlı olan, inanç hizmetlerini verdikleri ocak talibi aileler de var.

Hubyar köyü’nde sadece iki aile mi var?

Hayır. İki aile değil. Çok aile var, 38 soyadlı aile var.

Hepsi Hubyar Sultan soyundandır. Hubyar köyündeki her aile aynı özelliklere sahiptir. Onlar da Hubyar evlatlarındandır. Hepsinin Hubyar Ocağı’na bağlı köyleri vardır talibleri vardır. Bunların hepsi gider inanç hizmetlerini yürütürler, hepsi de hizmetlerine sahip insanlardır.

Niye başka aile değil de ,Mustafa Temel ailesi Hubyar Sultan Dergâhıyla ilgileniyor?

Bu konu tartışmalı bir konu. Şu anda bir mahkeme sürüyor

Polemik yaratmadan anlatabilir misiniz?

Tartışmasının içine girmeden anlatayım, Yüzeysel geçeyim polemik yaratmadan yüzeysel anlatmaya çalışayım. 1580’lerde Hubyar Sultan ölüyor, Hubyar öldükten sonra Hubyar Vakfı kuruluyor. Osmanlı’da bütün ülke padişaha ait. Birisine mülkiyet verilecekse oraya vakıf kuruluyor o vakfiye ile birlikte mülkiyet ona veriliyor. Hubyar ın dergâhın olduğu bölge ve onun etrafındaki araziler Hubyar’a vakfediliyor ve vakıf kuruluyor. Vakfın Hubyar’dan sonraki yöneticileri olarak da mütevelli heyeti olarak da Hubyar evlatları gösteriliyor. Hubyar öldükten sonra oğlu Mustafa, ondan sonra da Hubyar’ın üç torunu Kenan, Ali ve Hüseyin vakfın ve dergâhın idaresini yürütüyorlar, kendi aralarında da görev bölümü yapıyorlar. Kenan benim atam, yani soyadını aldığım Kenan yaş olarak büyük olduğu için dergâhta bekliyor. Dergâh postunda bekliyor. Hüseyin aşıklık, Ali dedelik yapıyor. Böyle bir paylaşımla taliplerinin hizmetini görüyorlar.

İnanç hizmetlerini karın tokluğuna yapıyorlar

Bu insanların verdikleri inanç hizmeti karşılığı para alıyorlar mı?

Elbette inanç hizmeti karşılığında aldıkları Hakkullah denilen, gönüllülüğe dayalı insanların gönlünden verdikleri bir para var veya buğday vs. var. Onun dışında zaten köy çok dağ başı bir yer. Meyve yetişmiyor, sebze yetişmiyor. Ancak küçükbaş hayvancılık yapılıyor. Büyükbaş hayvancılık da ancak sütü için yoğurdu için kendi ihtiyacını karşılamak için yapılıyor. İnanç hizmetlerini karın tokluğuna yapıyorlar.

Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na bağlılık söz konusu

Hacı Bektaş Veli Dergahı ile ilişkileri nasıl?

Belge ve bilgilere göre Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na gidip geliniyor, Bir bağlılık söz konusu, yani o dergâh bütünlüğü içinde Hubyar dergahi da o bütünlük içerisende yer alıyor. 2 Mahmut döneminde dergahlara el koyma fermanı çıkarılıyor, o dönem bütün Alevi dergahların başına ne geliyorsa Hubyar Dergahı’nın da başına o geliyor. Hubyar tekkesi kapatılıyor hatta kısmi yıkıma uğruyor. Ondan sonra bizim köye cami yapılıyor. Bir asker görevlendiriliyor. Ve bizim dedeler dedeliğe gidemez oluyorlar. Yanımızdaki komşu ilçeye ya da beldeye zorunlu olarak Cuma namazları kılmaya götürülüyorlar. Bizim köydeki küçük çocuklar alınıyor, medrese eğitimine tabi tutuluyorlar. Kuran öğretiliyor. 1826 yıllarda oluyor bütün bunlar

Cenazeler Türkçe dualarla kaldırılıyor

Bu söylediklerinizin belgesi var mı?

Bir caminin yapıldığına ve bir askerin yerleştirildiğine dair yazılı belgeyi Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinden çıkarttım. Yani o cami adına vakıf kurmuşlar. +O dönemde zorunlu olarak inançsal asimilasyona giriyoruz. Cenazeler kuranla yani şeriat usüllerine göre kaldırılıyor. Ondan önce dedelerimiz cenazeleri Türkçe dualarla kaldırılıyor. Bugün bunu hatırlayan yaşlılarımız var. Osmanlının baskısından dolayı, Hubyar dedeleri dergah gözetim olduğu için inanç hizmetlerini veremiyor, inanç hizmeti alan taliplerde dergaha gelemiyor. O dönemler Tokat Zile Acısu köyünde bulunan Veli Sofu Babayı bütün Hubyar taliplerinin hizmetlerini yapması için görevlendiriyorlar. Çünkü Hubyar dedeleri kımıldayamıyorlar. Böyle bir fiili durum yaratıyorlar ve fiili olarak dergahı Tokat Zile Acısu köyüne taşıyorlar.1855–1860 a kadar bu süreç devam ediyor. O dönemde Osmanlı da bir yumuşama oluyor, dergâh yeniden toparlanmaya başlıyor. Bugünkü Mustafa Temel’in dedesinin dedesi, Hıdır Baba diyorlar ona. Bütün dedelerin desteğiyle bilgi birikimi ve aklı ile öne çıkan Hıdır Baba’yı görevlendiriyorlar ve dergâh yeniden açılıyor.

Posta bir Ana oturuyor

Yani şu anda Hubyar Sultan Dergahı’nın başında olan, AABF 2. Başkanı Hıdır Temel’in babası Mustafa Temel’in dedeleri mi görevlendiriliyor?

Evet. Bu arada Hubyar Ocağı ikiye bölünüyor. Babagan kolu oluşuyor. Dede kolunun yanında bir de Babagan kolu oluşuyor. Önceleri dedelere bağlı olarak hizmet yürüten Veli Baba bağımsızlığını ilan ediyor. Ayrılma nedeni o dönem asimilasyonu kabullenenlere karşı çıkması. Yani caminin zorla yaptırılmasıyla birlikte Alevilerin asimilasyonu gündeme geliyor. Veli Baba öncülüğündeki Babagan kolu devletin müdahalesiyle Hubyar’ın evlatlarının Hubyar’ın yolundan çıktıklarını söylüyor, Hubyar “Benim belimden değil, yolumdan gelen evladımdır” sözünü de anlatarak bundan sonra ben yürüteceğim, diyor. Bu sözü aslında Hacı Bektaş Veli için de söylerler, bizim orada Hubyar için de. Yani talip köyleri tamamen Veli Sofu Baba’ya bağlanıyor. Veli baba öldükten sonra karısı Anşa Bacı posta oturuyor ve Acısu’da dergah oluşturuluyor. Yani posta bir ana oturuyor. Bu ocağa da Anşa Bacılar Ocağı deniliyor. Alan araştırmalarım esnasında o köylere çok gittim, bugün bizlere “Biz Hubyar’ın yolunu yürütüyoruz, Siz Hubyar’ın yolunu yürütmüyorsunuz, siz döndünüz” diyorlar.

Cenazeyi yorgan ve döşekle gömerler

Anşa Bacı dediğiniz bir kadın ve bir anlamda inanç önderi olmuyor mu?

Evet, inanç önderi oluyor. Anşa Bacı Ocağı’nda günümüzde, örneğin cenazelerde Türkçe dua okunur, Arapça dua okunmaz. Ve hala yatak, yorgan ve döşekle cenazeyi gömerler. Çok otantik alevi inancını hala uygularlar ve çok baskı altındadırlar. Cenazelerini gece kaldırırlar, birisi görmesin, diye, şikayet etmesin, diye. Bir sürü şikâyete maruz kalmışlar bundan dolayı. Sivas’ın Esenlik köyü böyle bir köy.

Cenazelerin yorganla gömülmesi Türkmenlerden gelen gelenek değil mi?

Tabii doğru, bir Türkmen boyu zaten .. Bu Beydili’ne bağlı Sıraç Türkmenleri diyorlar. Bizlerde Türk meniz. Ona itiraz yok. Hala onlar o gelenekleri devam ettirirler ama ciddi olarak bir baskı altındalar.

Bu arada Hubyar Sultan Dergahı ne oluyor?

Hıdır Baba dergâhı toparlamakla görevlendiriliyor aile tarafından. Tekke yeniden açılıyor. Bu arada Cami 1800’lerin sonuna doğru kendiliğinden yıkılıyor. Hubyar dedelerinin çoğu bugün kuranı ağızlarından düşürmezler. Böyle maalesef durum, asimilasyonun sonuçları bu gelişme. Cemi kuranla yapmıyorlar ama cenaze işlemleri şeriat usulünde nasıl kalkıyorsa öyle kalkıyor. O asimilasyon sürecinden etkilenilmiş içselleşmiş kabullenilmiş şu anda. Geçmişte dergahın başına getirilen Hıdır Baba kendisi dönemin Sivas temsilcisine yani şeyhülislamına giderek “ Hubyar köyünde tekke var, ben tekkenin bekçisiyim, bu tekkenin resmi bakıcısı unvanı istiyorum” diye bir belge istiyor.. İlkönce bu talebi kabul etmiyorlar, daha sonra kendisine Osmanlı belgesi tekke bakıcılığı belgesi veriliyor. Hıdır Baba, Osmanlının zulmünden çıkmış Hubyar köylüsünün karşısına Osmanlı’nın yetkilisi olarak çıkıyor ve “Burası artık benim, ben Osmanlı’nın yetkilisiyim, işte de belgem,” diyor. Yani dedelerin razılıklı oturuluşunu Osmanlının görevi ile kalıcı hale getiriyor. Arkasından kendisi ölmeden yaşlanınca aynı şeyi yetki belgesini oğluna çıkarttırıyor. O belge de var bizde. Oğlu Mustafa da Osmanlı Şeyhülislamının bir görevlisi olarak görev yapıyor.

Hubyarlılar onaylamasa bugüne nasıl gelinsin?

Çünkü Osmanlının zulmünü çekmiş bir toplumun karşısına siz Osmanlının yetkilisi olarak karşılarına çıkıyorsunuz. Devletin otoritesini ve gücünü arkanıza alarak oraya oturduğunuz zaman sonucu siz değerlendirin.1923’de Cumhuriyet ilan edildikten, 1925’de a tekke ve zaviyeler yasası çıktıktan sonra bu tür belgeler geçersiz sayılıyor. Bizim tekkeye, dergâha da o zaman kilit vuruluyor, mühür vuruluyor. İnsanlar o dönem pencereden girip ziyaret edip dışarı çıkıyorlar. Bugünkü Mustafa Dede’nin babası Şeyh Mehmet dergâhın postunda oturuyor fiili olarak. Resmi olarak Cumhuriyet karşısında herhangi bir görev ve yetkisi yok. 1950 li yıllarda dönemin DP Milletvekili Refik Özden o zamanki Şeyh Mehmet’e “ Git dergâhını aç, türbeni aç, ben arkanızdayım, parti arkanızda, hiç sıkıntı yok” diyor. Bizim orada oylar DP ye gidiyor tabi o dönem. Dergâhın kilidi çıkartılıyor. Şeyh Mehmet de o dönem DP arkamda düşüncesiyle dergâhın tamiratını yaptırıp hizmete açıyor. Temel ailesi hep DP ve DYP geleneğinden gelen bir yapı içinde olmuştur. Sadece Hıdır Temel bu ailede solcu bir kişi olarak çıkmıştır. Onun dışında aile tamamen sağcıdır. Bizim köyde hiçbir zaman sola oy vermemişler ve insanlara da verdirtmemişlerdir.

Cumhuriyetli birlikte Aleviler rahat bir nefes aldıkları sürekli dile getirilir…

On yıl kadar Türkiye’de kalmış bir Amerikalı araştırmacı vardı. Sanıyorum ismi John. Nicholes Aleviler üzerine araştırma yapmış. Araştırmacı “ Cem evlerini geziyorum, Atatürk sanki 13. İmam.12 İmam ve yanında mutlaka Atatürk’ün resmi. Alevilerde Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’e bir sahiplenme var. Alevilerde böyle bir sahiplenme var. Bana göre Atatürk Cumhuriyetin kurucusu, Anadolu’da insanların birlikteliğini oluşturarak Emperyalizme karşı mücadele etmiş, Ulusal Kurtuluş Savaşı vermiş son derece önemli bir önder. Mustafa Kemal Atatürk’ü o günün koşullarına göre değerlendirmeli. Bugüne gelelim. Ben Türküm ama mutlu değilim, ben Türkmen kökenli bir Aleviyim ama mutlu değilim. Ben demokrasiden yoksun, laiklikten yoksun, insan haklarından yoksun Aleviliğe böyle bakış açısının olduğu bir ülkede nasıl mutlu olayım. Benim Türk olmam mutlu olmamı gerektirmiyor ki. Atatürk o zamanlar aşağılanan bir toplumdan ulus yaratmaya çalışıyordu. Biz Aleviler Mustafa Kemal Atatürk’ü destekledik, Cumhuriyetin kuruluşun harcına katkı sunduk.

Bir araya gelmeye hazırım

Hubyar Sultan Köyüne dönelim. Kimin haklı olup olmaması bir tarafa, neden aranızda anlaşamıyorsunuz? Mahkemeye gerek var mı?

Aslında bizim öğretimizde mahkemeye gerek olmaz. Sizden bir ricam var. Ben AABF 2. Başkanı Hıdır Temel ile Almanya ve Türkiye federasyon yöneticilerinin katıldığı inanç kurullarımızın olduğu aynı masada bir araya gelmeye ve konuşmaya her zaman hazırım. Bu çağrıyı hem yazılı hem sözlü defalarca yaptım. Bu gizli bir şey değil. Sadece ben anlatırsam kendimi haklı çıkararak anlatabilirim. Masada herkes olsun ben hazırım. Ayrıca köyde itirazlarda var. Temel ailesi “ Hubyar Sultan Dergâhını Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden 90 yıllığına kiraladık, artık bizim” diyor.

Biz hukuki davayı kazansak da bunun bir özüm olmadığını biliyoruz. Burada çözüm o köyde yaşayan insanların bütünlük halinde mutabakat halinde sorunu çözmeleridir. Davayı kazanmak sorunu çözmeyecek. Burada sorun mülkiyet sorununa dönüştü. Bizde bununla ilgili olarak açmış olduğumuz bir dava yok şikâyet yok, konuşalım birlikte bir çözüm yolu bulalım. Hubyar köyündeki insanların hepsi hubyarın evlatlarıdır. Kimse oradaki araziyi, tekkeyi ya da dergâhı bir şahsın kullanımını kabul etmez. Burada en büyük hatayı Alevi örgütleri taraf olarak yaptı. Alevi örgütleri tarafsız olup sorunun çözümüne yönelik yoğunlaşmak yerine, arkadaşlarından yana tavır sergilediler.Düşman değiliz aynı evladın çocuklarıyız. Bu köyde biz hep birlikte yaşayacağız.

Mahkemeye davayı kim açtı?

Bizden kimse dava açmadı. Mustafa Temel Dede tarafından Hubyar köyü muhtarlığı aleyhine Almus Adliyesinde açılmış bir dava var. Bu davada türbenin de içinde bulunduğu yaklaşık 1500–2000 metrekarelik alanın tapusunu şahıslarına istiyorlar, burası bizimdir, diyorlar, dava yürüyor, tapuyu üzerlerine almak için. Hubyar köylüleri de “ Mustafa Temel dedeliği yapsın, bir vakıf kuralım, Hubyar Sultan Dergâhı’nın geliri gideri bu vakıf altında yürüsün, biz dedeler olarak da hizmet veriyoruz” diyorlar. Hubyar Köyünde bugün 40 tane dede var,

Vali Nasuhbeyoğlu aracı oldu

Sizleri bir araya getirmek için hiç bir girişim olmadı mı?

Oldu. 2005 yılıydı sanıyorum. O zaman Tokat Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu beni aradı. Kendisi Tokat’ın tanınmış yerleşik sayılı ailelerindendir. Herkesle görüşmüş, Mustafa Temel Dedeyi de tanıyor.. Sonra beni arayarak “ Bir vakıf kurun, kurulacak vakfa bütün aileleri davet edin ve bütün aileleri temsil eden bir vakıf oluşturun, ben de oranın idaresini size vereyim, böylelikle elinizde kalmış olur” dedi. Çok güzel bir çözüm. Bütün soy adlara mensup ailelere davet yapıldı, Temel ailesi de dahil olmak üzere. Temel ailesi vakfın kuruluşuna katılmadı. Sonuçta onların açtığı dava mahkemede sürüyor.

Aleviler İslam içi-İslam dışı tartışmasından zarar gördü

Aleviliğin İslam ile ilişkileri konusunda farklı yorumlar var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bu tartışma ciddi anlamda sıkıntılı bir tartışma. Alevilik islam ici midir dışı mıdır tartışmasından aleviler ciddi anlamda zarar gördü. Alevilik islam kökenli bir inanç değildir ama islami bir takım unsurlar ritüeller içerir. İslam deyince Taliban akla geliyorsa, İslam deyince El-Kaide akla geliyorsa, biz İslam değiliz. İslam’ın içindeki bütün mezheplerin, tarikatların ortak ve olmazsa olmazları camidir, namazdır, Ramazan orucudur. Biz Alevilerin ibadet yeri cami değil, cem evidir. Biz namaz kılmayız. Aleviler Ramazanda oruç tutmazlar. Camiye, kiliseye, sinagoga ibadet yerlerine ve farklı inançlara saygılı olmak başka onlar gibi olmak başka. Biz onlara tabi değiliz.

Alevilik İslam’ın kendine özgü bir yorumudur demeyi ben kabul etmiyorum kendi adıma.

Alevilik kendine özgü bir inançtır, bunun içerisinde İslami unsurlar vardır tabi.

İnsanlar inançlarını kendileri finanse etmeli.

Aleviler ne istiyor?

Aleviler Türkiye’nin tam demokratik ve laik bir ülke olmasını istiyor.

Tam demokratik ve laik bir ülke olduğunuz zaman Alevilerin özelde istedikleri hepsi zaten sağlanmış olur. Laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı olur mu? Avrupa’nın hangi ülkesinde böyle bir kurum var. Bir taraftan laik bir ülkeyiz diyeceksiniz, diğer taraftan cami imamları, hocaları devletin memuru olacak, bu laikliğe de aykırı demokrasiye de aykırı. Siz insanlardan vergi toplayacaksınız. Bu vergi ile birlikte bir inancı finanse edeceksiniz. Aleviliği de finanse etseniz fark etmez, bu demokrasiye uygun değil laikliğe uygun değil. Çıkıyor bazıları alevi dedelerine maaş verilsin. Hayır, efendim, dedelere maaş verilmesin, hocalara da maaş verilmesin, camilere de para verilmesin. O zaman sen demokrasi ve laikliği sağlayamazsın. Alevilerin bu ülkedeki talebi de tam demokrasi ve gerçek laikliktir. Bu olmalı. Yani benim işime gelen değil. Cemevleri için de aynı şey geçerli. Cemevleri de kiliseye havraya camiye yasal olarak nasıl bir muamele yapılıyorsa cemevlerine de böyle bir muamele yapılmalı. Ama maddi yardım değil, bakın para aktarımı değil. Çünkü insanlar inançlarını kendileri finanse etmeli. Bu inananın özelindeki bir şeydir. Kimse kimsenin inancını finanse etmemeli bu inancın doğasına aykırı bir şeydir. Benim inancımı ayakta tutmak benim görevimdir. Ben camiye inanmıyorsam, ben unu ayakta tutmak için niye para harcayayımki. O da cemevine inanmıyorsa cemevini ayakta tutmak için para harcamamalı. Zorunlu din dersleri ile ilgili olarak da dediğim gibi bu din dersleri önce kültür dersleri haline getirilmeli.

Siyasete müdahale tartışması ayrışmaya yol açtı

Alevilerin seçim öncesi siyasete müdahale edeceğiz diye başladıkları ve bugüne gelen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aleviler bu seçimde en vasat dönemlerini yaşadılar. Biz ABF ye bağlı bir kurumuz. ABF de genel başkan yardımcılığı yaptım. Halen de oranın içindeyim, yönetimde değil, ama delegesiyim. ABF de yanlış tutum sergiledi. ABF deki ayrışmada zaten bundan kaynaklı idi, yani bu siyasete müdahale tartışması ayrışmaya yol açtı. Şöyle bir sıkıntı var. Avrupa’daki arkadaşlar Türkiye’deki Alevileri yönlendirmeyi ve yönetmeyi kendilerine hedef olarak belirlemişler ve bu anlamda da Türkiyedeki kurumlaara müdahale ediyorlar. Herhalde kendileri bir tatminsizlik noktasına gelmişler ki, yani bütün kurumları ellerinde tutmaktan kaynaklı olarak, hedef kalmamış belki onlar için. İşi bu geçtiğimiz dönemde siyasete dönüştürdüler. Hani biz Alevilikte istediğimiz noktaya geldik, bundan sonra siyasette hedef koyacağız gibisinden bir içgüdüyle olsa gerek.

Bu seçimlerde Aleviler ciddi anlamda hüsrana uğradılar

Alevilerin parlamentoda temsil edilmesi size göre yanlış mı?

Avrupa’dan kaynaklı olarak bir siyasete müdahale söylemi oluştu. Ben o dönem Türkiye ABF 2.Başkanıydım. Bu siyasete müdahale nasıl olacak, bunu toplum nasıl görecek, biz bu süreçte yol haritamız ne olacak? Bunları belirlemeden böyle bir şeyi yanlış bulduk. Bizim bunu yanlış bulduğumuzu gören arkadaşlar federasyon içinde ayrışmaya gittiler ve biz üç oy ile tasfiye edildik, Bu üç oyla tasfiye sonrasında arkadaşlar işbaşına geçtiler ve siyasete müdahale projesini uygulatmaya başladılar. Siyasete müdahale noktasında öyle bir noktaya geldiler ki siyasi partilerle pazarlık noktasına geldiler. Biz arkadaşlara milletvekili adaylarının Avrupa’da isimlerinin belirlendiğini söyledik. Amaç bu isimleri meclise sokmak amaç bu isimelri bir partiden milletvekili yapmak. Sonuç bizi haklı çıkarttı. İsmi sayılan bu arkadaşların içerisine Türkiye’de bir iki arkadaşın isminin de eklenmesi ile CHP den aday adaylığı müracaatı geldi. Süreç o noktada bizi haklı çıkarttı. Haklı olduğumuz bir nokta da siyasete böyle bir müdahale olamayacağıydı. Aleviler zaten siyasetin içersinde, hiçbirimiz siyasetin dışında değiliz ama siyasette etkin olmanın yolu yöntemi vardır. Demokrasilerde bizim gibi gruplar lobicilik yapar. Toplum faaliyetleri yürütürken, partilerle temas halinde olursunuz, oralardan sizin belirleyeceğiniz insanların aday gösterilmesini sağlayabilirsiniz ya da fikirlerinizin oralarda kabul görmesini sağlayabilirsiniz. Biz örgütüz biz güçlüyüz biz aleviyiz şu adamlarımızı milletvekili adayı gösterin şeklinde olduğu zaman böyle sonuçla karşılaşırsınız. Bu seçimlerde Aleviler ciddi anlamda hüsrana uğradılar. Ama maalesef bu arkadaşların adaylıkları kabul bile edilmedi, Sonuç topluma mal edildi. Gazetelerde “Aleviler parlamentoda temsil ediliyorlar” diye değil, “Aleviler reddedildi” diye yazdı. Sonuç hüsranla bitti.

Size göre ne olmalıydı?

Alevi hareketi sol hareketle bütünleşmediği, sivil toplum kuruluşlarıyla, demokratik kitle örgütleriyle birlikte, demokratik partilerle yandaş ve yoldaş olamadığı sürece bir sonuç elde edemez. Bu anlamda aleviler sol oluşumlar içinde yer almalı, ama kurumlar olarak değil. Ben Ali Kenanoğlu olarak yer alacaksam önce kurumdan ayrılmam gerekir. Ben kurumun başında iken aday adayı olup ya da siyasetin bir yerinde yer almak kurumları küçültüyor, kurumların partiler üstü çizgisi olması önünde engeller teşkil ediyor. Ama bakıyoruz kurumun başındaki arkadaş gidiyor, bir partiden aday adayı oluyor. O zaman senin temsil ettiğin bütün kurumu, o partinin altına soktun demektir. Onunu ağırlığı o kadar olmuş olur. Bu değil. Sen o kurumdan ayrılırsın kurumun onayını alırsın, karar öyle verilir. Bundan sonra arkadaşlar giderler parti içersinde çalışma içinde bulunurlar siz de onları desteklerseniz, dışarıdan kurumsal yapı içinde. Böylelikle bir sonuç elde edebilirsiniz.

Cumhuriyetimi cumhuriyet yapan demokrasidir.

Bu süreçte CHP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP’nin tarzı, tavrı ve tutumu Aleviler için uygun tavır ve tutum değil. Sadece Alevi milletvekillerine yer vermedi anlamında söylemiyorum. Demokrasiye laikliğe bakış açısıyla da öyle.

CHP yi şu andaki çizgisiyle Alevilere uygun bir parti olarak da görmüyorum. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın laiklik, Türkiye laiktir laik kalacak ve laiklik elden gidiyor sloganları Aleviler için çözüm değil. Mesele Cumhuriyet ise İran da Cumhuriyet. Kimse İranda cumhuriyet olmadığını söyleyebilir mi? İngiltere de krallık. Biz cumhuriyet deyip İran’a mı sarılalım, krallık deyip İngiltere’ye mi sarsılalım? Yani mesele senin cumhuriyetin ile onların cumhuriyeti arasındaki fark..Benim cumhuriyetimi cumhuriyet yapan demokrasidir. İngiltere’deki krallığı güzelleştiren demokrasidir. Demokrasi ile bütünleşmeden o cumhuriyet benim cumhuriyetim olamaz. O zaman İran’daki cumhuriyete döner, adı cumhuriyet olur. CHP’nin bu süreçte demokrasiden yara bir sıkıntısı olmadı. Demokrasinin gerekleri noktasında tartışması olmadı. 301 e itiraz etmedi tam tersi savundu. Aleviler tam demokrasi ve gerçek laikliği savunan bir sol oluşum içerisinde destek vermeliler.

Bana MHP’li dediler

Sizin siyasal tercihiniz ne olurdu?

İlginçtir, Avrupa’da ki Alevi Toplumu içinde ülkücü milliyetçi MHP’li tavrım olduğu anlatılmış. Bunu arkadaşlardan bana iletenler oldu. Fakat ben her zaman soldan yana durdum. Tavrım ve davranışlarım uygulamalarım çok açık bir şekilde göstergesidir. Örneğin ben yöneticisi olduğum sitede yeşil alana cami yapılmasına müsaade etmediğim için ülkü ocakları tarafından tehdit edildim. Alevilerin dışında hiçbir siyasal parti içinde çalışmam olmadı. Ama bakış açım duruşum siyasi tercihlerim hep soldan yana olmuştur. Soldan yana derken kendini sol gösterip te etnik köken anlamıyla milliyetçilik yapan soldan yana değil, gerçekten sol değerleri savunan soldan yana olmuşumdur
<!–[endif]–>

Şu andaki alevi örgütlerinin durumu nedir?

Alevi kurum kuruluşları bu secimde ciddi anlamda itibar kaybetti. Ciddi anlamda da toplumun nezdinde de teslimiyet anlamında da çok yıprandı. Anadolu’da etkinliklere davet ediliyoruz, konuşmacı olarak, katılımcı olarak, alevi camiasının insanları ile sohbetimiz tabandaki insanlarla sohbetimiz oluyor. Hepsinin söylediği ortak nokta şu: Bu seçimlerde çok tutarsız davranıldı ve bu seçimlerde özellikle Alevi temsilcileri itibar kaybettirdi, diyorlar. Alevi yöneticilerinden“CHP’yi destekliyoruz, CHP’den aday olanları destekliyoruz ve Alevilerin desteklediği bir aday belirlenmemiştir” gibi üç farklı açıklama yapılıyor. Burada tutarlılık nerede? İnsanlarımız bize bunu soruyor.

Alevi toplumu bütünleşmeli

Son söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu toplumun maceraya ihtiyacı yok. Bu toplumu maceraya sürüklemenin ayakları yere basmayan projeler peşinde koşturtmanın anlamı yok. Alevilerin bilinen hak mücadelesi sürmeli. Alevi toplumu bütünleşmeli ve tek yürek olmalı. Bu süreci kendi içimizde başlatmalıyız. Kendi içinde bütünlüğü sağlayamayanlar, nasıl Türkiye’nin geleceğine ilişkin politikalar üretebilirler?

Türkiye’de verilen demokrasi mücadelesi içinde Aleviler de yer almalı. Seçim sürecinde Alevileri bu kadar hüsrana uğratan kişilerin bu kurumlardan ayrılması gerekir. Sorun güven tazeleme sorunudur.

 

ABF 3. Olağan Genel Kurulu yapıldı Devamı · News Item
134 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – October 29 2007 16:42:56
ABF 3. Olağan Genel Kurulu yapıldı

Alevi Bektaşi Federasyonu 3. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Ankara ‘ da yapılan Olağan Genel Kurula ABF ye bağlı 17 derneğin delegeleri katıldı. Genel Kurulda , Nisan /2008 ayında Tüzük Kurultayı toplanmasına, Mayıs/2008 ayında ise ABF ye bağlı kurumların Olağan Genel Kurullarını tamamlamaları arından bir defaya mahsus olmak üzere tüzük değişikliği ile Erken 4. Olağan Genel Kurul yapılmasına karar verildi.

Son günlerde kamuoyunda Naylon dernek olarak bilinen ve istanbul’ da aynı anda kurulan 3 derneğin genel kururla kabulleri oy birliği ile RED edildi.

Arkasından çarşaf liste ile oylamaya geçildi.

Eski yöneticilerden, Ali Kenanoğlu, Kazım Genç, Ercan Geçmez, Tekin Özdil gibi isimlerin aday olmayacaklarını açıkladıkları seçimler sonucunda 17 kişilik GYK listesi şu şekilde oluştu.

hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Kenanoğlu DTV de Devamı · News Item
73 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 01 2007 15:00:35
Başkanımız DTV de

Başkanımız Ali KENANOĞLU bu akşam saat 17:00 da Düzgün Tv. de ”Nereden Nereye” proğramında Vicdan BAYKARA’ nın konuğu olacak.

ABF Genel Kurul Sohbetleri: Ali Kenanoğlu News Item
110 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 02 2007 10:06:38
Kenanoğlu hangi nedenlerle ABF yönetiminden “feragat” etti? Neden aday olmadı? Kenanoğlu genel kuruldaki hangi tavırları “mafyatik” buldu? Genel kurul salonunda ters giden şeyler nelerdi? Hubyar sorunu neden bir türlü çözülemiyor?

Koşuşturmaca arasında bir ara duraksayan Sayın Ali Kenanoğlu’na da bazı sorular yönelttim.

Yılmaz Özçay: Merhaba Sayın Kenanoğlu, ABF Genel kurullarını nasıl değerlendiriyorsunuz, öyle ki bu havayı biraz koklamış biri, olarak hep şunu gördüm. Bir şekilde Hubyar Türbesi ve bu tartışma Genel kurula damga vuruyor gibi bir görüntü var, hatta bütün fikir ayrılıkları bu çekişme üzerinden değerlendiriliyor. Bu durum ya da bu çekişme nasıl sonuçlanacak?

Ali KENANOĞLU: Bu tartışmalara bir son vermek adına Ali KENANOĞLU adaylıktan feragat ediyor. Diğer tarafı da aday olmaktan çekilmeye davet ediyorum. Trafikte yaşadığım bir deneyim bana şu somut gerçeği gösterdi. Kaza yaptık ve arkamızdan gelen araç bize çarptı. Hata onda ama kaza yapmış olmamız dolayısıyla bizde bir miktar para ödedik. Ben haksız olduğumu düşünmüyorum. Naylon dernekler bunun somut kanıtını oluşturdu. (Sayın Ali Kenanoğlu’nun bahsettiği dört derneğin ABF ye dahil edilmesindeki usul ve biçim hataları Genel kurulda çok uzun bir süre tartışılmış ve yapılan oylamada büyük bir çoğunlukla red yönünde karar alınmıştır) Sözünü ettiğimiz derneklerde belli bir grupsal bütünlük ve hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen bir sadakat var.

Yılmaz ÖZÇAY: Sayın Kenanoğlu bu sadakat cümleniz üzerinden bir tespit yapmak ve bu tespit üzerinden konuya devam etmek doğru olur. Salonun bir kısmı bu dernek üye ya da yöneticilerince doldurulmuş vaziyette. Konuşmacılara ve divan üyelerine sürekli müdahalede bulunan bir yaklaşım var. Yapılan oylama sonrasında salonu topluca terk ederek belli bir sadakat sergilediklerini bende gördüm.

Ali Kenanoğlu: Bu tür oluşumlarda ben yokum. Geçmişte iki tarafa da eşit mesafede duran örgütlerimizi anlamak mümkündür. Ancak bu gün itibariyle “her iki tarafı da seviyoruz” yaklaşımı Alevi hukuku ile örtüşmez. Tüm olan bitenlerden sonra haklı haksız ayırt edilebilir, edilmelidir. Bütün yönleriyle hangi amaca hizmet ettiği belli olan bu faaliyetlerin sahipleri bellidir. Bu faaliyetlerin sahiplerini tanıyor ve anlıyorum ancak, bunlara sahip çıkan ve halen bunların faaliyetlerini karar defterine yazıp gündemimize taşıyanları anlamakta zorlanıyorum. Bence bu zihniyeti de sorgulamakta fayda var.

Yılmaz ÖZÇAY: Sayın Kenanoğlu, yanılıyorsam düzeltin, salonda bir grupsal hareket var bu olağan bir durum, ancak alışık olmadığımız bir izole hareket ve işin doğasına aykırı bir sertlik seziyorum. Tabir yerinde midir bilmiyorum ancak fiziki bir güç gösterisi ya da mafyatik ilişkiler biçimini andıran görüntüler var. Yüz ifadelerinden tutunda ayrı yemek yemeye kadar bir dizi gruplaşma. Siz bu grupsallığı doğal rekabet ortamının ve işin doğasının içinde görüyor musunuz?

Ali Kenanoğlu: Bu gözlemlerinizde haksız sayılmazsınız. İyi bir tespit. Sözünü ettiğim anlayışın özü dışarıya taşmıştır. Siz sadece buna şahitlik ettiniz. Tespitiniz doğrudur ve mafyatik bir biçim maalesef Alevi örgütlülüğünün içinde bu günkü haliyle yer alabilmiş söz hakkı edinmiştir. Aynı zamanda sevindiricidir ki bu zihniyet oy çokluğuyla kulvar dışına itilmiş ve kabul görmemiştir. Böylesi bir oluşum ya da bu özenti bizim korkumuz ya da kâbusumuz değildir, olsa olsa mücadelemizdeki haklılığımızın ve mücadelede etmekteki kararlılığımızın bir sebebidir. Mutlaka ama mutlaka bu görüntü ve özde var olan kirlilikler giderilecektir.

Hazırlayan: Yılmaz Özçay / Alevionline

 

kenanoğlu Kanal D de Devamı · News Item
128 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 20 2007 17:49:39
Başkanımız Ali KENANOĞLU bu akşam (20.11.2007) de Kanal D Ana Haber Bülteninde

 

Başkanımız Avrupa Basınıyla News Item
117 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 22 2007 16:21:34
Başkanımız Ali KENANOĞLU Avrupa Basınında

Avrupa’ nın 13 ülkesinde yayın yapan görsel ve yazılı basın temsilcileri Başkanımız Ali KENANOĞLU ile görüştü.

HYATT REGENCY ISTANBUL Otel de gerçekleşen kahvaltı toplantısında Aleviler ve Siyaset konularında bir görüşme gerçekleştirildi.

Görüşmenin Avrupa’ daki çeşitli basın kuruluşlarında yer alacağı ifade edildi.

hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Alevi örgütleri tepkili Devamı · News Item
89 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 23 2007 09:09:11
Alevi örgütleri tepkili: İftar şovu istemiyoruz

Alevi örgütlerinin temsilcileri, Başbakan Erdoğan’ın muharrem ayında yas orucu tutacak Alevilerin iftar yemeğine katılacak olmasını “siyasi şov” olarak nitelendirdi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Turan Eser: Biz de basından öğrendik. Öncelikle AKP’nin Alevi sorunlarına çözüm paketinin ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Çözüm önerilerini ortaya koymadan, iftarda buluşmak, siyasi şovun dışında bir anlam taşımaz. AKP, Çamuroğlu eliyle kendi güdümünde bir örgütlenme oluşturmaya çalışıyor.

Cem Vakfı Ankara Şube Başkanı İlhami Binici: Biz bu siyasi iktidara yanaşmayı düşünmüyoruz. Onlar ‘Biz İslamın dışındayız’ diyen Alevilerle yemek düzenlerse, biz bu organizasyonun dışında kalırız.

Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtım Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil: Temsil gücü olmayan insanlarla bir araya gelmelerini, Alevilere yaklaşımlarındaki ikiyüzlülüğün göstergesi olarak görüyoruz.

Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Alevilerin sorunlarını anlamak ve dinlemek için yemekli şova gerek yok.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kazım Genç: Bu iftar ve benzeri girişimlerin amacının Alevileri asimile etmeye yönelik olduğunu düşünüyorum.

 

“AKP’nin daveti şov” News Item
73 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 24 2007 09:19:01
“AKP’nin daveti şov”

AKP’nin Aleviler’in sorunlarını dinlemek için, Muharrem Orucunun 1. gününde bir oruç açımı yemeği düzenleyerek, 200 Alevi kurumunu bu yemeğe davet etmesini “yemekli bir şov” olarak nitelendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, bunun yeni bir Alevi asimilasyonu politikası olduğunu belirttiler.
Dernek Başkanı Ali Kenanoğlu, bu girişimi, Diyanet İşleri Başkanlığının uzunca süredir yürüttüğü Aleviler’in Sünnileştirilmesi veya Şiileştirilmesi projesinin AKP hükümeti tarafından ciddi olarak yürürlüğe konulduğunun bir kanıtı olarak gördüğünü söyleyerek, “Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan ve bu ülkeyi yöneten herkes Alevilerin so-

runlarını çok iyi bilmektedir. Alevilerin sorunlarını sağır sultan bile duymuşken, Başbakan’ m hâlâ bilmemesine imkân yoktur. Aleviler, sorunları öğrenmek adına kamuoyuna şov yapılmasını değil, bilinen sorunlarına çözüm üretilmesini beklemektedir.” diye konuştu.

Kenanoğlu, “Diyanetten sorumlu bakan daha dün ‘Cemevlerinin ibadethane olamayacağını’, Diyanet İşleri Başkanlığı ‘din derslerinin mutlaka zorunlu olarak aynı şekliyle anayasada kalmasını’ savunmaya devam ederken, Aleviler’in sorunlarını dinleyeceğiz’ şeklindeki açıklamalar yapmak tutarsız ve samimiyetsiz bir girişimdir” dedi ve yemeğe katılmayacaklarını açıkladı.

Birgün- Semin Sezerer

 

Aleviler AKP’nin planına mesafeli Devamı · News Item
91 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 24 2007 09:33:38
RADİKAL ANKARA – AKP hükümetinin Alevi dedelerini devlet kadrosuna alma, cemevlerini ibadethane olarak kabul etme ve Muharrem orucunda Alevilerle iftarda buluşmayı içeren planlarını Aleviler samimi bulmadı.

‘Asimilasyon çabası’

Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: “Bu girişim, Diyanet’in uzunca süredir yürüttüğü Alevilerin Sünnileştirilmesi veya Şiileştirilmesi projesini AKP hükümetinin ciddi olarak yürürlüğe koyduğunun bir kanıtıdır. Alevilerin sorunlarını anlamak ve dinlemek için yemekli bir şova gerek yoktur. Diyanet’ten sorumlu bakan daha dün ‘Cemevlerinin ibadethane olamayacağını’ açıklamakta iken, ‘Diyanet, din derslerinin zorunlu olarak anayasada kalmasını’ savunmaya devam ederken, bu samimiyetsiz bir girişimdir.”

 

Alevi örgütleri ayakta Devamı · News Item
80 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 24 2007 09:48:01
Alevi örgütleri ayakta

Alevi örgütlerinin temsilcileri, hükümetin Alevi sorununu çözmeye yönelik açılımıyla Başbakan Erdoğan’ın katılacağı ocaktaki toplu iftar organizasyonunu, yeni bir Alevi örgütlenmesi oluşturmaya çalışma girişimi olarak değerlendirdi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Turan Eser: Çözüm önerisiyle geldikleri takdirde diyaloğa açığız. Ancak, gizli hesaplarına kapalıyız. Alevilerin hukuki konumlarının anayasal güvenceye alınması gerekir. AKP’nin çizgisine uygun bir örgütlenme oluşturmaya çalıştığı görülüyor.

Cem Vakfı Ankara Şube Başkanı İlhami Binici: Cem Vakfı gibi Alevi kesimde yüksek temsil gücü olan bir kuruluşun dışlanması bizi üzüyor. Çözümden çok Alevi örgütlerini dışlayan bir oluşum amacında oldukları görülüyor.

Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtım Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil: Başbakan, bugüne kadar hiçbir randevu talebimize yanıt verilmedi. Alevilerin çoğunluğunu temsil eden örgütler dururken, ayrıkotu gibi olan bu insanlarla görüşmesini doğru bulmuyoruz.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Alevilerin ne istediği çok net bellidir, ama siz kendi istediklerinizi söyleyecek Aleviler bulmaya veya oluşturmaya çalışıyorsunuz.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kazım Genç: Aleviler kendi evlerinde mütevazı bir şekilde iftarlarını açarlar. Çamuroğlu daha önce Ehli Beyt Vakfı’ndan birilerini yanına alarak Cumhurbaşkanı Gül’le de görüşmüştü. Bu girişimlerden, Çamuroğlu’nun neden AKP’den aday olduğu da ortaya çıkıyor.

MİLLİYET – AYDIN HASAN Ankara

 

 

 

Başkanımız

anal D de

Devamı · News Item
72 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – December 0

2007 15:46:41

Başkanımız Ali KENANOĞLU bu akşam Kanal D Ana haber bülteninde

 

Agos Gazatesinin Başkanımızla söyleşisi News Item
145 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – December 18 2007 10:18:58
 

“AKP Alevilere önerilerinde samimi değil”

Ali Kenanoğlu, AKP’nin Alevilere yönelik yeni politika önerileri etrafında yoğunlaşan tartışmalarda ön plana çıkan isimlerden. Kenanoğlu ile, Alevilik, Aleviler ve AKP üzerine yaptığımız söyleşiyi okuyucularımıza sunuyoruz.

Aleviler yağmurdan kaçarken doluya tutulmak istemiyor
“AKP Alevilere önerilerinde samimi değil”
Markar Esayan
Ali Kenanoğlu, AKP’nin Alevilere yönelik yeni politika önerileri etrafında yoğunlaşan tartışmalarda ön plana çıkan isimlerden. Kenanoğlu ile, Alevilik, Aleviler ve AKP üzerine yaptığımız söyleşiyi okuyucularımıza sunuyoruz.

• Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1971 yılı, Tokat – Almus Hubyar Köyü doğumluyum. İktisatçıyım. Alevilik konusunda alan araştırmalarım ve yayımlanmış çalışmalarım var. Çeşitli Alevi kurumlarında (cemevlerinde) yöneticilik yaptım. Halen, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin başkanıyım.

• Geçtiğimiz senelerde, çocuğunuzun zorunlu din dersine girmemesi için mücadele vermiş, bulduğunuz formül sayesinde davayı kazanmıştınız. Kısaca anlatır mısınız?

Laiklik ilkesine rağmen, okullarımızda okutulan din dersleri maalesef en başta Alevi çocuklarını Sünnileştirmeyi amaçlamakta ve çağdaş düşünceye sahip demokrat Sünni çocuklarını şeriatçı ve dinsel bir dünya bakış açısına sevk etmektedir.

Ben de çocuğum ilkokul 4. sınıfa geçtiğinde, onun inancımıza uygun olmayan bu dersi almasını istemedim. İlk önce valiliğe müracaat ettim, talebim kabul edilmedi ve arkasından bölge idare mahkemesinde dava açtım.

Davayı Türkiye’de, yani iç hukukta kazandım. Benden önce açılmış iki dava vardı; bunlar kazanılamamıştı. Benim davam Alevilik yönünden açılmadı; inancım beyan edilmeden, okullarda okutulan din derslerinin ailemizin inancına uygun olmadığı belirtildi. Mahkeme, Anayasa gereği ailenin dini inancını soramayız ve beyanı bizim için esastır diyerek bizi haklı buldu. Benim çocuğum Anayasa’ya rağmen zorunlu din dersine girmeyen ilk Alevi çocuktur.

• AKP ile ilgili son gelişmelere gelmeden, Alevilerin CHP ile olan münasebetini bize anlatır mısınız? Anladığımız kadarıyla CHP’nin blok oy deposu olarak gördüğü Alevilerde partiye karşı ciddi bir tepki, hatta terk etme eğilimi var. Neden?

Aleviler hep sivil idareden yana olmuşlardır. Tek parti döneminden sonra kurulan Demokrat Parti’ye Alevilerin ilk zamanlarda oy vermeleri de bu sebeptendir. Sonrasında Demokrat Parti’nin dinsel yaklaşımları ortaya çıkınca, Aleviler topyekûn bu partiyi terk etmiş ve sol söylemlerde bulunan CHP’ye yönelmişlerdir. Ortanın solu söylemleri Alevilerin yoğun ilgisini çekmiş ve Aleviler CHP’nin oy deposu olmuşlardır.

Günümüze gelirsek, Deniz Baykal’ın genel başkanlığıyla birlikte parti milliyetçi bir çizgiye çekilmiştir. CHP’de, başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere, Türk ve Sünni olmayanlara karşı bir tasfiye hareketi başlamıştır. Zaman zaman Alevi vekiller yer alsa da bunlar göz boyama taktiklerinden öteye gitmemiş, dahası parti politikası Alevilerin demokratik taleplerini yok saymıştır. Son yıllarda CHP tamamen milliyetçi bir politika izlemiş, hatta bazı hususlarda MHP’lileri bile şaşkınlığa uğratmıştır. Hrant Dink’in cenaze töreninde söylenen “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganına da şiddetle karşı çıkmışlar ve aleyhte yapılan gösteri ve tepkileri haklı bulmuşlardır. (Onur Öymen’in açıklamaları ve TV konuşmaları)

Demokratik açılımları reddetmiş, 301. madde başta olmak üzere, statükonun savunuculuğuna soyunmuşlardır. Bütün bu politikaları, her dönemde soldan yana olan, demokratik değişimleri savunan Alevilerce tepkiyle karşılanmıştır. Son seçimlerde “AKP-şeriat”, “Cumhuriyet- Laiklik” gibi korku politikalarıyla Alevilerin oylarını almayı başaran CHP’den seçimler sonrasında kopmalar olmuş, halkın soldan yana talepleri artmaya başlamıştır. Nitekim Baykal ekibinde yer alıp, aynı politikaları savundukları halde bugün çeşitli sebeplerle Baykal’a muhalif olanların “parti soldan uzaklaştı” şeklindeki konuşmaları da Alevilerce dikkatle izlenmektedir.

• Zannediyorum AKP’nin bu son manevrasının bir nedeni de, Alevilerin CHP’den duydukları bu rahatsızlık. Ne dersiniz?

Tabii, CHP’nin Alevilerin taleplerini kabul etmediğini gören AKP ve diğer partiler de buradan duyulan ve sesli bir şekilde de ifade edilen CHP rahatsızlığını değerlendirmek istiyorlar.

• Peki, AKP’nin Alevilere yaptığı bu son önerileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz bu öneriyi samimi bulmuyoruz. Bir tarafta Aleviliği satanizmle eş tutan, cemevlerini cümbüş evi olarak gören, Aleviliği İslam’ın bir alt tarikatı olarak gören bir yaklaşım var. Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu geçtiğimiz günlerde “Cemevleri ibadethane olamaz” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamaların üzerinden 15 gün bile geçmemiştir.

Aslında sorun ve Alevilerin sıkıntısı sadece AKP ile ilintili değil. Devletin bir Alevilik bakış açısı var ve AKP bunu uygulamaya sokmaya çalışıyor. Bu bakış açısına göre Alevilik, İslam’ın içerisinde bir mezhep bile değil, bir alt tarikattır. Aleviliğin Nakşibendilik ve Nurculuktan bir farkı yoktur. Alevilerin ibadethanesi camidir; ibadeti namazdır, Ramazan orucudur, hacdır; cemevleri kültür evleridir. Devletin Alevilik yaklaşımı ve tarifi kabaca bu şekildedir. Oysaki gerçek bu şekilde değildir. Alevilerin ibadethanesi cami değil cem evidir; ibadeti namaz değil, cemdir; orucu Ramazan değil, Muharrem ve Hızır orucudur; Alevilik’te Hac ibadeti yoktur. Aleviliğin kendine özgü ibadetleri ve Tanrı algılayışları vardır.

Alevilik bu özgün yapısını yüzlerce yıldır, devletin güdümüne girmeden koruyabilmiştir. AKP bugün Alevileri, Diyanet İşleri Başkanlığı içerisine sokmaya ve dedeleri devlet memuru yapmaya çalışmaktadır. Nasrettin Hoca’nın deyimiyle, “parayı veren düdüğü çalar.” Diyanet’in memuru olan dede, Diyanet’in düdüğünü çalacak ve Diyanet’in bakış açısında olan ama Alevilerce kabul görmeyen Aleviliği yürütmeye çalışacaktır. Buraya zaten bu düdüğü çalacak olan dedeler alınacak, Diyanet’in Alevilik düdüğünü çalmayı reddedenler alınmayacaktır. Bu, Aleviliğin asimilasyonunu ciddi olarak hızlandıracaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı zaten şu anda Aleviler üzerinde bir Sünni İslam misyonerliği yapmakta. Alevi köylerine imam göndermekte, camiler inşa etmektedir. Şimdi bunu kendi Alevi memurları aracılığıyla daha kolay yapacaktır. Bu çok daha tehlikelidir.

• Aleviler genel olarak bu girişime mesafeli durdular. Siz de bunun bir asimilasyon projesinin parçası olduğunu söylüyorsunuz. Belli ki hem AKP’ye, hem de Sünni kesime karşı bir güvensizlik var. Ancak diğer yandan, CHP’nin temsil ettiği 1930 model laiklik ve devletçilik anlayışı ile bir yere varılamayacağı da Aleviler tarafından sanırım anlaşıldı. Bu bir çelişki değil mi? CHP’ye kıyasla daha sivil bir siyaset yapan parti olan AKP ile Aleviler anlamlı bir ilişki kurmayı nasıl başaracaklar?

CHP’nin savunduğu demokrasi ve laiklik, Alevileri bu günlere getiren demokrasi ve laikliktir – okullardaki din dersleri, vergilerimizle beslediğimiz Diyanet İşleri Başkanlığı, köylerimizdeki camiler ve imamlar… Bu anlamda, CHP’nin statükocu yapısı Alevilere çözüm olan bir yapı değildir. Sivil siyaset yapan AKP’nin ise tabanı ve kökeni bellidir. Bunlar 12 Eylül rejiminin, solun önünü keseceğiz diye dini yapıların önünü açan rejimin bir ürünüdür. Okullardaki din dersleri, Kuran kursları, imam hatip okulları ve ilahiyat fakülteleri 12 Eylül’ün ürünüdürler. Bunların mayası budur, hamuru da ortadadır. AKP’nin sivilliği de demokratlığı da kendi değerleri içindir; Aleviler ve gerçek demokratlığı savunanlar için değildir. Öyle olsa idi, bugün okullardaki din derslerini kaldırmak yerine, ikinci bir ders koymayı düşünmezlerdi. Alevilerin AKP ile bir ilişkiye geçme zorunlulukları yoktur. Alevilerin AKP korkusuyla CHP’nin statükocu yapısına sarılmalarına da gerek yoktur. Aleviler gerçek anlamda demokrasi ve laikliği savunan bir partiye mutlaka yoğunlaşacaklardır. Siyasetin normalleşmesi ile bu gerçekleşecektir.

• Ama şu an için iktidar AKP. Sizce AKP ne yaparsa bu ciddi ve anlamlı bir adım olur?

Çözüm bellidir. Kişiye ya da cemaatlere göre farklı çözümler olmaz. Çözüm tektir. Çözüm, gerçek anlamda demokratik ve laik, sosyal bir hukuk devleti olacak olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Demokratik ve laik bir ülkede dini inançlara yaklaşım nasıl olması gerekiyor ise, Alevilere ve diğer dini inanç gruplarına da o şekilde yaklaşılmalıdır. Demokratik ve laik bir ülkede, okullarda zorunlu din eğitimi olmaz; devletin Anayasa ile belirlediği dini bir kurum (Diyanet) olmaz; devlet, din adamı yetiştirmek için okullar açmaz, kurslar düzenlemez (Kuran kursları, imam hatip liseleri ve ilahiyat fakülteleri); devlet, dini yapıları ve din adamlarını maddi ya da manevi olarak desteklemez; din işleri dini gruplara bırakılır, devlet denetleme görevini yerine getirir, ülkenin bölünmez bütünlüğü noktasında bir faaliyet tespit ederse hukuk devleti düzleminde gereğini yapar.

Biz Aleviler olarak yüzyıllardır kendi ibadethanelerimizi kendimiz kuruyoruz, inanç önderlerimizi kendimiz yetiştirip, ihtiyaçlarını kendimiz karşılıyoruz. Hükümetten ve devletten, başka inançlara sahip insanlardan para alarak bize vermesini istemedik. Biz demokrat ve laik bir ülkede olması gerektiği gibi inancımızı ayakta tuttuk. Aynı şekilde de devam etmek istiyoruz. Fakat biz bu şekilde devam ederken, başka inançlara da aynı şekilde davranılmasını istiyoruz. Aleviler üzerindeki asimilasyon ve Sünni misyonerlik çalışmalarına son verilmesini istiyoruz. Kendi imkânlarımızla açtığımız cemevlerimizin ibadethane olduğunun bilinmesini ve bu konudaki hakaretlere son verilmesini istiyoruz. Cemevlerinin, diğer ibadethaneler gibi yasallaşmasını istiyoruz. Dergâhlarımızın bizlere teslim edilmesini, anayasamız ve diğer yasalarda yer alan ve Alevilere hakaret içeren yasaların değiştirilmesini ve/veya kaldırılmasını istiyoruz.

Bizler Diyanet’in dedelerini ne köylerimize ne de cemevlerimize sokacağız. İmam görevi verilmiş dedeleri asla kabul etmeyeceğiz.

 

Başkanımız DEM TV’de Devamı · News Item
77 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – December 26 2007 19:54:33
Başkanımız Ali KENANOGLU bu akşam saat 22:00 da DEM TV de . Selami İnce tarafından sunulacak proğramda Maraş Katliamı ve bir arada yaşam konusu işlenecek . Proğram Konukları 78 Liler federasyonu Genel Başkanı Celalettin CAN, Dostluk ve Dayanışma Derneği Başkanı Cahit AKÇAM, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Barış İNCE, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU

Hubyar.Org
Hubyar Haber Merkezi

 

viler ‘mumsöndü’ tanımını beğenmedi Devamı · News Item
44 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 02 2008 23:06:52
Aleviler ‘mumsöndü’ tanımını beğenmedi

ANKARA

Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde, “Cem ayinlerinde mumun tören bitiminde söndürülmesinin yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkmış bir inanış” olarak tanımlanan “mumsöndü” ifadesinin değiştirilmesi istendi. DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız ve Alevi örgütleri rencide edici, dışlama ve ötekileştirme anlamı taşıyan bu ifadenin “iftira” olarak tanımlanması gerektiğini savundu. TDK sözlüğünün 10’uncu baskısında yapılan bu tanım değişikliği için Yağız, şöyle dedi: “Mumsöndü diye bir şey yoktur. Bu tamamen uydurulmuş bir iftiradır ve Alevi kardeşlerimize büyük hakarettir. Bu sözcüğün ‘Alevi geleneğinde var olduğu ileri sürülen bir iftira’ olarak tanımlanması daha iyi olur.” Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kazım Genç ve Hubyar Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da Yağız’a destek çıktı

Sabah

 

Alevilerin Cumhuriyet ve Laiklikle İmtihanı News Item
70 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – January 09 2008 02:49:53
Alevilerin Cumhuriyet ve Laiklikle imtihanı

Alevilerin kendilerini dışlamış, yok saymış, baskılara ve kimi hak ihlallerine maruz bırakmış Kemalizm’e her şeye rağmen bu kadar bağlı olmasını nasıl açıklayabiliriz? AKP’nin “Alevi açılımının” öncesinde araştırmacı-yazar Cafer Solgun’un Taraf gazetesinde yayınlanan araştırması bu sorunun peşine düşüyor.

* Aleviler Osmanlı döneminde büyük baskılar ve katliamlarla karşı karşıya kaldıklarından Kurtuluş Savaşı’na tüm güçleriyle katılmışlar ve Cumhuriyet rejimine de sıcak bir yaklaşım göstermişlerdir. Ancak kısa sürede ‘tek dil, tek din ve tek ırk’ politikaları başlayınca ilk meclisten sonra Aleviler inkar edildiler

* Sonradan statükonun korunmasında Alevilerin ön plana çıkmalarının en önemli nedeni göçlerin, asimilasyonun etkisi ve bununla birlikte yaratılan korkudur.

* ‘Bu kış komünizm gelebilir’ ile sistem İslamcıları sola karşı kullanırken, öncülüğünü CHP’nin yaptığı ‘Bu kış şeriat gelebilir’ propagandasıyla da Alevileri sistemin koruyucusu olarak kullandı

Stockholm Sendromu gibi birşey

2007 yılı birçok yönüyle akıllarda derin izler bırakarak geçti. Yeni yıla çok önemli sorunlar devretti. Bu sorunlardan kimisinin yeni yılın da ağırlıklı gündemini oluşturacağı belli. Kürt sorunu, PKK, devam eden sınır ötesi operasyonların oluşturduğu gündem, beraberinde “çözüm” tartışmalarıyla yeni yılda da üzerinde konuşulmaya devam edilecek sorunlar olarak görünüyor. Bu “yoğun” gündem içerisinde, şimdiden söylenebilir ki, yeni yılın önemli gündem maddelerinden birini Alevi sorunu oluşturacak. Çünkü yılın sonlarına doğru, medyaya “AKP’nin Alevi açılımı” olarak yansıyan haberler, beraberinde kolay kolay geri dönülemeyecek bir tartışma sürecini de başlattı. AKP’nin Alevi kökenli milletvekillerinden Reha Çamuroğlu’nun mimarı olduğu ve Başbakan Tayip Erdoğan’ın da benimsediği anlaşılan “Alevi açılımı”, Muharrem orucunda bazı Alevi dedelerine “iftar” verilmesi, Alevi dedelerine maaş bağlanması, cem evlerine maddi destek sağlanması gibi hususlar içeriyordu. Söz konusu iftara katılacağı açıklanan Başbakan Erdoğan’ın bir konuşma yapması da bekleniyor. Alevi camiasında bu gelişmeyi iyimser bir temkinlilikle karşılayanlar olmakla birlikte, ağır basan, “AKP, yerel seçimler öncesinde Alevi oylarına göz dikti”, “Aleviler asimile edilmek isteniyor” tarzında tepkiler oldu. Bu arada, “Alevilerde toplu iftar” olup olamayacağı da tartışıldı. Neresinden bakılsa, sorunun gündemleştiği kesin. Ve bu tartışma, yeni yıla damgasını vuracak olaylardan biri olmaya aday. Zira Alevi sorunuyla yüzleşmek, konuyla ilgili bir “reform” veya “açılım” ihtiyacı olduğu görüşünün öne çıkması, tek başına Aleviler için değil, bir bütün olarak Türkiye’nin demokratikleşme çabası açısından da büyük önem ifade ediyor.

Alevilerin bir bütün olarak içerisinde bulundukları durumu anlamak, sanıyorum öncelikle rejimle, Cumhuriyet’le ilişkilerini anlamaktan geçiyor. Alevilerin, özellikle de Osmanlı’nın ardından Cumhuriyet’i sahiplendikleri bilinen bir gerçek. Ancak Cumhuriyet’in süreçleri, gelişim evreleri, iktidarların politika ve uygulamaları, kimi Aleviler açısından tereddüt ve tedirginlikle de dile getirilse, bir “hayal kırıklığı” yaratmış görünüyor. Fazla sorgulama gereği duymadan Cumhuriyet’in kazanımlarından söz eden de var; “bizim için değişen bir şey olmadı” diyen de

Cumhuriyet’in mağdur sahipleri…

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: “Cumhuriyeti özlem ve coşkuyla karşılayan Aleviler ne yazık ki aynı yaklaşımı ve sahiplenmeyi Cumhuriyet’ten görememişlerdir. Cumhuriyet kurulduktan sonra Alevilerin ibadethaneleri kapatılmış, kapılarına kilit vurulmuştur. Sünni anlayışın devam etmesi açısından Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş ve Sünni anlayış kurumsal ve yasal bir güvence altına alınırken, aynı anayasayla Alevilerin ibadethanelerine kilit vurulmuştur.Sünni inancın inanç önderinin altına kırmızı plakalı araç tahsis edilirken, Alevi inanç önderleri yasa ile ‘üfürükçü’ olarak ilan edilmiştir. İbadethaneleri ve inanç önderleri yasaklanan Alevi toplumu Cumhuriyet döneminde Osmanlı döneminden daha kısa bir zamanda asimile edilmiş, Sünnileştirilmiştir. Bugün Alevilerin durumu bu Sünnileştirme politikalarının uygulandığı bir dönemdir. Bir tarafta okullardaki zorunlu Sünni din eğitimi, bir tarafta Alevi Köylerine yapılan cami ve gönderilen imamlar, diğer taraftan da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Aleviler üzerinde uyguladığı Sünni misyonerlik çalışmaları, mahallede komşu, okulda öğretmen, kışlada asker, işyerinde işveren ve arkadaş baskıları ve AKP’nin ‘Alevi açılımı’ adı altında sergilemeye çalıştığı dönüştürme politikaları bunun somut örnekleridir.”

Ali Kenanoğlu, Alevilerin “laikliğin teminatı” olarak sunulması konusunda da Diyanet İşleri Başkanlığı, İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri’nin varlığını hatırlatarak, “Alevileri ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” istediklerini söylüyor. Kenanoğlu da, Alevi kurumlarının büyük çoğunluğu gibi, AKP’nin Reha Çamuroğlu aracılığıyla gündeme getirdiği “açılım”ı samimi bulmuyor: “Bu bir dönüştürme paketidir. Yani Aleviliği Sünnileştirme veya Şiileştirme çalışmasıdır. Önyargılı davrandığımızı söyleyebilesiniz; ancak elimizdeki veriler ve yapılan açıklamalar bunu ispatlamaktadır. Şöyle ki; Devletin Resmi Dini kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevilik hakkındaki görüşü ve tanımlaması nettir. Gerek eski başkanların, ki bunlardan birisi de şimdiki Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu’dur. Gerekse başkan Bardakoğlu’nun Alevilik konusundaki değerlendirme ve açıklamaları basın ve kamuoyu tarafından bilinmektedir. AKP’nin Alevilik çözümü de Diyanet merkezlidir. Alevi dedelerine maaş vermek ve onları devletin memuru yapmak da, ne laikliğe ne de Alevi inancına uygundur.”

 

Kenanoğlu Birarada yaşam sempozyumunda News Item
244 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 10 2008 09:22:59

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Başkanımız Tv lerde Devamı · News Item
84 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 11 2008 13:16:39
 

Başkanımız Ali KENANOĞLU Cuma günü saat 18:00 de Kanal Turk de İlknur Kaplan’ ın , Cumartesi Günü saat 21:00 de Su TV de Recai Aksu’ nun, Pazar günü saat 22:30 da Flash Tv de Turhan Çömez’ in konuğu olacak.

Hubyar Haber Merkezi
hubyar.org

 

‘Katılanlar naylon dernekler’ Devamı · News Item
67 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 13 2008 12:43:32
‘Katılanlar naylon dernekler’

İftara katılmayan örgütler, tepkilerini şöyle dile getirdi:

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan: Başbakan bu yemeği özellikle desteklediyse bu başarısızlığın içindedir. Aleviler birtakım haklardan yoksun. Bu iktidarın bunu giderebilme gücü var. O zaman biz de memnuniyetle yemek yeriz. Ama sırt okşamak için bir yemekse, Başbakan böyle bir sempatiyi hak etmiyor. Orada iktidarla ilişkide ya da olması muhtemel işadamları yemeğe katıldı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kazım Genç: Bu sofra Alevi sofrası değil, Hızır Paşa sofrasıdır. ‘Oturmayın’ dedik. Katılan Alevi örgütleri, iftar verilecek haberinden sonra kurulan, geçmişi üç aylık olan naylon dernek ve örgütlerdir. Başbakan konuşmasında bir kere Alevi kelimesini kullanmadı. Hangi açılımı açıkladı. Tamamen şova yönelikti ve bir fiyasko olarak bitti.

Hubyar Vakfı Başkanı Ali Kenanoğlu: Erdoğan, Alevilerin gözünde sabıkalıdır. Belediye başkanlığı döneminde Karacaahmet Cemevi’ni kapattırmak istedi. Aleviler üç kuruş maaşa geçmişi unutacak değil. Herkes yerini bilsin.
10 Aralık Hareketi adına Prof. Dr. Burhan Şenatalar: Yemek sönük ve başarısız geçmiş, amacına ulaşamamıştır.

 

Yemeğe tepki sürdü: Başbakan şov yaptı Devamı · News Item
57 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 13 2008 12:55:02
Yemeğe tepki sürdü: Başbakan şov yaptı

Başbakan, Alevilerin muharrem orucuna dokuz bakan, 50’ye yakın milletvekiliyle katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada inanç özgürlüğünün güvence altına alınacağı mesajı verdi.

Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Bu yemek daveti, AKP açısından Alevi toplumundan oy almaktan başka bir şey değildir.

Radikal

 

Uras: İçimizdeki şeytanı taşlayalım Devamı · News Item
53 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – January 13 2008 16:28:58
Uras: İçimizdeki şeytanı taşlayalım

ÖDP tarafından düzenlenen “Bir Arada Yaşamanın Yolu” sempozyumda konuşan Genel Başkan Ufuk Uras, “Savaştan ve şiddetten arındırılmış bir toplum için kendi içimizdeki şeytanları da taşlayabilmemiz gerekiyor” dedi.

İSTANBUL – Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) tarafından eski Beyoğlu Evlendirme Dairesinde düzenlenen “Bir Arada Yaşamanın Yolu” sempozyumunun açılışında konuşan ÖDP Genel Başkanı Milletvekili Ufuk Uras, bir arada yaşama kültürünün temellendirilebilmesi için somut adımlar atılarak temennilerin ötesine çıkılması gerektiğini söyledi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da Ankara’da düzenlenen Muharrem ayı iftar yemeğine, 279 Alevi kurumundan sadece 8’inin katıldığını belirterek, son zamanlarda Alevileri temsil ettiği iddiasıyla yeni kurumların kurulduğunu ileri sürdü.

NTV

 

Berat Özipek: Alevi Açılımının İzlemesi Gereken Yol Haritası Devamı · News Item
26 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – January 15 2008 23:51:58
Cemevlerinin ibadet yeri statüsüne kavuşturulması ilk adım olabilir. Bunun tek sağlıklı yolu, ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu kaldırmaktır. Ali Kenanoğlu’nun haklı olarak belirttiği gibi, dedeliği suç haline getiren, açıkça ve adını vererek yasa dışı hale getiren bu kanun kaldırılmadığı sürece, Alevi vatandaşlarımıza yönelik hiçbir yasal düzenleme gerçek bir güvence getirmeyecektir. Böyle bir girişim, ‘tarikatçılık yapıyorlar’ gerekçesiyle, başta CHP olmak üzere, statüko güçlerinin sert muhalefetiyle karşılaşacaktır. Ancak kısa vadede, İdare Mahkemesi’nin talihsiz kararının doğurduğu sıkıntıyı da aşacak bir yöntemle, cemevleri bir şekilde yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Berat Özipek/Star

 

HSAKD’den Basın Açıklaması News Item
260 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – January 19 2008 08:01:12
Şişli Endüstri Meslek Lisesi’nde 14 Ocak tarihinde meydana gelen dayak olayında, lise son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Burak Tibar iç kanama geçirerek hastaneye kaldırıldı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mustafa Kurt tarafından dövülerek hastanelik edildiği ileri sürülen Burak Tibar’ın alevi olduğu için bu kadar şiddete maruz kaldığı iddiaları üzerine alevi dernekleri olayı kınayarak bir açıklama yaptı ve öğretmen Mustafa Kurt’un bir an önce görevden alınmasını istedi.

Şişli Endüstri Meslek Lisesi önünde basın açıklaması yapan Hubyar Sultan Alevi Kültürü Derneği Genel Başkanı Ali Kenanoğlu, alevi öğrencilere şiddetin din dersi öğretmenlerince uygulanmasının anlaşılmaz olduğunu belirterek, “Çocuğumuz ben orucum vuramyın diyince öğretmenin daha da hiddetlenerek öğrenciyi hastanelik etmesi cezasız kalamaz” dedi.

Ali Kenanoğlu ve avukat Nebahat Bektaş Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği dilekçeyle, din dersi öğretmeni Mustafa Kurt hakkında suç duyurusunda bulundu. Dilekçede Burak Tibar’ın sırf alevi olması nedeniyle şiddete maruz kaldığı belirtilerek şöyle denildi:

“Burak Tibar şüpheliye “orucum” (Alevi olduğu için muharrem orucu tutuyordu) dediğinde ise şiddet giderek artmış, şüpheli küçügü tokat ve tekmeyle dövmeye devam etmiştir. Bir süre sonra olay sınıfın dışına da taşmış ve yere düşen küçük acımasızca şüpheli tarafından tekmelenmiştir. Diğer öğretmenler ve müdürün araya girmesiyle ancak olay kontrol altına alınmış, küçük Burak yaralı şekilde hastaneye kaldırılmıştır. Küçük Burak’ın aldığı darbeler neticesinde böbrekleri zarar görmüş, iç kanama geçirmiştir. Küçük hala Şişli Etfal Hastanesi’nde tedavi görmeye devam etmektedir.”

Olayın münferit olmadığının belirtildiği dilekçede olayın tamamen alevi kimliği taşıyan öğrenci ve ailelere yönelik olduğu belirtilerek, Amasya’da 4 kız öğrencinin, Esenyurt’ta yine bir Alevi öğrencinin din öğretmenleri tarafından aynı muameleye maruz bırakıldığı da dile getirildi. Dilekçeyle okullardaki alevi öğrencilerin aynı muamelese maruz kalmaması için öğretmen Mustafa Kurt’un cezalandırılması istendi.

Gazeteport

 

‘Oruçluyum dedim, daha çok vurdu’ Devamı · News Item
26 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 19 2008 11:12:00
‘Oruçluyum dedim, daha çok vurdu’

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “Son aylarda okullarla Alevi öğrencilere yönelik baskılar ve dayak olayları arttı” dedi. Kenanoğlu ve beraberindekiler, olay üzerine rapor alıp okula gitmeyen öğretmen hakkında suç duyurusu yaptı.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin, derste cep telefonunun saatine baktığı gerekçesiyle hastanelik ettiği öğrenci Burak Tibar, dayağı anlattı: ‘Alevi olduğumu biliyordu. Döverken oruçluyum dedim, daha çok vurdu.’ Alevi örgütleri dün protesto için Tibar’ın okuluna giderek müdürle görüştü

RADİKAL

 

Ali Nesin’ e Tepki News Item
21 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – February 05 2008 22:54:17
05 Şubat 2008

Ali KENANOGLU Türbanı destekleyen bildiriye imza atan Ali NESİN’ le ilgili görüşlerini Cumhuriyet’ e aktardı.

Başkanımız Ali KENANOĞLU’ Türbana destek veren Ali Nesin ve benzerer solcular hakkındaki düşüncelerini Cumhuriyet gazetesine aktardı.

Read Comments Print Article

 

 

 

Ertuğrul Günay para istedi, Aleviler ‘vermeye hazırız’ dedi Devamı · News Item
78 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – February 21 2008 17:44:14
Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu:

“Madımak konusunda hükümetin birşey yapmamasının ötesinde bütçe yokluğu gibi bir açıklama yapmasının bir hakaret olarak görüyorum. Cumhuriyet döneminde camilere ve imamlara trilyonlarca bütçe ayrıldığını biliyoruz. Devletin Aleviler konusundaki farklı tutumu burada da dikkati çekiyor. Bu açıklamalar devletin Alevilere karşı yıllardır gösterdiği saygısızlığa denk bir saygısızlıktır. Kültür Bakanı nezdinde devleti samimi bulmuyorum, ancak federasyonun önerisini sonuna kadar destekliyorum.”

Birgün

 

Zorunlu din dersi kararı! News Item
47 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – March 03 2008 20:29:10
Başkanımız Ali KENANOĞLU tarafından açılan ve İstanbul 5.İdare Mahkemesi tarafından Başkanımız lehinde verilen ”Zorunlu Din Dersi uygulamasının iptali” davasını Danıştay Onayladı.

Aynı gerekçe ile Hatice KÖSE tarafından açılan ve İstanbul 8.İdare Mahkemesi tarafından reddedilen dava da aynı dosyada birleştirilerek karar bağlandı. Verilen karar ile Hatice Köse aleyhinde verilen karar da bozulmuş oldu.

Karar Anadolu Ajansı tarafından kamuoyuna duyruldu

hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi Zorunlu din dersi kararı!

Zorunlu din dersi kararı!

Danıştay 8. Dairesi, ”din dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasını hukuka aykırı” buldu.

Danıştay 8. Dairesi, ”ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasını hukuka aykırı” buldu.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, bir veli, ilköğretim okulu 4. sınıf öğrencisi olan çocuğunun, zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması yönündeki 12 Temmuz 2005 tarihli başvurusunun, cevap verilmeyerek reddine ilişkin İstanbul Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle dava açmıştı. İstanbul 5. İdare Mahkemesi, çocuğunun zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması gerektiği görüşüyle işlemi iptal etmişti.

İstanbul Valiliği, İdare Mahkemesi kararını temyiz ederek, bozulmasını istedi.

Temyiz istemini görüşen Danıştay 8. Dairesi, Valiliğin istemini reddederek, İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararını oy birliğiyle onadı.

-AYNI KONUDAKİ İKİNCİ DAVA-

Danıştay 8. Dairesi, aynı yöndeki bir başka davayı da karara bağladı.

Çocuğu ilköğretim 7. sınıf öğrencisi olan bir veli, çocuğunun zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması yönündeki başvurusunun reddine ilişkin İstanbul Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle dava açmış, İstanbul 6. İdare Mahkemesi, davayı reddetmişti. Velinin, İdare Mahkemesi kararını temyiz etmesi ve bozulmasını istemesi üzerine bu dosyayı da görüşen Danıştay 8. Dairesi, İstanbul 6. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına, dosyanın yeniden karar verilmek üzere İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine oy birliğiyle karar verdi.

Danıştay 8. Dairesinin, iki davaya ilişkin kararlarının ortak gerekçesinde, şöyle denildi:

”Anayasa’nın 24. maddesinde, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin zorunlu olduğunun belirtilmesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının din kültürü ve ahlak bilgisi olmasına rağmen, içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Dairenin gerekçesinde, ”Devletin, eğitim ve öğretimle ilgili olarak üzerine düşen görevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin nesnel ve çoğulcu bir şekilde aktarılmasına dikkat etmesi ve ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı göstermesi gerekmektedir” görüşüne yer verildi.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, çocukları ilköğretimde okuyan iki velinin, ayrı tarihlerde yaptığı ”çocuklarının zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması yönündeki” başvurularını reddetti.

Bu işlemlerin iptal edilmesi istemiyle açılan davalarda İstanbul 5. İdare Mahkemesi İl Milli Eğitim Müdürlüğünün kararını iptal ederken, diğer davaya bakan İstanbul 6. İdare Mahkemesi ise davayı reddetti.

Her iki kararın temyiz edilmesi üzerine istemleri görüşen Danıştay 8. Dairesi, 5. İdare Mahkemesinin kararını oy birliği ile onarken, İstanbul 6. İdare Mahkemesi kararını oy birliği ile bozdu.

-ORTAK GEREKÇE-

Daire, her iki davanın konusu da aynı olduğu için iki davaya ortak gerekçe yazdı.

Dairenin gerekçesinde, Anayasa’nın ”Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde, ”Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir… Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır…” hükmünün yer aldığı anımsatıldı.

Gerekçede, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde de ”Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” hükmü bulunduğu hatırlatıldı.

Gerekçede, davacının, zorunlu din dersinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi ile Ek 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesine aykırı olduğunu ileri sürdüğü belirtilerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye açısından bağlayıcı olduğu, sözleşmenin ”Eğitim hakkı” başlıklı maddesinde, ”Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimi kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir” düzenlemesine yer verildiği kaydedildi.

Gerekçede, davacının, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen eğitimin kendi dini ve felsefi inançlarına uygun bir müfredatla verilmediğini ileri sürerek çocuğunun din dersinden muaf tutulması talebi karşısında, uyuşmazlığın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatından kaynaklandığı sonucuna varıldığı, bu nedenle incelemenin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatına ve bu müfredat çerçevesinde davacının talebinde haklılık bulunup bulunmadığına yönelik yapıldığı da ifade edildi.

-ANAYASA MAHKEMESİ KARARI-

Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesinin 16 Eylül 1998 günlü kararına yer verilen gerekçede, Anayasa Mahkemesinin kararında, şu tespitlerin yapıldığı vurgulandı:

”Laik devletin, doğası gereği resmi bir dininin bulunmaması, belli bir dine üstünlük tanımamasını, onun gereklerini yasalar ve diğer idari işlemlerle geçerli kılmaya çalışmamasını gerektirir. Bu bağlamda, laik bir devlette belli bir dinin, eğitim ve öğretimi zorunlu hale getirilemez…

Anayasa’nın 24. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.

Din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemektir. Dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alınmıştır. Din eğitimi yerine ‘din kültürü’ dersinden söz edilmesi de bu amacı açıkça ortaya koymaktadır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulmuştur.”

-DİN EĞİTİMİ Mİ, DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK ÖĞRETİMİ Mİ?-

Gerekçede, ”Anayasa Mahkemesinin belirlediği bu hukuki durum çerçevesinde değerlendirilerek, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretime ilişkin müfredatın ‘din kültürü ve ahlak öğretimi’ mi yoksa ‘din eğitimi’ mi olduğunun tespiti gerekmektedir” denildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 9 Ekim 2007 tarihli Hasan ve Eylem Zengin kararına da yer verilen gerekçede, başvuranların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması taleplerine yönelik olarak, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisine ilişkin beş ders kitabının içeriklerinin incelendiği ifade edildi.

Gerekçede, AİHM’ce, söz konusu müfredatın incelemesi sonucunda, ”Türkiye’de hakim olan dinsel çeşitliliğin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde dikkate alınmadığı, özellikle Alevi inancına sahip topluluğun Türk nüfusundaki oranının çok büyük olmasına rağmen, öğrencilerin Alevi inancının itikat veya ibadet unsurları hakkında eğitim almadığı, 9. sınıfta bu inancın ortaya çıkışında en büyük etkisi olan iki şahsiyetin yaşam felsefesinin öğretilmesinin, bu öğretimdeki eksiklikleri gidermekte yetersiz kaldığı” değerlendirmesi yapıldığı anımsatıldı.

Gerekçede, ”Bu bağlamda, Mahkemenin demokratik bir toplumun eğitimde çoğulculuğu benimsemesinin, öğrencilerin dini konular hakkında düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü çerçevesinde eleştirel bir bakış oluşturmalarını sağlayabileceği kanaatinde olduğu ifade edilmiştir” denildi.

AİHM kararında özetle, ”Türkiye’de ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin rehber ilkelerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir yönünün olmadığı, ancak eğitim sisteminde, din dersleriyle ilgili tarafsızlık ve çoğulculuk koşullarının yerine getirilmemesi ve ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini sağlayacak uygun bir yöntem sunulmaması nedenleriyle, sistemin yetersiz olmasından ötürü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiği”nin belirtildiği vurgulandı.

-”EBEVEYNLERİN DİNİ VE FELSEFİ KANAATLERİNE SAYGI”-

Gerekçede, şöyle denildi:

”Devletin, eğitim ve öğretimle ilgili olarak üzerine düşen görevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin nesnel ve çoğulcu bir şekilde aktarılmasına dikkat etmesi ve ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı göstermesi gerekmektedir.

Anayasa’nın 24. maddesine göre, din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu kuşkusuzdur. Ancak, bu öğretimin Anayasa’nın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olarak kabul edilemeyeceği ve din eğitimi halini alacağı açıktır. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince öğretime ilişkin müfredatta yapılan ve kararımızda hüküm kurmaya yeterli görülen tespitler uyarınca, ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin verilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda, Anayasa’nın 24. maddesinde, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin zorunlu olduğunun belirtilmesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının din kültürü ve ahlak bilgisi olmasına rağmen, içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

GERÇEK GÜNDEM – AA – 3 Mart 2008

 

Alevi öğrenci zorunlu din dersinden muaf News Item
80 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – March 04 2008 11:08:44
Tüm Alevi aileler ya da farklı inançlara sahip olanlar, bu kararı emsal gösterip dava açabilir</SPA Danıştay 8. Daire, tarihi bir içtihat değişikliğine giderek, Alevi öğrencilerin zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulabileceklerine hükmetti. Kararda, okullarda İslam dini dersi verildiği, anayasanın ise din dersini değil, tüm inançların eşdeğer görüldüğü din kültürü dersini zorunlu tuttuğu vurgulandı. Karara, AİHM’nin aynı doğrultuda verdiği karar dayanak oluşturdu. Son dönemde Alevi açılımı söylemiyle dikkati çeken hükümetin müfredat değişikliği gerektiren AİHM kararına itiraz etmediği açığa çıktı. Karara göre, müfredat değişmedikçe, dava açan Alevi ailelerin çocukları derslerden muaf kalabilecek.

Alevi Hasan Zengin’in, kızı E.Z.’nin zorunlu din derslerinden muaf tutulması için yaptığı başvuruyu 2001’de reddeden Danıştay, konunun AİHM’ye taşınması, AİHM’nin de talebi yerinde bulması üzerine içtihat değişikliğine gitti. İçtihat değişikliği, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne 2006’da başvuran Alevi vatandaşlar Ali Kenanoğlu ve Hatice Köse’nin davalarında gerçekleşti. Çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvuran Kenanoğlu ve Köse, taleplerinin yanıtsız bırakılarak reddedilmesi üzerine dava açtı. İstanbul 5. İdare Mahkemesi Kenanoğlu’nun başvurusunu haklı bulurken, 6. İdare Mahkemesi Köse’nin talebini reddetti.

Milliyet

 

Aleviler, Danıştay’ın Kararına Sevindi News Item
59 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – March 05 2008 04:35:21
Çocuklarının Din Dersinden Muaf Tutulmasını İsteyen Aleviler, Danıştay’ın Kararına Sevindi

Danıştay’ın zorunlu din dersleri ile ilgili verdiği karar dava sahiplerini sevindirdi. Konuyu Danıştay’a taşıyan Alevi vatandaşlar Hatice Köse ve Ali Kenanoğlu, bundan sonra Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını istiyor. Bu dersle ilgili Anayasal düzenlemeye gidilmesini isteyen davacılar, dersin seçmeli hale getirilmesi gerektiğini savundu.

Danıştay’ın zorunlu din dersleri ile ilgili verdiği karar dava sahiplerini sevindirdi. Konuyu Danıştay’a taşıyan Alevi vatandaşlar Hatice Köse ve Ali Kenanoğlu, bundan sonra Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını istiyor. Bu dersle ilgili Anayasal düzenlemeye gidilmesini isteyen davacılar, dersin seçmeli hale getirilmesi gerektiğini savundu. Aksi halde Aleviler’in kendi haklarını aramaları için Danıştay’ın kararına göre yeni davalar açacaklarını dile getirdi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Genel Sekreteri Mehmet Sarıyar ve Hatice Köse, bir basın toplantısı düzenleyerek Danıştay’ın kararını değerlendirdi. Pir Sultan Kültür Dernekleri, Alevi Bektaşı Kültür Vakfı, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Hubyar Vakfı temsilcileri de toplantıya katıldı.

Konuyla ilgili ilk açıklamayı yapan Mehmet Sarıyar, şimdiye kadar binlerce imza toplandığına işaret ederek amaçlarına ulaşamadıklarını belirtti. Mehmet Sarıyar, “Sonuçta davaların açılmasına karar verildi. Hükümetin ezberlerinin boşa çıkarıldığını gösterdik. İslam’da bile olmayan türbanı gündeme getirip inanç özgürlüğü olarak ileri sürenler Alevi öğrencilerin din dersi almak zorunda kalmalarını nasıl değerlendiriyor?” açıklamasında bulundu. Sarıyar, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin seçmeli hale gelmesi için mücadele etmeye devam edeceklerini dile getirdi.

Çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması için ilk davayı açan Hatice Köse ise yaptığı açıklamada, “Laikliğe, demokrasiye inanan bir insan olarak Danıştay’ın kararına sevindiğimi belirtmek isterim. Hükümet türban özgürlüğünü ele alırken Alevilerin de özgürlüklerinin olduğunu, onların da taleplerinin olduğunu görmesi ve özellikle din dersleri konusunda bir düzenleme yapmasını istiyoruz. Bizi duymalarını istiyoruz. Artık bu insanların sesine kulak verilmeli. Buna zorunlular.” şeklinde konuştu.

Hatice Köse, çocuğuna din dersinin verilmesinden rahatsız olduğunu belirterek şunları söyledi, “Zorunlu din dersleri 1982 Anayasası ile uygulanmaya başlamış. 1982’den önce insanların dini yok muydu? Bu insanlar ahlaksız mıydı? Anayasa bize din ve ahlak mı bahşetti? Sadece Alevilerin değil aydınların, demokratların, laiklerin bu bağlamda bakıp bu maddenin kaldırılması için bizlere destek olmaları ve dava açmalarınnı gerektiğini düşünüyorum. Bu bir vatandaşlık görevi diye düşünüyorum. Herkesin kendi hakkında sahip çıkmasını istiyorum. Herkesin dini ve ahlakı zaten var. Bunun birileri tarafından dayatılmasına ihtiyacımız yok.”

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı ve Türkiye’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile ilgili ilk davayı açan Ali Kenanoğlu, 12 Eylül 2005 tarihinde oğlunun ilköğretim okulu 5’inci sınıfa geçtiği zaman bu dersten muaf tutulması amacıyla dava açtığını belirtti. Kenanoğlu, “Dün Danıştay kararını verdi. Çocuğumuz zorunlu din dersi işkencesinden kurtuldu. Demokrat düşünceye sahip, çocuğunu belirli din eğitimine tabi tutmak isteyen ailelerin önü açılmış oldu. Kararın açılmasının ardından ‘Biz ne yapabiliriz?’ diye soran çok sayıda insandan telefon geldi. Zorunlu din dersinin Alevi çocukları asimile ettiğini düşünerek topyekün bir mücadele yürüttük ve istediğimiz elde ettik. Biz artık Anayasa’dan bu hükmün çıkarılmasını istiyoruz. Biz özgürlükçüyüz ama salak değiliz. Özgürlükleri bir bütün olarak düşünüyoruz.” şeklinde konuştu

Danıştay’ın aldığı kararın emsal oluşturacağını belirten Kenanoğlu, “Alevi kitlesini dava açmaya yönlendireceğiz, kampanyalar başlatacağız. Bekleyen davalar var. Türkiye’nin din devleti görünümünden kurtulmasını umut ediyoruz. Din derslerinn Anayasa’dan çıkarılması gerekir. İkinci aşama bu işin müfredatla düzeltilmesi din derslerinin içeriği değiştirilmesi gerekir. Din dersinin içeriği dinler tarihi ve kültürleri olarak belirlenmeli. Bir dinin namazın sureli Arapça olarak ezberlettiriliyor. Ezberlemesze derste kalıyor. Dinler tarihi ve dinler kültürü dersine dönüşmeli. Buna rağmen seçmeli olmalı. Sınıf geçme notuna tabi olmamalı. Oğlum derse girmiyor, dışarıda geziyor. Benim çocuğum hedef haline geliyor. ‘Niye derse girmedin? niye dışardasın?’ gibi sorulara muhatap oluyor. ” şeklinde konuştu.

CHA

 

Alevi dernekleri karardan memnun News Item
89 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – March 05 2008 04:42:43
Alevi dernekleri karardan memnun

Danıştay’ın ”Din dersinin zorunlu olması hukuka aykırı” kararı Alevi derneklerinde memnuniyet yarattı. Aleviler müfredat değişikliğine de karşı çıkıyor.

Ali Kenanoğlu, Hatice Köse, Ali Rıza Telek (PSAKD), Doğan Bermek (Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı) ve Hubyar Vakfı Başkanı Cemal Coşkun neler söyledi?

Yargıya başvuran iki Alevi veli ile Alevi dernekleri kararın ardından bir basın toplantısı düzenledi.

Velilerden Hatice Köse, “Hem benim inancıma uygun bir ders değildi hem de inancıma uygun olsa da devlet eliyle din dersi verilmesine taraftar değilim” dedi.

Diğer veli Ali Kenanoğlu ise “Din dersinin zorunlu olmasına karşıyız çünkü demokratik ve laik bir ülkede din eğitimi olmaması gerekir. Bunun aksine bizim ülkemizde anayasa ile zorunlu hale getirilmiş bir din eğitimi söz konusu” diye konuştu.

Kenanoğlu sözlerine, “Bizim Alevilik inancımızı yansıtmıyor. Kendi kafalarında bir Alevilik tanımlamaları var. Bakan Said Yazıcıoğlu ‘Alevilere bir elbise biçmiştik, elbise olmadı’ diyor. Bu, bilmediğimiz, yaşamadığımız, kabul etmediğimiz bir Aleviliktir. Bizim için bu daha tehlikelidir” diye devam etti.

Hükümet kanadı ise karara itiraz etme hazırlığında. Milli Eğitim Bakanlığı’nın gerekçesi Kararda sözü edilen müfredatın 2006 yılında değişmiş olması. Ancak değişiklik Aleviler için tatmin edici değil.

Devlet Bakanı Yazıcıoğlu’nun yaklaşımı ise esnek. Yazıcıoğlu, “Gereken yapılır, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi kalır, bir de seçmeli din eğitimi olabilir ” diyor.

Aleviler ise bu konuda farklı görüşleri savunuyor.

Ali Rıza Telek – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği:

“Din dersinin tamamen kaldırılmasını hatta Diyanet’in de kaldırılmasını istiyoruz”

Doğan Bermek – Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı:

“Sünni çocuğun Alevi’den, Alevi çocuğun Sünni’den haberdar olmasının ne sakıncası var. Bizim istediğimiz yansız eğitim yapılması. Bir konunun misyonerliği yapılmasın”

Son sözü Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu söyleyecek. Aleviler ise çıkan karara göre tutum belirleyecek.

Hubyar Vakfı’ndan Cemal Coşkun, “Arkadaşlarımızın ve diğer kurumlarımızın açtığı davaların takipçisi, destekçisi olacağız. Eğer yasama yürütme organları gerekli tedbirleri almazsa, yurttaşlarımız da arkadaşlarımızın yaptıkları gibi yasal, kanuni haklarını kullanacaklar” ifadesini kullandı.

CNN TÜRK

 

Danıştay kararı sevindirdi News Item
36 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – March 05 2008 14:20:15
Danıştay kararı sevindirdi

Danıştay 8. Dairesi Hatice Köse ve Ali Kenanoğlu adlı velilerin çocuklarının zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi almasının hukuka aykırı olduğu yönünde karar verdi. Dün konuyla ilgili Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’ nde bir basın toplantısı düzenleyen Hülya Köse ve Ali Kenanoğlu Danıştay’ın verdiği kararı değerlendirdi. Köse, verilen kararın “ülkemiz adına umut verici bir karar” olduğunu söylerken Kenanoğlu, “Biz bu davayı kazandık ama bizim gibi birçok ilde Alevi yurttaşlarımızın çocukları hâlâ zorunlu din dersi almaktadır. Bu karar sonrasında bütün Alevi dernek ve federasyonlarımızla birlikte biraraya gelip, gerekirse kampanya başlatarak, yasaları zorlayarak bu zorunluluğun Alevi çocuklarımızın üzerinden kalkmasını sağlayacağız” dedi.

DİN DERSİ DİNDAR YAPMAZ

Köse, AKP’nin Anayasa’nın değiştirilmesine ilişkin çalışmalar gündemdeyken, Alevilerin sorunlarına ilişkinde çözümlerin yeni Anayasa’da yer alması gerektiğini söyledi. Köse, “Başbakan Erdoğan’ın, önceki gün yaptığı, ‘Biz kimsenin özgürlürlerine tecavüz etmiyoruz, kimse de bizim özgürlüklerimize tecavüz etmiyoruz’ açıklamasını ürpererek dinledim. Biz kimiz diye kendime sordum. Demek ki biz onların dışında, AKP tabanını dışındayız, hakkımıza tecavüz ediliyor, korunamıyoruz” diye konuştu.

“1982 Anayasası’ndaki 24 madde yaşamımıza girmeden toplum dinsiz miydi?” diye soran Köse, “Herkesi dava açmaya ve haklarını elde etmeye çağırıyorum” dedi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Mehmet Sarıyar da kararın inanç özgürlükleri adına sadece türbanı savunanlara cevap olduğunu söyleyerek, “Bu karar Alevilerin ve diğer inançsal ve kültürel kimliklerin özgürlüklerini yok sayarak, özgürlük kavramını sadece kendi özgürlükleri olarak algılayan hükümete bir cevap olmuştur” diye belirtti.

KÖSE VE KENANOĞLU DAVA AÇMIŞTI

Hatice Köse 7. sınıfa giden oğlunun ‘zorunlu din dersi’ almaması için İstanbul 6. İdare Mahkemesine dava açmış fakat aleyhte sonuçlanmıştı. Bunun üzerine Hatice Köse tarafından Danıştay’a itiraz edilmişti. Ali Kenanoğlu ise 4. sınıfa giden oğlunun ‘zorunlu din dersi’nden muaf tutulması için İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde dava açmış ve bu dava Ali Kenanoğlu’nun lehine sonuçlanmıştı. Bunun üzerine İstanbul Valiliği Danıştay’a itirazda bulunmuştu.

BAKAN TOPU MİLLİ EĞİTİME ATTI

AKP Meclis Grup Toplantısı öncesinde Danıştay’ın kararını değerlendiren Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Yazıcıoğlu, kararın, din derslerinin içeriğiyle ilgili olduğunu söyledi. Bu kararın, AİHM’den daha önce çıkan karara benzediğini kaydeden Yazıcıoğlu, “Gereken yapılır. Bakılır, bir düzenleme yapılabilir” diye konuştu. Konunun kendi alanına girmediğini, daha çok Milli Eğitim Bakanlığı’nı ilgilendirdiğini ifade eden Yazıcıoğlu, yeni Anayasa hazırlıklarında bu konuda yapılan çalışmalara işaret etti.

Bu arada Özgür-Der Genel Başkanı Hülya Şekerci Danıştay’ın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile ilgili verdiği karara tepki göstererek, alınan kararın Türkiye’de yargının evrensel hukuk standartlarını temel almadığını savundu.

ALİ CEMAL KARABUDAK

Alevi kuruluşları: Danıştay kararı uygulansın
Pİr Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Avukat Kazım Genç, Danıştay’ın zorunlu din dersleri konusunda verdiği kararın ardından Milli Eğitim Bakanlığı’nın söz konusu dersle ilgili uygulamaya son vermesi gerektiğini söyledi. Genç, Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın toplantısında, “9 Ekim 2007’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) zorunlu din dersi uygulamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğu kararını vermişti. Aslında Milli Eğitim Bakanlığının bu karara dayanarak zorunlu din dersleri kaldırması gerekiyordu. Bu yapılmadı. Şimdi ise kaçacak yer yok. Danıştay’ın kararı uygulanmalıdır. Aksi takdirde Bakanlık hakkında çok sayıda dava açılacaktır” dedi. Başbakan Recep Erdoğan’ın inanç özgürlüğünü sadece türban özgürlüğüne indirgediğini vurgulayan Genç, “Başbakan’a, Alevilerin inanç özgürlüğüne de saygılı olması gerektiğini hatırlatıyoruz” diye konuştu. Toplantıda, aralarında Eğitim Sen, Halkevleri, Devrimci 78’liler Federasyonu, DİSK, Mülkiyeliler Birliği’nin de olduğu çeşitli sendika ve kitle örgütü temsilcileri de hazır bulundu.

SAMİMİYETİNİZİ GÖSTERİN

Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer de hükümeti eleştirerek, “Ne kadar özgürlükçüsünüz, özgürlük, demokrasi konusunda, kişi, hak ve hürriyetleri konusunda ne kadar samimisiniz, bunu ortaya koyun ve hemen Anayasa’nın 24 maddesinin değişiklik teklifini vererek, bu dersleri zorunlu olmaktan çıkarın” diye konuştu. Kararın anlamının içeriksel bir eleştiri getirdiğini ifade eden Dinçer, “Şöyle bir anlam buradan çıkmamalıdır. ‘Din Kültür ve Ahlak Bilgisi’ dersi olabilir ama içeriği değiştirilerek olabilir’ anlamı çıkmamalıdır. Bu dersin zorunlu olmaktan çıkarılması yönünde okunmalıdır bu karar” dedi. Dinçer, sendika olarak sadece dinler tarihinin, bir öğreti olarak lise son sınıflarda öğretilebilceğini söyledi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Turan Eser de yaptığı yazılı açıklamada, Danıştay kararının sevindirici olduğunu belirtti.

Tuna Arıgüç Ankara
BİRGÜN – 5 Mart 2008

 

Zorunlu ama hukuksuz din dersi tartışması News Item
47 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – March 05 2008 15:53:33
Zorunlu ama hukuksuz din dersi tartışması

Danıştay’ın ilk ve ortaöğretimde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin mevcut içeriği ile zorunlu tutulmasını hukuksuz bulmasıyla, yeni bir sorun ortaya çıktı. Ya zorunluluk kalkacak, ya müfredat değişecek. NTVMSNBC konuyu eğitimci ve hukukçulara sordu.
YASEMİN ARPA

NTV-MSNBC
04 Mart 2008 Salı

İSTANBUL – Türkiye’de 1982 Anayasası ile zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersiyle ilgili uzun süredir yapılan tartışmalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Alevi çocukların muaf tutulmasına ilişkin kararıyla bir başka boyuta taşınmıştı. Son olarak Danıştay 8. Dairesi’nin de AİHM kararına atıfta bulunarak “Bu içerikle zorunlu olması hukuk dışı” kararı vermesiyle, konusu “din ve vicdan özgürlüğü” boyutunun yanı sıra yasal bir sorun haline dönüştü. NTVMSNBC bu sorunu, Danıştay’ın onadığı kararın tarafı ve aynı zamanda Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı olan Ali Kenanoğlu, yeni anayasa taslağını hazırlayan bilim kurulundan Prof. Levent Köker ve Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer’e sordu.
Danıştay 8. Daire’nin mevcut zorunlu din dersini hukuka aykırı bulan kararıyla ilgili yorumlar şöyle:

Davanın tarafı Ali Kenanoğlu anlatıyor:
BU DAVA YÜZÜNDEN EVİMİZ KORUMAYA ALINDI
Ben 12 Temmuz 1995’te, çocuğum 4. sınıfa geçtiğinde, Valiliğe müracaat ederek din dersinden muaf tutulmasını istedim. Valilik bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açtım. Dava benim lehimde sonuçlandı. Valilik ise bunun iptali için Danıştay’a müracaat etti. Neticede dün açıklandığı gibi Danıştay da, davayı bizim lehimize onayladı. Hatice Köse’nin davasıyla bizim davamızı birleştirerek tek karar verdi. O karar da onunkini bozma, benimkini onama oldu. Bizim çocuğumuz davayı kazandıktan sonra din dersine girmedi. Tabii bununla ilgili olarak bir takım sıkıntılar yaşadık küçük çaplı da olsa. Çocuğun Hristiyan olduğunu söyleyen üst sınıflardan çocuklar, öğretmene yolu gösterin gibi harekette bulundular. İki ay boyunca koruma altında tutuldu evimiz, sokağımız. Ama pes etmedik, üzerine gittik ve o sıkıntıları bertaraf ederek yaşantımıza devam ettik.

HÜKÜMET ADIM ATMAZSA KAMPANYA AÇACAĞIZ
Bu karar neticesinde eğer Hükümet tarafından bir adım atılmazsa, sonuçta Alevi kuruluşlarıyla birlikte ortak bir kampanyaya dönüştüreceğiz bunu. Elimizde Danıştay kararı gibi emsal teşkil edecek bir karar da var. Biz Anayasa’dan din dersinin zorunlu olduğu ifadesi çıkartılana kadar bu mücadelemize devam edeceğiz. Anayasa değişikliği gündemde biliyorsunuz. Bu davalar eşliğinde bütün bunların düzenlenmesi gerekiyor. Bir taraftan da inanç özgürlüğü bağlamında sadece türban meselesini ele alan Hükümet, inanç özgürlüğünün sadece türban olmadığını, Alevilerin de inanç özgürlüğünün bulunduğunu bu davayla birlikte görmüş oldu. Görmesini bekliyoruz en azından. Özgürlüklerin bir bütün olduğunu, sadece türbanla sınırlanamaz. İş Alevilere gelince bir iftar yemeğiyle geçiştirmek, ama türbana gelince hemen Meclis’te gereğini yapmak özgürlüklere aykırı bir durum.

Prof. Dr. Ülkü Azrak:
KARAR DİĞER VELİLERE EMSAL OLACAK
Anayasa “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin eğitimi zorunlu” diyor. Şimdi bu anayasa hükmü olduğuna göre aslında bu hükmün iptaline Danıştay karar veremez. Ama Danıştay diyor ki; “Bu ad altında verilen dersler ile o derslerin içeriği örtüşmüyor. Yani burada din kültürü ve ahlak değil, din eğitimi yapılıyor. Bu anayasanın laiklik ilkesine aykırıdır”. Başka bir söyleyişle bu hükmün uygulanmasında hukuka aykırılığı tespit etmiş bulunuyor Danıştay. Şimdi bu durum karşısında tabii başvuran velilerin çocukları, artık bu derse girmeye mecbur tutulamayacak, demektir. Bu bireysel bir karar olduğu için, belki de çocuklarının bu derse girmelerinin zorunlu tutulmasına karşı, her velinin bir dava açması icap edecek ve bu karar emsal alınarak, her başvuran velinin davasında da Danıştay’ın iptal kararı vereceği anlaşılıyor.

GİRMEYEN ÇOĞALIRSA MECBUREN DEĞİŞTİRİLECEK
Karar yalnızca çocuklarının din dersi eğitimi almasını istemeyenler için bir emsal karar olacak ve daha alt düzeydeki mahkemelerden artık bu yönde kararlar çıkabilecek. Ama şimdi Danıştay’ın bu kararına dayanarak dava açanların sayısı hızla yükseldiği taktirde Milli Eğitim Bakanlığı bu dersin içeriğinin değiştirilmesine mecbur kalacaktır, diye düşünüyorum.

Prof. Dr. Levent Köker:
DANIŞTAY’IN İŞİ NİYE OLMASIN?
Hükümetin fazla direneceği bir şey yok burada. Ortada idari bir işlem var ve bu idari işlemin hukuki olup olmadığıyla ilgili bir karar veriliyor. Danıştay’ın yetkisini aşması değerlendirmesi doğru değil. (AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ı kastediyor.) Danıştay, anayasayı denetlemiyor, idari işlemi denetliyor. İdari işlem de, bir Türk vatandaşının bu dersten muaf olma talebinin reddi.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NE UYGUN
Karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ilgili hükmü ile dayanak oluşturularak verilmiş, son derece güzel bir karar. Üstelik de ilk mahkemenin (5.İdare Mahkemesi) böyle bir karar vermiş olması benim memnuniyetimi arttırdı. Türk hukukunda pek alışık olduğumuz bir şey değil. AİHS için biliyorsunuz şöyle bir şey oldu. AİHM 2007 yılında din dersleriyle ilgili bir karar verdi zaten ve Türkiye’yi mahkum etti. Aynen şimdi Danıştay’ın da temyiz kararıyla onadığı gibi… O karardan önce bizim 5. İdare Mahkemesi’nin böyle bir karar vermiş olması ayrıca güzel. Danıştay’ın bu kararı AİHM’nin kararı doğrultusunda. “Bu içerikte bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini okutursanız, sadece belli bir dini inancı empoze ediyorsunuz, anlamına gelir ve bu bahisle okutulması gereken dersler bunlar değildir” demek istiyor. Ben çok beğendim kararı.

SEÇMELİ DERS OLMASINDAN YANAYIM
Doğru içerikle okutulursa bir sorun çıkmaz ama doğru içerikten kasıt çoğulculuk ve eleştirel düşünceyi teşvik etmek. Ben dersin seçimlik olmasından yanayım. Ben öyle okudum. Kim din dersi okumak istiyorsa dilekçe veriyordu. Din kültürü ve ahlak bilgisinin hakikaten çocuklarımızı ve gençlerimizi eleştirel düşünmeye ve çoğulcu bir kafa yapısına sevkedecek şekilde, çok farklı dini inançlar hakkında, bir uygarlık tarihi şeklinde kültür dersi olarak verilmesi halinde zorunlu da olabilir. Din adamlarının değil, felsefe hocalarının, sosyologların falan okutacağı bir ders olur. Din kültürü, İslam kültürü değil ki. Farklı dinler var; İslamiyet, Yahudilik, Budizm, Şintoizm var, ateizm var… İlahiyatçılar bunu biliyorlarsa okutsunlar, ama büyük ihtimalle çoğu bu kadar bilmiyordur. Ya da din felsefesiyle uğraşanlar okutsunlar.

Alaaddin Dinçer (Eğitim -Sen Genel Başkanı)
YAKLAŞIMLARIMIZI GÜÇLENDİREN BİR KARAR
Bizim açımızdan olumlu bir karar. Ancak kararda dersin içeriğine ilişkin bir eleştiri sözkonusu. Dolayısıyla sendika olarak içeriğin de ötesinde, esastan bir değişikliğin, bu dersin tamamen kaldırılması, bu değişikliğin yapılacaksa, anayasadaki değişikliğin buna göre olmasını istiyoruz. Sendika olarak, içeriği ne olursa olsun, bu dersin okullarda zorunlu olarak okutulmasının karşısındayız. Seçimlik mi olsun, tamamen kaldırılsın mı bu ders okullardan, biraraya gelerek tartışılabilir. Biz, bir din eğitimi değil, lise son sınıfta dinin öğretisi, dinler tarihi, kültürlerin öğretiminin belli dersler içerisinde verilebileceğini söylüyoruz. Bunun dışındaki bir düzenlemeyi kabul etmiyoruz. İnançlarla, mezheplerle, dinlerle, kimliklerle ilgili bilgiler verilebilir; sosyoloji, tarif, felsefe gibi derslerin içinde verilebilir. Pozitif bilimleri ve bilimsel demokratik eğitimi savunan bir örgütüz. Dogmaların, hurafelerin, teolojik bilgilerin bilimle birarada olmasına düşünmek mümkün değil. Biz buradan bakıyoruz bilhassa.

MAHALLE BASKISI VAR, VELİLER ISRARCI OLAMIYOR
Dava açmak isteyenler oldukça fazla ancak burada bir mahalle baskısından sözetmek mümkün. Okullarda da zaman zaman kamuoyuna yansıyan farklı inanç ve kimlikteki öğrenciler ciddi bir asimilasyon süreci yaşıyorlar. Zaman zaman öğretmenlerden, zaman zaman da öğrenci arkadaşlarından da kaynaklanabiliyor. Velilerin bu konuda ısrarcı olmaması, böyle bir baskılanmanın doğurduğu bir takım geri çekilme halleri olmasından kaynaklanıyor. Öğrenci veya veli böyle bir yaklaşım içine girince, zarar göreceğini düşünüyor. Bu kaygılar nedeniyle kamuoyunda yoğun bir ilgi, talep yok gibi görünmektedir. Ancak kamuoyunda büyük bir kesim, dersin hem içeriğine, hem esasına karşıdır.

AKP’NİN SAMİMİYETİNİ TEST EDECEĞİZ
Sayın Bakan, “İçeriğini biz zaten değiştirmiştik” diyebilir. Kitaplarda kimi değişiklikler, Alevilikle ilgili düzenlemeler yapıldı ama bunlar çok yetersiz, çok yüzeysel ve geçiştirmeye yönelik değişiklikler. Bakanlıktan bugün yapılan bir açıklamada, Danıştay’ın kararına bu doğrultuda itiraz edileceği belirtiliyor. Ama, Danıştay, AİHM kararına atıfta bulunuyor. AİHM kararları da kesindir. Esas olarak AKP’nin samimiyetini de test eden bir karardır bu. AKP, haftalardır Türkiye’yi bir türban tartışmasıyla ve türbanın bir hak ve özgürlük olduğu savından olduğundan hareketle üniversitelerde takılması için hukuksal altyapıyı oluşturma çabası veriyor. AKP’nin ne kadar özgürlükçü, ne kadar demokrat ne kadar samimi olduğunu göreceğiz.

 

Danıştay’ın zorunlu din dersi kararı Basın Toplantısı News Item
49 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – March 05 2008 16:10:42
Danıştay’ın zorunlu din dersi kararı Basın Toplantısı

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Danıştay’ın, zorunlu din derslerine ilişkin çok önemli bir karar aldığını belirterek, “Hükümeti, Danıştay’ın kararlarına uymaya ve zorunlu din dersi uygulamasına derhal son vermeye davet
ediyoruz” dedi.

Zorunlu din dersine karşı dava açan Kenanoğlu ve Hatice Köse, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinde düzenledikleri basın toplantısında Danıştay’ın kararını değerlendirdi.

Kenanoğlu, 12 Temmuz 2005’te 4. sınıfa giden oğlunun din dersinden muaf tutulması için İstanbul Valiliğine dilekçeyle başvurduğunu, talebin kabul edilmediğini, daha sonra İstanbul 5. İdare Mahkemesine 12 Eylül 2005’te dava açtığını ve davanın kendi lehine sonuçlandığını, Valiliğin de bunun üzerine Danıştay’a itiraz davası açtığını anlattı.

Danıştay 8. Dairesinin, kendi davasıyla Hatice Köse’nin zorunlu din derslerine ilişkin açtığı davayı birleştirerek dün bir karar aldığını hatırlatan Kenanoğlu, “Böylelikle bizim çocuğumuz zorunlu din dersi işkencesinden kurtuldu, ama diğer taraftan da Alevi olsun olmasın, demokrat bir düşünceye sahip olan, çocuğunun okullarda bir dini eğitime tabi tutulmasını istemeyen ailelerin de önü açılmış oldu” dedi.

Kenanoğlu, kararın duyulmasının ardından kendilerini arayan çok sayıda ailenin yardım istediğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Alevi dernekleri olarak, zorunlu din derslerinin Alevi çocuklarını asimile ettiğine yönelik topyekun verdiğimiz mücadeleyi, Danıştay’ın emsal kararıyla birlikte daha rahat bir şekilde yürütebileceğiz.
Danıştay’ın çok önemli bir karar aldığını düşünüyorum. Hükümeti, Danıştay’ın kararlarına uymaya ve zorunlu din dersi uygulamasına derhal son vermeye davet ediyoruz.”

Kenanoğlu, din bilgisi ve ahlak dersinin, Anayasanın 24. maddesiyle zorunlu hale getirildiğini ve Anayasa gereği okutulan tek ders olduğunu ifade ederek, “Bir taraftan demokratik ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsederken, diğer taraftan din dersini zorunlu hale getiren bir ülkenin vatandaşları durumundayız” dedi. “Anayasadan zorunlu din dersleri ve diğer dini hükümlerin çıkarılması gerekir” diyen Kenanoğlu, laikliğin bunu gerektirdiğini savundu.

Kenanoğlu, zorunlu din derslerinin Anayasadan çıkarılması, din bilgisi ve ahlak derslerinin müfredat içeriğinin değiştirilerek belirli bir din veya mezhebin öğretilmesinden vazgeçilip, dinler kültürü ve dinler tarihi dersi haline getirilmesi gerektiğini kaydetti.

Ali Kenanoğlu, din kültürü ve ahlak derslerinin her haliyle seçmeli bir ders olması ve sınıf geçme notuna tabi olmaması gerektiğini savundu. Bunun dışındaki bir düzenlemenin okullarda ayrışmalara neden olacağını öne süren Kenanoğlu, “Çocuğum şu anda din dersine girmiyor, ama bu derste dışarıda boş dolaşıyor. Çocuğum hedef haline geliyor. Zorunlu din dersleri çocuk üzerinde mahalle baskısı da yaratıyor” dedi.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Kenanoğlu, bir soru üzerine “Çocuklara okullarda hiçbir dini eğitimin verilmemesi gerekir. Bana göre Aleviliğin öğretilmesi de doğru değil. Bu ders, dinler kültürü ve tarihi olarak verilebilir” dedi.

Kenanoğlu, Danıştay’ın verdiği kararın Alevileri tatmin edip etmediği yönündeki soru üzerine de şöyle dedi:
“Danıştay’ın verdiği karar iki açıdan önemlidir ve bizi tatmin etmiştir. Birincisi, hükümetler hep ’bu ders din eğitimi değil, din kültürü ve ahlak bilgisi dersidir’ diye savunuyordu. Bunun böyle olmadığı çok net bir şekilde karar altına alındı. İkincisi de kararda ’ailelerin beyanlarının esas alınacağı’ hükmü var. Bu da bizim için
olumlu.”

“KARARI, UMUT OLARAK GÖRÜYORUM”
Hatice Köse de 7. sınıfa giden oğlunun zorunlu din dersi almaması için İstanbul 6. İdare Mahkemesinde dava açtığını, fakat aleyhine sonuçlanınca Danıştay’a itirazda bulunduğunu dile getirerek, “Danıştay 8. Dairesinin aldığı kararı ülkem ve kendim adına bir umut olarak görüyorum” dedi.

Din derslerinin 1982 Anayasası ile zorunlu hale getirildiğini ifade eden Köse, “1982 Anayasası bize bir din ve ahlak mı bahşetti? Bizim daha önce bir dinimiz ve ahlakımız yok muydu? Herkesin bir inancı ve ahlakı zaten var” dedi.

milliyet

 

‘Bu Dernekler Naylon’ News Item
146 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – March 07 2008 15:57:22
Zaman Gazetesi’nin ‘Alevi derneklerinden başörtüsüne destek’ haberinden sonra, bahsi geçen dernekleri İçişleri Bakanlığı kayıtlarında araştıran Alevionline, bu isimde derneklerin bulunmadığını ve bazı köy derneklerinin isimlerinin manipüle edilerek Alevi derneği hüviyetine getirildiğini iddia etmişti. Konuyla ilgili Başkanımız Ali Kenanoğlu Birgün’e konuştu.

‘Bu dernekler naylon’

Zaman gazetesinde çıkan “Alevi derneklerinden başörtüsüne destek” başlıklı haberde yer alan derneklerin asılsız çıkması, Alevi derneklerini harekete geçirdi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, bu var olmayan naylon derneklerin AKP tarafından Aleviliği ve Alevileri asimile etmek amacıyla yenı kurulduğuna dikkat çekerek,” Alevilerin sorunlarını naylon derneklerle, naylon dedelerle ve gösterişli yemeklerle çözemezler” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın imam hatıplere ve liselere Alevilik üzerine ders verme haberini de değerlendiren Kenanoğlu, bu derslerin gerekçesinin Alevi köylerine gönderilecek imamların işini kolaylaştırmak olduğunun söylendiğini ama bunun esas nedeninin asimilasyon ve misyonerlik olduğunu vurguladı. Kenanoğlu hükümete seslenerek” Alevilik adına iyi bir şey yapmak istiyorsanız elinizi Alevilikten ve Alevilerden çekin” dedi.

Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu Zaman gazetesinde çıkan Türbana Destek haberi başlığını gördüğünde çok şaşırdığını ifade etti. Kenanoğlu, insan hak ve özgürlüklerini bütünsel bir hak olarak gördüklerini bu nedenle sadece türbanı öne çıkarıp bunu bir inanç özgürlüğü olarak lanse etmenin tek taraflı bir yakaşım olduğunu belirti. İnançların sadece türbanla sınırlı olmadığını dile getiren Kenanoğlu, “Türkiye de yasaklanan ve yasaklı tüm inançsal grupların kültürleri, kimlikleri ve inançları da özgürlükler kapsamına alınmalıdır. Alevilerin inançsal özgürlükleri söz konusuyken bir iftar yemeğiyle geçiştiriyorlar, Alevileri bir yemekle kandıracaklarını sanıyorlar” dedi.

Kürtlerin de kimliksel ve kültürel haklarının yok sayıldığını belirten Kenanoğlu, iş türbana gelince bütün herkesin bunu savunması gerektiğini, bunun bir insan hakları olduğunu söyleyip demokrat kesildiklerini söyledi. Kenanoğlu “Biz özgürlükçüyüz ama salak değiliz, diğer özgürlükleri yok sayarak türban özgürlüğünü savunmanin ne anlama geldiğini biz çok iyi biliyoruz”dedi.

Kenanoğlu, Alevi özgürlüğü içersinde yıllardır mucadele veren bir kişi olarak Türkiyedeki tüm Alevi derneklerini bildiklerini ve bu açıdan Zaman gazetesinde söz edilen derneklerinin isimlerini ilk defa duyduğunu ve bunların AKP tarafindan naylon dernek olarak yeni inşa edildiğine dikkat çekti. Kenanoğlu, “Alevilerin sorunlarını naylon derneklerle, naylon dedelerle ve gösterişçi yemeklerle çözemezsiniz, Alevi mücadelesini bu şekilde susturup yok edemeyeceğinizi iyi bilin’. Eğer hükümet Alevi sorununu çözmekte gerçekten samimiyse adres belli işinize geliyorsa” diye ekledi.

ZEYNEP KURAY

Hubyar.Org
Hubyar Haber Merkezi

 

Deniz Baykal’dan, Ali KENANOĞLU’na Teşekkür News Item
222 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – March 08 2008 19:26:38
Deniz BAYKAL, Başkanımız Ali KENANOĞLU’nu aradı

CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL, Başkanımız Ali KENANOĞLU’nu telefonla arayarak Zorunlu Din Dersine karşı verdiği mücadelesinden ve Demokratik ve Laik Cumhuriyeti korumaya yönelik kazanımlarından dolayı tebrik etti, teşekkür etti.

Kenanoğlu da Baykal’a teşekkur ederek, bu mücadeleyi meclise taşımalarını talep etti.

08.03.2008
Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Baykal’dan Alevi babaya telefon News Item
21 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – March 10 2008 09:24:08
Baykal’dan Alevi babaya telefon

CHP lideri Deniz Baykal oğlunun zorunlu din dersinden muaf tutulması için hukuk mücadelesi veren Alevi babayı arayarak destek verdi. Baykal, Ali Kenanoğlu’nu, zorunlu din dersine karşı verdiği mücadele ve demokratik, laik cumhuriyeti korumaya yönelik çabalarından dolayı tebrik etti.

Sabah Gazetesi

 

Başkanımız Ali Kenanoğlu Renkhaber’e Konuştu News Item
85 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – March 15 2008 15:23:03
Başkanımız Ali Kenanoğlu, zorunlu din derslerine karşı açtığı ve uzun hukuki mücadeleler sonucu kazandığı davayla ve gündemdeki konularla ilgili Ali Ersin Kelleci’nin sorularını yanıtladı.

Hükümet kanadından, muhalefet partilerine; AİHM yetkililerinden çeşitli sivil toplum kuruluşlarına kadar her kesimin görüşünü beyan ettiği söz konusu davayı açan ve Türkiye’de çocuğu din derslerine girmeyen tek kişi olan Başkanımız Ali Kenanoğlu’nun röportajı için;

Link

Hubyar.Org
Hubyar Haber Merkezi

 

Başkanımız Reuters’da News Item
55 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – April 10 2008 16:50:51
Başkanımız Ali KENANOĞLU Reuters haber ajansında. Kenanoğlu ile Alevilik, Demokratikleşme ve Avrupa Birliği konularında yapılan röportaj tüm dünya medyasına aktarıldı.

 

Başkanımız Kenanoğlu BBC’de News Item
95 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar admin – May 11 2008 14:35:55
Başkanımız BBC de

Bir süre önce İstanbul’a gelerek Alevilik üzerine bir haber yapan BBC televizyonu Başkanımız Ali Kenanoğlu ile yapmış olduğu röportajı Tv ve İnternet sitesinden yayınladı.

Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

” The Sunnis thought that we would turn the lights out in our Cemevi and have orgies ”
Ali Kenanoglu

“Historically, the Sunnis were always the administrators here and they thought the Alevis followed a perverted form of Islam. They thought that we would turn the lights out in our Cemevi, and have orgies,” says Ali Kenanoglu – an Alevi from Istanbul.

Turkish minority sect pushes for rights
By Sarah Rainsford
BBC News, Istanbul

In a suburb of Istanbul, hundreds of men and women worship side by side in a hexagonal wood-panelled hall.

Turkey’s Alevis say they suffer from official discrimination
A preacher paces the polished floorboards before them clutching a microphone, more Christian evangelist than Imam. Cross-legged on the floor, the crowd sway and shout their response.

Several times during the weekly service, a musician strums on his wooden saz and sings.

It is a long way from the traditional image of Muslims at prayer.

This congregation are Alevis – an unorthodox, liberal branch of Islam. It is estimated that as many as one in five Turks worships this way, although there are no official figures.

The Sunnis thought that we would turn the lights out in our Cemevi and have orgies

Ali Kenanoglu

But in a country where most Muslims are Sunni, many Alevis complain they feel like second-class citizens.

“We want recognition and legal status for our prayer houses,” explains Kamil Aykanat, the head of Okmeydani Alevi community in Istanbul.

“Instead, the state builds Sunni mosques in Alevi villages and teaches Sunni Islam in our schools. Our children have even been beaten for not fasting when Sunnis do,” he says.

Lingering prejudice

Turkey is a strictly secular republic with no official religion.

But figures provided for the BBC by the Directorate for Religious Affairs show that the state spends $1.5bn of taxpayers’ money each year funding 85,000 Sunni mosques and paying the wages of their Imams.

By contrast Alevi prayer houses – or Cemevi – can be registered only as cultural centres and are funded exclusively by private donations.

“Historically, the Sunnis were always the administrators here and they thought the Alevis followed a perverted form of Islam. They thought that we would turn the lights out in our Cemevi, and have orgies,” says b>Ali Kenanoglu

Turkish text books show the Sunni way of prayer, not the Alevis’
He says urbanisation has helped fuel greater understanding but it is difficult to eradicate centuries-old prejudice entirely.

The community says one crucial issue to address is education.

Christian children are automatically exempt from obligatory religious classes in Turkey. But as an Alevi, Ali had to go to court to fight for the right to exclude his child.

“These books teach children how to be a good Sunni,” Ali complains, flicking through the pages of his son’s textbook which shows a young boy adopting the correct pose to pray.

“They show children how to do Namaz and they have to memorise prayers in Arabic. But Alevis don’t pray like this. There is no proper teaching in here about our faith,” Ali says.

Under pressure from the EU, the textbooks were amended recently but remain highly Sunni-centric. The classes themselves are generally taught by Sunni graduates of religious Imam-Hatip schools.

Last year the European Court of Human Rights upheld the right of an Alevi child to opt out of religion classes.

That ruling is still not being applied in Turkish schools – to the frustration of Alevi parents.

EU concerns

But there are some signs of change.

Earlier this year, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, a devout Sunni, attended a fast-breaking dinner for members of the Alevi community.

After years of state hostility, many Alevis stayed away. One group even decreed that any members who attended would be labelled as outcasts.

The Alevis are a unorthodox, liberal branch of Islam
The event was organised by an Alevi member of parliament from the governing AK party, who says he has been instructed to address Alevi concerns.

“Our prime minister openly accepted the Alevi community, that is very important. No government before could do this,” Reha Camuroglu explains in the garden of the Turkish parliament.

He describes himself as an activist for Alevi rights for 20 years.

“We declared that there are Alevis in Turkey, these Alevis have problems – and those problems should be solved,” he adds.

Reha Camuroglu said he would begin meeting Alevi leaders in March to discuss their complaints in-depth, and consult them on possible solutions. The legal status of the Cemevi and issues surrounding education should be on the table.

Three weeks into the month those meetings still have not begun though.

Religious equality and full religious freedom are key principles of the European Union, which Turkey is currently negotiating to join.

The EU regularly cites the situation of Muslim – as well as non-Muslim – minorities here as a concern, referring to the “major difficulties” they encounter.

The government has now indicated it understands that concern, a move welcomed in Brussels.

Made sceptical by long experience, most Alevis are waiting for concrete proof it is prepared to act on it.

http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/7303536.stm Link

 

ABF’nin Yeni Genel Başkanı: Ali BALKIZ Devamı · News Item
272 Okuma \ 4 Yorumlar
Yazar admin – May 31 2008 23:27:17
Alevi Bektaşi Federasyonu 4.Olağan Genel Kurulu Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ali Doğan Konferans Salonunda gerçekleştirildi. DSP Genel Başkanı Zeki SEZER, DSP İstanbul milletvekili Süleyman YAĞIZ, DTP Tunceli milletvekili Şerafettin HALİS, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Haydar KAYA, KESK Büro Emekçileri Sendikası temsilcileri kongreye katılan isimler arasındaydı.

Yapılan seçim sonucunda oluşan yeni yönetim kurulu görev dağılımı yaptı. Başkanımız Ali Kenanoğlu’nun Genel Başkan Yardımcısı, Dernek Genel Sekreterimiz Mehmet Sarıyar’ın ise GYK üyesi olarak seçildiği genel kurulda seçilen lisetenin tamamı şöyle:

 

8.Munzur Kültür ve Doğa Festivali Yapıldı News Item
11 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – August 06 2008 11:02:06
8.Munzur Kültür ve Doğa Festivali Yapıldı

Festival’ de yer Alan ”Türkiye’ de Alevilik” söyleşisine konuşmacı olarak Başkanımız Ali Kenanğlu’ da katıldı.

 

“Neredeyse Cemevlerinin Üstüne Minare Dikilecek”

Munzur Kültür ve Doğa Festivali’Nde bir tartışma konusu da “Türkiye’de Alevilik” idi. Temel: “Kültür bütünlüğünün tamamını ortaya çıkarmadan çağdaş Alevilik tanımı yapılamaz.”

Tunceli, Dersim’de Munzur Festivali kapsamında yapılan panelde “Türkiye’de Alevilik” konuşuldu.

Söyleşiye, Özgür Demokratik Alevi Hareketi dönem sözcüsü Ergin Doğru, Yazar Doğan Munzuroğlu, Hubyar Alevi Kültür Derneği başkanı Ali Kenanoğlu, Almanya Alevi Birliği Federasyonu İkinci Başkanı Hıdır Temel konuşmacı olarak katıldı.

Tartışmanın kolaylaştırıcılığını Marmara Ünivesitesi’nden Prof. Dr. Büşra Ersanlı yaptı.

“Alevilik demokrasi mücadelesinden koparıldı”

Aleviliğin laiklik anlayışı üzerinden sürekli bir şeriat korkusuyla Kemalist çizgiye çekildiğini söyleyen Doğru, Aleviliğin özü itibariyle demokratik, özgürlükçü, evrensel değerleri içinde barındırdığını fakat gelinen noktada demokrasi mücadelesinden koparıldığını söyledi.

Kenanoğlu, Türkiye’de Alevilik tanımının, devletin belirlediği çerçevede var olduğunu, devletin Aleviliği, İslam dininin bir alt tarikatı olarak gördüğünü belirtti.

AKP’nin cemevlerini tarikat evi kapsamında yasallaştırarak diğer tarikatları meşru kılacağını söyledi: “Neredeyse cemevlerinin üstüne minare dikilecek.”

“Alevi örgütleri öznel dinamikleri üzerinde kurumlaşmalı”

Alevi kurumlarının devlet eliyle iç çatışma yaşadığını söyleyen Temel, bu durumun Alevi toplumunun kökenlerinden uzaklaşmasına neden olduğuna dikkat çekti:

“Kültür bütünlüğünün tamamını ortaya çıkarmadan çağdaş Alevilik tanımı yapılamaz. Alevi örgütleri kendi öznel dinamikleri üzerinde kurumlaşmak zorunda.”

Söyleşiden sonra meydanda Hayat TV’nin kapatılmasını protesto eden basın açıklamasının ardından, 1938’de idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının kendi topraklarına getirilmesi talebini dile getiren bir başka açıklama yapıldı.

Ahmed Arif’in anısına verilen Metin Kahraman, Mahabad, Grup Munzur, Ferhat Tunç’un sahne aldığı konsere yaklaşık on bin kişi katıldı. (NV-CU/EZÖ)

Ceyda ULUKAYA – Nilay VARDAR
BİA Haber Merkezi – Tunceli
05 Ağustos 2008, Salı

 

Ali KENANOĞLU, Almanya’ da verilen Alevilik Derslerini SU TV Ana Haber’ de değerlendirdi. News Item
68 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – October 10 2008 11:07:39
Ali KENANOĞLU, Almanya’ da verilen Alevilik Derslerini SU TV Ana Haber’ de değerlendirdi.

Almanya’ da çeşitli eyaletlerde başlayan Alevilik Derslerini Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı ve ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali KENANOĞLU , 08 Ekim 2008 akşamı, Su Tv Ana Haberde değerlendirdi.

Kenanoğlu şunları söyledi …..

Almanya ‘ da Alevilik derslerinin verilmesinde en önemli iki hususun dersin hazırlanışı ve veriliş yöntemi olduğunu söyledi.

Kenanoğlu ; Almanya’ daki Alevilik dersi kitabının , Almanya’ da faliyet yürüten Almanya Alevi Birlikleri Federasyonunca hazırlanmış ve/veya onaylananmış olması son derece önemlidir . Diğer taraftan da bu derslerin Alevi öğretmenlerce verilmesi de son derece önemli ve doğrudur. Türkiye de ise durumun vahimdir. Açılan ve kaznılan davalar nedeniyle Din dersleri kitabına Alevilik konuldu ama bunların Alevi Kurumlarınca hazırlanmadığı gibi bu konuda da hiçbir görüş alınmamıştır ve onayından da geçmemiştir. Tam tersine Türkiye de verilmeye çalışılan Alevilik Dersleri, Alevileri Sünnileştirmeye yöneliktir. Dedi.

Kenanoğlu Alevi kurumları olarak Din Derslerine karşı mücadelelerinin süreceğini, davaların açılmaya devam edeceğini ve sokağa inileceğini, yürüyüş ve mitingler düzenleneceğini de ifade etti.

Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi
08.10.2008

 

ABF Yöneticileri Yaşam Radyonun konuğu oldular News Item
18 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – October 30 2008 13:32:33
ABF Yöneticileri Yaşam Radyonun konuğu oldular

ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali KENANOĞLU 9 Kasım’ da herkesi Alevi olmaya çağırdı

9 Kasım ‘ da yapılacak ‘’Büyük Alevi Yürüyüşü’’ hazırlık çalışmaları esnasında Yaşam Radyoyu ziyaret ettiler. ABF’ den Ali KENANOĞLU, Hatice KÖSE, Mehmet SARIYAR ve PSA Genel Merkez Kültür ve Sanat sekreteri Fethi BÖLÜKGİRAY, Yaşam Radyo yöneticileri ile görüştüler.

Ziyaret sonrasında Eyüp HANOĞLU’ nun program konuğu olan Ali KENANOĞLU ve Fethi BÖLÜKGİRAY, mitingle ilgili bilgi verdiler.

Kenanoğlu konuşmasında Alevi toplumunun Türkiye’ de yapılan tüm demokratik eylemlere destek verdiklerini, bu sefer de kendilerinin destek istediklerini söyledi.

Kenanoğlu ; Gün geldi Ermenilerle birlikte Ermeni olduk, gün geldi Kürt olduk, gün geldi kadın olduk, gün geldi işçi olduk, gün geldi işsiz olduk, gün geldi öğrenci olduk, gün geldi tüm mağdurların ve ezilmişlerin hak arayanların yanında olduk, Cumhuriyete bekçi olduk, şimdi 9 kasım’ da herkesin bir günlüğüne ‘’Alevi’’ olmasını bekliyoruz dedi.

Bölükgiray ise 9 Kasım mitingi ile ilgili teknik bilgileri verdikten sonra , hiçbir Alevi yurttaşının 9 Kasım mitingini evlerinde televizyonlardan, radyolardan ve gazetelerden takip etme düşüncesine kapılmaya hakkı olmadığını, öncelikle tüm Alevi yurttaşların 9 Kasım’ da Ankara’ da olmaları gerektiğini belirtti. Bu Alevi yurttaşların asli görevidir. Diğer Demokratik kurumların ve sol siyasi partilerin ise demokratik görevidir dedi.

Hubyar.org
29.10.2008

 

Alevi Bektaşı Federasyonu’ndan Evrensel ve Hayat TV’ye ziyaret Devamı · News Item
15 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – October 30 2008 14:37:01
Alevi Bektaşı Federasyonu’ndan Evrensel ve Hayat TV’ye ziyaret Devamı · News Item
15 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – October 30 2008 14:37:01
Alevi Bektaşı Federasyonu’ndan Evrensel ve Hayat TV’ye ziyaret

Alevi Bektaşı Federasyonu gazetemizi ve Hayat Televizyonu’nu ziyaret ederek, zorunlu din dersinin ve diyanetin kaldırılması, cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve Madımak Oteli’nin müze olması için yapacakları mitingi destek istedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla Alevi kurumları, temel taleplerini bir kez daha haykırmak için 7-8 Kasım tarihlerinde Ankara’ya yapacakları yürüyüş sonrasında, 9 Kasım’da Ankara’da bir miting yapacak.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, Alevilerin ve örgütlü yapılarının yıllardır mücadele verdiklerini belirterek, sonuç alınmaması üzerine bunu bir üst noktaya taşıyarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması, Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi gibi temel talepleri ile miting kararı aldıklarını söyledi. 9 Kasım’da yapılacak olan mitingde herkesin ‘Alevi’ olmasını ve destek vermesini istedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Eğitim Bilim Sekreteri Hatice Köse Altınışık’da, demokratik kitle örgütleri, sendika ve partilerin mitinge destek sunacağını belirtti. 7-8 Kasım 2008 tarihinde Türkiye’nin dört bir yanında Ankara’ya yürüneceğini söyleyen Altınışık, İstanbul, Balıkesir, İzmir, Antalya, Adana, Ordu ve Diyarbakır’dan 8 Kasım tarihinde yola çıkılıp 9 Kasım günü Ankara’da olacaklarını ifade etti. Bu sorunu duyarlı herkesi mitinge bekleyen Altınışık, arabaların Cemevlerinden hareket edeceğini duyurdu.

Aydın Çubukçu ise, Alevilerin ilk defa kendi haklarına ilişkin bir miting düzenlediğini belirterek, mitingi desteklemenin demokrasi desteklemek olduğunu söyledi. Alevilerin tarihin en dinamik demokratik güçlerinden birini oluşturduğunu belirten Çubukçu, o gün demokrasi ve özgürlük isteyen herkesin meydanlarda toplanması gerektiğini ifade etti.

(İstanbul/EVRENSEL)

 

Aleviler miting için yola çıktılar News Item
8 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 10 2008 11:21:51
Aleviler miting için yola çıktılar

Alevi Bektaşi Federasyonu üyeleri, 9 Kasım Pazar günü Ankara’da yapılacak mitinge katılmak üzere otobüslerle İstanbul’dan yola çıktı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu ve beraberindeki federasyon üyeleri, bu gün Kadıköy’den otobüslerle Ankara’ya hareket ettiler.

Kenanoğlu, yaptığı açıklamada, İstanbul’un yanı sıra Ordu, Balıkesir, İzmir, Antalya, Adana ve Diyarbakır’dan da yola çıkıldığını belirterek, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinden hareket edecek olan grupların, yarın Hacıbektaş kasabasına uğrayacağını söyledi.

Daha sonra Ankara’da federasyona bağlı diğer Alevi dernekleri, çeşitli sivil toplum örgütleri ve sendikaların üyeleriyle buluşacaklarını ifade eden Kenanoğlu, yürüyüşün ardından mitingin yapılacağını bildirdi.

KAYNAK : HABER7 – (aa) – 7 Kasım 2008, Cuma

——————————————————–

Aleviler, Ankara Yürüyüşüne Kadıköy’den Başladı

Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevilerin çeşitli konulardaki taleplerini dile getirmek için Ankara’ya “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı” isimli yürüyüş düzenledi.

Kadıköy Söğütlü Çeşme’de toplanan grup, 09 Kasım’da Ankara’da düzenlenecek büyük mitinge katılmak üzere bir otobüsle Ankara’ya hareket etti. Hareket öncesi gazetecilere açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, büyük Alevi yürüyüşünün bugün yurdun dört bir yanından başladığı söyledi. Kenanoğlu, ” Bu yürüyüşümüz zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet’in lağvedilmesi, Madımak Oteli’nin müze olması, Cem evlerinin yasal güvenceye kavuşturulması ve ülkemizin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olması içindir. Bugün yürüyüşümüz Ordu, İstanbul, Balıkesir, İzmir, Antalya, Adana ve Diyarbakır’dan başlamıştır.” dedi.

Açıklamadan sonra hazır bekleyen bir otobüse binen aleviler, alkışlar arasında Ankara’ya hareket etti.

(CİHAN) – 7 Kasım 2008

 

Eskişehir’e ulaştılar News Item
21 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 10 2008 11:27:24
Eskişehir’e ulaştılar News Item
21 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 10 2008 11:27:24
Eskişehir’e ulaştılar

Alevi Bektaşi Federasyonu üyeleri yarın Ankara’da yapılacak mitinge katılmak üzere Eskişehir Garı’na geldi.

Alevi Bektaşi Federasyonu üyeleri, garda bazı sendika üyeleri ile sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir grup tarafından karşılandı.

Gardan, Porsuk Bulvarı Migros önüne kadar yürüyen grup adına açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, alevilerin demokrasi ve laiklik için her türlü eylem ve protestoya katıldığını kaydetti.

Türkiye’de ilk defa Alevilerin kendi istekleri için miting yaptığını ifade eden Kenanoğlu, şöyle konuştu:

HÜRRİYET – A.A – 08 Kasım 2008

HÜRRİYET – A.A – 08 Kasım 2008

 

Kenanoğlu Su Tv de Devamı · News Item
7 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 11 2008 16:41:35
Başkanımız ve ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali KENANOĞLU,
12 Kasım Çarşamba günü saat 20:00 da Su Tv. de
Ali KENANOĞLU, Berhan ŞİMŞEK ‘ le birlikte Önder AKTÜRK’ ün konuğu olacaklar ve 9 Kasım Büyük Alevi Yürüyüşünü değerlendirecekler.

Su Tv. İnternetden izlenmektedir.

hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Kenanoğlu, Büyük Alevi Yürüyüşü ve Mitingini Su Tv de değerlendirdi News Item
283 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 13 2008 10:47:21
Kenanoğlu, Büyük Alevi Yürüyüşü ve Mitingini Su Tv de değerlendirdi

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanğlu, Su TV de Önder Aktürk’ ün yönettiği Çözüm Noktası programına konuk oldu. Berhan Şimşek ve Yalçın Özdemir’ in de katıldığı programa Ali Balkız ve Ferhat Tunç’ da telefonla katıldı.

Programda 9 Kasım Mitingi ve Tepkiler değerlendirildi. Kenanğlu şu görüşleri ifade etti;

— 9 Kasım Mitingi ve Büyük Alevi yürüyüşü Alevilerin içinde ve dışında birçok kişiye ve kuruma cevap olmuş ve kendisini toplumun, kurumların önünde görenlere iyi bir ders olmuştur

9 Kasım mitingi öncesinde katılımı etkilemek, engellemek amacıyla yayın yapanlar cevaplarını almıştır.

Kendilerini Alevilerin tek temsilcisi, ruhani lideri, vazgeçilmez önderi olarak görenler cevabını almıştır.

Kimileri TV ekranlarından bu miting sipariş bir mitingdir, bu miting güç denemesidir, şeklinde değerlendirmeler yaparak mitingi küçümsemişler ve dar kapsamlı olarak göstermeye çalışmışlardır.

Miting afişinde ismi olan bazı sanatçıların katılımını engellemeye çalışmışlardır. Üzerinde söz söyleme hakkı gördükleri sanatçıları ise mitinge göndermemişlerdir.

Diğer taraftan da bu mitinge katılanların Alevi olmadığını söyleyenler, olay çıkacağını ifade edenler, Kürt Alevilerinin toplanacağını söyleyenler, Fetullahçı gazetelere demeç vermekten çekinmeyenler 9 Kasımda cevaplarını almıştır dedi.

— Ayrıca bu mitingin Demokrasi için bir kazanım olduğunu, Türkiye de Miting anlayışına farklılık getirdiğini ifade eti.

Bu mitingin kalabalık olması yönüne öncesinde ve sonrasında yoğun bir ilgiyle karşılaşması ve basında kamuoyunda büyük etki yaratması da bu mitingin amacına ulaştığını göstermektedir.

Bu mitingin seçimler öncesinde siyasi amaçlı olması şeklindeki açıklamalara da cevap veren Kenanoğlu; diyelim ki seçimler için yapıldı, bu neyi değiştirir, orada ifade edilen ve afişlerde yazılı olan talepleri yok saymayı mı gerektirir dedi. Onların doğru talepler olmadığını mı gösterir dedi.

Sait Yazıcıoğlu’ nun daha evvelce kendisinin Alevilere bir tanım belirlediklerini ve bunun Alevilere uymadığını söylediğini, itiraf ettiğini belirten kenanoğlu, kendinize naylon muhataplar yaratarak Alevilerin sorunlarını çözemezsiniz. Alevilerin sorunlarını çözmek isteyenler buyursunlar gerçek muhatapları bellidir, çözüm masasına oturmaya hazırız dedi.

CHP ye de mesaj gönderen kenanoğlu; CHP nin Cumhuriyet değerlerini savunurken Cumhuriyet döneminde yok sayılan Alevilerin haklarını görmemezlikten gelmemelerini, statükonun savunuculuğuna son vermeleri gerektiğini ifade eti. Cumhuriyetin bazı yanlışlıklarını eleştirmenin ve onları düzeltmenin Cumhuriyete zarar vermeyeceğini aksine daha da güçlendireceğini söyledi.

Alevilerin Demokratik ve Laik bir Sosyal Hukuk Devletinden yana olduğunu söyleyen kenanoğlu, Yaşadığımız ülkede, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Türkler, tüm azınlıklar mutlu olmadan, kimsen mutlu olamayacağını, ülkenin huzura kavuşamayacağını belirtti.

9 Kasım Mitinginde Ferhat Tunç’ un kürtçe türküleri ile insanların Türk bayrakları ve Atatürk posterleri ile halay çektiklerini bu mitingde Türkiyenin özlenen tablosunun sergilendiğini söyledi.

Bunun için herkesin eşit yurttaşlık hakkının verilmesi gerektiğini, ortak bir yaşam projesi içerisinde Anayasanın değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi
13 Kasım 2008

 

Şehitlerinin arkasından yürüyemeyenler o toplumun önderliğine soyunamazlar News Item
209 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 17 2008 09:25:37
Başkanımız, Ali KENANOLU Cumartesi Saat 17:00 da 96.6 YON RADYO da Atilla TAŞ ‘ ın konuğuydu

Kenanoğlu Miting öncesini ve sonrasını değerlendirdi.

Şehitlerinin arkasından yürüyemeyenler o toplumun önderliğine soyunamazlar

Yon Radyo’ da Mitinge ilişkin değerlendirmeler yapan Alevi Bektaşi federasyonu Genel Başkan yardımcısı Ali Kenanoğlu, miting öncesi İzzettin Doğan’ ın yapmış olduğu açıklamalarla ilgili gelen sorulara şu şekilde yanıt verdi;

Şehitlerinin arkasından yürüyemeyenler o toplumun önderliğine soyunamazlar. İzzettin Doğan Madımak Otelinde yakılarak şehit edilen şehitlerimizle ilgili anmalara katılmamış ve 15 yıldır, hiçbir 2 Temmuzda Sivas’ a gitmemiştir. Cem Vakfı şehitlerimizin anmalarına gitmediği gibi, gidenlere de gitmeyin demiştir.(İlgili gazeteler arşivlerdedir.)

Şimdi siz Alevi toplumunun Cumhuryite dönemindeki en büyük acısı, katliamı olan bir anmaya katılmayacak, şehitlerinizin arkasında yürümeyeceksiniz, anmak isteyenlere de ‘’unutun gitsin’’ diyeceksiniz, ondan sonra kalkıp bu toplumun önderliğine soyunacaksınız. Bu doğanın dengesine aykırıdır. Dedi.

Kenanoğlu AKP hükumetinin Cem evlerini yasallaştırmak istediğini ancak burada bir oyun olduğunu buna Alevi kurumlarının dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Alevi Kurumlarının Cem evlerini; Camiler, Kiliseler, Havralar, Sinagoglar la eşit statüde bir ibadethane olarak görmek istediğini ancak hükumetin, cem evlerini bir tarikathane, zikirhane olarak yasallaştırmak istediğini bu durumun kabul edilir bir durum olmadığını söyledi.

Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi

 

Kenanoğlu SKY turk de Musa Özuğurlu’ nun srularını cevapladı News Item
64 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 20 2008 09:15:45
Sky Turk Tv ye canlı yayına katılan Ali Kenanoğlu , Musa Özuğurlu’ nun sorularını cevapladı.

Sky Turk Tv ye canlı yayına katılan Ali Kenanoğlu , Musa Özuğurlu’ nun sorularını cevapladı.

Musa Özugurlu, bugün ABF tarafından Zaman, Vakit ve Yeni Şafak gazetelerine yapılan suç duyurusu ile Sivas Madımak katliamı şehit ailelerinden Hüseyin Karababa’ nın İzzettin Doğan hakkında yaptığı suç duyurusu ve basında bu yönde çıkan haberler üzerine sorular sordu. Ve izzettin Doğan’ ın neden bu tavrı sergilemiş olabileceğini sordu.

Kenanoğlu cevabında İzzettin Doğan’ ın kendisini topluma, kamuoyuna yegane Alevi Öneri olarak sunduğunu, kendisinin insiyatifinde olmayan bir mitinge katılımın çok olması durumunda bu önderliğinin prestij kaybedeceğini ve gerçekçi olmadığının alaşlacağı kaygılarına kapılarak mitinge katılımı engelleme amaçlı açıklamalarda bulunduğunu söyledi.

Zaman gazetesi, Vakit Gazetesi ve Yeni Şafak Gazetelerinin miting aleyhinde yapmış oldukları yayına destek olduğunu ve bu gazetelere açıklamlar yaparak, bu mitingi yapanların Alevi olmadığı gibi saçma sözlerle mitingi sabote etmeye çalıştığını söyledi.

Kenanoğlu, Alevi toplumunun kimsenin sözüyle hareket etmediğini, Alevi toplumunun kul, ümmet ve sürü olmadığını, Alevi toplumunun kişilerin değil taleplerinin peşinden gittiklerini, doğru talepleri Alevi Bektaşi federasyonu dillendirdiği için de bu mitingin imkansızlıklar içerisinde yapılmasına rağmen 135 bin kişinin katıldığını söyledi.

Alevi toplumunun 9 kasım da taleplerine sahip çıktığını söyledi.

İzzettin Doğan’ ın bugne kadar 2 Temmuz anmalarına katılmadığını ve şehitlerinin arkasından yürümediğini söyledi. İzzettin Doğan 15 yıldır Sivas’ a gelmediğini, şehitlerinin arkasında yürüyemeyenlerin bu toplumun önderliğine soyunamayacağını ve bunun Alevi halk tarafından da bilindiğini söyledi.

Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi
19 kasım 2008

 

Kenanoğlu, Devlet Bahçeli’ nin Alevilikle ilgi açıklamalarını SHOW Tv. Ana habere değerlendirdi. News Item
151 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – November 20 2008 09:20:25
Kenanoğlu, Devlet Bahçeli’ nin Alevilikle ilgi açıklamalarını SHOW Tv. Ana habere değerlendirdi.Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu , Devlet Bahçeli’ nin sözleri ile ilgili olarak şunları söyledi ;

Alevilerin sorunlarının çözüm yeri meclistir. Meclis içerisinden gelen destekleri olumlu karşılamaktayız. Devlet Bahçeli Alevilerin sorunlarının çözülmesi gerektiğini ve kendilerinin destek olacaklarını söylemektedir.

Ancak Sayın Bahçeli’ nin sözünün içerisi boştur. Destekten neyi kastettikleri belirli değildir. Sayın Bahçeli bu güne kadar Türban ve Parti kapata ile ilgili somut öneriler getirmiş birisidir. Alevilik konusundaki somut önerilerini de dinlemek isteriz. Zira bu önerilerin tarafımızdan kabul gören veya görmeyen öneriler olduğunu bilmiyoruz.

Bu güne kadar bu konuda yapılan çeşitli öneriler Alevi toplumunun sorunlarını çözmeye yönelik değil, Alevileri asimile etmeye yönelik olmuştur. Bu konuda endişelerimiz vardır. Bu nedenle de somut önerilerini duymak istiyoruz. AKP nin Alevi açılımı da içi boş bir sözden ibarettir.

Alevi toplumunun talepleri bellidir ve 9 kasımda 135 bin kişi bu talepleri haykırmıştır.

Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi
19 Kasım 2008

 

Kenanoğlu Hayat Tv de News Item
19 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – December 04 2008 20:37:28
Başkanımı Hayat Tv. de

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOGLU Cuma günü (5 Aralık 2008) saat 21:30 da Hayat Tv. ye proğram konuğu olarak katılacak.

hubyar.org
4 Aralık 2008

 

Alevi Köylerinden İmamlarınızı çekin, ihtiyaç duyduğunuz yerlere verin Devamı · News Item
50 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – December 17 2008 11:30:15
BASINA VE KAMUOYUNAAlevi Köylerinden İmamlarınızı çekin, ihtiyaç duyduğunuz yerlere verin

Sözünüzde durun, cemaati olmayan Alevi Köylerinizdeki İmamlarınızı çekin

Erzincan Refahiye Kürelik Köylülerinin yanındayız ve taleplerinin takipçisiyiz

Alevi Bektaşi Federasyonu olarak her fırsatta dile getirdiğimiz ve 9 Kasım ‘ da 135 bin kişi ile haykırdığımız taleplerden olan ; ”Alevi Köylerine zorla Cami yapmaktan ve İmam göndermekten vazgeçilsin” talebinin en somut örneği yine yaşanmaktadır. Yaklaşık 20 hane olan Kürelik Köyü ve bir mezrasında bulunan iki cami ve iki camide görevli kadrolu iki imam bulunmaktadır. Kürelikliler bu iki imamın geri çekilmesi için önce köylülerinden imza topladılar, arkasından 508 imzalı dilekçeyi Erzincan Valilğine teslim ettiler.

Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu’ nun ”böyle bir durum yok, zorla cami yapmıyoruz, cemaat de yoksa imamın görevi zaten biter” dediği bir zamanda hem de iki imamın birden görev yaptığı köyümüzden dilekçeye gerek kalmaksızın imamların geri çekilmesi gerekir.

Bu durum sadece Kürelik’ te değil yüzlerce Alevi köyünde yaşanmaktadır. Hiçbir Alevi köyündeki İmamın cemaati yoktur. Hiçbir Alevi köyünde Aleviler zorla yapılmış ya da yaptırılmış Camiye gitmemektedirler. Alevi köylerindeki imamlar 5 kişiyi geçmeyen katılımcıları ile görev yapmaktadır. Bir taraftan kadro açığından ve imamsız camilerden yakınan Diyanet İşleri Başkanlığının derhal Alevi Köylerindeki İmamlarını çekerek, ihtiyacı olan Sünni köylere vermeleri gerekmektedir.

Başta kürelik köyü olmak üzere tüm Alevi Köylerinden İmamların çekilmesini istiyoruz. Konunu takipçisi olmaya ve bir bir bu köyleri sayın Bakan Sait Yazıcıoğlu’ na iletmeye devam edeceğiz.

Saygılarımızla,

Ali KENANOĞLU

Genel Başkan Yardımcısı

 

Cem Vakfı Alevilerin taleplerini sulandırıyor News Item
77 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – December 29 2008 10:10:51
Basına ve Kamuoyuna

Basına ve Kamuoyuna

Cem Vakfı Alevilerin taleplerini sulandırıyor

Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından 9 Kasım da düzenlenen ve 150 bin kişinin haykırdığı talepler Cem Vakfı tarafından sulandırılıyor.

ABF tarafından kamuoyuna taşınan talepler, Türkiye Cumhuriyetinin Demokratikleşme sürecine hizmet eden ve ülkemizin gerçek anlamda demokrat ve laik bir ülke olmasını sağlayacak olan taleplerdir.

Cem Vakfı tarafından dile getirilen talepler ülkeyi din eksenli bir yapıya götürecek olan taleplerdir.

ABF ve bağlı kurumlar ne istiyor Cem Vakfı ne istiyor, fark nedir?

ABF nin Ana talepleri 6 başlıkta toplanıyor

1- Cem evlerine yasal statü verilmeli, imar planınızdaki ibadethane yerlerine cem evi de yapılabilmeli
2- Madımak Oteli Utanç-İbret müzesi olmalı
3- Zorunlu Din dersleri kaldırılmalı
4- Diyanet işleri başkanlığı lağvedilerek yerine ‘’Din işleri yüksek kurulu’’ kurulmalı
5- Alevilerin inanç merkezleri Alevi kurumlarına teslim edilmeli (Hacı Bektaş Dergâhı v.b)
6- Alevi Köylerine cami yapılmaktan vazgeçilmeli – Alevi köylerindeki İmamlar geri çekilmeli

Cem Vakfının İstanbul’ da yapmış olduğu toplantıda bu taleplerin hiçbirisi dile getirilmemiştir. Cemevlerinin ibadethane kapsamına alınması bile sayılan 6 talepler içerisinde yoktur. Bunun yerine cem evlerinin yapımına mali destek ayrılmalı denmektedir.

Bu 6 talep şu şekildedir ; (Basından alınmıştır)
1- Din Hizmetleri Bütçesinden Alevilere pay ayrılmalı
2- Okullarda tüm inançlar yansız öğretilmeli
3- TV’ de inanç grupları aynı oranda ifade edilmeli
4- Cem evleri yapımına mali destek sağlanmalı
5- Alevi dedeleri yetiştirmek için okul açılmalı
6- Saz okullarda müzik aleti olarak tavsiye edilmeli

Talepler karşılaştırıldığında arasındaki en önemli farkın ABF ve Bileşenleri tarafından dile getirilen taleplerin asimilasyona dur diyen ve ülkenin gerçek anlamda demokratik ve laik bir ülke olmasını sağlayan taleplerdir.

Cem Vakfı tarafından dile getirilen talepler ise ABF nin taleplerini sulandırmaya yöneliktir. Cem Vakfının taleplerinin en önemli özelliği ise Devletin Alevilere de el atması ve Alevileri de düzenlemesi talebidir. Devletin inancımıza el atması, ne inancımız açısından uygundur ne de laiklik açısından. Bu talep Din eksenli bir ülke yaratma sürecine Alevileri de dâhil etmek anlamına gelmektedir. Cem Vakfının talepleri arasında; Madımak otelinin kebapçı haline, Diyanete, Din Derslerine, Alevi köylerindeki camilere, Alevilerin inanç merkezlerine değinilmemesi ABF nin taleplerinin sulandırılmasının en açık göstergesidir.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak Cem Vakfı tarafından dile getirilen taleplerin Alevilerin gerçekçi talepleri değil sulandırılmış talepler olarak değerlendiriyor ve taleplerimizin ABF tarafından dile getirilen talepler olduğunu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği
Ali KENANOĞLU
Başkan

 

Cem Vakfı’nın taleplerine tepki News Item
32 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – December 30 2008 20:53:23
Cem Vakfı’nın taleplerine tepki Cem Vakfı’nın taleplerine tepki

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı ve ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, Cem Vakfı tarafından dile getirilen taleplerin Alevilerin talepleri olmadığını, “devletin Alevilere de el atması ve Alevileri de düzenlemesini getireceğini” dile getirdi.

Kenanoğlu, Cem Vakfı’nın İstanbul’da yaptığı toplantıda konuşulan taleplerin hiçbirisinin, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun 9 Kasım’da Ankara’da mitingle haykırdığı talepler olmadığına dikkat çekti.

ABF tarafından kamuoyuna taşınan taleplerin, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine hizmet eden ve ülkenin gerçek anlamda demokrat ve laik bir ülke olmasını sağlayacak talepler olduğuna vurgu yapan Kenanoğlu, Cem Vakfı tarafından dile getirilen taleplerin, ülkeyi din eksenli bir yapıya götüreceğini dile getirdi.

Kenanoğlu, ABF’nin taleplerinin, “cemevlerine yasal statü verilmesi, Madımak Oteli’nin utanç-ibret müzesi olması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilerek yerine Din İşleri Yüksek Kurulu’nun oluşturulması, Hacı Bektaş Dergahı vb. Alevilerin inanç merkezlerinin Alevi kurumlarına teslim edilmesi ve Alevi köylerine cami yapılmaktan vazgeçilmesi, Alevi köylerindeki imamların geri çekilmesi” olduğunu hatırlattı.
Cem Vakfı’nın İstanbul’da yaptığı toplantıda ise bu taleplerin hiçbirinin gündeme getirilmediğini belirten Kenanoğlu, Cem Vakfı’nın basına da yansıyan, “Din hizmetleri bütçesinden Alevilere pay ayrılmalı, okullarda tüm inançlar yansız öğretilmeli, TV’de inanç grupları aynı oranda ifade edilmeli, cemevlerinin yapımına mali destek sağlanmalı, Alevi dedeleri yetiştirmek için okul açılmalı ve saz okullarda müzik aleti olarak tavsiye edilmeli” taleplerine dikkat çekti.
Asimilasyon talepleri!
“Talepler karşılaştırıldığında, arasındaki en önemli farkın; ABF ve bileşenleri tarafından dile getirilen taleplerin, asimilasyona ‘dur’ diyen ve ülkenin gerçek anlamda demokratik ve laik bir ülke olmasını sağlayan talepler olduğudur” diyen Kenanoğlu, Cem Vakfı’nın dile getirdiği talepleri de “ABF’nin taleplerini sulandırmaya yönelik” olarak nitelendirdi. Bu taleplerin en önemli özelliğinin, “devletin Alevilere de el atması ve Alevileri de düzenlemesi” olduğunun altını çizen Kenanoğlu, “Bu talep din eksenli bir ülke yaratma sürecine Alevileri de dahil etmek anlamına gelmektedir” dedi.

(Ankara/EVRENSEL)

30/12/2008

 

Başkanımız Kanal Biz de Devamı · News Item
30 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 01 2009 22:24:05
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU Muharrem sohbetleri proğramları çerçevesinde 2 Ocak da Kanal Biz, 3 Ocak da Su Tv ve 7 Ocak da TRT de yer alacak.

hubyar.org

 

Ali KENANOĞLU’ n dan Su Tv ye ve Osman Eğri’ ye Canlı yayında tepki News Item
26 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 04 2009 22:19:41
Ali KENANOĞLU’ n dan Su Tv ye ve Osman Eğri’ ye Canlı yayında tepki

Su Tv de Ergül Şanlı’ nın sunduğu Muharrem Sohbetleri proğramına Osman Eğri ve Ahmet Taşgın ile birlikte katılan Ali Kenanoğlu, Su Tv ye ve Osman Eğri’ ye tepki gösterdi.

Osman Eğri’ nin Alevi hassasiyeti olan Televizyonlarda sohbet proğramlarına çağrılmasına anlam veremediğini ve bu tür televizyonlarda Anadolu Aleviliğinin dilini konuşan kişi ve akademisyenlere yer verilmesi gerektiğini ifade etti.
Kerbela olayını günümüz açısından değerlendiren Kenenoğlu, Anadolu Aleviliğinin Kerbela algılayışı, İmam Ali algılayışı ve İmam Hüseyin algılayışıyla yas algılayışının Şiilikten, Caferilikten ve Sünnilikten farklı olduğunu belirtti.

Kerbelayı anmanın günümüzde Alevi değerlerine ve taleplerine sahip çıkmaktan geçtiğini belirtti. Bu sebeple Aleviliği Sünniliğe yamamaya çalışanların olduğunu, Aleviliği Devletin güdümüne sokmaya çalışanlara karşı duruş sergilenmesi gerektiğini ifade etti.

Bir izleyicinin Alevilik ve Sünnilik arasındaki fark nedir? Şeklindeki bir sorusuna Pir Sultan Abdal’ ın idam kararını okuyarak cevap veren kenenoğlu, Pirirmiz Pir Sultanı idama götüren gerekçeler bizim inançsal değerlerimizdir dedi.

Hubyar.org
Hubyar Haber Merkezi
3.Ocak 2008

 

Beklenen buluşma gerçekleşmiştir News Item
16 Okuma \ 0 Yorumlar
Yazar Hubyar – January 06 2009 16:42:39
Basına ve Kamuoyuna

Beklenen buluşma gerçekleşmiştir

7 Ocak 2009 Tarihinde AKP tarafından organize edilen Alevi İftarı (!) na Cem Vakfı, Ehlibeyt vakfı ve benzeri birkaç kurum katılacaklarını beyan etmişlerdir. Bu bizler açısından yadırganmamış ve hatta geçen sene yapılan AKP nin Alevi İftarında (?) bu buluşmanın nasıl gerçekleşmediği üzerinde bizde şüpheler uyandırmıştı.

Geçen yılki Alevi İftarına Sayın İzzettin Doğan’ ın söylenenlerin aksine AKP nin Alevilikle ilgili adım atmaması değil, iftar yemeğinde İzzetin Doğan’ a söz hakkı verilip verilmemesi tartışmasından ve yemeği finanse eden Tükek ailesi ile İzzettin Doğan arasındaki husumetten kaynaklandığı da yemek sonrasında ortaya çıkmıştır.

Cem Vakfı ve onun başkanı olan İzzettin Doğan geçen yıl yapılan AKP nin iftar yemeğine kendilerine mikrofon verilmeyeceği için katılmamışlardır. Bu yıl AKP ve yöneticilerinin devreye girmesiyle sorun aşılmış ve beklenen buluşma gerçekleşmiştir.

Derdi hak almak değil para almak olan (Bostancı toplantısındaki ağırlıklı talepleri bu yöndedir.) Cem Vakfı ile Para ile oy avcılığı yapan (Kömür ve diğer yardımlarla ) AKP nin buluşması bizler tarafından beklenen bir durumdu.

Bu birliktelik Büyük Ortadoğu projesi kapsamındaki Ilımlı İslam projesinin bir ürünüdür. İzzettin Doğan Alevi İslam söylemiyle bu projenin bir ayağını oluşturmaktadır. Bu projenin önemli iki aktöründen birisi fetullah Gülen diğeri İzzettin Doğan’ dır. İzzettin Doğan’ ın Gülen’ i övücü sözleri Alevi Kamuoyu tarafından iyi bilinmektedir.

Cem Vakfının Bostancı toplantısındaki istemleri Devletin Aleviliğe el atması ve çeki düzen vermesine yönelik taleplerdir. Bu iftar bu talepler çerçevesinde gerçekleşmektedir.

Biz Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak bu iftarı Aleviliğinin asimilasyonun bir parçası , Alevilerin 9 Kasım’ da Ankara’ da haykırdığı talepler konusunda hiçbir adım atmayan AKP nin seçimler öncesindeki bir siyasi şovu olarak görüyor ve bu İftara (!) katılmayacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz.

6 Ocak 2009

Saygılarımızla

Ali KENANOĞLU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Başkan

 

 

“Gazze’ye gösterilen duyarlılık Alevilere de gösterilsin”

Pazar, 15 Şubat 2009 09:36

 

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, ”Gazze’de yaşanan insanlık dışı vahşet karşısında gösterilen tavırların, Sivas katliamı mağdurlarına ve Alevi toplumuna da gösterilmesi gerekmektedir” dedi.

İstanbul– Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu yaptığı yazılı açıklamada, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun 9 Kasım’da yaptığı ”Büyük Alevi Mitingi”nde, Madımak Oteli’nin müze olması talebini dile getirdiklerini hatırlattı.

 

Söz konusu taleplerinin seçim öncesinde ele alınmasını uygun bulmadıklarını ifade eden Kenanoğlu, şunları kaydetti:

”Talebimiz, Madımak Oteli’nin ibret müzesi olmasıdır. Bunun dışındaki çözümler siyasi amaç ve sulandırma işlemidir. Gazze’de yaşanan insanlık dışı vahşet karşısında gösterilen tavırların, Sivas katliamı mağdurlarına ve Alevi toplumuna da gösterilmesi gerekmektedir. Gazze’de çocuklar katledilmiş, Sivas’ta Madımak Oteli’nde çocuklar diri diri yakılmıştır. Koray Kaya, henüz 12 yaşında Madımak Oteli’nde yakılarak can vermiştir. Bu katliamı örtbas etmek, Madımak Oteli mağdurlarının ve Alevi toplumunun Müze talebini görmemezlikten gelmek, sulandırmak, AKP’nin Sivas mitingi öncesinde seçim malzemesi yapmak kabul edilir değildir.”

 

13 Şubat 2009 – Cumhuriyet

 

Pazartesi, 23 Mart 2009 08:54

 

Dün Okmeydanı’nda Aydınlık Gençlik Meclisi ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Gençlik Komisyonu tarafından “Yerel seçimlere 1 kala, Aleviler ve Sol” konulu bir panel düzenlendi. Panelde Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu ve RED Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve İstanbul Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Hakan Gülseven konuştular.

 

 

 

 

Aleviler yine CHP‘ye oy verecek
Panelde konuşan Ali Kenanoğlu, Alevilerin bu seçimde de CHP‘ye oy vereceğini söyledi. Bunun da alternatifsizlikten kaynaklandığını belirtti. “Hepimiz gidip yine CHP‘ye oy vereceğiz. Çok mutlu olarak değil ama alternatif olmadığı için bu oyu vereceğiz.” diyen Kenanoğlu, soldaki partilerin Alevileri suçlamak veya eleştirmek yerine; oturup adam gibi bir halk hareketi yaratması gerektiğini ifade etti. CHP‘nin statükocu kimliğinin herkesi rahatsız ettiğini, AKP’nin sanki CHP‘den daha demokrat bir görüntü yaratmaya çalıştığını belirten Kenanoğlu, Aleviler’de ciddi bir şeriat endişesi olduğunu, bu yüzden CHP‘ye yöneldiklerini belirtti.

CHP‘nin arka bahçesi değiliz
“Biz AKP’ye karşı her yerde en güçlü sol kimlikli adayı destekliyoruz” diyen Ali Kenanoğlu, İstanbul, Ankara ve İzmir‘de CHP‘yi, Eskişehir‘de DSP‘yi, Hopa gibi yerlerde ÖDP‘yi desteklediklerini belirtti. “Bizim amacımız herhangi bir partiye destek sunmak değil, AKP’ye karşı alternatifin oluşmasını sağlamak” diyen Kenanoğlu, “Tamam Türkiye belki bir Afganistan olamaz ama toplumda hızla bir gericileşme olduğunu, bunun da en çok Alevileri tedirgin ettiğini” belirtti.

Türkiye’de iki halk hareketi var: Aleviler ve Kürtler
Sol’un sürekli sokağa çıkmaktan bahsettiğini ancak Türkiye’de sokakta iki kesimin olduğunu belirten Kenanoğlu, bunların da Aleviler ve Kürtler olduğunu söyledi. “20 genç toplayıp kızıl bayrakları toplayıp sokağa çıkmak önemli değil. Her gün çıkın, elinize bir şey geçmez. Eğer siz 80 yaşındaki teyzenizi, annenizi, babanızı, abinizi, kardeşinizi alıp sokağa bir amaç uğruna çıkartabiliyorsanız; halk hareketisiniz demektir. Bugün Türkiye’de bunu yapabilen sadece iki toplum kesimi var. Bunlar da Aleviler ve Kürtler. Kabul edelim ki Türkiye’de bunun dışında bir halk hareketi yok.” dedi.

AKP, anayasayı değiştirmekte kararlı
AKP’nin 29 Mart seçimlerini çok önemsediğini belirten Kenanoğlu, AKP’nin bu seçimden başarıyla çıkması halinde daha da güçleneceğini ve toplumun dönüştürülmesinin hızlanacağını belirtti. AKP’nin seçimlerin hemen ardından anayasayı değiştirmek istediğini; bu nedenle Cemil Çiçek’in Alevi Bektaşi Federasyonu’nundan da randevu istediğini belirtti. Randevu talebinin sebebinin, yapılacak anayasa değişikliği için fikir almak olduğunu belirtti.

Kaynak : RENKHABER

 

 

İşçi sendikaları resmi bayram ilan edilen 1 Mayıs için dün, 1978’den beri kendilerine kapalı olan Taksim meydanına çıktı. Meydandaki kutlamalar olaysız sona erdi

Foto

Cem Vakfı ve Diyanet İşleri Başkanlığı Aleviliğe aynı yerden bakmaktadır

Perşembe, 14 Mayıs 2009 03:33

 

Ali Kenanoğlu, Hocaefendi’ nin ”Alevi Ders kitabı” nı NTV de değerlendirdi

Cem Vakfının Hocaefendisi İzzettin Doğan tarafından hazırlanan Alevi Ders kitabını Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU NTV de değerlendirdi.

Kenanoğlu şunları söyledi ;

 

Aldığımız bilgiye göre Hükumetin Cem Vakfından böyle bir talebi olmamış, kendileri böyle bir çalışmaya girmişler. Yapılan çalışmanın başlıklarını basına yansıdığı kadarıyla gördük, çok ilginç bir yaklaşım var. Bir tarafta Alevi Ders kitabı deniyor diğer tarafta ise Sünni İslam inancındaki dualarla birlikte Alevilikteki uyku duası ve sabah duasının kitap içerisinde yer aldığı gözüküyor. Yani Alevi kitabı yine Sünni dualarla hazırlanıyor.

Ayrıca Alevilikte ne terim olarak ne de şekli ibadet olarak yeri olmayan Namaz kavramının kitapta sıkca yer aldığı da gözükmekte.

‘’İslami Bir Akım olarak Alevilik-Caferilik’’  başlığının ise Aleviliğe sadece bir İslami Akım olarak yaklaşıldığını görüyoruz.  Bu yaklaşım aslında Diyanet İşleri Başkanlığının yaklaşımıdır. Çünkü Diyanet Aleviliği İslamın içinde farklı bir tarikat yorumu olarak değerlendirmektedir. Yani Nurculuk, Nakşibendilk, aczimendilik gibi. Bu konuda Diyanet ve Cem vakfı Aleviliğe aynı noktadan bakıyorlar.

Biz Alevi Bektaşi federasyonu olarak böyle bir yaklaşımı asla kabul etmiyoruz. Bu yaklaşım Alevi – Bektaşi toplumunun yaklaşımı değildir. Aleviliği özünden koparıp farklı bir anlayışa yamamamanın yaklaşımıdır. Bu yaklaşım Asimilasyon çalışmalarının bir parçasıdır.

Böyle bir kitabın Okullarda okutulmak üzere kabul edilmesi halinde muhalefetimizi arttırarak sürdüreceğiz.

hubyarNET – Haber Merkezi

13.05.2009

 

Kenanoğlu Halkın Sesinede soruları yanıtladı

Cuma, 15 Mayıs 2009 06:51

 

NTV de Yayınlanan ve Prof. Dr. Sedat Küçükay tarafından hazırlanıp sunulan proğrama konuk olarak katılan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, hazırlandığı iddia edilen Alevi ders kitabı ile ilgili olarak Canlı yayında değerlendirmelerde bulundu.

Kenanoğlu şunları söyledi ;

Konuya yönelik yanlışlık 3 noktada toplanmaktadır. Bunlar ;

 

1-    Türkiye de Alevi Kurumlarının temsili yeti bellidir. 290 Alevi kurumunun 180 i Alevi Bektaşi Federasyonu içerisindedir. Diğer 100 kurumun 74 ü Cem Vakfının Başını çektiği Alevi Vakıfları Federasyonu bileşenidir.  Bu durumda tesiliyetin Büyük çoğunluğu Alevi Bektaşi Federasyonundadır. Şüphesiz Alevi Vakıfları Federasyonunun da temsili yet yeteneği vardır. Bu gerçek ortadayken sadece Cem Vakfının Alevi ders Kitabı hazırlama görevinin verilmiş olması Alevi temsili yetini görmemezlikten gelmek veya Alevileri bölük pörçük gösterme gayreti içindir. Bunun dışındaki başka bir ihtimal de Kendi çözüm önerisine yakın gördüğü kişi aracılığıyla meseleyi çözme gayretidir ki bu çözümsüzlüğün ta kendirsidir. Gerçeği yok saymaktır.

2-    Demokrasi ve Laiklik açısından ele aldığımız takdirde ise konu daha da vahim bir noktadadır.  Din dersinin Anayasal bir zorunluluk olması Demokrasiye ve Laikliğe aykırıdır. Alevi Bektaşi Federasyonu bünyesinde bulunan kişiler bu konuda dava açmış ve Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde gerekse de Türkiye’ de Danıştay da bu davaları kazanmışlardır.  Bu kazanılan davalar bu dersin Anayasal zorunluluk olmasını hukuka aykırı bulmuştur. İstemeyen ailelerin çocuklarına bu dersi zorla verilemeyeceğini dava açan kişilerin nezdinde kabul etmiştir. Alevi Bektaşi Federasyonu oturma eylemleri ve 9 Kasım 2008 de 150 bin kişiyle bir miting düzenleyerek bu konudaki muhalefetini kitleselleştirmiştir. Hükümetin bir an evvel Din Dersini Anayasal bir zorunluluk olmaktan çıkartmalıdır. Bu ders seçmelik hale getirilmeli ve içeriği de din eğitiminden çıkartılmalıdır. Bu ders Dinler Kültürü haline getirilmeli, Alevilik de bu kapsamda yer almalıdır.

3 – Hazırlandığı iddia edilen kitabın içeriğini görme şansımız olmadı ama başlıklarını basına yansıdığı kadarıyla bilgisine sahibiz.  Başlıklara bakınca Alevi Ders Kitabı olarak hazırlandığı iddia edilen kitap konusunda ciddi endişelerimiz var. Alevi Ders kitabı deniyor ama diğer taraftan Sünni İslam inancındaki dualarla birlikte Alevilikteki uyku duası ve sabah duasının kitap içerisinde yer aldığı gözüküyor. Yani Alevi kitabı yine Sünni dualarla hazırlanıyor.

Ayrıca Alevilikte ne terim olarak ne de şekli ibadet olarak yeri olmayan Namaz kavramının kitapta sıkça yer aldığını görüyoruz.

‘’İslami Bir Akım olarak Alevilik-Caferilik’’  başlığının ise Aleviliğe sadece bir İslami Akım olarak yaklaşıldığını görüyoruz.  Bu yaklaşım aslında Diyanet İşleri Başkanlığının yaklaşımıdır. Çünkü Diyanet Aleviliği İslam’ın içinde farklı bir tarikat yorumu olarak değerlendirmektedir. Yani Nurculuk, Nakşibendîlik, Aczimendilik gibi. Bu konuda Diyanet ve Cem vakfı Aleviliğe aynı noktadan bakıyorlar.

Biz Alevi Bektaşi federasyonu olarak böyle bir yaklaşımı asla kabul etmiyoruz. Bu yaklaşım Alevi – Bektaşi toplumunun yaklaşımı değildir. Aleviliği özünden koparıp farklı bir anlayışa yamamamanın yaklaşımıdır. Bu yaklaşım Asimilasyon çalışmalarının bir parçasıdır.

Böyle bir kitabın Okullarda okutulmak üzere kabul edilmesi halinde muhalefetimizi arttırarak sürdüreceğiz.

Biz Alevi Bektaşi federasyonu olarak, Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda Hükumetle görüşmelere açığız. 3 Haziran ‘ da Sayın Bakan Fauk Çelik’ in düzenleyeceği çalıştaya katılıp, önerilerimizi sunacağız.

hubyarNET – Haber Merkezi

15 .05.2009

 

Aleviler’in 3 Haziran zirvesi…

Pazar, 31 Mayıs 2009 15:48

 

Aleviler’in 3 Haziran zirvesi…

Yaşam nihayet değişiyor…

Bireylerin inançları, düşünceleri, etnisiteleri, mezhepleri, dinleri, dilleri, ırkları, kökleri ve yaşam biçimleri sonsuz bir özgürlük kulvarına çekilmeye çalışılıyor…

3 Haziran Çarşamba günü, saygın bir bilimadamı olan Necdet Subaşı’nın moderatörlüğünde, Devlet Bakanı’nın davetiyle Alevi Zirvesi toplanacak…

Alevi konusu AKP hükümeti için çok önemli…

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu Alevi’lerin ayrımcılık ve asimilasyon olarak gördüğü şeylerden bazılarının konu başlıklarını sıraladı:

 

***

Madem ki, inanç özgürlüğünü savunmak bu partinin yaşam savaşının bir parçası gösterildi…

Madem ki, türbana özgürlükten, Müslüman’lığın şeklinin ve şemalinin devlet tarafından tayin edilemeyeceği, bütün AKP’liler tarafından en yüksek perdeden seslendirildi…

Madem ki son 6 yıldır Türkiye’de özgürlükler dendi mi herşeyden çok “dini özgürlükler” gündeme getirildi…

O zaman Alevi meselesi AKP hükümeti için bir sınavdır…

Çok Farklı’da önceki gece Ankara’dan önce bir Alevi Zirvesi topladık…

***

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu Alevi’lerin ayrımcılık ve asimilasyon olarak gördüğü şeylerden bazılarının konu başlıklarını sıraladı:

“1) Devlet ya da hükümet Alevi tanımı yapıp Aleviler böyle davranacaktır diyemez…

Örneğin Aleviler camide namaz kılmaz…

İbadetlerini Cemevleri’nde yapar…

“Camide ibadet edeceksin, bu arada kültürel faaliyetlerin için Cemevi de açık olacak…” diyemezsiniz…

***

2) Alevilere zorunlu din dersiyle okullarda Sünni inancı verilmemeli…

Aleviler bunu zulüm olarak adlandırır…

Din dersleri ya da din tarihi ve sosyoljisi olsun, ya da Aleviler kendi anançlarına göre ders alsın…

***

3) Alevi köylerine cami yapılması politikasından vazgeçilsin…

Aleviler cami değil, cemevi ihtiyacındadır…

Alevi köylerine cami yaptırmak asimilasyon politikasının bir parçasıdır…

***

4) Alevi general, Alevi vali, Alevi büyükelçi, Alevi müsteşar, Alevi kaymakam olmalı…

Bunların yokluğu ya da azldığı, ayrımcı bir politikadır…

***

5) Madımak oteli bir “İnsanlık müzesi” olmalı…

Alevilerin inançlarına da saygı gösterilmeli, onların da kendi inançlarını egzersiz etmeleri hor görülmemeli…

6) Cemevleri de camilerle benzer statüde olmalı ve onların giderleri de camilerde olduğu gibi karşılanmalı…”

***

Bunlar dışında Aleviler, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması konusunda ikiye ayrılıyorlar…Doğan Bermek ve Nedim Tarhan, “Diyanet İşlerinin kaldırılması bizim önceliğimiz değil… Biz Alevilerin kendi ihtiyaçlarının öncelikle giderilmesine bakarız” derken, Ali Kenanoğlu, Fevzi Gümüş, Arif Sağ, Ali Balkız gibi Alevi önderler “Diyanet’in tamamen kaldırılmasından” yana…

***

Mesele şu ki AKP hükümeti, bütün politikalarını inanç özgürlüğü üzerine topladı…

İnanç özgürlüğü “Benim inanç özgürlüğüm” değil, “başkasının inanç özgürlüğü” anlamındadır daha çok…

Alevilerin inanç özgürlüklerini sağladığı ölçüde tüm inançlara aynı uzaklıkta olmasa bile aynı demokratlıkta davranabildiğini göstermiş olacak AKP…

***

Laik yaşam biçimini yaşayanlar, sürekli muhafazakarlaşmadan ve üzerlerindeki mahalle baskısından şikayetçi olmaya devam ediyor…

Alevi konusu en az bunun kadar önemlidir…

Direkt inançla ilgilidir ve AKP en fazla inanç özgürlüğünü savunduğunu söylemektedir…

Türkiye’nin Atatürk’çüleri, Alevi meselesinde de Avrupa Birliğ’nin taşıdığı önemi görmelidir…

Avrupa Birliği’nin standartları, Türkiye’de bu zirveleri yaptırıyor, bu açılımları itekliyor…

Atatürk’ün istediği çağdaş Türkiye’nin fotoğrafı Avrupa Birliği’nin kültürel ve demokratik standartlarından geçiyor…

Kimsenin şüphesi olmasın bundan…

 

Reha Muhtar
rmuhtar@gazetevatan.com Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

VATAN – 28 Mayıs 2009 Perşembe

 

Alevilerin İslam’ ı

Pazar, 31 Mayıs 2009 16:48

 

Alevi Kimliği

Bu tebliğ Süleyman Demirel Üniversitesi – İlahiyat Fakültesinin 29-30 Mayıs tarihlerinde yapmış olduğu ”Günümüz Aleviliğinde Eğitim Çalıştayı” başlıklı toplantısında sunulmuştur.

 

– Alevilerin İslam’ı, içi – özü olduğumuz İslam 

– İki Alevi İnanç Önderinin İdam fermanları

– Çözüm Önerisi  

Peki, Dünya genelinde bilinen Türkiye de de Devletin Resmi Dini Kurumu (Diyanet) tarafından da kabul edilip uygulanan bu İslam’ ı,  İslam’ın 5 şartını ve onun şekli ibadetini ve ibadethanelerini (Cami, mescit) kabul etmeyen bu Alevi toplumu nasıl bir İslam’ ın içindedir. Nasıl bir İslam’ a İnanmaktadırlar :

 

Alevilik, kimine göre Hz. Muhammed’ in Hakka Yürümesinden sonra yaşanan ayrışmalardan oluşmuştur. Kimine göre Türklerin Orta Asya’dan getirdikleri inançtır, kimine göre ise 10 bin yıldır Anadolu’ da var olan bir inançtır Alevilik. Kimlilerine göre de daha farklı şekillerde ortaya çıkmıştır.

Ne zaman nereden geldiği, nasıl oluştuğu tartışıla dursun herkesin kabul ettiği bir gerçekliktir Alevilik.

Bu gerçekliliğin kabulü ile birlikte bu kimliğin ne olduğu, inanç esaslarının nelerden ibaret olduğu ve en önemlisi de İslam’ la ilişkisi de yüz yıllardır tartışmaktadır.

Alevilerin büyük bir çoğunluğu yüzyıllardır kendilerini İslam’ın içinde hata özü esası olarak görmektedirler.

Fakat burada nasıl bir İslam tanımlanmakta ve yorumlanmakta ve uygulanmaktadır. Yani Aleviler nasıl bir İslam’ın içindedirler.

Alevilere göre İslam ve onun kutsal kitabı kuran Hz. Muhammed’ in hakka yürümesinden sonra müdahalelere uğramış ve aslının dışına çıkartılarak değiştirilmiştir.

Kuran; Ömer, Osman ve Özellikle de Maviye ile Yezit zamanında değiştirilmiş, birçok ayeti, sayfaları yakılmış, yok edilmiştir. Böyle inanmaktadır Alevi toplumu. Bu nedenle de bizim kuranımız ‘’Telli Kuran’’ ve ‘’Kuranı Natık’’ demektedirler. Ozanların, pirlerin deyişleri, duvaz imamları, sözlerini kuranın ayetleri olarak kabul etmektedirler.

Emeviler ve Abbasiler gerçek İslam’ı yok sayıp, 4 mezhepten oluşan bir Sünni anlayış ortaya koymuştur İslam adına. Hatta 1836 yılında İdamla yargılanan ve Alevilerin Ser çeşme Mürşidi, İnanç Önderi olan Hamdullah Çelebi, Sünniliğe İslam denilemeyeceğini ve Sünniliğin yapmış olduğu ibadet ve inanç esaslarının da kabul edilemeyeceğini söylemektedir.[1][1] Aleviler bu şekilde bakmaktadırlar Sünniliğe ve onun inanç şekillerine.

Camiyi ve mescidi değil, Cemevi ve Dergâhları kendisine ait ibadethane olarak görmektedirler.  Şekli anlamda bilinen ve Camilerde eda edilen Namazı değil, cem evlerinde ve dergâhlarında yaptığı cemi ibadet olarak kabul etmektedirler. Ramazan Orucunu değil, Hızır ve Muharrem Orucunu oruç olarak kabul etmektedirler. Kâbe’yi, kıbleyi İnsanın cemali olarak gören ve bu sebeple de İbadetinde yönünü İnsana dönen, yaradılıştan, ölüme kadar bütün yaşam ve uygulamalarında Sünni anlayışının belirlediği ve olmazsa olmazlarını ret eden bir toplumdur Aleviler.

Müziği ret eden bir İslam anlayışı karşısında, bağlamayı ve kemanı ibadetin içine sokmuştur.  Resimi kabul etmeyen, hele hele ibadet edilen yerde resime ve heykele kesinlikle yasak koyan bir uygulamaya karşı tüm ibadethanelerin inde kendince kutsal saydığı değerlerin resimlerini asmıştır duvarlarına, heykellerini yaptırmış koymuştur. Kadınlı erkekli.

İbadette kadınla erkeğin kesinlikle yan yana duramayacağını kabul eden bir inanışın aksine tüm ibadetlerini kadın erkek aynı mekân içinde yapmaktadır Alevi toplumu.

Kimilerinin cümbüş, kimilerinin dans diye nitelediği semahında kadınıyla erkeği birlikte sergilemektedir rütuellerini.

İçkiyi bırakın İbadetinde, günlük yaşamda bile haram kılan bir inancın aksine, Dolu ve Dem diye nitelediği içkisini duralayarak içmektedir Alevi toplumu. Kimi bölgelerde Cem İbadeti esnasında da dem olarak alınmaktadır.

Peki, Dünya genelinde bilinen Türkiye de de Devletin Resmi Dini Kurumu (Diyanet) tarafından da kabul edilip uygulanan bu İslam’ ı İslam’ın 5 şartını ve onun şekli ibadetini ve ibadethanelerini (Cami, mescit) kabul etmeyen bu Alevi toplumu nasıl bir İslam’ ın içindedir. Nasıl bir İslam’ a İnanmaktadırlar :

Aleviler İslam’ın özünü taşıdıklarını ve yansıttıklarına inanmaktadırlar. Kırklar Ceminde Kadınlarla erkeklerin birlikte can olduklarına ve ilk semahı, üzüm tanesinin ezilip engür eylenmesiyle oluşan Dem i alan Hz. Muhammet Mustafa’ nın döndüğüne inanmaktadır.

Aleviler İslam’ ı Hak Muhammet Ali inancı olarak görmektedirler. Bu İslam’ da İbadethane Cemevi ve Dergâhlardır. Yeryüzündeki her mekândır. Her alandır.  Toplu İbadet Cem dir. Alevilerin İslam’ın’ da; Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde – Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde – Noksanlıkta, eksiklikte senin görüşlerinde…  Diyen Hace Bektaş Velinin dediği gibi görmektedir. Bu İslam’da Kadınını ve erkeğini günlük yaşamında yanından ayırmayan Alevi toplumu ibadetinde de yanından ayırmamaktadır. Onunla Can olmaktadır.  

Enel Hak Felsefesiyle, ölüm yoktur Hakka yürümek, Hak katına ulaşmak vardır inancıyla, Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri, sen isteyene ver onu, bana seni gerek seni deyişinde Yunusun dediği gibi, öbür dünya ya bakan bir İslam’dır Alevilerin içinde olduğu İslam.

Alevi Kimliğini oluşturan İnançsal yapı bunlardır. Bu topluluğun bu şekilde inanıyor olmasından kaynaklı olarak yüzyıllardır bu topraklarda katliamlara uğramışlar, dışlanmışlar, baskı altında tutulmuşlardır. İslam olarak görülmemişlerdir.

Osmanlı Belgelerine göre, Pir Sultan Abdal’ın katlini vacip kılan resmi gerekçeler özetle şunlardır: 2[i][i]

1- Pir Sultan dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor
2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor.
3- Müslümanlara ‘Yezit’ diyor ve şarap içiyor.
4- Kura’n ve İslam Peygamberi hakkında uygunsuz sözler söylüyor.
5- İslamiyet’in ilk üç halifesine sövüyor.
6- Peygamber hanımı Hz. Ayşe’ye hakaret ediyor.
7- Cem Ayini gibi gizli toplantılar yapıyor.
8- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı.
9- Rafızî kitaplar bulunduruyor okuyor ve okutuyor.
10- Saz ve Çalgı çalıyor törenlerde semah dönerek oyun oynuyor.
11- Törenlerde ve dışarıda haremlik selamlık kuralına riayet etmiyor.
12- Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor…

 

Bu sebepler Alevi toplumunun İslam’ ın gerçek uygulaması olduklarına inandıkları esaslardır.

Yine 1836 yılında İdamla Yargılanan ve daha sonra idam kararı verildikten sonra sürgün cezası ile cezalandırılan Hamdullah Çelebi’ nin suçları ise şöyle sıralanmaktadır;

1-    Ehli sünnet yolundan ayrılmak Alevilik Bektaşilik gibi bir yol tutmak

2-    Hak olan 4 mezhep dışında başka bir yola sapmak

3-    Muaviye ve Yezit’ e Lanet okumak

4-    Namaz Kılmamak ve Hace Bektaş Dergâhında toplu namaz kıldırmamak

5-    Kuran okumamak ve Türkçe dua okumak

6-    Allaha şekil vermek, insana benzetmek (Enel Hak)

7-    Dergâhta deyiş söyleyen âşıkların Enel Hak diye deyişler söylemesi

8-    Tövbe ederek günahların affolacağına inanmamak

9-    Gayri Müslimlerle iyi diyalog içinde olmak, onlarla dergâhta muhabbetler etmek

10- Boşananın düşkün diye cezalandırılmasının şeriata aykırı tavır olması

11- Hac ibadeti, zekât, oruç ve namaz ibadetini şekil ibadetidir diye kabul etmemek

12- Hayrın Allah’ tan geldiğine ama Şer in Allahtan geldiğine inanmamak

 

Gerek Pir Sultan Abdal’ ın idam kararı gerekse Hamdullah Çelebi’nin idam kararına bakıldığı zaman Alevi toplumunun İslam diye inanıp uyguladığı ve kutsal kabul ettiği inançlar ve ibadetlerdir. Bu iki şahsiyetin Alevilerin İnanç Önderi, piri, mürşidi olması açısından örnek olarak ortaya koymak önemlidir.

Alevi kimliğini oluşturan inançsal esaslar bulardır. Buradan yola çıkarak Alevilerin sorunlarına çözüm aramak gerekmektedir.

Oysa bu durum karşısında ne yapılmaktadır. Devlet, Hükümet ve Devletin resmi Kurumları Biz İslam’ın içindeyiz ama ibadetimiz bu şekilde diyen Alevilere, siz çok haklısınız, siz İslam’ın içindesiniz ama size İslam yanlış öğretilmiş, gelin biz size doğru İslam’ı öğretelim, buyurun camiye, ramazan orucuna diyerek başlıyorlar. Bu söylem Asimilasyoncu bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.

Diğer taraftan ise’’ bizim inanç, ibadetimiz sizinkinden çok farklı eğer siz İslam sanız biz bu İslam’ın dışındayız, farklı bir inanç yapısıyız’’ diyenlere karşı da; siz bölücüsünüz, siz din düşmanısınız, İslam düşmanısınız, Avrupa Birliği yandaşısınız, siz yeni bir din yaratmaya çalışıyorsunuz, ülkeyi bölmek, parçalamak istiyorsunuz denmektedir.

Bu iki akış açısıyla Alevi toplumun sorunlarına çözüm aramak mümkün değildir.

Bu bağlamda sizlere ve kamuoyuna şunu öneriyorum;

1-    İslam’ da büyük bir reform yapılacak; Bütün bu inanç yapısına sahip olan Alevi toplumunu, dönüştürme, başkalaştırma, Şiileştirme, Sünnileştirme çalışması yapmadan olduğu gibi, kabul ettikleri ve benimsedikleri inançsal yapılarıyla İslam’ın İçinde kabul edeceksiniz. İslam açısında çok önemli bir reform sayılacak bu adımı resmen atıp, bunu kabul edeceksiniz ve Aleviler üzerinde asimilasyon çalışmalarına son vererek Alevi toplumunun kendi İnançsal sistemini oluşturmasının önünü açacaksınız,

2-    ‘’Böyle bir inancı İslam olarak kabul edemeyiz, sizin inancınız farklı bir inançsal yapıdır’’ deyip, Alevi toplumundan eliniz çekeceksiniz.

Alevileri camiye çekerek, onların sorunlarını cami içerisinde arayarak yapılacak çözüm önerileri gerçekçi olmadığı gibi, bu uğurda kellesini vermiş bir toplumun bunu kabul edeceğini beklemek te doğru değildir. Ayrıca bu yaklaşım, insan hak ve özgürlüklerine, din ve vicdan anlayışına, Bilime de aykırıdır. 

Saygılarımla

Ali KENANOĞLU

29 Mayıs 2009

Süleyman Demirel Üniversitesi – İlahiyat Fakültesi

Günümüz Aleviliğinde Eğitim Çalıştayı

Eğirdir – Isparta

 

Zaman Gazetesi yine sansürledi

Pazartesi, 01 Haziran 2009 09:56

 

Başkanımız Ali Kenanoğlu, daha evvelce vermiş olduğu bir röportajı eksik  vererek söylenmek istenenle ortaya çıkan anlamı arasında bir farklılık yaratan Zaman gazetesine uzun zamandır röportaj vermemekteydi.  Zaman Gazetesi muhabirinin,  Isparta da yapılan Çalıştay’ da Kenanoğlu  ile röportaj yapma isteğini yazılı olarak ve eksiksiz yayınlamak ve yayınlanacak metnin son halini görmek kaydıyla kabul edilmiştir.  Bunun üzerine  gazete haberi yayınlanmadan önce son hali Kenanoğlu’ na gönderilmiş ve  gerekli düzelmeleri yapılarak yayınlanmak üzere muhabire tekrar e.posta yolu ile gönderilmiştir.

Ancak 01. Haziran 2009 tarihinde yayınlanan röportajın önemli kısımların sansürlendiği üzülerek görülmüştür.

Yayınlanan röportaj ve sansürsüz tam metin şu şekildedir ;

hubyarNET – Haber Merkezi

01 Haziran 2009

yayınlanan Röportaj

Suikast iddialarını espri sandık krokileri görünce ürperdik

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, Gazi, Sivas ve Maraş’ta Alevi vatandaşlara yönelik saldırının karanlık çetelerin bir provokasyonu olduğunu söyledi. Kenanoğlu’na göre, ABF Başkanı Ali Balkız ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kazım Genç’e yönelik suikast planları da aynı odakların oyunu.

Suikast planlarını ilk duyduklarında olayın ciddiyetinin farkına varamadıklarını anlatan Kenanoğlu, şunları söylüyor: “Kazım Bey’le beraberdik. Espri ile karşıladık. Ancak arkadaşların dosyalarda evlerinin ve işyerlerinin krokilerini görünce işin ciddiyetini anladık. Ürperdik.”

Ali Kenanoğlu, 3 Haziran’da Ankara’da yapılacak olan ‘Alevi Açılımı Çalıştayı’ ve Ergenekon süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Ali Kenanoğlu, karanlık güçlerin Alevi-Sünni çatışması çıkararak ülkede karışıklığa sebep olmak istediklerinin altını çiziyor. Gazi Mahallesi’nde yaşananların bunun en bariz örneği olduğunu anlatıyor. Genel başkanlarına suikast planlarının belgelerini gördükten sonra Ergenekon örgütünün varlığına inandığını anlatan Kenanoğlu, “Biz biliyoruz ki Ergenekon’da çok kirli işler var. Böyle bir çete var. Bu çetenin Gazi’de, Sivas’ta, Maraş’ta parmağı var. Bunların ortaya çıkarılması gerekir. Suikast olayını ilk duyduğumda Kazım Bey ile Taksim’deydim. İkimiz bir aradaydık. Espri ile karşılamıştık. Ciddiye almadık. Ancak arkadaşların dosyalarda evlerinin ve işyerlerinin krokilerini görünce işin ciddiyetini anladık. Ürperdik. Gazi’de ne olduğunu gördük. AFB gibi Alevi cemaatinin önemli bir kesimini bünyesinde barındıran bir teşkilatın başkanına suikast düzenlenmesi, yüz binleri sokağa dökmek demek. Bu, ciddi bir iç kargaşaya sebebiyet verecektir.” ifadelerini kullandı. Ergenekon soruşturması kapsamında Ocak 2009’da gerçekleştirilen operasyonda ülkeyi karıştırmayı amaçlayan suikast planları ortaya çıkarılmıştı.

Ali Kenanoğlu, AK Parti hükümetinin 3 Haziran’da Ankara’da düzenleyeceği ‘Alevi Açılımı Çalıştayı’nın önemine vurgu yapıyor. “Alevilik sorununun konuşuluyor olması bile bizim için son derece önemli. Sorunu çözmeye yönelik bir konuşma olarak görüyoruz.” diyor. Daha önce düzenlenen iftar programına kendilerinin çağrılmadığını kaydeden Kenanoğlu, “Davetten öte bizden fikir dahi alınmamıştı. Bir temsiliyette yanlışlık olduğu belliydi. Hükümet tarafından bu anlaşılmış. 3 Haziran’daki çalıştaya Alevi örgütlerinin birçok temsilcisi katılacak. Bu da önemli bir tavırdır.” diye konuştu. Alevilerin sorunlarının bir bütün olarak ele alındığında Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayacağını belirten Kenanoğlu, çalıştayda kendilerinin cemevlerinin elektrik faturasının ödenmesi ve sazın müzik derslerinde öğretilmesi gibi konulardan ziyade temel meselelerde istekte bulunacaklarını kaydetti. Zorunlu din dersi eğitiminin laikliğe uygun olmadığını savunan Kenanoğlu, din eğitimi müfredatının da ezberlerden arındırılmasını istedi.

ABF’nin hükümetle görüşeceği başlıca konular:

Zorunlu din dersleri kaldırılsın.

Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın (Yerini

Din İşleri Yüksek Kurulu alsın).

Cemevleri yasal statüye kavuşturulsun.

Cemevleri; cami, sinagog ve havra gibi ibadethane kabul edilsin.

Madımak Oteli ,hoşgörü müzesi haline getirilsin.

——————————————————————————–

Röportajın tam metni :

ABF Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu:

 

Alevilerin camiye gidip namaz kılmadığını herkes bilir. Ama kimse buraya dokunmak istemiyor.

 

Çözüm odaklı ne düşünüyorsunuz?

Alevilik sorunun Ak Parti hükümeti döneminde çıkmadığını çok açıkça biliyoruz. Cumhuriyetin başından beri Alevilerin sorunları var. Yani cumhuriyetin kuruluş yasalarından itibaren bu sorunlar başlamıştır. Sorun burada kaynaklanıyor. Dolayısıyla şimdi iktidarda AKP vardır.  Bu hükümetin de bu sorunu görmüyorum benim sorunum değildir. Bir anlayışı da olamaz.  O nedenle görev başındaki yönetimlerden Alevilik sorunu çözmesini bekliyoruz. Dolayısıyla AKP’den de böyle bir talebimiz var. Biz sorunlarımızın demokratik çerçevede çözüleceğini düşünüyoruz, yoksa dağlara taşlara çıkarak bu sorunların çözülemeyeceğini çok açık biliyoruz. Biz bunu zaten yöntem olarak benimsemiyoruz. Biz parlamentoyla yasalarla bu sorunun çözülmesi taraftarıyız.

 

Ak parti hükümetinde Alevilik sorunun konuşuluyor olması bile bizim için son derece önemlidir. Sorunu çözmeye yönelik bir konuşma olarak görüyoruz. Hükümet nezdinde konuşulması özellikle önemli. Reha Çamuroğlu’nun daha önceki girişimlerinden başarısızlıkla sonuçlanmasından da sonuçlar çıkardığını görüyoruz. Daha önceki iftar yemeğine Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan kimse çağrılmamıştı. Davetten öte bizden fikir dahi alınmamıştı. Bir temsiliyette yanlışlık olduğu belliydi. Hükümet tarafından bu anlaşılmış. 3 Haziran’daki çalıştaya Alevi örgütlerinin birçok temsilcisi katılacak. Buda önemli bir tavırdır.

 

3 Haziran toplantısı

Alevilerin sorunlarını bir bütün olarak aldığımızda Türkiye’ni bir demokratikleşme sürecinin bir yoludur. Türkiye tam manasıyla laik ve demokratik bir ülke olduğu müddetçe ne alevi sorunu olur ne de Kürt sorunu. Bu ülkenin demokratikleşmesiyle ilgili bir durum. Biz cem evlerinin elektirik faturasının ödenmesi, sazın müzik derslerinde öğretilmesinden öte, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle ilgili temel meselelerde isteklerde bulunuyoruz. Mesela zorunlu den dersleri Laikliğe uygun değildir. Bu zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Bu 12 Eylül’de alınan bir karardır. Bu ne Laikliğe uygundur. Ne de demokrasiye uygundur. Bunun bir defa çıkarılması gerekir. Ayrıca din eğitimi müfredatının da ezberden uzak tutulması gerekir. Dinler tarihi ve dinler kültürü gibi kültür dersi olması isteğinde bulunuyoruz. Bu demokratik bir istektir.  Bunun yanında Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili bizim muhalefetimiz var. Diyanet işleri başkanlığı Türkiye’nin laik ve demokratik yapısına uygun değildir. Bize şöyle deniliyor. Bazı çekinceler anlatılıyor. Bu ülke demokratik ve sosyal hukuk devletiyse devletin halkın din işlerine karışması uygun olmaz. Devletin Aleviliğe de Sünniliğe de müdahalesi olmaz. Devletin hutbe yazıp camilerde okutması doğru olmaz. Bu doğru değildir. O anlamda biz diyoruz ki Diyanet İşleri Başkanlığı yerine Diyanet İşleri Yüksek Kurulu olsun. Burada her inanç kurumundan temsilciler olmalı. Bunlar haktır. Haklar verilmeli. 3 Haziran çalıştayına yönelik 7 maddelik bir kitapçık hazırladık. Cem evleri zikirhane gibi görüyorlar biz bunu kabul etmiyoruz. Aleviler camide namaz kılmazlar. Bu çok net bir şeydir. Aleviler bundan dolayı katliama uğradı. Aleviler namaz kılmadıkları için dışlanmışlardır. Aleviler namaz kılmadıkları için kafir ilan edilmişlerdir. Alevileri caminin içine sokarak bu sorun çözülmez. Bu sorunu daha da kangren hale getirir. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bizi caminin içine sokarak çözüm aranacaksa bu çözümden şimdiden vazgeçilsin. Çünkü bu sorun şiddetli olarak geri teper.

 

1.    Zorunlu din dersleri kaldırılsın

2.    Diyanet işleri başkanlığı kaldırılsın ve yerine din işleri yüksek kurulunun oluşturulması

3.    Cem evleri camii, sinagog ve Havra gibi ibadethane olarak kabul edilmesi  

4.    Madımak otelinin hoşgörü müzesi haline getirilmesi

5.    Alevi Köylerine cami yapma uygulamasına son verilmesi, İmamların Alevi köylerinden çekilmesi

6.    Hace Baktaş Veli Dergahı ve diğer İnanç Merkezlerinin Alevi Kurumlarına teslim edilmesi

 

Aleviler kullanılması

Bu geçmiş dönemde tüm partiler yapmıştır. Biz bunu yadırgamıyoruz. Chp ile bizim isteklerimiz uyuşmuyor. CHP’nin tavrını parlamentoda göreceğiz. Bu parti de diğerleri gibi aynı mesafedeyiz.

 

Suikast planı ve Ergenekon

Bu ülkeyi karıştırmak isteyenlerin seçtikleri bir yol da Alevi – Sünni çatışması çıkarmak. En kolay yöntemlerden birisidir. Gazi olayları bunun en güzel örneğidir. Bir alevi dedesi öldürülmüş ve ardından televizyonlarda alt yazı geçmişlerdir. Bunun neresinden tutacaksınız. Bu olay başlı başına bir provakosyondur.   Bunun derinini bakmadan açık ve net bir provokasyondur. Biz bunlara tepki gösteriyoruz. Ancak bunları yapan failler nerede. Neler yapılıyor. Bunu merak ediyoruz. Şimdi Sivas katliamından sonra neler oldu. Sanıklar nerde. Hak ettikleri cezaya çarptırıldımı, affedilmesi bile gündeme geldi. Gazi Mahallesinde  Kim kahveyi taradı. Ergenekon sürecinde birilerine mal oluyor. Dava çorbaya döndürüldü.  Ergenekon sürecinde gerçek suçlular vardır.  Belirli tespitler vardır. Veli küçük’ün de İbrahim Şahin’e kadar çıkan krokiler gibi. Ali Balkız ve Kazım Genç’e düzenlenmek istenen suikast planları bu kişilerin evinden ve bilgisinden çıkmıştır. Ancak yanlarına Türkan Saylan’ı koyuncu Ergenekon’ un şekli bozuluyor. Biz biliyoruz ki Ergenekon’da çok kirli işler var. Böyle bir çete var. Bu çetenin Gazi’de Sivas’ta Maraş’ta parmağı var. Bunların çıkartılması gerekir.  Ancak bunların yanına Türkan Saylan gibi, Çağdaş Yaşamı destekleme Derneği gibi kişi ve kurumları koyarak bu kişilerin pisliklerinin de temizlenmek istendiği izlenimi doğuyor kamuoyunda. Suikast olayının ilk duyduğumda Kazım Bey ile Taksim’deydim. İkimiz bir aradaydık. Espri ile karşılamıştık. Ciddiye almadık. Ancak arkadaşlar dosyalarda evlerinin ve iş yerlerinin krokilerini görünce işin ciddiyetin anladık. Ürperdik. Gazi de ne olduğunu gördük. ABF gibi alevi cemaatinin yüzde 80’inin bünyesinde barındıran bir teşkilatın başkanına suikast düzenlenmesi demek yüz binleri sokağa dökmek demek. Bu ciddi bir iç kargaşaya sebep verecektir. Tabi karanlık güçlerin bu tarz planları vardır. Aslında ikinci bir Gazi olayı düşünüyordu. Biz vatandaşlarımızdan sağ duyulu olmasını istiyoruz. Alevi toplumu çok acı çekmiştir. Çok galeyana gelen bir toplum değiliz, bizim toplumuz bu tür galeyana gelmez. Biz örgütlerimizle bağlantımız devam ediyor.

 

Çalıştay Alevileri birleştirdi

Perşembe, 04 Haziran 2009 05:03

 

Hükümetin himayesinde gerçekleşen Alevi çalıştayında, daha önce birbirleri aleyhinde yaptıkları açıklamalarla gündeme gelen Alevi örgütleri diyalog fırsatı yakalarken, cemevlerine yasal statü tanınması ile Madımak Oteli’nin müze yapılması taleplerinde birleşti

 

Alevi örgütleri, toplantının basına kapalı bölümünde taleplerini dile getirdi. Çelik, daha çok dinlemeyi yeğledi. Daha önce birbirleri aleyhindeki açıklamalarıyla gündeme gelen Cem Vakfı, ABF ve PSAKD diyalog fırsatı yakalarken, cemevlerine yasal statü tanınması ile Madımak Oteli’nin müze yapılması taleplerinde birleşti. Alevi dedelerine devlet tarafından doğrudan maaş bağlanması kabul görmedi.

Doğan, diğer örgütlerle kat ettikleri mesafeyi, “Birbirini tanımayan insanlar ilk defa bir araya geldi. Kötü niyetli insan yoktur, birbirini tanımayan insan vardır. Bu, bütünleşme konusundaki ilk adım olabilir” sözleriyle anlattı. Doğan, “Şu anda topu bize attılar. Bundan sonraki toplantıda top hükümette olacak. Hükümet, kendi çözümlerini bizimle tartışmalı” diye konuştu.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da Doğan’ın bazı fikirlerini yanlış anladıklarını toplantıda fark ettiklerini söyledi.

(NOT : Bu kısım muhabir tarafından eksik verilmiştir. Doğrusu ; ”karşılıklı yanlış anlaşılmalar olduğunu, izzettin hoca ile masa başında konuşulduğunda önemli ortak noktaların yakalanabildiğinin görüldüğü” yönündedir.Ali KENANOĞLU )

Milliyet

Alevi Çalıştayı’nın Perde Arkası

Çarşamba, 10 Haziran 2009 09:31

 

Alevi Çalıştayı’nın Perde Arkası

3 – 4 Haziran tarihleri arasında Ankara Bilkent Otel’de, Devlet Bakanı Faruk Çelik’in daveti ve Doçent Doktor Necdet Subaşı’nın moderatörlüğünde gerçekleşen Alevi Çalıştayı’nın üzerinden henüz birkaç gün geçmişken; Çalıştay öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananları bizzat Çalıştay’ın içinden bir isimle, Başkanımız Ali Kenanoğlu ile konuştuk. Milyonların merak içinde takip ettiği Çalıştay’ın kapıları sadece HubyarNET’e açıldı. Buyurun…

***

 

Öncelikle Çalıştay öncesi kaldığınız otelde neler oldu, neler yaşandı onu konuşalım dilerseniz…

Tabii. Alevi dünyası açısından baktığınız zaman katılımcıların renkliliği dikkat çeliyordu; Ali BALKIZ, ben, Fevzi Gümüş, Kelime Ata, Veli Güler, Hasan Meşeli, Fermani Altun, İzzettin Doğan, Ali Rıza Uğurlu, Osman Eğri… Bunlar Alevi dünyasında bilinen ve birbirleriyle pek anlaşamayan insanlardır. Bu insanların hep birlikte bir arada bulunmaları görülmeye değer bir tabloydu. Zaman zaman esprili, hoş atışmalar oldu; karşılıklı laf atışmaları yaşandı, gülüşmeler oldu. Bir sıcaklık sağlandı karşılıklı olarak.

Toplantılar öncesi diğer Alevi temsilcileriyle bir araya geldiniz mi? Neler konuştunuz?

Evet, toplantıdan bir önceki akşam otelde bulunanlarla birlikte bir değerlendirme  yaptık. Toplantının seviyeli geçmesi, Alevi Kurumlarının birbirleriyle atışmaması, herkesin fikirlerine saygı duyulması gibi konuları ve esas itibarıyla muhatabın Devlet – Hükümet olduğunu konuştuk. Belirli konularda mutabık kaldık.

İlk gün neler konuşuldu, tartışıldı?

Her temsilcinin esas itibarıyla 15 dakika konuşma hakkı vardı. Önem arz eden hususlarda ayriyeten zaman kullanımı dışında tabii. Bu hakkı kullanarak her Alevi temsilcisi görüşlerini aktardı. Sorunları ortaya koyup, çözümler önerdi.

Temsilciler arasında bir mutabakat var mıydı; yoksa ters düştüğünüz oldu mu hiç?

Temsilciler arasında mutabık kalınan konular olduğu gibi; zıtlaşmalar, restleşmeler de yaşandı. Genel anlamda uzlaşılan konular öne çıktı konuşmalarda. Hiç unutamayacağım ise Hasan Meşeli’ nin konuşmasından sonra bir arkadaşımızın bu konuşmanın Alevi temsilcileri adına değil de, Hükümet Kanadı adına yapılan konuşmalar kısmına yazılmasının tutanaklara geçirilmesi talebiydi. Bana göre de çok yerinde bir talep olmuştu.

Bakan nasıl davranıyordu bu toplantılar sırasında? Dinleme halinde miydi, yoksa kendisi de tartışmalara katılıp fikir beyan ediyor muydu?

Bakan büyük bir sabırla dinledi, toplantının tamamında yer aldı. Hatta kendisinin yerini almasından önce oturumun başlatılmaması talimatını vermiş moderatöre… Dikkatle dinledi bizi. Hiç tepki vermedi, tartışmalara dahil olmadı.

Çalıştay sona ererken oluşan genel tabloyu özetleyebilir misiniz?

Hem hükümet kanadı, hem de Alevi temsilcileri sonuca şaşırmışlardı. Yüzlerinden ve konuşmalarından bu çok net anlaşılıyordu. Hatta bunu moderatör çok net ifade etti. Bazı Alevi temsilcileri de bunu ifade ettiler. Ben de şaşıranlar içerisindeydim. Bizi şaşırtan; çok farklı fikirlere sahip insanlar olmasına rağmen, çok büyük bir olgunluk içerisinde toplantının tamamlanması; çok ufak tartışmalar dışında, büyük bir tartışma yaşanmaması; Alevi kurumlarının 4-5 maddede bir araya gelmesi ve ortak kanaat oluşturmasıydı. Çalıştay sonrasında da olumsuzlukları değil; anlaşılan, mutabakata varılan hususların öne çıkartılması konusunda da mutabık kalındı. Çalıştay sonucunda Alevi Kurumlarının 4-5 maddede birleştikleri konular; Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması,  din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması ve içeriğinin değiştirilmesi, Madımak Oteli’nin  müzeye çevrilesi, Alevi Köylerine zorla camii yapma uygulamasına son verilmesi ve imamların çekilmesi, Alevi Dergâh ve inanç merkezlerinin Alevilere iade edilmesi idi.

Uzlaşılamayan fakat üzerinde çalışılacak maddeler ise; diyanet ve dedelere maaş bağlanması konusu oldu.

Hükümet sorunun çözümü için somut adım atacak mı? Bu yönde bir teminat verildi mi?

Bakanın basına yönelik konuşması da, basına kapalı olan bölümdeki konuşması da meselenin çözümü konusunda adım atmak istedikleri yönündeydi. “Ne aldatan, ne de aldatılan olmak istemiyoruz” sözü bizim için önemlidir. Biz bu sözün takipçisi olacağız. Teminat, Bakanın bu ve buna benzer kayda geçen sözleri sarf etmesiydi.

Temsiliyet konusunda herhangi bir eleştiriniz var mı?

Toplantı başlangıcında moderatör Necdet Subaşı, toplantıya çağrılan kişiler hakkında teknik bir bilgi verdi. Buna göre çağrılan kişiler temsiliyet gücünden öte, temsiliyet farklılığına göre tespit edilmiş. Alevi dünyasında söyleyecek farklı sözü olduğuna inanılan kurumlar ya da kişiler davet edilmiş. Bu açıdan bakıldığı zaman çağrılan kişilere söylenecek bir söz yok.

Temsiliyet gücü açısından değerlendirildiği söylenseydi, biz orada bulunan çoğu kişilere itiraz edecek durumdaydık. Osman Eğri’nin çağrılması da teknik olarak hataydı. Bu çalıştaya Alevi kurum temsilcileri ve inanç önderleri çağrılacak denildi. Daha sonraki dönemlerde akademisyenlerle ve ilahiyatçılarla da toplanacağı söylendi. Osman Eğri’nin, Ali Rıza Salmanpakoğlu ve Doğan Kaplan’ın sonraki dönemlerdeki toplantılara çağrılması gerekirdi.

HubyarNet – Hubyar Haber Merkezi

8 Haziran 2009

 

Topçu Baba etkinlikleri bayram havasında geçti

Cumartesi, 27 Haziran 2009 06:58

 

Kırklareli ilinin Kofçaz İlçesine bağlı Topçular Köyü’nde 1997 yılından bu yana kutlanan Topçu Baba’yı Anma etkinliklerinin bu yıl 13.sü yapıldı. Kırklareli Topçu Baba’yı Anma Kültür ve Sanat Derneği tarafından 20 Haziran Cumartesi günü Topçular Köyü’nde yer alan Topçu Baba türbesi yakınlarındaki koruda düzenlenen etkinliğe yurdun dört bir yanından binlerce alevi- bektaşi dergahı katıldı.
148 kuzu ve koyun 13 oğlak ve 1 Dana’nın kurban edildiği bu görkemli etkinlikte AKP Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam, CHP Milletvekili Turgut Dibek, Kırklareli Belediye Başkanı Cavit Çağlayan, AKP Il Başkanı Yurdaer Ulus, CHP Il Başkanı Ihsan Kazan, Il Genell Meclisi Üyeleri Aydın Karakoç, Hasan Dağ, Alevi Bektaşi Dernek Başkanı Ali Kenanoğlu da yerlerini aldı.Yapılan gösterilerin ardından Türkiye Alevi- Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı Ali Kenanaoğlu yaptığı konuşmasında;

 

Kesilen kuzu, koyun, dana ve oğlakların pişirilmesi için yapılan görev dağılımı ise görülmeye değerdi. Alevi- Bektaşi mensuplarının yanı sıra gelen misafirler de ellerine bıçakları alıp etlerin parçalanıp yemeğe hazır olmasında yardımcı olmaya çalıştılar. Çok iyi bir şekilde yapılan organizasyon ile sabahın erken saatlerinden itibaren kaynayan et kazanları gelen etkinlik müdavimlerini doyurmaya yetti.
Açılış gülbenkinin çekilmesi ve saygı duruşu ile başlayan program, Topçu Baba’yı Anma Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Hasan Cihan’ın konuşması ile devam etti. Başkan Cihan’ın konuşmasının ardından Edirne Ozan Ağacı şairi şiir okudu. Şiirin okunması ile sahneye Şair- Ozan Hasan Öztürk ve Topçu Baba Canları Korosu davet edildi. Hasan Öztürk’ün sazından çıkan nağmelerle birlikte koro halinde okunan türküler beğeni topladı.

Yapılan gösterilerin ardından Türkiye Alevi- Bektaşi Derneği Başkan Yardımcısı Ali Kenanaoğlu yaptığı konuşmasında; ”Dostluğun sevginin barışın kardeşliğin olduğu yerde söz biter sazlar türküler değişler şiirler olur denir, bizim sözümüz bitmiyor. Her yerde söylenecek çok sözümüz var. Çok doluyuz, demek ki bu ozanımızın saydığı değerlerde bir eksiklik var. Bu eksiklik alevi Bektaşi toplumundan kaynaklı bir eksiklik değil.Bu eksiklik bize duyulan kardeşlikten kaynaklı bir eksiklik. Biz Alevi Bektaşi toplumu olarak üvey kardeş muamelesi görmüşüz ve görmeye devam ediyoruz. Biz toprağımızı milletimizi vatanımızı sınırlarımızı seviyoruz ve saygımızı eksik etmiyoruz. Onu korumak için ve onun birliği varlığı için her türlü imkanı olanağı seferber ediyoruz ve canımızı da veriyoruz. Fakat bu topraklarda, bu sınırlarda Alevi Bektaşi toplumu üvey kardeş olarak görülmeye devam ediyor. Bu günlerde devlet hükümet kanadıyla çeşitli açılımlar ve çalıştaylar meydana getiriliyor.
Değerli dostlar 3- 4 Haziran tarihinde Ankara’da yapılan devlet bakanı öncülüğünde yapılan çalıştayda bende 35 kişi arasında ki katılımcılardan birisiydim. Burada biz devletin hükümetin bir ezberini bozduk. O gün şöyle düşünmüşlerdi. Alevi Bektaşi toplumunun Edirne’den Kars’a kadar Ordu’dan Antalya’ya kadar her taraftan değişik düşünceleri olan ve Alevi Bektaşiler’in sorunları ile ilgili değişik önerileri ve görüşleri olan 35 inanç önderi kurum temsilcisini bir araya getirdiler. Burada bizlere şöyle bir görüş belirttiler.
Efendim bir sürü Alevi Bektaşi kurumu var. Bir sürü ocak var. Bir sürü dede var. Bir sürü baba var. Kimin ne dediğini ne bilelim ya da her biri başka bir şey istiyor. O gün gördük ki hepimiz başka bir şey istemiyoruz. Orda hepimiz hep birlikte bir ağız birliğine varmışçasına üstelikte hepimiz önceden kendi aramızda konuşmadan istişare etmeden 5 konuda ortaklaşa maddelerde bileştik. Birleşemediğimiz hususlar çok az oldu. 2 maddey, de konuşuruz bunları aramızda dedik. Döndük Sayın Bakan’a; “Sayın Bakanım biz beş maddede uzlaştık. Buyurun gelin bundan sonra çözüm sizdedir. Biz artık bunlar farklı sesler söylüyorlar bunların her biri farklı şeylerler, söylüyorlar, gibi gerekçeleri ortadan kaldırdık. Ezberi bozduk.
Neydi bu beş madde cem evleri yasal olarak ibadethane statüsüne alınsın, Madımak Hoteli müze olsun, anıtsal bir eser olsun, alevi köylerine yapılan zorla camii uygulamasına son verilsin, camilerdeki duran imamlarda geri çekilsin, alevi Bektaşi dergahları sahiplerine teslim edilsin, bunları dile getirdik. Bu maddelerde bütün katılımcılar hemfikir oldu ve döndük devletimizin temsilcisine bunları yerine getirmenizi bir an önce bekliyoruz dedik. Uzlaşamadığımız konularda vardı çok basit iki madde idi. Bunlar hakkında istişarelerimiz görüşlerimiz kendi aramızda devam edecek. Bu arada Alevi Bektaşi federasyonuna balkanlardaki Bektaşi babalarından bir mektup gelmiş idi. Bu mektupta şu diyordu. Imza toplamışlar, babalarımız kendi aralarında hep birlikte ve diyorlar ki; “Bu iş gönül işidir. Bu yol gönül yoludur. Bu iş parayla pulla olmaz. Biz devletten maaş istemiyoruz. Biz devletin memuru olmak istemiyoruz.
Biz yolumuzu yordamımızı gönülce yerine getirmek istiyoruz. Bu işe para girerse yol bozulur.” Bizde babalarımızın talebini alevi Bektaşi federasyonu olarak o çalıştayda sahiplendik ve onların taleplerini orda söyledik. Tutanaklara geçirttik. Alevi Bektaşi toplumu olarak çalıştayda bir Bektaşi babamız şunu söylemişti. “Alevlik ve Bektaşilik etle tırnak gibidir.” Tarihin çeşitli dönemlerinde çeşitli farklılıklar olmuş olsada günümüzde bu yol artık bir nokta da birleşmiş ve aynı yola hizmet eden duruma gelmiştir.
Bu nedenle Anadolu alevliği ile balkanlarda ki Trakya’daki Bektaşiliği etle tırnak gibi görüyoruz. Bu nedenle federasyonumuzun ismi Alevi Bektaşi federasyonudur. Bektaşi babalarımızın da taleplerini taleplerimiz olarak sahipleniyoruz. Her platformda o talepleride dile getiriyoruz. Sevgili canlar çalıştay yapıldı hükümet bizi dinledi. Notlarını aldı. Uzlaştığımız konuları yazdı. Nedir bundan sonra beklediğimiz bundan sonra beklediğimiz bu sorunların samimiyet ile çözülmesidir. Artık bizden yana bir engel kalmamıştır. Farklı ayrı fikir yoktur.
Bundan sonra samimiyet hükümet kanadındadır. Bizim yetkililerimizde hükümetin temsilcilerindedir. Bundan sonra samimiyetlerini biz test edeceğiz. Biz göreceğiz. Samimilerse bu adımı atmalarını bekleyeceğiz. Takip edeceğiz. Eğer yerine getirilmez ise 9 kasım 2008 de ankaraya 150.000 kişi olark yürüdük. 150.000 kişi ile Ankara sıhıye meydanında dolduk taştık. Sesimizi haykırdık tüm Türkiye ve tüm dünya ya tüm uluslar arası ajanslar flaş haber olarak geçti. Bu kitleyi şimdi biz samimiyetimizi ifade ettik eğer karşılğında bir samimiyet bulamaz isek bu sefer yüzbinler ile değil milyonlar ile toplanacağız milyonlar ile cevap vereceğiz.” diye konuştu.
Kenanoğlu’nun konuşmasının ardından 13 yıldan bu yana her yıl Topçubaba etkinliklerinde yerini alan Hasan Usta Aşık davet edildi. Epey yaşlı olmasına rağmen bağlaması ile kalabalık alanı inleten Hasan usta büyük alkış aldı. Hasan Usta’nın muhteşem performansının tamamlanması ile Ozan Mehmet Budak sahne aldı. Budak da söyleyip çaldığı birbirinden güzel eser ile sahneden alkışlar arasında ayrıldı. Daha sonra Mehmet Tiryaki Baba ve Kılavuzlu Köyü Semah ekibi sahne aldı. Kılavuzlu Köyü Semah ekibinin ardından Silivri Semah ekibi de gösteri yaptı. Program son olarak Hasan Öztürk ve Topçu Baba semah ekibinin muhteşem gösterisi ile sona erdi.
Etkinliklere katılan binlerce alevi- bektaşi mensubu Topçubaba türbesine giderek dualar etti. Etkinlik boyunca türbe ve çevresi bir an olsun boş kalmadı. Etkinlik programının ardından kesilen kurban etleri ile birlikte yapılan pilav binlerce katılımcıya dağıtıldı. Etkinlik nedeni ile çevrede geniş güvenlik önlemleri alınırken, yolların toz kaldırmaması için itfaiy aracı da rutin aralıklarla yolları ısladı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen Alevi- Bektaşi mensuplarının katılımı ile gerçekleşen 13. Topçubaba Etkinlikleri renkli görüntülere sahne oldu.

 

KAYNAK:www.gazetetrakya.com

 

Cumartesi, 11 Temmuz 2009 08:07

 

Alevi örgütleri: Çözüm Meclis’te

AKP’nin samimi olmadığına inanılıyor

İstanbul Haber Servisi – AKP hükümetince düzenlenen ve birincisi bir dizi tartışmaya neden olan Alevi Çalıştayı’nın ikinci ayağı da Alevilerin tepkisine neden oldu. Alevi örgütleri, AKP hükümetinin iktidarını pekiştirmek için Alevileri yanına çekmeye çalıştığını ve “Alevi açılımı” adı altında yapılan çalışmaların samimi olmadığına dikkat çekerek, “Türban sorununu tartışmadan TBMM’ye taşıyan hükümet, Alevilerin taleplerini akademisyenler, sivil toplum kuruluşu gibi toplumun farklı kesimleriyle tartışıyor. Çözüm parlamentoda” görüşünü dile getirdi.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu; 

 

Alevilerin cemevlerinin yasal statüye kavuşması, din derslerinin zorunlu olmaması, Madımak’ın müze olması gibi sorunları olduğunu vurguladı. Kenanoğlu “AKP, bunları yeniden keşfediyormuş havası veriyor. Şeriat korkusu, Aleviler için kendi haklarından daha önemlidir. Aleviler için kendi haklarından çok ülkenin laik, demokratik, çağdaş bir ülke olup olmayacağı konusu ilk sırada gelir. Alevilerin AKP’ye yönelmeleri söz konusu değildir” diye konuştu.

Alevi yazar Alişan Birlik ise “Alevilerin temel değerleri laik, çağdaş, demokratik bir dünya görüşüdür. AKP temellerini yıllar önce attığı şeriat için adım adım ilerliyor. Biz Aleviler bu oyuna gelmeyeceğiz” diye konuştu.

2. Alevi Çalıştayı’nın kapanışında konuşan Devlet Bakanı Faruk Çelik ise Alevilerin toplumsal ve siyasi taleplerinin Türk hukuk mevzuatında değişiklik yapılmasının zorunlu kıldığını belirterek, “Ancak idari tasarruflarla çözüme kavuşacak sorunların olduğu da aşikârdır. Herkesin kimliğini rahatça söyleyebileceği, toplumsal sorunların aşılabileceği ortamı hazırlamak, siyasetin sorumluluk alanındadır” açıklamasında bulunmuştu.

Cumhuriyet – 10.07.2009

 

Alevi çalıştayları Brezilya dizisi gibi…

Salı, 14 Temmuz 2009 06:55

 

Alevi çalıştaylarına eleştiriler sürüyor. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Kenanoğlu: Çalıştaylar Brezilya dizisi gibi…

 

Çözüm mü dayatma mı?


ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu
ise, Radikal’e yaptığı açıklamada, Aleviler olarak bu çalıştayların bir sonuç doğurmayacağına inandıklarını söyledi. Kenanoğlu, çalıştayları Brezilya dizilerine benzeterek, çalıştayların Alevi toplumunu oyalamaktan başka bir işe yaramayacağını ve sonunda hükümetin “kendi kafasındaki çözümü” ortak karar diye dayatacağını savundu.

 

ANKARA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız, Alevi çalıştaylarının ucu açık toplantılar serisi haline dönüşmüş olmasını kaygıyla izlediklerini söyledi. ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu ise art arda yapılan çalıştayları ‘Brezilya dizileri’ne benzetti.  Hükümetin kendi kafasındaki ‘çözüm’ü ‘ortak karar’ diye dayatacağını düşünen Kenanoğlu Alevi toplumunun oyalandığını savundu.
ABF Başkanı Balkız, dün düzenlediği basın toplantısında, şu ana kadar yapılan iki çalıştayda cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Madımak Oteli’nin müze yapılması, Alevi köylerine cami yapma uygulamasından vazgeçilmesi ve Alevi inanç merkezlerinin Alevi kurumlarına teslim edilmesi konusunda ortak karara varıldığını belirtti.
“Bu taleplerin karşılanmasını sağlayacak siyasi irade, adım atmak yerine, çalıştaylar dizini düzenliyor” diyen Balkız, ikinci çalıştay ile düzenlenecek diğer çalıştaylarda Alevi Bektaşi Federasyonu ve Ale-vi kurumlarının da sürecin dışında bırakıldığını savundu.
Balkız çalıştaylarda bazı katılımcıların da Alevilere hakaret edecek söylem ve değerlendirmeler yaptığını ileri sürdü:
“Siyasi otoriteyi çalışma usulü ve yöntemi konusunda uyarmamıza rağmen çalıştaylara Alevi Bektaşi dünyasıyla ilgili olmayan kişilerin davet edilmesi, bu çalıştayların ucu açık toplantılar serisi haline dönüşmüş olmasını kaygıyla izliyoruz. Bu çalıştaylar serisinin daha verimli hale getirilmesini, Ale-vi Bektaşi temsilcilerinin talep ettikleri ve üzerinde uzlaştıkları sorunların çözümünün derhal yerine getirilmesini bekliyoruz. Aksi tutum bu işin sulandırılması ve ipe un serilmesi anlamına gelecektir.”

‘Asimile köye gidecekler’
ABF Genel Başkan YardımcısıKenanoğlu, umutsuz:
“Öğrendiğimize göre, bundan sonraki toplantılara Mazlum-Der, İHD, KESK gibi sivil toplum kuruluşları çağırılarak, Aleviliğin sorunları tartışılacakmış. Alevilerin sorunlarının iki muhatabı vardır; Aleviler ve devlet… Türban sorunu tartışılırken, görüşülürken Aleviler çağırıldı mı ki bunları çağırıyorsunuz? Yine Çalıştay Moderatörü Necdet Subaşı’ndan Ale-vi köylerine gidilerek, oralarda görüş alınacağını öğrendik. Gidecekleri köyler kesinlikle asimile olmuş Alevi köyleri olacaktır. Gelsinler, biz onları gerçek Alevi köylerine götürelim. Hükümet, kafalarındaki çözüm önerilerini ‘ortak karar’ diye dayatacak ve sorun içinden çıkılamaz bir hal alacak gibi görünüyor.

(Radikal)

 

Türkiye’ deki tüm krizler Sünnilerin yüzünden mi oluyor?

Perşembe, 23 Temmuz 2009 10:30

 

Basına ve Kamuoyuna

Türkiye’ deki tüm krizler Sünnilerin yüzünden mi oluyor?

Sabah Gazetesi yazarlarından Emre Aköz bugün kü yazısında emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel’ in sözlerine dayanarak ‘’ Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’’ nda yaşanan krizin ‘’Aleviler’’ yüzünden olduğunu yazmaktadır.

Ahmet Gündal ve Emre Aköz zihniyeti, tam da Alevilerin taleplerinin gündemde olduğu kamuoyu nezdinde tartışıldığı ve konuşulduğu bir dönemde bilinçli olarak bu denli ayrıştırıcı açıklamalarda bulunup spekülasyonlar yaratarak Alevilerin devlet kurumlarından tavsiyesinin zeminini oluşturma fikrine hizmet etmektedirler.

 

 

Ülkemizin 1/3 ünü oluşturan Alevi insanların, eşit yurttaşlık hakları çerçevesinde Türkiye’nin her kurumunda bulunmaları, hatta bazı kurumlarda fazlaca sayılarda bulunmaları oldukça normaldir. Kaldı ki durum hiç de böyle değildir. Aleviler hiçbir kurumda temsiliyeti oranında istihdam edilmemektedirler. Atamayla yapılan mevkilerde hemen hemen hiç bulunmamaktadırlar.

Ülkemizde her gün sayısız kriz yaşanmaktadır. Bunların hiçbir şekilde Sünnilikle bağlantısı kurulmazken, HSYK’ da yaşanan krizi orada bulunan Alevilere bağlamak kabul edilemez bir yorumdur. HSYK’ DA yaşanan kriz siyasal erkin taleplerinin hukuksal zemin üzerinden değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır.

Siyasal erkin her talebini salla başını al maaşını bakışıyla ele almayan, bu topraklarda yetişmiş iradeli hâkimlerinin savcılarının bulunmasından rahatsızlığının yarattığı bir krizdir.

Ahmet Gündel ve Emre Aköz’ ün bakış açısıyla değerlendirirsek; Ülkemizde yaşanan bütün krizler Sünniler yüzünden olmaktadır. Çünkü Devletin tüm kademelerinde Sünniler çoğunluktadır. Mecliste, Genel Kurmayda, Valiliklerde, Milli Eğitimde yaşanan tüm krizler Sünniler yüzünden olmaktadır. Hatta ülkede yaşanan Ekonomik kriz de Sünniler yüzünden olmaktadır. Çünkü Ekonomi aktörleri içinde de Sünniler çoğunluktadır.

Bu siyasal erkin her dediğini onaylamak yerine hukukun üstünlüğünü demokrasiyi ve laikliği savunanları hedef göstermedir.

Bu çeşitli kademelerde bulunan az sayıdaki Alevi bürokrat ve Hâkim-savcıyı tasfiye amaçlı bir açıklamadır. Zaten devlet kademelerinde yer bulamayan Alevilerin var olanlarının da önünü kesmeye yönelik bir saldırıdır. Ülkemizde kaç Alevi Vali Vardır? Kaç il Milli Eğitim Müdürü vardır?  Hiç Orgeneral olmuş Alevi var mıdır? Hatta kaç Okul Müdürü vardır? Krizleri oluşturan insanları yoklukğa ve yoksulluğa mahkûm eden iktidarların mezhepleri hangisidir? Sayın Emre Aköz’ ün bu soruların cevabını araştırmasını ve kamuoyu ile paylaşmasını bekliyoruz. Sayın Aköz bu soruların cevaplarını bulduğu zaman Ülkede yaşanan krizlerin sebeplerini görecektir.

Saygılarımızla

Ali KENANOĞLU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Başkan

 

 

 

 

 

 

Kenanoğlu ; Bağnazlığa karşı olan Aşık Veysel’ e Fötr yakışır

Cuma, 31 Temmuz 2009 07:27

Kenanoğlu’ na hakaret davasında hapis cezası

Cuma, 31 Temmuz 2009 07:58

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU’ nun çeşitli TV konuşmalarından kaynaklı olarak sözlü ve yazılı olarak tehdit edilmiş, tehdit üzerine Kenanoğlu savcılığa müracaat etmişti. Savcılık tahditçi Rıza Güner ‘ e dava açmıştı. Açılan dava sonuçlandı ve Rıza Güner 1 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.

hubyarNET – Ozel Haber

 

 

Ali KENANOĞLU 3.Alevi Çalıştayını değerlendirdi.

Çarşamba, 19 Ağustos 2009 12:39

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür derneği Başkanı Ali KENANOĞLU, 3.Alevi Çalıştayını Avrasya TV de değerlendirdi.

Avrasya Tv : Bakan Faruk Çelik, Alevilerin sorunlarının bugüne kadar ötelendiğini söyledi, bu konuda ne diyorsunuz?

Kenanoğlu : Aleviler ve Alevilerin sorunu Cumhuriyet hükumetlerinin tamamı tarafından ötelenmiş, hatta yok sayılmıştır. Son 10-15 yıldır Alevi örgütlenmelerinin verdiği mücadele, elde edilen hukuki başarılar ve mücadelenin kitleselleştirilmesi sonucunda artık bu sorun ötelenemez olmuştur. Diğer taraftan da Alevi sorunu Uluslar arası bir sorun olma yolundadır. Bundan kaynaklı olarak da Alevi sorunu artık ötelenemez bir sorun olmuştur.

Avrasya Tv : Bu çalıştaylar sonrasında bir çözüm olmaz ise ne yapacaksınız ?

 

Kenanoğlu : Bu çalıştayların ilki bizle yani Alevi Kurum temsilcileri ve İnanç önderşlerinin bulunduğu 35 kişi ile yapıldı. O çalıştayda Alevi temsilcileri 5 talepte ortaklaştılar. O çalıştaydan sonra bu talepler üzerinde ufakta olsa bir adım atılması beklentisi oluştu Alevi Kamuoyunda, fakat beklentinin aksine, çalıştaylar dizisinin devam edeceği hatta köylere kadar inileceğinden bahsedildi hukumet kanadından. Bu yaklaşım bizler tarafından hayal kırıklığı ile karşılandı. Sorunun çözümünden öte bir oyalamaca olduğu kuşkusu uyandırdı. Umarız beklediğimiz gibi olmaz ve sorun Alevi temsilcilerinin uzlaştığı şekilde çözülür. Ancak çözüm olmaz ise durum daha da kötüye gidecektir. Alevi toplumunda az da olsa bir umut vardır. Bu umut hayal kırıklığı ile tepkiye dönüşebilir. Bizler buradan bir çözüm çıkmadığı takdirde eylemlerimizi ve tepkilerimizi arttırarak devam ederiz. Eşit yurttaşlık hakkımızı almak için sonuna kadar mücadelemizi kitleselleştirerek vereceğiz.

Avrasya Tv : Diğer açılımların konuşulması (Kürt açılımı), sizle olan çalışmayı etlkiler mi, sizi öncelik olmaktan çıkartır mı ?

Kenanoğlu : Evet aslında durum biraz öyle, Kürt açılımı daha bir konuşulur oldu. Alevilerin talepleri geri planda kaldı. Bence bunlar bir bütün olarak ele alınmalı ve Türkiyenin demokratikleşmesi olarak bir Anayasa değişikliği ile bir bütün olarak sağlanmalı.

hubyarNET – Haber Merkezi

19.08.2009

 

 

 

Kenanoğlu DEM Tv. de konuştu

Cuma, 04 Eylül 2009 11:01

 

Dem Tv de Murat Kılıç’ ın konuğu olan Kenanoğlu, 72 millete aynı nazarla bakan bir toplumun, konu Kürtler olunca sistemin bakış açısıyla bakmamaları ve ırkçı bir tavra girmemeleri gerektiğini belirtti. Maalesef bazı Alevilerin kürt meselesine sistemin baktığı gibi baktığını, bunun Alevi toplumuna uygun bir bakış açısı olmadığını söyledi. Bazı Alevilerin ise bu açılıma ‘’AKP karşıtlığından’’ baktığını, ‘’AKP bu işi yapıyorsa karşısında durmak gerekir mantığıyla hareket ettiğini’’ bunu da doğru bir yaklaşım olmadığını, Türkiye de özgürlükleri savunmanın AKP yandaşlığı olamayacağını, Alevilerin ve Solcuların bu konuları AKP den çok önceleri konuştuğunu ve istediğini söyledi. Kenanoğlu, Alevi açılımının fiyaskoya doğru gittiğini, Kürt açılımının da böyle olmasından endişe duyduğunu ifade etti.

 

 

Diğer taraftan da Alevi toplumunun kendisine gelmesi gerektiğini Ramazan’ da oruç tutan, Camide namaz kılan birisinin ben Aleviyim demesinin kabul edilemeyeceğini söyledi. Camide Namaz kılan, Ramazan’ da oruç tutan kişinin artık Alevi olmadığını, Aleviliği terk ettiğini belirtti.

 

 

Kenanoğlu, Alevilerin, Zorunlu din dersleri ve eşit yurttaşlık hakları konusundaki mücadelelrine devam ettiğini, oturma eylemlerinin ardından Kasım ayında İstanbul’ da bir miting yapılmasının düşünüldüğünü ifade etti.

hubyarNET – Haber Merkezi

 

Hâkimin mezhebinden sana ne?

Cumartesi, 05 Eylül 2009 06:05

 

Alevî dernekleri, Metin Çetinbaş’a sert çıktı: Hâkimin mezhebinden sana ne?

Ergenekon’un üst düzey yöneticisi olmakla suçlanan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun avukatı, eski Susurluk hâkimi Metin Çetinbaş’ın önceki gün yaptığı savunmada kullandığı ifadeler Alevi derneklerini kızdırdı.

Müvekkili Alemdaroğlu’nun, davasına bakan Alevi kökenli Danıştay üyesinin mezhebini araştırmasını ‘hak’ olarak gören Çetinbaş’ın “Hâkimi araştırmadan tarafsız olup olmadığını nasıl öğreneceksin?” sözlerine tepki yağdı. Alevi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, açıklamayı büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyor. Bu tutumu çok ilkel bulduğunu ve yadırgadığını belirten Balkız, “Bir hukuk davasında hâkimin veya savcının inancı, inançsızlığı mezhebi nasıl etkili olabilir anlamıyorum. Yani şimdi muayene olurken doktora ya da çocuğumuzu okula gönderirken öğretmene mezhebini mi soracağız?” diye konuşuyor.

Açıklamaya sert tepki verenlerden biri de Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Ali Kenanoğlu, Türkiye’de bu tür yaklaşımların teamül olduğunu dile getiriyor. İnsanların herhangi bir alanda işini yaparken mezhebine bakılmasının yanlışlığına değinen Kenanoğlu, bunun kabul edilemez bulduğunu söylüyor. “İnsanların işinde başının açık veya kapalı olması ya da şu veya bu mezhepten olmasının ne önemi var?” diyen Kenanoğlu, bu tür tanımlamaların toplumda ayrımcılığa sebep olduğunu hatırlatıyor: “Çok tuhaf bir tutum. Bu yorumları yapan kişiler hukukun üstünlüğüne inanıyor olamaz. Böyle bir açıklamayı çok talihsiz buluyorum.”

 

 

TOPLUMDA AYRIMCILIĞA NEDEN OLUYOR

Yargıcın, öğretmenin, doktorun ya da memurun işini yaparken liyakatinin olup olmadığına bakılmaması gerektiğini ifade eden Balkız sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir kişinin karısı kapalı mı, açık mı, içki içiyor mu, Alevi mi Sünni mi bu kimseyi ilgilendirmez. Hiç kimsenin de haddi değil. Kişinin inancı Allah’la kendi arasındaki çok özel bir bağdır. Bunu kimse sorgulayamaz. Bu üslup ve anlayışın değişmesi şart.”

DÜNYAYA REZİL OLUYORUZ

Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Mehmet Yenisoy da bu tutumu ahlaken de hukuken de doğru bulmadığını vurguluyor. Kişiler hakkında niyet okumadan insanlıklarına ve yaptığı işe bakılması gerektiğine dikkat çeken Yenisoy, “Bir yargıç siyasi kimliğini, inançlarını, etnik yapısını ya da mezhebini dosyasının içine koyarak karar vermez. Kimlik tartışmalarıyla bizi dünyaya karşı mahcup edip utandırıyorlar. Bu ülke hepimizin. Neden kendi birlik ve beraberliğimizi baltalayacak şeyler yapıyoruz? Kimse oyuna gelmesin.” ifadelerini kullandı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş ise, “Normal demokrasilerde kişilerin inançları, mezhepleri ve etnik grupları böyle yansıtılmaz. Bu, çok sakıncalı bir durum.” ifadelerini kullanıyor.

Nagehan ÇELEN – ZAMAN / 5 Eylül 2009

 

BU YIL DA DİN DERSİNE ‘ZORUNLU’YUZ

Cumartesi, 05 Eylül 2009 20:29

 

Okullar açılırken zorunlu din dersi de gündeme geldi. AİHM iki yıl önce zorunlu din dersini eğitim özgürlüğüne aykırı bulmuştu. Aleviler, dersin zorunlu olmamasını talep ederken, hükümetten bu konuda somut bir adım atılmadı. Aleviler, eylemlere hazırlanıyor…

 

Kenanoğlu: Bir milyon kişiyle sokağa çıkacağız

Oğlunun zorunlu din dersinden muaf tutulması için 2006 yılında açtığı davayı kazanan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’na göre; Zorunlu din dersinin kaldırılması AKP’nin demokrasi söyleminin göstergesi. Kenanoğlu, “AKP Hükümeti demokratik ve Alevi açılımlarıyla Türkiye’de bir demokrasi havarisi kesilip, ülkeyi demokratikleştirmek adına girişimlerde bulunduğunu iddia ediyor. Biz bu tür girişimleri destekliyoruz. Bizim açımızdan önemli fakat bu işte bir samimiyet aramak gerekiyorsa, öncelikle yargı kararlarının uygulanması gerekiyor. Zorunlu din dersine karşı, Danıştay’da ve AİHM’de kazanılan davalar var. Fakat hükümet bu konudaki mahkeme kararlarını uygulamıyor. Kararlar şahıslara özel değil geneli bağlar. Bu kararlar doğrultusunda yapılması gereken zorunlu din dersinin kaldırılmasıdır. Zorunlu din dersi AKP’nin demokrasi noktasındaki samimiyetin bir testidir” diyor. HSAKD Başkanı Ali Kenanoğlu, ileriki dönemde Alevilerin yeniden kitlesel eylemlere başlayacağını ve İstanbul’da 1 milyon insanın katılacağı büyük bir miting düzenlemeyi amaçladıklarını söylüyor.

 

Sünni İslam anlayışını empoze ettiği nedeniyle özellikle Alevilerin tepki gösterdiği zorunlu din dersi uygulaması, okulların açılmasına az bir zaman kala yeniden gündemde. Zorunlu din dersi uygulamasına ilk kez 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonucu başlandı. Darbenin ardından 1982 yılında yapılan anayasada “Din ve vicdan hürriyeti”ni düzenleyen 24’üncü maddesiyle din dersi zorunlu hale getirildi. Okullardaki din eğitimini belirleyen ve tartışmaların odağında olan madde şöyle: “Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.”

AİHM: ZORUNLU DİN DERSİ KALDIRILSIN

Din ve vicdan özgürlüğü önünde engel olarak görülen yasa üzerindeki tartışmalar özellikle 2000’li yıllarda yoğunlaştı. 2001 yılında İzmir’de oturan Hasan Zengin, kızı Eylem’in din dersi almasına karşı çıkarak mahkemeye açtığı dava ise, tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Türkiye’deki mahkemeler, ‘zorunlu din eğitimi Anayasa’nın gereği’ sonucuna varınca Zengin, 2004’te davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. Üç yıl süren incelemenin ardından AİHM tarafından, zorunlu din dersinin eğitim özgürlüğüne aykırı olduğu yönünde karar verildi. Mahkemenin gerekçeli kararında, Türkiye’de yoğun bir Alevi nüfus bulunduğu vurgulandı. Ders müfredatı, kitapları ve MEB yönergelerini inceleyen Mahkeme “derslerin demokratik bir toplumda olması öngörülen çoğulculuk ve objektiflik ilkelerine uymadığı” tespitinde bulundu. ‘

ALEVİ İNANCI HAKKINDA BİLGİ YOK’

Gerekçeli kararda Türkiye’deki din dersi eğitimine de şu ifadelerle dikkat çekildi: “Ders kitapları ve müfredat İslam’a diğer inançlardan daha fazla yer veriyor. Özellikle Hz. Muhammed ve Kuran’a yoğunlaşıyor. Çocukların Kuran’dan sureler ezberlemeleri bekleniyor. Müslümanlıkla ilgili sadece genel bilgiler değil, ibadet şekilleri, kültürel ritüeller, hac gibi konuları da içeriyor. Bununla birlikte çocuklara Alevi inancının ritüelleri ve ibadet şekilleri hakkında hiçbir bilgi verilmiyor.” Mahkeme ayrıca Türkiyeli Hıristiyan ve Musevi çocukların din dersinden muaf tutulmasını sağlayan 1990 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı kararının da “inanç özgürlüğü”nü güvence altına almaya yetmeyeceğini belirtti. Karar, Türkiye’deki din dersleri konusunda AİHM’den çıkan ilk karar olması ve benzer olası davalar için örnek teşkil etmesi bakımından önem taşıyor.

DANIŞTAY: İÇERİK HUKUKA AYKIRI

AİHM’in kararının üzerinden iki yıla yakın bir süre geçmesine rağmen Hükümet tarafından, zorunlu din dersinin kaldırılması konusunda somut bir adım atılmadı. Mahkeme kararının ardından ise Aleviler tarafından, Türkiye Mahkemelerine bireysel başvurular yoğunlaştı. Alevi ailelerin çocuklarının derslerden muaf tutlması için açtıkları davalarda da mahkemeler ailelerin lehinde kararlar verdi. İşte birkaç örnek: 2009 Şubat ayında Antalya 3. İdare Mahkemesi, bir çiftin 5. sınıf öğrencisi kız çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle açtığı davada,  öğrencinin din derslerinden muaf tutulması kararı verdi. İstanbul’da bir veli, ilköğretim okulu 4. sınıf öğrencisi olan çocuğunun, zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması yönündeki 2005’te İstanbul Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe verdi. Valilik dilekçenin reddine karar verirken aile mahkemeye başvurdu. Mahkeme, öğrencinin dersten muaf tutulmasına karar verdi. Danıştay 8. Dairesi’ de mahkemenin kararını onadı ve, ‘’ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasını hukuka aykırı’’ buldu.

ÇALIŞTAY’DA DA TARTIŞILDI

Zorunlu din dersi, hükümetin  bu yıl başlattığı Alevi Açılımı’nında da önemli bir  yer tutuyor. Çalıştay’ın Alevi dernek ve vakıf temsilcilerinin katıldığı ilk oturumunda zorunlu din dersi gündeme geldi. Çalıştay’a katılan temsilciler, dersin zorunlu olmaktan çıkarılması konusunda fikir birliğine varırken, taleplerini hükümeti temsilen Devlet Bakanı Faruk Çelik’e iletti. Çalıştaylardan çıkacak sonuçlar rapor haline getirilerek, Başbakan’a sunulacak. Madımak’ın müze olması, Diyanet’in kaldırılması, Cemevelerinin yasal statüsünün verilmesi gibi Alevilerin taleplerinin en başlarında yer alan Zorunlu Din dersi uygulamasının kaldırılması ise hükümetin önümüzdeki yıllarda çözüm bulması gereken konuları arasında.


OZAN BİLİR  – BİRGUN GAZETESİ
-5 Eylül 2009

 

Munzur’ un İntikamı Korkunç olur

Pazartesi, 14 Eylül 2009 13:47

 

Taksim’de ‘Munzur’a baraj’ protestosu

Beyoğlu’nda “Munzur’u Koruma Kurulu” önderliğinde toplanan çok sayıda sivil toplum örgütü, Munzur Vadisi’nde yapılan Uzunçayır Barajı ile yapılması planlanan barajları protesto etti.

 

Alevi Bektaşi Federasyonu’ nunda destek verdiği yürüyüşte, ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali KENANOGLU’ da bir konuşma yaptı.

KENANOGLU konuşmasında şunları söyledi;

’’ Munzur’un intikamı korkunç olur’’.

Alevilerin Kutsal Dağları, kutsal ağaçları, kutsal suları vardır. Munzur bunlardan birisidir. Munzur Alevilerin Kutsalıdır. Alevi Uluları, Pirleri, Dedeleri, Anaları bu suya niyaz ederler, lokma alırlar, dualar ederler, Cemlerini öyle yürütürler. Alevi toplumu Munzur için ağıtlar yakmış, deyişler söylemiştir. Munzur Alevilerin kutsalıdır. Munzur dan dan Elinizi çekin. Aleviliği asimilasyon politikaları yetmiyor gibi şimdide Alevilerin kutsal dağlarına, kutsal sularına el attınız.

Sayın Başbakan Ayamama deresi taşınca ‘’Derelerin İntikamı acı olur’’ demektedir. Biz de buradan Başbakana sesleniyoruz, Munzur’dan elini çek aksi takdirde’’ Munzur’un intikamı korkunç olur’’.

Alevi Bektaşi Federasyonu olarak, Dersim halkının Munzur suyunun özgür akması konusundaki mücadelesinde yanlarında olacağız.

HubyarNET – Haber Merkezi 13 Eylül 2009

 

‘’AİHM Kararları Uygulansın’’

 

Aleviler hukumeti eylemle uyaracak

 

Alevi örgütleri hukumetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ nin ‘’Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olamayacağı’’ yönündeki kararını hiçe saydığını belirterek ‘’AİHM kararlarının uygulanmasını istedi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU, ‘’Hukumeti, AİHM Kararlarını yok saydığı için Avrupa Konseyi’ ne şikayet ettik. AİHM kararlarının uygulanmasını istiyoruz. Kasımda İstanbul’ da kitlesel bir eylemle AKP’ ye  son uyarımızı yapacağız’’ dedi.

Din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması için Danıştay’ da Hatice Altınışık’ ın kazandığı dava ve AİHM de Hasan Zengin’ in kazandığı davanın dersi zorunlu olmaktan çıkardığına vurgu yapan Kenanoğlu, ‘’Bu kararlar Alevi yurttaşların genelini kapsamaktadır. Davalar neticesinde anayasada gerekli değişikliklerin yapılması gerekirdi. Fakat hukumet ‘’bu kararları uygulamayacağını’’ söyledi. Hukumeti Avrupa’ya şikayet ettik. Türkiye’ de ise demokratik mücadelemizi vermeye devam ediyoruz’’ diye konuştu.

Kaynak : Ali Açar – Cumhuriyet/17 Eylül 2009

 

MSF de Kızılbaş Alevilik’ de konuşuldu

Cumartesi, 03 Ekim 2009 09:43

 

Mezopotamya Sosyal Forumu Çerçevesinde Yapılan Panel:

Mezopotamya’da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş Alevilik

Esen Uslu – Sacayağı Dergisi

 

Mezopotamya Sosyal Forumu çerçevesinde Kızılbaş-Alevilerin sorunlarını dile getirmek ve tartışmak üzere bir panel düzenlenmişti. Panel, 29 Eylül Salı günü saat 10-12 arasında Diyarbakır’da Sümer Park’taki Belediye tesislerinin Munzur salonunda yapıldı. Toplantı panelinde Özgür Demokratik Alevi Hareketi’nden Ergin Doğru, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Merkez Yöneticilerinden Hatice Altınışık, ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Ali Kenanoğlu ile Sacayak dergisi yazarlarından Engin Urcan konuşmacı olarak katıldı. Paneli, Diyarbakır çevresindeki sayısı giderek azalan Alevi-Türkmen köylerinin dayanışma derneği olan Büyükkadı ve Şarabi Köylüleleri Kütlür ve Dayanışma Derneği’nin Başkanı Prof. Dr. İrfan Açıkgöz’ün yönetti. Toplantıya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesindan Başkan Cafer Kuluman ile şube yöneticileri ile Barış ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Demir Çelik’de izleyici olarak katıldılar.

 

 

Panelin açan İrfan Açıkgöz, bir Salı sabahı böyle erken saate yapılan toplantıya gelen katılımcılara teşekkür etti. Diyarbakır’daki Alevi Türkmen köylerinde yaşananları özetledi ve hükümetin Alevi açılımının yarattığı hayal kırıklıklarına değindikten sonra ilk sözü Engin Urcan’a verdi.

 

Engin Urcan konuşmasında Türkiye devletinin Osmanlılıktan kurtulamadığı için yerinden demokratik meclisler eliyle yönetim yerine, seçilmiş meclislere önemli konularda yetki tanımayan merkezi devlet bürokrasisi eliyle işleri yürütmek olduğunu belirti. Ayrıca Türkiye devletinin de Osmanlının yıkılışının nedeni olarak gördüğü sorunları gidermek üzere “tek ülke, tek devlet, tek millet, tek din, tek mezhep” dayatmacılığını devletin temel siyaseti yaptığını vurguladı.

 

Alevilik-Bektaşilik-Kızılbaşlık konusunda söz söylemek için tarihi doğru anlamak gerektiğine değindi. Bu inanç sisteminin, İslamın Anadolu’ya İran üzerinden gelişinin özgüllüklerinden ve yıkılmakta olan Bizans ve Selçuk devletlerinin altında yaşayan halkın muhalif inanç sisteminin özgüllüklerinden etkilenmesine değindi. Alevi inanç ve yaşamında cem töreninin tuttuğu yeri ve bu inanç ve yaşam biçiminin günümüzde istenilen laik-demokratik yaşam biçimine yapabileceği katkılara değindi.

 

Onun ardından söz alan Ergin Doğru, bu toplantının Mezopotamya’da Amed’de yapılmasının, kültürler arası önyargıların giderilmesi, tüm kültürlerin ve kimliklerin iç içe yaşaması, birbirini tanıması ve sorunlarını anlaması açısından önemini vurguladı. Osmanlıdan beri Kızılbaş Alevilere yapılan asimilasyon ve katliamların bir özetini sunduktan sonra hala direnen Kızılbaş Dersim’in tuttuğu özgül yeri vurguladı.

 

Kızılbaş inancının İslamla bağdaşmayan yanlarını vurgulayan Ergin can,  Cumhuriyet’in kuruluşu ile Tekke ve Zaviyeleri kapatan yasaların Alevi-Bektaşi toplumunu kolsuz-kanatsız bıraktığına değindi. Ardından gelen Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas ve Gazi katliamlarını örnekleyerek 12 Eylül sonrasında Kürt özgürlük hareketinin yükselen mücadelesinin tüm ezilen kimliklere bir kurtuluş yolu gösterdiğini vurguladı. Laik-demokratik cumhuriyet için büyük toplumsal muhalefet hareketlerinin ortak çıkarları temelinde birlikte aynı yöne vurması gerektiğine değindi.

 

Sorunun Dersim’de yapılması planlanan barajlara ilişkisini ortaya koyduğu gibi Türkiye sınırları ötesindeki boyutlarına, Suriye, Irak ve İran’da Kızılbaş-Alevi toplumlara örneğin İran’ta Ehl-i Hak topluluklarına yapılan baskılara değindi. Asimilasyona karşı özgürlük ve demokrasi için ortak mücadeleyi yükseltmeye çağrı yaparak konuşmasını tamamladı.

 

Toplantı başkanı bir ara sunum yaptı. Mezopotamya’da Süryanı, Yezidi, Türkmen Alevi, Kürt Kızılbaşların üzerlerine bindirilen toplumsal basınç altında erimekte olduklarına ve bu mozaiğin kaybının geri döndürülemez önemli bir kayıp olacağını vurguladı. Özünde kaybolan her kültürün hepimizden bir şeyler alıp gittiğini belirtti. Sözü Hatice Altınışık’a verdi.

 

Hatice can, Aleviler açısından bu toplantının aslında bir cem olduğunu vurgulayarak başladığı konuşmasında ABF’yi tanıttı. Günümüzde “devlet Aleviliği” yaratarak sürdürülmek istenen asimilasyon politikasına değindi. Osmanlıda Alevi katliamları ile Alevilerin öldürüldüğünü, günümüzde Aleviliğin katledilmek istendiğini belirtti. Bu toplumun içinden çıkan gönüllülerin bu asimilasyon ve Sünnileşme sürecine yardımcı olmasının tahrip edici etkilerine değindi.

 

Köy Kanunu’nun bile cami olmayan yeri köy saymadığına değinerek, tüm yasal mekanizmaların Alevi köylerinde cami yapımını dayattığını, bu dayatmaların 12 Eylül faşist rejimi ile birlikte daha da ağırlaştığını belirtti. Aynı süreçte “Türk-İslam Sentezi” diye adlandırılan milliyetçiliğin Alevilik üzerindeki etkisini vurguladı.

 

Hatice can zorunlu din derslerinin öğrenciler üzerindeki etkisin kendi yaşamından verdiği örneklerle açıkladı, buna karşı yürütülen kampanyanın derslerine değindi. Alevilik inancında kadına verilen önemin, Anadolu’daki kadim kadın tanrıca kültü ile bağlantısına değindi, ancak bugün yaşanan gerilemeyi görmezden gelemeyeceğimizi vurguladı. Modern demokratik örgütlerimizde bile bir avuç kadın yönetici olmasını sorgulamak gerektiğini belirtti. Kızılbaş kadın çerağ yakmazsa bu yol yürümez diyerek sözlerini tamamladı.

 

Ardından söz alan Ali Kenanoğlu, Kızılbaş deyiminin kökünde Safavi Şah İsmail yanlılarının olmasına değinerek başladığı konuşmasında dedelik kurumu hakkında bilgi verdi. Aleviliğin kaynakları üzerinde öne sürülen dört farklı görüşten Anadolu Aleviliğinin Türkler gelmeden binlerce yıldır bu topraklarda yaşadığını belirten görüşün kendisine daha doğru geldiğini belirtti.

 

Alevilik inancının eklektik ve senkretik (bağdaştırmacı) yönlerinin onun güçlü yanı olduğunu; gereken yenilikleri aldığını, uygulanamaz hale gelen uygulamaları bir değer olarak tutmasına karşın gündeminden kaldırdığını belirtti. Buna örnek olarak modern çağda musahipliğin durumunu gösterdi. Ama bunun Aleviliğin bir “çorba” olduğu anlamına gelmediğini de vurguladı.

 

Aleviliğin içinde kendisini “İslamın özü” olarak görenler olduğu gibi İslamın hiçbir uygulamasını takip etmeyen ve kendini İslam görmeyen kesimlerin de olduğunu belirtti. Alevilikte “dine davet, misyonerlik” gibi uygulamaların olmadığını, Yol’a girmek için ikrar vermeden Alevi olunamayacağını, buna hazırlığı olan herkesin Alevi olabileceğini vurguladı.

 

Devletin engellemeleri kadar desteği ile de Aleviliği iğdiş etmekte olduğuna değinen Ali can, toplum olarak dik durmak zorunda olduğumuzu belirtti. İnanç öğeleri içinde İslamiyetin Ali’si ile Aleviliğin Ali’si arasındaki farkları saydı. Aleviler arasında Kuran’ın değiştirilmiş olduğu inancına değindi, Kâbe ve Kıble inancı olmayışını, saf tutmak yerine cemal cemale halka şeklinde ibadetin anlamını açıkladı.

 

Alevi-Bektaşi demokratik hareketinin Kürt özgürlük hareketine olumlu baktığını ve desteklediğini, ancak Alevi toplumu arasında “72 millete bir bakacaksın” inancına karşın günümüzde Kürtlere bir antipatinin yayılmakta olmasına değindi. Bu kaygılarda Kürt özgürlük hareketinin bugün bize nasıl baktığının değil, Orta Doğu’da Filistin’de görüldüğü gibi farklı kültürler yoldaşlık ederken gelişme içinde İslami kesimlerle, Şeriatçılarla ittifakın öne çıkmasıyla bu yoldaşlığın bozulmasının etkileri olduğuna değindi. Kürt özgürlük hareketinin de Şeriatçılarla işbirliğine girme olasılığının Aleviler arasında endişeyle izlendiğine değindi. Aleviler bunun yandaşı ve yoldaşı olamaz diyerek konuşmasını tamamladı.

 

Toplantı başkanı sözü soruları ve katkıları için katılımcılara verdi. Çok sayıda can söz aldı ve çok güzel konuşmalar yaparak can alıcı sorunları gündeme getirdiler. Bu katkılar arasında Dersim’e yapılan barajlar sorununun kapsamı dile geldi. Onlarca ziyaretin sular altında kalacağı belirtildi. Dedelik kurumunun soydan gelme-ehil olma özellikleri konuşuldu. Geçtiğimiz dönemde emekli paşaların çağrısıyla yapılan “Cumhuriyet mitinglerine” Alevi-Bektaşilerin katılımı sorgulandı, “Aleviler kendi tecavüzcülerinin peşinden niye gidiyor” sorusu soruldu. Kürtler ve Aleviler birbirlerinin sorunlarına empati ile nasıl yaklaşabilir sorusun irdelendi. Kızılbaş Alevilik ile Anadolu Aleviliği arasında fark olup olmadığı sorgulandı. Alevilik geleneğinde olmayan, ama günümüzde kurulan cemevlerinin Aleviliğin “uslanması” için kullanılmakta olduğuna değinildi. Alevi materyalizminin tanrı tanımazlığın sınırlarına ulaşmasının aşkın örnekleri sayılarak Sacayak temsilcisine “Alevilik İslamın neresinde?” diye soruldu. Alevi açılımı konusunda, demokratik örgütlerimizin tutumları sorgulandı.

 

 

Sorulara yanıt olarak panel konuşmacılarına kısa birer söz verildi. Ali can, bazı eksik bilgileri gidermek üzere soydan gelme-ehil olma sorununu irdeledi. Müslümanlığın içi-dışı sorununda Hamdullah Çelebi’nin 1820’lerdeki savunmasından örnekler verdi. Alevilik ilme Kemalizm-Cumhuriyetçilik-Laiklik ilişkisinde Alevi toplumunun hangi beklentilerden hareket ettiğini sergiledi. 50’lerde neden Alevi toplumunun geniş ölçüde Menderes’i desteklediğini, Menderes kendi tabanındaki gericilere, “Siz isterseniz Şeriat’ı bile getirebilirsiniz” deyince neden bu desteğin topluca geri çekildiğini anlattı.

 

Alevi açılımının ilk toplantısına kendisinin de katıldığını, hükümet soruna muhatap aradığı zaman muhatabın kendileri olduğu için bunun zorunlu bir katılım olduğunu belirtti. PSAKD Diyarbakır Cemevi için ayrılan arsanın sorunlarının bir an önce giderilerek inşaatın başlaması dileğiyle sözlerini tamamladı.

 

Hatice can, Dersim barajları ile Hasankeyf, Zeugma, Kaz Dağlarında altın arama faciası gibi kültürleri silip-süpüren uygulamaların ortak yönünü gösterdi. Malatya’da bir Alevi aşçı kadına yapılan fiziki saldırıyı örnek vererek hoşgörüsüzlüğün boyutlarını sorguladı. Devletin bugünkü yapısının değişmesi için demokrasi mücadelesinin ortaklaşa sürdürülmesi gerektiğin vurguladı.

 

Ergin can, FKÖ-HAMAs ilişkileriyle Kürt özgürlük hareketinin durumunun birbirine benzemez olduğunu vurguladı. Kürt özgürlük hareketinin hiçbir kimlikten tabiiyet istemeden tüm kimliklere özgürlüğü savunduğunu vurguladı. Önerilen demokratik konfederatif sistemin özünün hoşgörüye ve birlikte yaşama dayandığını vurguladı. Karşısındakiyle empati kurmak açısından Alevi toplumun daha geri konumda olduğuna değindikten sonra özgürlük içinde ortak yaşam için birlikte mücadelenin önemini vurguladı.

 

Engin can, “Alevilik İslam’ın içinde mi dışında mı?” sorusunun yanlış bir soru olduğunu, toplumsal bilimlerde soruyu böyle sorarak doğru yanıtı bulmanın olanaksız olduğunu belirtti. Sorunun yanıtını “hem içinde hem dışında” diye verebilmek gerekir dedi. Aleviliğin İslam medeniyeti çerçevesinde bir muhalefetin dini olarak ortaya çıktığını, bu nedenle İslamın içinde olduğunu belirtti. Merkezi devletli-tek tanrılı dini olan başka medeniyetlerde de Alevilik benzeri halk muhalefetinin “sapkın” dinleri olduğunu anlattı. Örneğin Aleviliğin ortaya çıktığı coğrafyada, kendisinden önce yaşayan Poliçyenliğin (ya da Pavlikyanlığın) Bogomilliğin Hıristiyan “sapkınlığı” olduğunu, Katharların Alevilikten sonra da Avrupa’da yaşadığını ve bu muhalefet dinlerinin de Aleviler gibi baskı gördüğünü katledildiğini belirtti. ABF’nin Kürt özgürlük hareketinin demokratik cumhuriyet talebine daha fazla sahip çıkmasını; DTP ve bir bütün olarak Kürt özgürlük hareketinin de laiklik konusunda Alevi istemlerine sahip çıktığını daha iyi duyurması gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı.

 

Toplantı başkanın kısa kapanış konuşmasıyla bitti. Toplantı sonrasında sohbet ve muhabbet önce toplantı salonunda sonra davet edildiğimiz PSAKD şubesinde sürdü.

 

Bir bütün olarak toplantının son derece yararlı olduğu görüldü. Mezopotamya Sosyal Forumu’nun olanaklarını zorlayarak bu toplantıyı düzenlemekte gösterdiği ileri görüşlülüğün hakkını vermek lazım. Diyarbakır’da bu çapta ve bu katılımda bir Kızılbaş Alevi toplantısının başarıyla yapılması önümüzdeki dönemdeki ortak çalışmalar açısından son derece umut verici oldu.  Önümüzdeki Haziran ayında İstanbul’da yapılacak Avrupa Sosyal Forumu çerçevesinde de benzer bir toplantı yapılması ortak bir görüş olarak çıktı.

 

Çarşamba, 07 Ekim 2009 07:40

 

 Kürt Açılımı”gündemden düşmeye başlarken, Alevi çalıştaylarının devam etmesi, Alevilerin mitinge hazırlanması ve Muharrem Orucu nedeniyle önümüzdeki günlerde Alevi Açılımının daha da ön plana çıkacağı belirtiliyor.

YÖN Radyo’da yayınlanan İnsan ve Toplum, bir dizi programla Alevi Çalıştayları sürecini tartışmaya açtı.

Önümüzdeki haftalarda da devam edecek olan programlar dizinin ilk konukları ABF Başkanı Yardımcısı Ali Kenanoğlu, Alevi Ozanı Dertli Divani ile Hasan Akkiraz’dı..

Programda Attila Taş’ın sorularını yanıtlayan ABF Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, çalıştaylarda Alevilerin darbeci olmakla suçlanarak “Çalıştaylar Alevilere hakaret çalıştaylarına dönüştü, şeklinde konuştu.

Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz, başlığıyla yapılan toplantılara da değinen Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu bir parti kurmuyor. Bu çok net. “Türkiye’de ciddi bir muhalefete ihtiyaç var. Bunu tartışmaya açtık.Gelinen noktada bu toplantıların sonucunda Alevi Bektaşi Federasyonu tabandan bir işaret alırsa, bu işin dışında kalmak koşuluyla, diğer muhalif kesimlerle iktidar olacak bir muhalif hareket başlatabilir.

Programda dile getirilen diğer görüşler ise şöyle:

 

 

Dertli Divani: Bu çalıştaylar sipariş üzerine devreye sokulmuştur. Siparisi Avrupa’dan da, ABD’den de herkes biliyor. Türkiye’ye dışardan müdahale yok mu..? Nasıl kendimize benzer bir Alevilik yaratırız diye yapılıyor. Samimi değiller. Sivas’ta insanları cayır cayır ateşe verenlerin avukatları bunların ağabeyleriydi. Önce bir özür dilemeleri gerekir. Biz barıştan dostluktan yana olduğumuzu tarih boyunca gösterdik. Bugün de aynı yöndeyiz. Bizim isteklerimiz çok net. Önce ne kadarını yapabileceklerini söylesinler.

Hasan Akkiraz: Çalıştayda benim karşımda kimin olacağı önemli değil. Bize hangi platform sunulursa onu kullanıyoruz. Bazı kuruluşlar sanatçıları küçümsüyorlar, sadece türkü söylesinler diye. Çalıştayda Alevilerin geçmişi unutması istendi. Mazlum Der’in bu talebine karşı Sabahat Akkiraz Solingen faciasını örnek verdi. Alevi toplumu talebini seslendirmeye devam edecek. Ama sunni kardeşlerimizin de bu talepleri karşılaması lazım. Aleviler bizimle eşittir demesi lazım. Kütüphanelerde çevrilmemiş 5 bin tane Alevi kitabı var. Bunların bir an önce çevrilip alevi toplumuna kazandırılması gerekiyor.

Kaynak : yonradyo.com.tr

 

Domaç Alevileri kızdırdı

Pazar, 11 Ekim 2009 10:01

 

Domaç Alevileri kızdırdı

AK Parti İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç tarafından Tokat Almus’ da bulunan Aleviliğin önemli merkezlerinden Hubyar Sultan Dergâhı’nın Müze yaptırılması amacıyla Kültür Bakanlığı’na yapılan başvuru bakanlıkça reddedildi.

Konudan Bakanlığın ret cevabını verdiği evrakı görünce haberi olan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ise Domaç’ a tepki gösterdi.

‘Merakı Anlaşılamaz’

Dernek Başkanı Ali KENANOĞLU, ‘’Biz Mehmet Domaç’ ın Alevi ve Hubyar Sultan Dergâhı merakını anlayabilmiş değiliz. Biz Hace Bektaş, Şahkulu, Karacaahmet gibi Alevi Dergâhlarının Alevilere verilmesi mücadelesini verirken bir taraftan da Hubyar Sultan Dergâhı’ nın müzeye dönüştürülerek, Kültür Bakanlığı’nın kontrolüne girmesini istemiyoruz’’ dedi.

‘Ben Başvurmadım’

Domaç, ise başvuruyu yapanın kendisi olmadığını belirterek, ‘’iki vatandaş benim vasıtamla Kültür Bakanı’ndan bu iş için randevu istedi. Ben de randevu için Kültür Bakanlığı’na başvuruda bulundum. Benim ilgim bundan ibaret’’ dedi.

 

Habertürk Gazetesi – Ali Kemal ERDEM/AHT

 

Kenanoğlu açıklama yaptı ;

Bu haberde söylenenler üzerine HubyarNET sitesine konuşan Ali KENANOĞLU, ‘’Biz başvurunun yapıldığı tarihten hemen sonra konudan haberdar olduk. Haberdar olur olmaz ise Hubyar Köyü Tüzel kişiliği adına Muhtarımız Emir YILDIRIM, Hubyar Vakfı adına II. Başkan Halil PATLAK, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği adına da Ali KENANOGLU olarak itirazda bulunduk. Bizim ret cevabını aldıktan sonra yeni öğrendiğimiz AKP Milletvekili Mehmet Domaç’ın da başvuru yapan kişilerden olduğu bilgisidir. Sayın Domaç başvuruyu ben yapmadım diyor. Bize gelen belgede ise Mehmet Domaç’ ın 22.08.2009 tarihli başvurusu diye yazıyor. Ayrıca Sayın Domaç, bana gelen iki vatandaşa yardımcı olmak maksadıyla bu iş için Kültür Bakanı’ndan randevu istedim diyor. Sayın Domaç’ ın danışmanı ile yaptığımız görüşmede bu iki vatandaşın Hıdır TEMEL ve Aslan TEMEL kardeşler olduğunu öğrendik. Şimdi Sayın Domaç’ a soruyoruz, siz kapınıza gelen herkese bu duyarlılıkta yardımcı oluyor musunuz? Alevilerin en önemli İnanç Merkezinin müzeye çevrilmesi talebini Hükümetin Sorumlu bir Milletvekili olarak neden hiç araştırmadan doğrudan Kültür Bakanlığına ilettiniz ve/veya bu konuda gereken yardımı esirgemediniz. Sizin bu TEMEL ailesiyle ilişkiniz nedir? ‘’ diye sordu.

Ayrıca, bütün bu soruların yanıtının çelişkiler yumağı olduğunu söyleyen KENANOGLU, Açılım yaptığını iddia eden ve Çalıştaylar düzenleyen bir Hükümet mensubu parti vekilinin bu şekildeki davranışının iyi niyetten uzak olduğunu söyledi.

hubyarNET – Haber Merkezi

11 Ekim 2009

 

Temel sloganımız, eşit yurttaşlık hakkı

Pazartesi, 12 Ekim 2009 06:52

 

Geçtiğimiz yıl 9 Kasım’da Ankara Sıhhıye Meydanı’nda yüz binin üzerinde bir kitleyle ‘Alevi mitingi’ gerçekleştiren Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), aynı mitingin bir benzerini bu sene 8 Kasım’da Kadıköy’de gerçekleştirecek.
Mitingi planlayan beyin takımının içinde olan ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, mitingle ve halihazırda devam etmekte olan Alevi Çalıştayı ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Birçok kişi ve kurumun ortalık bulandırıcı sözlerle kirletmeye çalıştığı 8 Kasım Mitingi, Alevi Çalıştayı’nın perde arkası ve daha birçok şey Renkhaber‘in bu röportajında temize çıkıyor. Söz Ali Kenanoğlu’nda…8 Kasım mitingine ne zaman, niçin karar verdiniz?

Bu mitingi 1. Alevi Çalıştayı sonrasında beklediğimiz gelişmelerin yaşanmaması sonrasında dillendirmeye başladık; ama kararı 16 Eylül 2009’da aldık.

Nasıl hazırlanmaktasınız mitinge?

İstanbul’ da bulunan tüm Alevi Kurumlarını ve/veya bağlı bulundukları Federasyonları daha işin başında ziyaret ettik. ABF’ye bağlı olsun olmasın tüm kurumların bu mitingde yer almasını ve Alevi toplumunun gücünün hükümete duyurulmasını istedik. Bu amaçla bu ziyaretlerimizi yaptık. Olumlu cevaplar aldık. Bu doğrultuda her derneğimizde, vakfımızda, cemevimizde miting hazırlık çalışmalarını yürüteceğiz. Yöre derneklerini bu çalışmaya katacağız. Basın ve medya ayağı oluşturup, her Alevi bireyi ve Demokratik Sünni kamuoyunun önce bu mitingden haberdar olmasını ve sonra da bu mitinge destek olmasını sağlayacağız. Öncelikle bu mitingi duymayan, bilmeyen bir Alevi kalmayacak. Sonra da bunları sürece dâhil edeceğiz.

Hangi kitle örgütleri ile ilişki içindesiniz mitinge yönelik?

Tabii ki öncelikle Alevi Kurumları, arkasından da Demokratik Sivil Toplum Kuruluşları.

Temel sloganınız ne olacak?

Eşit yurttaşlık hakkı…

Kaç kişi hedefliyorsunuz?

1 milyon kişi telaffuzumuz oldu. Şimdi bunun altını dillendirmek olmaz.

Geçen yıl 9 Kasım’da Ankara’da yüz binin üzerinde insanın katıldığı mitingden sonra hükümet konuyla ilgili çeşitli girişimler başlattı. Bu miting ne getirebilir peki bu sene?

9 Kasım mitingi kamuoyunda çok büyük bir etki yarattı. Alevilerin kendine güveni geldi. Basın ve kamuoyu Alevileri, ABF’yi ve taleplerimizi önemsedi. Taleplerimiz 1 haftadan fazla süreyle tüm basın kuruluşlarında yer aldı. Hemen tüm köşe yazarları konuya değindi. Yani gündem oluşturduk. Arkasından siyasi partiler, TBMM ve hükümet gördü. Çalıştaylar bu miting sonrasında başladı.
Bu mitingle biz esas olarak 9 Kasım sonrasında meydana gelen olumlu havaya karşın, hiçbir şeyin değişmediğine ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı açısından durumun 9 Kasım’dan daha da geriye gittiğine dikkat çekmek ve kamuoyunu bu konuda uyarmak olacak.

Alevi Çalıştayı’na katılan isimlerdensiniz. Bugün Çalıştay’ın geldiği noktaya bakarak neler söyleyebilirsiniz?

Sayın Bakan Faruk Çelik bize “miting yapmayın” diyor. Acele etmeyin bekleyin diyor. Bekleriz, binlerce yıldır bekliyoruz. Biraz daha bekleriz ama bizim yani ABF ve diğer Alevi temsiliyetinin sürecin dışına çıkartılarak, bizimle alakası olmayan kişi, kurum ve temsilcilerle bizim hakkımızda ferman düzenlenmesine de seyirci kalamayız.
Bugün gelinen noktada 1.Alevi Çalıştayı’na katılan 35 Alevi temsilcisinin ortaklaşarak hükümete sunduğu 5 maddelik talep olan; Cemevlerinin yasallaşması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Madımak otelinin müze olması, Alevi inanç merkezlerinin Alevilere teslimi, Alevi köylerine cami yapma uygulamasına son verilmesi, Alevi köylerindeki imamların geri çekilmesi maddelerinin uygulanmasına yönelik çalışmalar başlatılmak yerine, bizimle uzaktan yakından alakası olmayan ve hatta bizi Sünnileştirme politikası içerisinde yer alan kişi ve kurumlarla görüşmeler yapılıyor. Bugün bu çalıştaylar süreci oylamaya yönelik bir boyut kazanmıştır. Bu çalıştaylar Devletin Aleviliği ve Alevileri kontrol altına alma girişimi olarak karşımızda net olarak gözükmektedir. Bu ise Aleviliğin içini boşaltmak, kendisinden uzaklaştırmak ve bitirmektir.

Ali Ersin Kelleci
Renkhaber.com –

3 Ekim 2009 17:42

 

Samimiyetsizliğin göstergesi

Pazartesi, 12 Ekim 2009 08:06

 

AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç, 22 Ağustos’ta Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne başvurarak Tokat’ta bulunan Hubyar Sultan Türbesi’nin bakanlığa bağlanmasını talep etti. Başvuru talebi Alevi örgütlerine iletildi.

AKP’li Domaç’ın  Alevi Dergahlarının (Hubyar Sultan Dergahı) Kültür Bakanlığı’na bağlanması önerisine sert tepki:

Samimiyetsizliğin göstergesi

AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç, 22 Ağustos’ta Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne başvurarak Tokat’ta bulunan Hubyar Sultan Türbesi’nin bakanlığa bağlanmasını talep etti. Başvuru talebi Alevi örgütlerine iletildi.

Alevi İnanç Önderlerinin türbelerinin yer aldığı dergahların Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanma talebine Alevi Kurumları sert tepki gösterdi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, ‘’AKP, sözde açılımlarla samimiyetsizliğini göstermiştir. Ziyaret yerlerimizin paralı hale getirilmesi kabul edilemez’’ dedi.

‘Paralı hale getirmek istiyorlar’

Domaç’ın isteğine tapki gösteren Kenanoğlu ‘’Hace Bektaş Veli Dergahı başta olmak üzere Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde bulunan ziyaret yerlerimizi müze adı altında paralı hale getrilmek isteniyor. Buna karşı tepkimizi Alevi Çalıştayı’nda gündeme getirmiştik. Şimdi ise Hubyar Sultan Dergahı’nın Kültür Bakanlığı’na tahsisi ve müzeye çevrilmesinin talep edildiğini öğrendik. Burada AKP zihniyetinin samimiyetsizliğini bir kez daha görmüş bulunuyoruz’’ dedi.

Birinci Alevi Çalıştayı’na katılan 35 Alevi temsilcisinin 5 ortak talebinden birisinin de ‘’Alevi İnanç Merkezlerinin Alevi Kurumlarına teslim edilmesi’’ olduğunu vurgulayan Kenanoğlu şöyle devam etti:

‘Bizi yok sayıyor’

Çalıştay  devam ederken AKP vekilince taleplerimizin aksine bir girişimde bulunulması taleplerimizin kabul görmeyeceğinin ve bu çalıştaylarla kamuoyunun oyalandığının göstergesidir. Hace Bektaş Dergahımıza biletle girmek istemiyoruz, Şahkulu Dergahımıza , Karacaahmet Dergahımıza kira ödemek istemiyoruz. Biz bunun mücadelesini verirken bir taraftan da Hubyar Sultan Dergahının müzeye dönüştürülerek, Kültür Bakanlığının kontrolüne girmesini istemiyoruz.

Mehmet DOMAÇ bizleri yok sayarak, bizim adımıza karar verme yetkisini ,  talepte bulunma yetkisini kendisinde nasıl görmüştür?  Bu kabul edilemez bir yaklaşımdır.’’

Kaynak : Cumhuriyet Gazetesi – Ali Açar – 12 Ekim 2009

 

Kenanoğlu ; Bu bize hakarettir

Salı, 13 Ekim 2009 07:55

 

Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’nun 4.Alevi Çalıştayı’na sunduğu önerilere Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı ve Alevi Bektaşi federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali KENANOĞLU tepki gösterdi. Radikal gazetesine konuşan Kenanoğlu, bu öneriler için; ‘’bunları bize teklif edilmesi bizim açımızdan hakarettir’’ dedi.

Konu ile ilgili Radikal Gazetesinin haberi ve Kenanoğlu’nun açıklaması şöyle

hubyarNET – Haber Merkezi

‘Alevileri imam hatipe alalım, hacca yollayalım’

Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’nun 4. Alevi Çalıştayı’nda yaptığı konuşma ve sonrasında verdiği raporda Alevi çocuklarını imam hatip liselerine çekecek projeler geliştirilmesi, Alevi dedelerinin hacca gönderilmesi önerileri yer alınca Alevilerden tepki çekti.

Gündoğdu, çalıştayda sendika olarak hazırladıkları bir rapor olduğunu söyleyerek, “Bu raporda bizim çözüm önerilemiz sıralanıyor” dedi. Alevi dedelerinin haca gönderilmesi gerektiğini söyleyen Gündoğdu, bunu da dedelerin ve kanaat önderlerinin ‘yurtdışı hizmetlerine’ bağladı. Konuyla ilgili Radikal’in sorularını yanıtlayan Gündoğdu, önerisini doğrulayarak, “Çünkü Alevi dedeleri ile kanaat önderlerinin hac ziyaretleri için kolaylıklar sağlanmalı” dedi.

 

Memur Sen’in internet sitesine konulan ve çalıştaya katılanlara dağıtılan raporda şunlar savunuldu:

* Dedelerin yurtdışı hizmetleri ve hac-umre ziyaretleri için kolaylıklar sağlanmalı, mevcut durumda Alevi köylerinde aktif olan camilere gönderilen imamların, liyakatli ve iletişimi düzgün olmalarına özen gösterilmelidir.

* İHL’lere Alevi kesimin çocuklarını da çekebilecek projeler geliştirilmeli. (Cemevleri ve Alevi kanaat önderleri ziyaret edilebilir. Alevi köyleri ile irtibat geliştirilip öğrenci istenebilir…)

ABF Genel Başkan Yardımcısı Kenanoğlu, bu önerilere şu tepkiyi verdi: “Bugüne kadar Alevilerin Sünnileştirilmesi konusundaki çeşitli projeleri duyuyorduk. Şimdi bu Alevi çalıştayları sayesinde A-levilerin nasıl asimile edileceği, sünnileştirileceği yönündeki ortaya koyan önerileri ve projeleri de öğrenmiş oluyoruz. Bu öneriler Alevilerin inancına, öğretisine aykırıdır. Benim kabem insandır’, ‘Her ne ararsan kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da da değildir’ diyen Alevi pirlerinin yolunda böyle bir şey yoktur. Böyle inanan bir toplumun temsilcilerini hacca götürmeyi teklif etmek bizim açımızdan hakarettir.”

BEHZAT MİSER / RADİKAL – 12.10.2009

 

CHP’li Onur Öymen’e Dersim Tepkisi

Perşembe, 12 Kasım 2009 08:49

 

“Kurtuluş Savaşı’nda, Dersim isyanında ‘analar ağlamasın’ denildi mi” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen’i, Kemal Kılıçdaroğlu alkışlarken Tunceliler, “CHP insanlık suçu işliyor” dedi 

 

Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Dersim Katliamında Analar ağlayamamıştır. Çünkü orada anaların ağlamasına bile fırsat verilmemiştir. Bu insanlık ayıbını ve suçunu işleyen Onur Öymen’i kınıyoruz ve kendisini insani değerleri öğrenmeye davet ediyoruz. “

Hepimiz Dersimliyiz…

Onur Öymen’i kınıyoruz.

10 Kasım 2009 Tarihinde yapılan TBMM Genel Kurulunda ’demokratik açılım’a karşı görüşlerini açıklayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen  Dersim katliamını örnek göstererek  “O zaman kimse anaların gözyaşından bahsetmiyordu” , Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok.’’   Şeklinde bir konuşma yapmıştır.

1938’de Dersim’de Kızılbaş Alevi toplumuna karşı bir katliam gerçekleştirilmiştir. Dersim Katliamında Analar ağlayamamıştır. Çünkü orada anaların ağlamasına bile fırsat verilmemiştir. Katliamlar yapılmış ve arkasından Analar topraklarından sürülmüştür. Çocuklar Analarından koparılmış ve asimile edilmek üzere Türk-Sünni ailelere verilmiştir.

1938’de Dersim’de yaşanan vahşeti, katliamı teröre karşı bir çözüm modeli olarak önermek insanlık ayıbı ve suçudur. Onur Öymen, bir katliamı model olarak sunmaktadır. Biz öğretimiz gereği her türlü şiddetin karşısında yer aldık. Ama bize yönelik yapılan bu şiddetten ve katliamdan özür dilenmesi gerekirken Sosyal Demokrat bir partinin Genel Başkan Yardımcısı, çözüm modeli olarak sunmaktadır.

Bu insanlık ayıbını ve suçunu işleyen Onur Öymen’i kınıyoruz ve kendisini İnsani Değerleri öğrenmeye davet ediyoruz.

 

Saygılarımızla

Ali KENANOĞLU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Başkan

‘CHP’li Öymen katliamı model olarak sundu’

Cuma, 13 Kasım 2009 13:12

 

İSTANBUL – CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in önceki gün ‘demokratik açılım’ın konuşulduğu TBMM’deki sözleri Alevileri kızdırdı. “Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi?” diye konuşan Öymen’e Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, şöyle tepki gösterdi: “Öymen, bir katliamı model olarak sunmaktadır. Bize yönelik bu şiddet ve katliamdan özür dilenmesi gerekirken sosyal demokrat bir partinin genel başkan yardımcısı, çözüm modeli olarak sunmaktadır. Bu insanlık ayıbını ve suçunu işleyen Öymen’i kınıyoruz ve insani değerleri öğrenmeye davet ediyoruz.”

 

Kenanoğlu : AKP Demokrat bir parti değildir

Cuma, 20 Kasım 2009 08:09

 

Kenanoğlu  TVNET de konuştu;

–          Aleviler asla AKP yi desteklemez ve oy vermezler

–          Aleviler CHP’yi de kerhen destekliyorlar

–          AKP asla Demokrasiden yana (Demokrat) bir parti değildir.

Taraf Gazetesi Yazarı Ayşe Hür ve Dersim Araştırmalarıyla tanınan Cemal Taş’ ın konuk olarak katıldığı proğramda konuşan Ali Kenanoğlu, Alevilerin başından beri hep CHP ye oy vermediğini, Ortanın Solu söylemiyle birlikte CHP ye yöneldiklerini söyledi.  12 Eylül sonrasında sol partilere oy vermeye devam eden Alevilerin, Gericileşme tehdidi karşısında  CHP yi kerhen desteklediğini ve oy verdiğini söyledi. Siyasetin normalleşmesi ile birlikte etnik ve inançsal bir yapıda olmayan SOL bir muhalif partinin oluşturulması durumunda ve CHP nin de bugünkü çizgisini koruması durumunda Alevilerin CHP de bir saniye bile kalmayacağını söyledi.

Kenanoğlu proğramda , AKP nin Alevilerin tüm haklarını verse dahi yine de Alevilerden oy alamayacağını çünkü Aleviler açısından kendi haklarının verilmesinden öte,  şeriat ve/veya dini esasa dayalı bir yönetim şeklinin gelmemesinin daha önemli olduğunu söyledi.

 

AKP nin demokratlığından bahsedilmesine itiraz eden Kenanoğlu, Bir kişinin demokratlığı onun karşıtına bakış açısıyla ölçülür dedi. Bir Türk’ün demokratlığının ölçütünün Kürt’lerin haklarına bakış açısı, bir Siyasi İslam düşüncesinde olan kişinin demokratlığının ise Alevilerin ve Kadınların haklarına bakışıyla ölçüleceğini söyledi. Buradan Bakınca AKP nin demokratlığının ölçütünün ise Alevilerin haklarına nasıl baktığıyla ölçülebileceğini söyledi.

AKP zamanında Alevilerin her zamankinden daha fazla madur olduğunu, bürokrasideki Alevilerin tavsiye edildiğini, atamalarda Alevilere her zamankinden daha fazla ayrımcılık yapılarak dışlandığını söyledi. AKP zamanında Alevi Köylerine Cami yapma politikasının tekrar uygulanmaya başlandığı, Alevilerce kazanılan mahkeme kararlarının bile uygulanmadığını (Zorunlu din dersleri) söyledi. AKP’nin demokratlığının kendisine olduğunu ve sahte bir demokratlık olduğunu söyledi.

hubyarNET – Haber Merkezi / 18.11.2009

 

Kenanoğlu: Yahudi konferansına Hitler çağırılır mı?

Pazartesi, 14 Aralık 2009 11:20

 

 

Katliam sanığına Çalıştay daveti, Alevileri kızdırdı

ANKARA’da 17 Aralık’ta altıncısı yapılacak olan Alevi Çalıştayı’na
Kahramanmaraş Katliamı davası sanıklarından olan Ökkeş Şendiller’in de
davet edilmesiyle başlayan gerginlik restleşmeye dönüştü. Kimi Alevi ileri
gelenlerinden ve kuruluşlarından yapılan açıklamalarda, Şendiller’in davet
edilmesinin kendileri için kabul edilemez bir durumolduğu belirtildi. En büyük Alevi kuruluşlarından biri olan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, yaptığı açıklamada Şendiller’in Alevi Çalıştayı’na çağrılmasını Yahudilerle ilgili yapılan bir konferansa Hitler’in çağrılmasına benzetti.

 

HİTLER SIFATINI KABUL ETMEM

– Size Hitler benzetmesi yapıldı, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hitler – Yahudi benzetmesi kadar alçakça bir şey olamaz. Bu korkunç bir benzetme. O zaman kendileri Yahudiliği kabul ediyor. Ben Hitler sıfatını asla kabul etmem, rezilce bir benzetme, şiddetle redderim. Kendilerini Yahudilerin yerine koyuyorlarsa, benim problemim değil.

– Hitler benzetmesi için dava açacak mısınız?

Elbette açacağım. Kuru gürülye pabuç bırakmam. Perşembe günü orada olacağım. Beni görmek istemeyenler, dinlemek istemeyenler gelmesin. Ben giderim düşüncelerimi söylerim.

Ökkeş ŞENDİLLER (KENGER) Ali KENANOĞLU’ na dava açıyor

Pazartesi, 14 Aralık 2009 11:46

 

Ökkeş ŞENDİLLER (KENGER) Ali KENANOĞLU’ na dava açıyor

 

Maraş Katliamı 1 Numaralı sanığı Ökkeş Şendiller (Kenger),  Alevi Çaıştayına davet edilmesini, Yahudi konferansına Hitler’in davet edimesine benzeten Ali KENANOĞLU hakkında dava açacağını söyledi.

 

İşte Ökkeş Şendiller’in bu konu ile ilgili Akşam Gazetesine söyledikleri

 

HİTLER SIFATINI KABUL ETMEM

– Size Hitler benzetmesi yapıldı, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hitler – Yahudi benzetmesi kadar alçakça bir şey olamaz. Bu korkunç bir benzetme. O zaman kendileri Yahudiliği kabul ediyor. Ben Hitler sıfatını asla kabul etmem, rezilce bir benzetme, şiddetle redderim. Kendilerini Yahudilerin yerine koyuyorlarsa, benim problemim değil.

– Hitler benzetmesi için dava açacak mısınız?

Elbette açacağım. Kuru gürülye pabuç bırakmam. Perşembe günü orada olacağım. Beni görmek istemeyenler, dinlemek istemeyenler gelmesin. Ben giderim düşüncelerimi söylerim.

 

Kenanoğlu 6.Alevi Çalıştayını Habertürk Tv de değerlendirdi

Perşembe, 17 Aralık 2009 09:10

 

Cemevlerinin ibadethane olduğu tartışılamaz, referanduma konu olamaz, müzakere edilemez.

6.Alevi Çalış tayını Habertürk Tv. De değerlendiren Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı KENANOGLU, şunları söyledi:

‘’ Bu çalıştaya Ökkeş Şandillerin katılıp katılmaması bizim açımızdan önemli değildir. Önemli olan Davet edilmiş olmasıdır. Sayın Bakan ve bu çalıştayı düzenleyenler Maraş katliamının 1 numaralı sanığını Alevilerinin sorunlarının çözümünün konuşulduğu bir çalıştaya davet ettiklerinden dolayı özür dilememiş, hatta ettiklerini kabul etmemişlerdir. Şendiller kendisi katılıp katılmama hakkını kullanmıştır. Ayrıca bu çalıştayların Alevilerin ve demokratik kamuoyunun nezdinde meşruluğu kalmamıştır. Bu çalıştaylar Devletin Aleviliği kontrol altına almasını amaçlamaktadır. Bu yollada Aleviliğin Özgür ve Özgün yapısının yok edilmesi, sisteme uydurularak Sünnileştirilmesi veya bir alt tarikat yapısı haline dönüştürülmesi hedeflenmektedir.  Bu çalıştaylara karşı hiçbir olumlu beklentimiz kalmamıştır.

 

Sayın Başbakan İsviçre’ de yaşanan minare referandumu karşısında ‘İnançlar referandum konusu olamaz, müzakere edilemez’ demiştir. Ama kendi ülkesinde durum daha da vahimdir.  Bu çalıştaylarda ortaya sandık konmasa da çeşitli kesimlerle bir referandum yapılmaktadır. Alevilik inancı müzakere edilmektedir. Cemevlerinin ibadethane olduğu tartışılamaz, referanduma konu olamaz, müzakere edilemez. Başbakanı tutarlı olmaya ve kendisinin inancı dışındaki inançlara karşı da saygılı olmaya davet ediyorum.

Kaynak : hubyarNET – 17 Aralık 2009 10:40

 

Şeyh Bedrettin Mezarı Başında anıldı

Pazartesi, 21 Aralık 2009 08:08

 

Alevi, Bektaşi, Bedreddini inancı ve felsefesinin önderlerinden Şeyh Bedreddin, idamının 589. yıl dönümünde mezarı başında anıldı.

Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından düzenlenen anma töreninde, Şeyh Bedreddin’in Sultan II. Mahmut Türbesi haziresinde bulunan kabrine karanfil bırakılarak saygı duruşunda bulunuldu.

Burada konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, Şeyh Bedreddin’in mezarının İstanbul’dan Hacıbektaş ilçesine taşınması için Kültür Bakanlığı’na dilekçe verildiğini, ancak federasyon olarak Bedreddinliler grubunun görüşü alınmadan böyle bir dilekçe verilmesini doğru bulmadıklarını söyledi.

Şeyh Bedreddin’in mevcut mezarının çok sıradan olduğunu, burada bir anıt mezar yapılması için proje hazırlandığını belirten Kenanoğlu, ancak maddi sorunlar nedeniyle projeyi Anıtlar Kurulu’na sunamadıklarını kaydetti Kenanoğlu, Şeyh Bedreddin’e düşünsel ve inançsal olarak sahip çıkmak için anma törenlerini her yıl yaparak geleneksel hale getireceklerini söyledi.

Milliyet.com.tr 20.12.2009 15:26:00

 

Bu adamı temiz kudretinden yoksun edin

Cuma, 25 Aralık 2009 07:53

 

Bu adamı temiz kudretinden yoksun edin

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU, İsmet Özel’ in Önceki gece Habertürk TV de Alevilere yönelik olarak yaptığı hakaret içeren sözlerini SU Tv de katıldığı Muharrem proğramında değerlendirdi.

Kenanoğlu şunları söyledi :  ‘’Son zamanlarda Alevilere yönelik hakaretlerde ciddi bir artış var. Amaçlarının Alevileri sokağa dökmek olduğu yönünde kuşkular oluşmaya başladı. Muharrem orucu esnasında bu derece ağır hakaretler edilmesinin başka türlü bir anlamı olamaz. O nedenle halkımızı bu tür tahriklere karşı dikkatli olmaya davet ediyoruz. İsmet Özel iyi bir şairmiş, iyi bir şair olmak, her konuyu bilmek ve mantıklı hareket etmek anlamına gelmez.  Bu adam normal değil. Bu nedenle ben bu şahsa bir şey söylemeyeceğim, ben buradan ailesine sesleniyorum; Bu adamı (İsmat Özel) biran evvel bir doktora götürüp tedavi ettirin ve bu kişinin kendi başına hareket etme yetisini elinden alın yani hukuki terimle, temiz kudretinden yoksun edin, aksi takdirde bu adam sizin başınızı belaya sokacaktır. ‘’

hubyarNET – Haber Merkezi

25 Aralık Perşembe

 

Van Gogh da kulağını kesmişti

Pazartesi, 28 Aralık 2009 07:13

 

 

“Topçu Baba Kültür Merkezi’nin temeli yoğun katılımla atıldı’’

Pazartesi, 11 Ocak 2010 10:08

 

Kırklareli merkez ilçe Cumhuriyet Mahallesi 200 Konutlar Lokali’nde 09 Ocak 2010 Cumartesi günü saat 12.00’de Topçu Babayı Anma Kültür ve Sanat Derneği tarafından bir program düzenlendi.

 

Topçu Baba Kültür Merkezinin temel atma töreni öncesinde düzenlenen törende günün anlam ve önemi belirten konuşmalar yapıldı. Topçu Babayı Anma Kültür ve Sanat Derneğinin yöneticilerinin tam kadro çalışma yaparak düzenlediği tören Trakya Alevi ve Bektaşilerini Kırklareliye topladı. Yoğun bir katılımın görüldüğü törene birçok CHPli siyasetçi de gelerek konuşmaları ve temel atma törenini izledi.

Alevi ve Bektaşi Federasyonundan Başkan yardımcısı olarak törene katılan Ali Kenanoğlu da güne damgasını vuran bir konuşma gerçekleştirdi.

 

Kaynak : Trakya Yeşilyurt Gazetesi

 

AK Parti Kırklareli Vekili Ahmet Gökhan Sarıçamında protokolde yer aldığı törende; Kırklareli Belediye Başkanı Cavit Çağlayan, Kırklareli eski Vekili Mehmet S. Kesimoğlu, CHP İl Başkanı İhsan Kazan, Eski CHP Merkez İlçe Başkanı, Vecdi Gündoğdu, , CHP İl Başkan Adayı  M. Yusuf Pişkinoğlu, İl Genel Meclis Başkanı Tuna Soykan, İl Genel Meclisi Üyesi Hasan Dağ, Birçok siyasetçi ve Trakyanın çeşitli yerlerinden yoğun bir katılım gözlendi. İl Genel Meclisi Üyesi Hasan Dağın törendeki çabaları, misafirperverliği ve katkıları da gözlerden kaçmadı.

Topçu Babayı Anma Kültür ve Sanat Derneği yöneticilerinin organize ettiği törende Hasan Baba bir konuşma yaptı. Hasan Baba konuşmasında Hacı Bektaş Velinin Eline, beline, diline sahip ol düsturunun yanı sıra Alevi Bektaşiliğin sonsuz hoşgörüsüne vurgu yaptı.
Törende bir konuşma yapan, Kırklareli Belediye Başkanı Cavit Çağlayan, Alevilerin, Dürüstlüğüyle, çalışkanlıklarıyla ve hoşgörüleriyle tanındığını anlatarak: Temeli atılacak Topçu Baba Kültür Merkezi, Topçu Babayı Anma Kültür ve Sanat Derneğinin çabalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu Kültür Merkezi bittiğinde, bir Cemevi ile bazı kültürel etkinliklerin yapılacağı bölümlerden oluşacaktır dedi.

Temeli atılan Topçu Baba Kültür Merkezine Kırklareli Belediyesi olarak katkı sağladıklarını anlatan Başkan Çağlayan, Topçu Baba Kültür Merkezinin bir an önce bitmesi için Kırklareli halkının maddi katkılarını esirgemeyeceğinden emin olunması gerektiğini sözlerine ekledi.

Daha sonra söz alan Alevi ve Bektaşi Dernekleri federasyonu 2. Başkanı Ali Kenanoğlu coşkulu ve anlamlı konuşma gerçekleştirdi. Ali Kenanoğlu yaptığı konuşmada, Alevilerin ve Bektaşilerin İbadethane olarak adlandıramadıkları için Kültür Merkezi adı altında tanımlamak zorunda kaldıklarını anlattı.
Sonuçta Aleviler bu kültür merkezlerini ibadethane olarak biliyorlar. Havra, sinagog ve kiliseler tanınan ayrıcalık Cemevine tanınmıyor. Azınlık olsak bu imkanı bulurduk. Biz bu milletin asli unsurlarıyız dedi.
Trakyada Alevi Bektaşi topluluğunun yanı sıra Bedrettini topluluğunun da olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, Selahattin Başkanında da katıldığı birçok etkinliklerde bulunduklarını anlattı. Şeyh Bedrettinin mezarının taşınması için bir dilekçe verilmiş, ama Bedrettinlilerin haberi olmamıştır. Bu yaptığınız doğru bile olsa danışılması gerekirdi dedi.
Alevilerin ve Bektaşilerinde vergi ödediklerini fakat çeşitli engellemelere maruz kaldıklarını söyleyen Kenanoğlu, Topçu Baba Kültür Merkezinin çatısı altında birçok kültürel faaliyetin yanı sıra bir de Cemevi bulunacağını bunun yanı sıra Kültür Evinin Şeyh Bedrettin, Topçu Baba, Gül Baba, Mercan Babanın ve Hasan Babanın dergahı olarak ışık vereceğini ifade etti.
Sözlerine; Bu Cemevi ve Kültür Merkezi ile birlikte gizlenmiş ışık açığa çıkacak Trakyadan bütün Türkiyeye yayılacaktır. Diye sözlerine son veren Ali Kenanoğlu Canlar tarafından yoğun bir şekilde alkışlandı.

Törende AK Parti Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçama konuşma teklif edilmemesi organizeyi yapan derneğin hatası olarak algılandı. Protokolde yer alan AK Parti Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam kendisine törende konuşma yapmak istediğini ancak teklif edilmemesini yadırgadığını söyledi.

Birçok Alevi Çalıştayına katıldığını anlatan Sarıçam; Ben de günün anlam ve önemini belirten birkaç söz söylemek isterdim, siyaset içeren bir konuşma yapmayacaktım, ama bana söz verilmedi. diyerek serzenişte bulundu.

Temel atma töreninde dua edildikten sonra kurban kesildi. Daha sonra Topçu Babayı Anma Kültür ve Sanat Derneği tarafından konuklara Aşure ikram edildi. İkram edilen Aşure konuklar tarafından bir taraftan yenirken öte yandan katılımcılar aralarında Topçu Baba Kültür Merkezinin bir an önce bitmesi için maddi yardım yapacaklarını konuşuyorlardı.

Haziran ayında Kofçaz da Topçu Babanın mezarının olduğu ormanlık alanda kurbanlar kesilerek büyük katılımlarla Topçu Babayı Anma Şenliklerinde buluşmak üzere birbiriyle sözleşen Alevi ve Bektaşi Canlar, sarılıp kucaklaşarak tören yerinden ayrıldılar.

 

Kaynak : Trakya Yeşilyurt Gazetesi

 

Alevilerde alternatif sol parti tartışması

 

Alevilerde alternatif sol parti tartışması

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Ali Kenanoğlu, “Parti çalışmalarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Yönetim Kurulu’nun geneli ile çalışma usulünde uyuşmazlığa düştüğü” gerekçesiyle ABF Genel Başkan Yardımcılığı görevinden alındığını açıkladı

 

Kenanoğlu, yaptığı açıklamada, “Mevcut partileri demokrasi yoksunu hatta faşist bulan zihniyet, kendi yönettiği kurumda muhalif bir sesi anında susturma yöntemine başvurmuştur” dedi. Türkiye’nin kitlesel alternatif bir partiye ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu şunları kaydetti: “Bu ihtiyacın oluşturulması konusunda Alevilerin aktif rol oynaması gerektiği de bir gerçektir. Bu aktif rol ABF kurumsal kimliği üzerinden yürütülmemelidir. Bu rolü oynayacak kişiler kurumlarındaki görevlerinden ayrılarak bu çalışmayı yapmalıdır. ABF Genel Başkanı Ali Balkız’ın 30 Kasım’da Milliyet’e yapmış olduğu açıklama, kurulması düşünülen partiye ve ABF’ye zarar vermiştir. ”

 

Milliyet – 19.01.2010

ABF’ de görüş ayrılığı derinleşiyor

 

ABF’ de görüş ayrılığı derinleşiyor

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali BALKIZ’ ın yeni sol parti kuruluşunda aktif rol alması ile ABF’ de başlayan görüş ayrılığı büyüyor. Geçen Cuma günü ABF bileşeni 19 örgütün altına imza attığı basın açıklamasının ardından ABF Genel Başkan yardımcısı Ali KENANOĞLU görevinden alındı.

Kenanoğlu gazetemize yaptığı açıklamada, ABF tarafından 9 Kasım ve 8 Kasım gibi Alevilerin ortak taleplerinin dile getirildiği iki büyük miting yapıldığını anımsattı. ‘’ABF partiler üstü bir konumdadır’’ diyen Kenanoğlu şöyle devam etti. ‘’Alevi çalıştaylarının sonuca bağlanacağı bir süreçte ABF’ nin enerjisini  ve dikkatini parti çalışmalarına yönlendirmesi, bu nedenle bir ayrışmaya neden olması da Alevi kamuoyunda soru işareti olarak durmaktadır.’’

‘’Mevcut partileri demokrasi yoksunu, bu konuda yetersiz hatta faşist bulan bir zihniyetin, kendi yönettiği kurumda muhalif bir sesi anında susturma ve yetkilerini elinden alma yöntemine başvurduğu’’nu söyleyen Kenanoğlu, ‘’Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz’’ söylemiyle yola çıkanların, nasıl bir demokrasi istediklerini de görmüş oluyoruz’’ diye konuştu.

Cumhuriyet – Ali Açar/ 19.01.2010

Alevi Federasyonu’nda ‘’Parti Krizi’’ derinleşiyor

 

Alevi Federasyonu’nda ‘’Parti Krizi’’ derinleşiyor

Alevilerin en önemli kitle örgütlerinden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız’ın yeni bir sol parti kurma çalışmalarına girmesinin federasyon içinde yarattığı sıkıntı büyüyor. Federasyonu oluşturan 26 Alevi sivil toplum örgütünden 19’u geçen Cuma yazılı bir açıklama yaparak Balkız’ın siyasetle ilgilenmesi durumunda federasyon başkanlığını bırakması gerektiğini bildirmişti. Balkız ise sert bir tonda kaleme alınan açıklamaya tepki göstermiş ve bir ay içinde sonuçlanacak yeni parti kurma çalışmalarının ardından, partide görev alması durumunda federasyondaki görevini bırakacağını duyurmuştu.

HUBYAR’IN BAŞKANI

Basına da yansıyan bu karşılıklı açıklamaların ardından önceki gün beklemedik bir gelişme yaşandı. Balkız’ a tepki açıklaması yapan  19 Alevi derneğinden birisi olan Hubyar Sultan Alevi Kültür Merkezi’nin başkanı olan Ali KENANOĞLU, federasyon içindeki başkan yardımcılığı görevinden alındı. ABF Genel Yönetim Kurulu’nca 3 e karşı 9 oyla görevinden alınan Kenanoğlu, çocuğunun zorunlu din derslerinden muaf tutulması için başlattığı mücadele ile tanınmıştı.

Karara tepki gösteren Kenanoğlu, ABF’nin partiler üstü bir kimliği bulunduğunu ve Alevi hakları konusunda önemli çalışmalar yaptığını belirterek, ABF’nin güç kazandığı bir süreçte Balkız’ın parti kurma çalışmalarıyla federasyonun enerjisini yanlış yönde harcadığını öne sürdü.

Kenanoğlu, parti çalışmalarında yer alacakların federasyondan ayrılarak bu faaliyeti yürütmesi gerektiğini söyledi.

‘BASTIRMA YÖNTEMİ’

Balkız’ı eleştiren Kenanoğlu, ‘’Mevcut partileri demokrasi yoksunu, bu konuda hatta faşist bulan zihniyet, yönettiği kurumda muhalif bir sesi anında bastırma yöntemine başvurmuştur. Nasıl bir Türkiye istiyoruz diye yola çıkanların parti kurulmadan nasıl bir demokrasi istedikleri ortadadır’’ dedi.

Habertürk – Ali Kemal ERDEM –AHT/ 19.01.2010

KENANOĞLU GÖREVDEN ALINDI

 

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU’NDA SULAR DURULMUYOR.

KENANOĞLU GÖREVDEN ALINDI

ABF Genel Başkan Yardımcısı Kenanoğlu, Ufuk Uras ve ekibiyle parti kuracağını açıklayan ABF Başkanı Ali Balkız’a karşı açıklama yapınca apar topar görevinden alındı.

Alevi Bektaşi Federasyonunu (ABF) oluşturan 26 kurumdan, 19’unun ‘ABF Yönetiminin Parti Kurma’ çalışmalarına ilişkin basın açıklaması yapmış ve sürecin Aleviler açısından yanlış işletildiğini ve ABF çatısı altında çalışma yürütülmesini onaylamadıklarını açıklamıştı. Açıklamaya imza koyan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin başkanı ve ABF Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, ABF genel başkan yardımcılığı görevinden alındı.

‘İSTEDİKLERİ DEMOKRASİ BELLİ’

Kenanoğlu’na açıklamanın ertesi günü, ‘parti çalışmalarında GYK’nın geneli ile çalışma usulünde uyuşmazlığa düştüğü gerekçesiyle’ ABF Genel Başkan Yardımcılığı görevinden alındığı bildirildi. 12 kişi ile yapılan toplantıda 3 şerhe karşılık 9 oyla bu kararın alındığı bildirildi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, ‘’Mevcut partiler demokrasi yoksunu, bu konuda yetersiz hatta faşist bulan bir zihniyet, kendi yönettiği kurumda muhalif bir sesi anında susturma ve yetkilerini elinden alma yöntemine başvurmuştur. Nasıl bir Türkiye İstiyoruz söylemiyle yola çıkanların parti kurulmadan nasıl bir demokrasi istediklerini de gösterdi’’ dedi.

Ali Keanoğlu şunları söyledi :

‘’Balkız’ın 30 Kasım’ da ABF Bileşenlerinin, ABF Danışma Kurulunun ve ABF GYK sının bilgisi dışında açıklama yapmıştır. Ortak aklın ürünü olmadığı ve ABF Bileşenleri ile ABF GYK sı devre dışı bırakılarak deklare edilmesi nedeniyle sahiplenilmemiş ve de Alevi Dünyasında kurulacak alternatif sol partiye peşinen bir alerji oluşturmuştur. Alevi çalıştaylarının sonuca bağlanacağı bir süreçte ABF’ nin enerjisini ve dikkatini parti çalışmalarına yönlendirmesi bu nedenle bir ayrışmaya neden olması da alevi dünyasında soru işareti olarak durmaktadır.’’

ALEVİ DERNEKLERİ DE TEPKİLİ

Bu arada Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil de bir açıklamayla Balkız’a tepki gösterdi. Özdil, ‘’Alevilerin örgütlerine duyduğu güveni ve tanıdığı krediyi, kimsenin ‘’parti kurma’’ ve parlemontoya sıçrama tahtası görmesine ve hoyratça kullanmasına müsaade etmeyeceğiz’’ dedi.

Balkız’ın ‘’Bunlar Sarıgülcü’’ iddiasına da tepki gösteren Özdil, ‘’ABF Genel Başkanının ABF’yi oluşturan kurumların nerede ise tamamının yaptığı bir açıklamayı ve uyarıyı dikkate alacağına ve gereğini yapacağına, bu türden mesnetsiz suçlamalar ve beyanda bulunması talihsizliktir, üzücüdür’’ dedi.

 

Birgün Gazetesi – Deniz Coşkun / 19.01.2010

 

ABF’de sol parti sancısı!

Perşembe, 21 Ocak 2010 06:55

 

ABF Başkanı Ali Balkız’ı “Alevi Bektaşi Federasyonu”nun ismini kullanarak parti çalışması yürüttüğü gerekçesiyle eleştiren ABF Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu görevden alındı. Kenanoğlu görevden alınmasını eleştirilere bağlarken, Balkız ise derneklerin açıklamasına yer verdiğimiz haberi gerekçe göstererek açıklama yapmaktan kaçındı.

19 DERNEK KARŞI ÇIKTI

Yeni Sol Parti” çalışmaları içerisinde yer alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali Balkız’ın eleştiriye tahammül edemediği iddia edildi.

İddialara göre Balkız, Ali Kenanoğlu’nun başkanlığını yürüttüğü Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ile 18 derneğin yaptığı “ABF partiler üstüdür. Parti çalışmalarınızda ya ABF’nin adını kullanmayın, ya da ABF’den istifa edin” çağrısı sonrası harekete geçti.

Yine bu iddialara göre Ali Kenanoğlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinden alındı. Gerekçe olarak ise “Genel Yönetim Kurulu geneliyle uyuşmama” olarak gösterildi. Kenanoğlu’nun Yönetim Kurulu üyeliği ise sürüyor.

DEKLARASYON SONUCU…

 

Federasyonla parti isminin özdeş olmasından rahatsızlıklarını dile getirdikleri için görevden alındığını belirten Kenanoğlu, kendisini görevden almaya götüren sürecini anlattı: “Biz federasyonu oluşturan 26 kurumun 19’u Ali Balkız ya da ABF yönetiminin federasyon görevinde bulunurken parti çalışması içinde bulunmasını doğru bulmadığımızı söyledik. Görevden alınmam bu deklarasyon sonucunda gerçekleşti.”

‘DEMOKRATLIK İDDİASI BU MU?’

Kenanoğlu, görevden alınma gerekçesi olarak “Federasyon yönetimiyle görüş ayrılığı olduğu”nun ileri sürüldüğünü iddia etti. Kenanoğlu, Ali Balkız’ın partileşme çalışmaları sürdürdüğü Yeni Sol Parti hakkında ise “Mevcut partileri demokrat bulmayıp yeni parti kurmaya çalışıyorlar. Ama bunları gördükten sonra bir beklentim olamaz” diye konuştu.

DAHA ÖNCE NE OLMUŞTU?

17 Ocak günü bir açıklama yaparak, partileşme çalışmaları içinde olan ABF Başkanı Ali Balkız’ı eleştiren 19 kurum temsilcisi, bu sürecin Alevi federasyonunun partiler üstü konumuna ters düştüğünü ve “Hiçbir parti çalışması içinde bulunmadıklarını” açıklamıştı. Kenanoğlu, Ali Balkız’ın siyaset yapma hakkının olduğunu ancak bunun için federasyondaki görevlerini bırakması gerektiğini ifade etmişti.

ALi BALKIZ KONUŞMADI

ABF içinde tartışma ve eleştiriler konusunda ise Balkız, “Bu tartışmayı yürütenlerin CHP’den umudunu kesmeyenler ile yeni bir parti kuran Mustafa Sarıgül’ü çare olarak gören arkadaşlar” olduğu suçlamasında bulunmuştu. Yaşanan gelişmeler üzerine görüşlerine başvurmak istediğimiz Ali Balkız 19 kurumun açıklamasına yer vermemizi gerekçe göstererek açıklama yapmaktan kaçındı.

(İstanbul/EVRENSEL) – 20 Ocak 2010

 

AKP çalıştayı sulandırıyor

Cumartesi, 30 Ocak 2010 09:23

 

AKP çalıştayı sulandırıyor

30-01-2010 02:41

 

 

Çalıştay’a davet edilmeyenlerden bazılarının tepkileri ise şöyle:

Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay:

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Fevzi Gümüş:

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu:

 

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Çalıştaylar Alevileri kontrol altına alarak yavaş yavaş Sünnileştirme çabasıdır. Bu çalıştaylara Alevilikle alakası olmayan, hatta Alevilerin katliamında sanık olarak yargılanmış kişiler ve Alevilerin asimilasyonu için uğraş veren kişiler çağrılmıştır. AKP samimiyetle bu sorunu çözmek istiyorsa, 3-4 Haziran tarihinde 35 Alevi temsilcisinin sunduğu ortak önerileri yerine getirmelidir. 1. Alevi Çalıştayı’nda sorunun tespiti ve çözümüne yönelik önerilerini sunduk ancak hükümetin bir adım atmadı. Bu çalıştaya 35 Alevi temsilcisiyle birlikte katıldık.

Kenanoğlu, AİHM kararını Kanal D ana habere değerlendirdi

 

Nüfus Cüzdanlarındaki Din hanesi ile ilgili AİHM kararını Kanal D Ana habere değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU şunları söyledi:

Bu kararı memnuniyetle karşıladık.

Anayasa’mızın 24. maddesinde der ki “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.”

Anayasamız bu kadar açık bir şekilde bunu belirtmişken, Nüfus cüzdanlarında Dini Hanesinin olması Anayasaya’ da aykırıdır.

Bu saçma uygulama nihayet bir Alevi yurttaşımız tarafından dava edilmiş ve yurttaşımız Sinan Işık haklı bulunmuştur.

Hükümet Avrupa insan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamalıdır. Biran evvel nüfus cüzdanlarındaki din hanesi kaldırılmalıdır.

 

Başkanımız Kenanoğlu NTV deydi

Perşembe, 04 Şubat 2010 10:05

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU, NTV de Hakkı DEVRİM ve Mirgün CABAS ın sunduğu Günün Getirdiği proğramına Süleyman ATEŞ ve Sinan IŞIK’la birlikte katıldılar.

 

Kenanoğlu konuşmasında Süleyman Ateş’ in Alevilik tarifine karşı çıkarak Alevilikle Şiiliğin bir birine karıştırılması gerektiğini söyledi.

Kimlikte Din hanesi olmasının doğru olmadığını bu nedenle kararı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.

Aleviliğin İslam içi veya dışı olmasının birşeyi değiştirmediğini, Aleviliği İslam içinde görenlerle dışında görenlerin İnanç, İbadet açısından bir farklılığı olmadığını söyledi. Her iki kesimin de İbadethanesinin Cemevi, İbadetinin cem olduğunu, her iki düşünceye sahip insanların da kendilerine ait İbadethane olarak Cemevinden başka bir ibadethaneyi kabul etmediklerini söyledi. Aleviler arasında İnanç ve İbadet açısından birlik olduğunu farklılık olduğunu söyleyenlerin kendilerince bahane ürettiklerini söyledi.

Kenanoğlu, Kendisinin açtığı zorunlu Din Dersi davasında nüfus cüzdanında yazan İslam hanesinin kendisine karşı delil olarak sunulduğunu söyledi. Din hanesi kalkmadığı takdirde ben de bu kısma Alevi yazdıracağım dedi.

hubyarNET – Haber Merkezi  / 4 Şubat 2010

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğininden Başbakana Mektup

Pazartesi, 15 Şubat 2010 08:44

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU, Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’ a bir mektup göndererek Alevi Çalıştayları ile ilgili hazırlanan Önrapor la ilgili görüşlerini ve Hubyar Sultan derneğinin önerilerini yazdı.

Yazılan Mektup Başbakanlığa ulaştırıldı. Mektubun alındığı teyit edildi ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’ e de ulaştırıldığı bilgisi verildi.

Mektupta rapora ilişkin eleştiriler ile çözüm önerileri bulunmakta, mektupta  Dederin isminin rehber olarak değiştirilmesi ve Cemevlerinin isminin Ehşibeyt evi şeklinde adlandırılmasına verilen tepkiler ve Madımakla ilgili verilen örnek dikkat çekmekte.

hubyarNET – Ozel Haber

15 Şubat 2010

 

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

 

İlgi      :  Başbakanlık tarafından Elektronik posta yolu ile gönderilen mektup(Alevi çalıştayları önraporu)

Konu  :  T.C Devlet Bakanlığı Alevi Çalıştayları Önraporu hk. Görüşlerimiz.

T.C Devlet Bakanlığı

Alevi Çalıştayları önraporuna yönelik görüşlerimiz ve önerilerimiz

Giriş

Çalıştay ; Alevi-Bektaşilerin bin yıldır bu topraklarda yaşadığı , özellikle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti dönemindeki yasalardan kaynaklı yaşadığı sorunların konuşulması açısından bir adımın atılması olumlu bulunmuştur.

Bu anlamda Hükümetin adım atması ve Alevi çalıştaylarının düzenlenmesi tarafımızdan çeşitli endişeler taşımakla birlikte olumlu bir adım olarak görülmüş ve 3-4 Haziran tarihinde yapılan 1.Alevi Çalıştayına tarafımızdan da katılım sağlanmıştır.

Ancak, 3-4 Haziran 2009 tarihinde yapılan çalıştaydan sonra konunun muhatapları olan Alevi kurumları devre dışı bırakılmış, hiçbir çalıştaya gözlemci olarak dahi alınmamıştır. Alevilikle ilgili yapılan bu çalıştaylara önemli sayıda Alevi karşıtı görüşleriyle tanınan, hatta Alevi katliam sanıkları davet edilmiştir. Her çalıştaya 3-5 Alevi ile birlikte Aleviliğe belirli bir ideolojik yaklaşımla bakan insanlar ve kurumlar çağrılmıştır.

Son yapılan ve bu rapora kaynak teşkil eden 7. Çalıştay ise ilginç bir bileşene sahne olmuştur. Bu çalıştaya Alevilerin belirli bir kesimini temsil eden ve kamuoyunda sürekli Alevilere sağ partileri adres gösteren, Aleviler üzerindeki asimilasyon politikalarına itiraz etmeyen, Alevi kurumları ve onların bileşenleri davet edilmiştir. Temsiliyet dengesi gözetilmemiştir.  Son gün ciddiyetten uzak bir şekilde davet edilen Alevi Bektaşi Federasyonu da bu dengesizliği gördüğü için daveti kabul etmemiştir.

 

Sonuçlar

1-   Çerçevelendirme sorunları

Raporda Belirtilen: Bu bölümde Alevilik Tanımı yapılmış olup Alevilik ‘’İslam Üst başlığı altında’’  tanımlanmıştır.

İtirazımız ve olması gereken:   Bu tanım bilinçli olarak bu çalıştay sonuçlarının tamamını bir yere oturtmak ve bunun üzerinden Alevilerin sorunlarını Alevilerin istedikleri dışında, Diyanetin ve Hükümetin istediği şekilde çözmek için yapılmıştır.

Bu tanımı yapmaya kimsenin yetkisi yoktur. Haddi ve hakkı da değildir. 3-4 Haziran tarihinde yapılan ve 35 Alevi Temsilcisinin katıldığı toplantıda Alevilik tanımı yapma önerisi reddedilmiş, daha sonra yapılan ve Alevi olmayanların ve geneli asla temsil edemeyen bazı Alevilerin bulunduğu bir çalıştayda bu tanımın yapıldığı anlaşılmıştır. Bu tanım maksatlı olarak yapılmıştır.  Alevilerin büyük çoğunluğu kendisini İslamın içinde görmektedir. Ama Alevilerin İslam tanımlamasında İbadethane Cami değil, Cemevidir, İbadet Namaz değil, Cemdir. Oruç ramazan değil, Hızır ve Muharrem Orucudur. Hac, Zekât gibi kavramlar olmadığı gibi kelimeyi şahadet yoktur. Tevhit vardır. Aleviler açısından Alevilik tanımı yapmaya ihtiyaç yoktur, tam tersine ‘’İslam tanımı’’ yapmaya ihtiyaç vardır. 

 

2-   Kimlik ve Beyan Sorunları

Raporda Belirtilen ve İtirazımız: Konunun en önemli nedeninin Alevilerin aleyhindeki yasalardan kaynaklandığının üzerinde yeterince durulmamış ve bu durumun düzeltilmesi için yasalarda pozitif ayrımcılık yapılması gerekliliği belirtilmemiştir.

3-   Anayasal ve Hukuksal Sınırlar

Raporda Belirtilen: Alevilerin yasalardan kaynaklı sorunlarının çözümünde,  ilgili yasalarda düzenleme ya da değişiklik yapmak yerine mevcut yasalara dokunmadan, Aleviliği yasalara uygun hale getirilmesi gerekliliği vurgulanmıştır.

İtirazımız ve olması gereken: Adama göre elbise değil, elbiseye göre Adam mantığıyla hareket edilmiştir. Rapora da Alevilere açıkça hakaretin yer aldığı, Dedelerin ve Babaların üfürükçülerle, hokkabazlarla eş tutulduğu ve Dedeliği, Babalığı yasaklayan Tekke ve Zaviyeler Kanunu başta olmak üzere Din Derslerini Zorunlu kılan Anayasanın 24. Maddesi ve benzer yasalardaki yanlışlıklar düzeltilmeden, Aleviliğin mevcut yasalara uygun bir hale getirilmesi önerilmektedir. Oysa yapılması gereken yasalara Aleviliği uydurmak değil, yasalardaki yanlışlıkları düzeltmek, kaldırmak, eklemek, değiştirmektir.

4-   Diyanet İşleri Başkanlığı

Rapordaki Durum: DİB’ nın önemi belirtilmiş ve DİB’nın İslam’ın tüm yorumlarını da içine alacak şekilde orta ve uzun vadede özerk bir yapıya kavuşturulması belirtilmiştir.

İtirazımız ve olması gereken: Demokratik ve Laik bir ülke olmanın gereğini yerine getirerek bu kurumu lağvetmeyi düşünmek yerine yine Aleviliği bu kurumun içinde bir yere yerleştirme önerilmiştir. Aleviliğin İslam içi tanımı da bu amaçla yapılmıştır. Alevilerin kabul etmediği bir kurum içerisinde yer almasına dikkat çekilmiş. Özerklik önerilirken de Aleviliği de içine alması özellikle belirtilmiştir. Oysa Alevilerin asla böyle bir talebi olmamıştır. Alevi inancı açısından u mümkün değildir.  Kısa ve orta vadede özerklik sağlanacaksa da amaç uzun vadede bu kurumu lağvetmek olmalıdır. Kısa ve orta vadede özerlik sağlanırken bütçe özerkliği de sağlanmalı, DİB’ in bütçesi kendisini temsil ettiğine inanan bireyler tarafından İsteğe bağlı İnanç vergisiyle sağlanmalıdır. Devletin bütçesinden hiçbir inanç kurumuna DİB dahil kaynak sağlanmamalıdır. Bireylerin isteğe bağlı ödeyeceği inanç vergisi kendi istedikleri kuruma aktarılmalıdır. Aleviler açısından da durum bu şekilde olmalıdır.

5-   Zorunlu Din Dersleri

Raporda Belirtilen: Mevcut Zorunlu din derslerinin müfredatına Alevilik de eklenerek korunması ve ayrıca okullarda seçmeli olarak ikinci bir bir Din eğitimi verilmesi önerilmiştir.

İtirazımız ve olması gereken:  Mevcut dersin müfredatı tümüyle değiştirilmeli, Anayasal zorunluluğu kaldırılmalı, tüm inançları tanıtan bir kültür dersi haline getirilmelidir. Seçmeli yapılmalı, nota tabi olmamalıdır.

Din eğitimi almak isteyenler için; Sünni Din eğitimi kuran kursları aracılığıyla yapılmaktadır. Bu kursların kapsamı genişletilip, zenginleştirilmelidir. Kuran kurslarında olduğu gibi Din eğitimi inancın sahipleri tarafından verilmelidir. Alevilere Cem Evlerinde Milli Eğitim Denetiminde Alevilik dersleri verilmelidir. Zaten bazı kurumlarımızda verilen bu dersler bir yasallığa bağlanmalıdır. Bir inancın eğitimini vermek devletin işi olmamalıdır.

6-   Madımak Oteli’nin Düzenlenmesi

Raporda Belirtilen: Otel yıkılarak yerine Müze değil! Ağaç dikilmesi önerilmiştir.

İtirazımız ve Olması gereken: Aleviler açısından sembolik bir öneme sahip olan Madımak Otelinin Alevi kurumlarının talepleri doğrultusunda Müzeye dönüştürülmelidir. Tahrik unsuru gibi saçma gerekçelerin arkasına saklanmadan Demokratik bir ülke olmanın gereği yerine getirilmelidir. Burası Müze olmadığı sürece Alevilerin talepleri, istemleri ve protestoları dinmeyecektir. 35 canı alan güruhlara prim vermek yerine onları lanetlemek daha insani, vicdani, hukuki ve demokratça olacaktır. Ülkemizde Atatürk büstlerinin de birileri açısından tahrik unsuru olarak algılandığı unutulmamalıdır. Atatürk büstlerine yönelik yapılan saldırılar bahane edilerek,  bu büstlerin kaldırılmasını savunmak ne kadar saçma ise Madımak Otelinin müze olmasını tahrik nedeniyle kabul etmemekte aynı şekilde saçma ve anlamsızdır.

7-   İnanç Rehberleri (Dedelik)

Raporda belirtilen: Dede isminin yasalardan kaynaklı olarak yasak olduğu bu nedenle bu kişilere Dede yerine İnanç Önderi ya da Rehber denilmesi belirtilmiştir.

İtirazımız ve olması gereken:  3.Maddede belirttiğimiz gibi Adama göre elbise değil elbiseye göre Adam mantığı raporun birçok yerinde gözükmektedir. Bu madde de böyledir. Bu önerme Aleviliğe ve Alevilere saygısızlıktır. Alevilerin İnanç Önderlerinin simi bin yıldır bu topraklarda ‘’Dede’’, ‘’Baba ‘’ ‘’Ana’’ ve temsiliyet derecesine gör ‘’Pir, Mürşit, Rehber, Sofu, Bacı’’ gibi isimlerle anılmıştır. Bugün bunu değiştirmek Aleviliğe hakarettir.  Kimsenin de haddine değildir.

8-   Cemevlerinin statüsü

Raporda Belirtilen: Cemevlerine ibadethane denilemeyeceği ancak başka bir tanımlamayla yasal güvence altına alınacağı belirtilmiştir. İbadethane tanımın İslam’ı böleceği belirti

İtirazımız ve Olması gereken: Cemevleri Alevilerin İbadethanesidir. Alevilerin başka bir ibadethanesi yoktur. Bir inancın ibadethanesini belirlemek o inancın mensuplarına aittir. ‘’İslam Üst Başlığı’’ tanımlaması bilinçli olarak yapılmış ve ‘’islamın başka ibadethanesi yok, Cemevine ibadethane dersek İslam bölünür’’ gerekçesi ortaya atılmıştır. Alevilerin kendileri içinde gördükleri İslam da ibadethane Cemevi dir. Aleviler açısından Aleviliğin tanımı değil İslamın Tanımının yapılması gerektiği bu maddede açıkça ortaya çıkmaktadır. Cemevlerini başka bir isimlendirme yapmak da Aleviler açısından kabul edilemezdir. Hakarettir. Alevilerin Camilerin statüsünü ve ismini değiştirme talebi nasıl bir hakaret olacaksa aynı şey Cemevi açısından da geçerlidir.

Sonuç

Çalıştayların başladığı dönemde içimizde umut ve kuşku taşıyorduk. Bu raporla birlikte umudumuz kırılmış kuşkumuz endişeye ve öfkeye dönüşmüştür. Geldiğimiz bu noktada keşke hiçbir adım atılmasaydı da mevcut haliyle kalsaydı demekten kendimizi alamıyoruz. Bu rapor olduğu gibi kabul edilir ve uygulamaya geçilirse;  gizli –saklı, yasaklı, tanınmayan ve tanımlanmayan bir Alevilik-Bektaşilik bile kalmayacaktır. Başkalaştırılmış, statükoculaştırılmış, yasalara ve kurallara tabi tutulmuş bir inanç olacaktır ki, bu Alevilik değildir. Dede yerine Rehber diyeceğimiz, Cemevi yerine Ehlibeyt evi diyeceğimiz bir Alevilik, Alevilik olmayacaktır. Hakkulah verip dara durduğumuz ve Dede dahi diyemeyeceğimiz devletin Memuru bizim yolumuzu yürütemeyecektir. Yürüttüğü yol da bizim yolumuz olmayacaktır. Madımağın yerine dikilen ağaçların dikenleri, dalları orada yitirdiğimiz 35 canımızın yüreğine saplanacaktır.

Bu raporu kabul etmek Aleviliğe hakaret ve ihanettir. Biz bu hakaretin ve ihanetin içerisinde olmayacağız. Olanların da karşısında demokratik yol ve yöntemlerle mücadelemize devam edeceğiz. 

Sayın Başbakan,

Bu raporu yürürlüğe koymak; Türkiye Cumhuriyetinin demokratik ve Laik bir ülke olması yolundaki iddiaların sona ermiş olması anlamı taşımaktadır. Bu sebeple bu raporu uygulamaya koymadan,  Alevi Kurumlarının 3-4 Haziran Tarihinde ortaklaştığı 5 maddenin (Cemevlerinin ibadethane olarak yasal güvenceye kavuşturulması – Zorunlu din derslerinin kaldırılması – Alevi inanç merkezlerinin Alevilere teslimi – Alevi Köylerine zorla cami cami yapma uygulamasından vazgeçilmesi ve mevcut imamların çekilmesi – Madımak Otelinin müze olması) kabulü ve Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilerek, Devletin Dini işlerine  müdahale etmemesi doğrultusunda yasal düzenlemeler yapılması ülkemizin Demokratlaşması yönünde çok önemli bir adım olacaktır. 

 

Bilgilerinize arz olunur.

10 Şubat 2010

Saygılarımızla,

Ali KENANOĞLU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Başkan

 

‘Bu rapor Aleviliğe ihanet’

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan’a mektup yazdı.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan’a Alevi çalıştayları ile ilgili hazırlanan ön rapora yönelik eleştiriler ve çözüm önerilerini içeren bir mektup gönderdi.

Mektupta, Alevi dedelerinin isminin “rehber”, “inanç önderi” olarak değiştirilmek istenmesi, cemevlerinin “Ehl-i Beyt Evi” şeklinde adlandırılması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve Madımak Oteli ile ilgili yapılması gereken düzenlemelere dikkat çekildi. Kenanoğlu mektupta, “Bu raporu kabul etmek Aleviliğe hakaret ve ihanettir. Biz bu hakaretin ve ihanetin içerisinde olmayacağız” değerlendirmesi yaptı.

Kenanoğlu tarafından Erdoğan’a elektronik posta yoluyla gönderilen mektupta, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin Alevi çalıştayları ön raporu ile ilgili görüş ve önerilerine yer verildi. Kenanoğlu mektubunda, 3-4 Haziran 2009’dan sonra düzenlenen çalıştaylarda konunun muhatapları olan Alevi kurumlarının devre dışı bırakıldığını anımsatarak “7. Çalıştay ise ilginç bir bileşene sahne olmuştur. Bu çalıştaya Alevilerin belirli bir kesimini temsil eden ve kamuoyunda sürekli Alevilere sağ partileri adres gösteren, Aleviler üzerindeki asimilasyon politikalarına itiraz etmeyen, Alevi kurumları ve onların bileşenleri davet edilmiştir” dedi.

‘Alevilik değil’

Ön raporda Aleviliğin “İslam üst başlığı altında” tanımlanmasına dikkat çeken Kenanoğlu, Alevilerin büyük çoğunluğunun kendisini İslamın içinde gördüğünü ifade etti. Mektupta, “Bu rapor uygulamaya geçilirse gizli saklı, yasaklı, tanınmayan ve tanımlanmayan bir Alevilik-Bektaşilik bile kalmayacaktır. Başkalaştırılmış, statükoculaştırılmış, yasalara ve kurallara tabi tutulmuş bir inanç olacaktır ki, bu Alevilik değildir” denildi.

Cumhuriyet Gazetesi – 16 Şubat 2010

 

Alevi Açılımı ve Laiklik – Taha Akyol

Salı, 16 Şubat 2010 14:56

 

Taha AKYOL köşe yazısında Hubyar Sultan Derneğinin Başbakana yazdığı mektubu konu almış.  Taha AKTOL köşe yazısında Mektupta yer alan önermelere dikkat çekerken mektubun düşünmeyi sağlayan bir dille yazılmış olduğunu ve bazı eleştirilerine hak verdiğini söylüyor.

İşte o köşe yazsısı

Hubyar.NET – Haber Merkezi

 

 

ALEVİ açılımı konusundaki Önrapor’da, anayasal ve yasal zorluklardan bahsediliyor. Mesela “dedelik” kurumunu resmen tanımada yasal zorluklar var:

“Alevi toplumundaki rolleri bilinmekle beraber yasalar dedeliğin misyonunun sürdürülmesine izin vermemektedir.”
Geçen cuma günü CNN Türk’teki “Eğrisi Doğrusu” programımda Devlet Bakanı Faruk Çelik’e bu tür yasal engelleri sordum, “Falanca yasa şöyle diyor” diye örnek vermekten dikkatle sakındı.
Burada ben belirteyim, en önemli engel, Tekke, Zaviye ve Türbeleri yasaklayan 1925 tarihli kanun:
“Bilumum tarikatlarla, Şeyhlik, Dervişlik, Müritlik, Dedelik, Seyitlik, Çelebilik, Babalık, Emirlik, Naiplik, Halifelik, büyücülük, üfürükçülük, falcılık ve gaipten haber vermek… gibi unvan ve sıfatların kullanılması, bu unvan ve sıfatlarla hizmet ifası yasaktır.”
Bu, anayasal koruma altında bir “inkılap kanunu”dur. Onun için Önrapor’da “dede” terimi yerine “inanç önderi” veya “inanç rehberi” gibi yeni laflar kullanılması düşünülmüş.
‘Pratik’ bir çözüm gibi gözüküyor değil mi? Fakat…

İnkılap Kanunu

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği bakın ne diyor:
“Alevilere açıkça hakaretin yer aldığı, Dedelerin ve Babaların üfürükçülerle, hokkabazlarla eş tutulduğu ve Dedeliği, Babalığı yasaklayan Tekke ve Zaviyeler Kanunu başta olmak üzere Din Derslerini Zorunlu kılan Anayasa’nın 24. Maddesi…”
Dedelere ‘rehber’ falan denilmesi önerisine gelince:
“Bu önerme Aleviliğe ve Alevilere saygısızlıktır. Alevilerin İnanç Önderlerinin ismi bin yıldır bu topraklarda ‘Dede’, ‘Baba’ ve ‘Ana’dır…”
Haklı bir tepki… Burada iki konuya dikkat çekmek isterim:
* İnançların tarihsel ve ruhani derinliği fevkalade önemlidir. “Bin yıllık” içeriği olan “dede” yerine “rehber” falan gibi uyduruk kelimeler koymak yanlıştır. İnançların diline, ritüellerine, kavramlarına müdahale etmek onların ruhani ve tarihsel zenginliğini bozar, sosyal dokuyu da zedeler.
* Bakan Çelik’in yasa maddesini okumaktan niye sakındığı daha iyi anlaşılıyor; Alevileri rencide etmekten sakınmış! Baştan beri bu özenle davrandığı için kendisini kutluyorum. Hepimiz her inanç hakkında özenli olmalıyız.

Anlaşma dili
Bu tek örnek bile meselenin ne kadar karmaşık olduğunu, ruhani, tarihsel, hukuki, sosyolojik yönlerinin bulunduğunu gösteriyor.
Farklı fikirler olması kaçınılmazdır.
Bir Alevi kuruluşunun, Önrapor hakkında “Evet diyen bizden değildir!” söylemini çok ‘sekter’ buluyorum. Kucağında aslanla ceylanı barıştıran Hacı Bektaş ruhaniyetine uymuyor bu dil.
Aforoz (excommunication, cemaatten dışarı atmak) ve tekfir çağları çoktan geçti.
Hubar Sultan Derneği de Önrapor’a aynı eleştirileri yöneltiyor ama ‘dışlayıcı’ değil, düşünmeyi sağlayan bir dille… Okudum ve bazı eleştirilerine hak verdim.
Mesele aslında laikliğimizin demokratikleşmesi sorunudur. Zorunlu din derslerinin de türban yasağının da aynı sorunun çeşitli unsurları olduğunu hepimiz görmeliyiz.
İletişim ve çözüm dilini kullanmalıyız.
Alevilerde AKP’ye karşı bir güvensizlik var. ‘Güven artırıcı adım’ olarak mesela gecikmeden Madımak’ı birleştirici ruhta bir müze yapmak lazım… Yasa değişikliği önerileri mesela CHP’den gelmelidir…
Büyük Veysel’in deyimiyle, hepimiz bu “uzun ince yol”da birlikte yürürsek mesafeler kısalır.

Taha Akyol – Milliyet

 

Bu federasyonu, bir parti yüzünden bölmenin anlamı yok

Perşembe, 18 Şubat 2010 09:25

 

ALEVİLER VE PARTİ TARTIŞMALARI – 2

ALİ KENANOĞLU / HUBYAR SULTAN ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI:

Bu federasyonu, bir parti  yüzünden bölmenin anlamı yok

» Sayın Kenanoğlu, Aleviler her zaman siyasetle ilgiliydi, ama hani bu parti konusu çok sık konuşulan bir konu değildi. Aslında tartışma Ali Balkız’ın Alevi partisi kuruyoruz açıklamasından sonra öne çıktı. Sizde bu parti kurma meselesine karşı çıkanlardansınız. Neden karşı çıktınız?

İtiraz noktasının iyi anlaşılması açısından bir kere şunu ifade etmem gerekiyor ki, parti meselesinde ki bakış açım; Türkiye’de kitlesel bir güce sahip mevcut siyasi partiler arasında, alevi sorunlarını gündeme alabilecek, bunların çözümü konusunda çaba sarf edebilecek, kitlesel bir parti maalesef yok. Böyle bakıldığında, benimde özlemim; gerçek anlamda demokrat ve laik bir partinin oluşması ve siyaset anlamında yerini almasıdır.

Benim buradaki itiraz noktam şu idi; Ali Balkız’ın, ABF Genel Başkanı sıfatı ile, 30 Kasım’daki Milliyet Gazetesindeki demeci. Burada özetle; “Biz parti kuruyoruz… Ocak ayının sonunda bu partiyi kuruyoruz…” Tarih veriliyor, partinin ortakları, yani kimlerle beraber kurulacağı isim isim söyleniyor.

 

 

» Buradaki ‘biz’i ABF olarak mı algılıyorsunuz?

ABF Başkanı sıfatı ile veriliyor demeç. Demeci veren Ali Balkız değil, ABF Genel Başkanı Balkız…

» Sizde o zaman ABF Genel Başkan Yardımcısısınız. Bunu siz kendi aranızda görüşmediniz mi?

Son seçim sonuçlarında Türkiye’deki muhalefetin yeterli olmadığı ve bunun Aleviler açısından tartışılması gerektiği konusunda biz bir deklarasyon yayınladık. O deklarasyonda benimde imzam var. Bu deklarasyon neticesinde bir çalışma grubu oluşturuldu, “Nasıl bir Türkiye istiyoruz.”

Benim itirazım  o noktadan itibaren başladı aslında… Yani bu çalışmaların ABF bünyesinden çıkartılması konusunda; yerinin, mekanın, telefonunun, fiziki yapısının başka bir mekana çıkartılması ve Alevi Bektaşi Federasyonunu parti kurmak, yada parti kurma çalışmasına zemin hazırlamak gibi bir görevinin olmadığı yönündeki itirazlarım o süreçle beraber başladı.

» Buranın altını çizmek gerekirse, birinci itirazınız, bu siyasal çalışmalar içerisinde tümüyle ABF’nin kurumsal olarak yer almasına itiraz ediyorsunuz…

Evet. Birinci itirazım budur.  “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” çalışmalarının ABF  dışında fiziken de başka bir  mekânda yürütmesini talep ettim. Danışma kurulu toplantılarında da, iç toplantılarda da ve yönetim kurulu toplantılarında bunu söyledim.

Önce alınan karar gereği bu çalışmalar şöyle yürütülecekti: “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” komisyonu çalışacak… Bu çalışmalar neticesinde danışma kurulları toplanacak… Kurum başkanları toplanacak. Bunlarla birlikte sonuçlar değerlendirilecek ve o değerlendirmeler sonucunda bir karar verilecek ve bu karar neticesinde bir yol haritası çıkarılacaktı.

Bir partinin kuruluşuna destek vermek mi? Yoksa hiçbir şey yapmamak mı? Bir partinin içerisinde yer almak mı?  Yani bunların hiçbirinin kararı verilmeden; Ali Balkız,  bu 30 Kasım demecini verdi.

» Bu siyasi arayışlar içerisinde yer almak, sizce Alevi hareketi açısından nasıl bir sıkıntı doğurur?

Aleviler açısından sıkıntısı şudur; birincisi, aleviler tek parçalı bir yapı değil. Şu anda Alevilerin, pek çok siyasi partide siyasal çalışmalar yürüten aktörleri var. Tabii ki, Alevlerin duruşu, hayata bakış açısı belli; demokrasiden laiklikten yana tavır sergiliyorlar. Ama, parti konusunda bu amaçlarını farklı farklı partilerde yerine getirebileceklerini, düşünüyorlar. CHP’lisi var DSP’lisi var, ÖDP’lisi var, TKP’lisi var,  mevcut siyasi partileri yeterli bulmayanı var, çok farklı alanlarda yer alan siyasi partilerde bulunan insanlar var.

İkincisi; Şunu da tecrübe olarak, Alevi kamuoyu biliyor ki; bu parti meselesi her dönemde alevi örgütlülüğünü parçalayan, bölen ve kendi iç kavgasına sürükleyen bir süreç olmuştur. Birlik partisini döneminde Alevi örgütlenmesi yoktu ama Hacıbektaş dergâhının o dönemden kaynaklanan yaşadığı sıkıntıları hepimiz biliyoruz. Barış partisinde ise bu Alevi örgütlenmesi vardı. Bu dönemde öyle bir parçalandı ki; Avrupası ile Türkiyesi ile bir on yıl geriye gitti. Tüm o gündemi kenara iterek kendi iç mücadelesine yöneldi.

Yine 2006 yılında, Avrupa’daki arkadaşların siyasete müdahale projesinde de aynı sorun yaşandı. Türkiye alevi hareketi ikiye bölündü. O ikiye bölünme kendi içinde de ikiye bölündü ve bu günlere parçalanarak geldi.

Bugün ise 9 Kasım ve 8 Kasım mitingleri ile ABF bir ivme kazandı. ABF kamuoyunda çok meşru bir noktaya oturdu. Aleviler açısından sahiplenilecek bir noktaya gelindi.  Bu federasyonu bir parti meselesi üzerinden bölmenin, parçalamanın gücünü eritmenin bir anlamı yok.

» Bu parti meselesinin ABF’nin meşruiyetine zarar vereceğini mi düşünüyorsunuz?

Kesinlikle zarar verecektir. ABF bir partinin kurucusu, destekçisi şeklinde görüldüğü zaman Alevilerin bütünlüğünü ifade eden bir kurum olarak görülmeyecek, siyasal bir tercih olarak algılanacaktır.

» ABF’nin parti çalışmaları üzerine eleştirilerinizi basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdunuz. Bunun üzerine ABF sizi Genel Başkan yardımcılığı görevinden aldı. ABF’nin bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim Genel Başkan Yardımcılığı görevimden istifa etmemi istediler. Federasyon genel kurulu görüşlerinin geneli ile ters düştüğümü söylediler. Bende federasyonun tüzüğüne, kuruluş amaçlarına çalışma ilkelerine uygun davrandığımı belirttim. Çünkü federasyonun, tüzüğünde parti kurmak gibi bir madde ilke yoktur. Bu tüzüğün dışına çıkanlar istifa etmelidir, görüşünü savundum.

Ali Balkız  şunu söylüyor; “Biz  parti kurmuyoruz. Hiçbir partinin kurucusu değiliz,  Kuruluşunda yer almayacağız.” diyor. Ama sen ABF Genel Başkanı olarak çıkıp bir parti kuruyoruz dedikten sonra bunların gerisi artık hikâyedir. Kamuoyu bunu böyle anlamış ve algılamıştır.

Gün gelecek, bugünün tarihi yazılacaktır.  Bu partileşme sürecinin de tarihi yazılacaktır. Biz, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak ve ben ABF Genel Başkan Yardımcı olarak, buna olan itirazımızın bilinmesini istedik. Biz tarihe bir not düştük. Diğer türlü bizde bu süreçte, bu işe destek veren bir kurum olarak algılanacaktık. Hesabımızı tarih önünde vermeye hazırız.

Birgün – 16 Şubat 2010

 

Alevileri yok etmek istiyorlar

 

Alevileri yok etmek istiyorlar

Pazartesi, 08 Mart 2010 11:55

 

Alevileri yok etmek istiyorlar

3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk hakkında hazırlanan iddianamede, Berk’in suç hanesinde “Alevi köylerine okul yaptırdığı, hizmet götürdüğü” ifadelerinin yer almasına Alevi kurumlarının tepkisi sürüyor.

İstanbul- Alevilerin devlet kademelerinden tasfiye edilmek istendiğine ve son dönemde Alevilerin “darbeci” olarak gösterilmek istendiğine dikkat çekildi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Alevilerin toplumda geri bırakılması gereken, bürokrasi ve devlet yönetiminde görev almaması gereken gruplar olarak görüldüğünü belirterek, “Aleviler, toplumda potansiyel suçlu, Alevi köylerine okul yaptırarak, insanların gelişmesini sağlamak da suç unsuru olarak gösteriliyor” dedi.

 

Sultangazi Cemevine saldırı

 

Sultangazi’de cemevine saldırı

Hükümetin Alevi açılımının çerçevesinde cemevlerinin statüsünü tartışmaya açarken, Kimliği meçhul kişi veya kişiler, cemevinin bütün camlarını kırarken, kapıda asılı bulunan Türk bayrağını da parçaladılar.

Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “Cemevine saldıran kişi veya kişiler, bu gergin ortamda Alevileri de germek istemektedirler. Bu saldırı ve Erzincan tutuklamaları ile, ‘Siz ileri gittiniz’ denmek isteniyor” dedi.

 

AKP, ALEVİ SORUNUN ÇÖZÜMÜNDE İKİ YÜZLÜ TUTUMUNDAN VAZGEÇMELİDİR.

Cuma, 19 Mart 2010 12:56

 

Sayın Faruk Çelik, Bizi Yemeğe Davet Etti.

Biz Sayın Bakanı Federasyonumuza Kahve İçmeye Davet Ediyoruz.

Basına ve Kamuoyuna,

“Alevi Açılımı”, “Alevi Çalıştayı” moderatörü Sayın Necdet Subaşı, Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik’in; 20 Mart  Cumartesi günü, Ankara’da, bir otelde, birlikte bir yemekte buluşma davetlerini kurumlarımıza ilettiler. Yemeğin amacının ne olduğu, verilmek istenen mesaj davet edilenlerden saklanmaktadır.

Öncelikle Sayın Çelik’e bu nazik davetleri için çok teşekkür ederiz.

Ama ne yazık ki AKP’nin sözde alevi açılımına sahte toplumsal destek sağlamayı amaçladığını ve tek yanlı bir söylemle geçiştirileceğini düşündüğümüz bu davete katılmayacağız.

Çünkü :

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı                          Ali BALKIZ

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı                                 Tekin ÖZDİL

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı                 Fevzi GÜMÜŞ

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı                    Ali KENANOĞLU  

 

Çünkü: Bizim açımızdan Alevi toplumunun talepleri açıklıkla söylenmiştir. Toplumumuzun her talebi, çözüm önerilerimizle birlikte hem, Sn Bakan’ın yüzüne, hem miting meydanlarında yüzbinlerce yurttaşın ortak sesi olarak, hem de basın-medya yoluyla her fırsatta dillendirilmiştir, dillendirilmektedir. Yetinilmemiş, AİHM dahil, birçok mahkeme kararlarına da bağlanmıştır.

Sofralar her zaman paylaşılır.

Önemli olan çözüm üretmektir.

Çözüme dair AKP Hükümeti’nin ne somut bir adımı vardır ne de niyeti.

Tam aksine, Hükümet, Alevilerin taleplerini sulandırma,Sünni zihniyetin duygularını okşayarak çözümsüz  hale getirme, gayreti içindedir. Daha da  kötüsü; Alevi Taleplerini hazır bu konular gündeme gelmişken kendi ajandasındaki plan ve projelerini hayata geçirmenin aracı kılmak istemektedir.

 

Bizler, şu Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi belasından kurtulalım derken; onlar çalıştay yöneticileri ikinci bir Din Dersi ihdas edeceklerini söylemektedirler. Bizler; laik bir devlet’te Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum olmaz, olmamalıdır derken, AKP Kurmayları Diyanet İşleri Başkanlığını, daha çok bütçe, daha çok kadro ile donatarak müsteşarlık düzeyine yükseltmek istemektedirler. Daha dün yeni bir şey öğrendik gazetelerden; diyanet mensupları meslekleriyle ilgili olarak bir suç işlerlerse, Diyanet İşleri Başkanı’nın izini (oluru) olmaksızın soruşturulamayacak, yargılanamayacaklarmış. AKP’nin dokunulmazlıkları çok sevdiğini biliyorduk zaten, ama bu kadarı “pes doğrusu” dedirtecek cinstendir.

Sayın Bakan; Madımak Oteli’nin müze olup olmayacağını Sivaslılar’a sormak, Alevi taleplerini Sünniler’e sormak gibi garip bir yaklaşım içindedir. “Bir tarafı ihya ederken diğer tarafı İhmal etmek” sözü tam da bu anlayışın ürünüdür. “İpe un sermek” dediğimiz şey de budur işte. Sivas’ta yaşayanlarla- Sivas’ın dışında yaşayanları, Alevilerle-Sünnileri karşı karşıya getirmek… Bu düşünce, anlayış, plan zararlıdır, tehlikelidir, sonuçları hesaplanmamış kötü bir yaklaşımdır. Hükümeti, devleti devreden çıkartıp “ne haliniz varsa buyurun siz size çözün” demektir.

Sn Bakan, önce bunu düzeltmelidir.Sonra da;

–                          AKP nin, Devletin Alevisini yaratma, giderek; o yapay, muhataplar üzerinden sorunu sulandırma politikasından vazgeçmelidir.

–                          Hep; “Samimiyiz, bize inanın” diyorlar. Size nasıl inanalım?.. Çalıştaylar sonucunda kaleme alınan “Ön Rapor”daki, değiniler, tespitler, önerilerden hangisi bizim sözümüzdür, hatta kaçı, Kızılcahamam’daki son çalıştay’a katılan Alevi sözcülerinin sözüdür?

–                          Alevi örgütlerini ve Alevileri bölme kendine yedekleme çabasından; dahası Alevi Açılımı adı altında Alevilere yönelik psikolojik harekat yürütmekten vazgeçmelidir. –

AKP; açılımcı, özgürlükçü, eşitlikçi, demokrat, laik sıfatlarıyla tanımlıyor kendini. Gerçekte ise demokrat ve özgürlükçü değildir. Öyle olmadığını son Anayasa Tasarısındaki önerilerinden görebiliyoruz. Parti kapatma, HSYK vb konulardaki önermeleri bir yana, Alevi Çalıştaylarında sıkça gündeme getirdiğimiz Anayasa’nın Zorunlu Din Derslerini ve DİB’nı düzenleyen maddelerine ilişkin neden bu tasarıda bir tek cümle edemiyorlar. AİHM’ninzorunlu din dersi uygulamasının hak ihlali olduğu yönündeki kararını, Anayasa’daki 24. madde dururken nasıl uygulayacaksınız?. AKP kendine demokrat!…Değilse eğer, Sn Bakanı dinlemeye hazırız.Hazır olmayan AKP Hükümetidir. Çünkü: Diyanet Kurumunun vesayeti altındalar. Hani şu son yılların gözde konusu Asker-Ordu vesayetinden söz edilirken, diğer bir vesayet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığından hiç söz edilmemesini manidar buluyoruz. Çünkü Diyanet’in her sözü, her fetvası Hükümet için neredeyse (hâşâ) Hadis mertebesindedir.

Değilse; kanıtlasınlar.

Sn Bakanı dinlemeye hazırız.

Haklı olduğumuzu biliyoruz.

Alevi Yurttaşlar olarak, bu güzel yurtta herkesle eşit koşullarda mutlu yaşamak istiyoruz. Sünni kardeşlerimizin, bizi anladıklarını, hak verdiklerini, desteklediklerini biliyoruz. Sorun hükümette, sorun devlette, sorun bürokraside. Sorun Alevi köylerine okul yapan komutan’ı bu nedenle de suçlayan Erzurum Savcısında, sorun Tekel İşçilerini desteklediler diye 24 Alevi öğrencinin eline tasdiknamelerini veren okul müdüründe; sorun HSYK’nde kaç Alevi yargıç bulunduğunu merak eden zihniyette sorun çok…

Sayın Bakanı Federasyonumuza davet ediyoruz. Bunca “Alevi Açılımı-Alevi Çalıştayı” söylencesinden sonra, bizlerle ve elbette kamuoyu ile paylaşacakları yeni sözleri, bilgileri, öngörüleri varsa buyursunlar.

Bir acı kahvemiz her zaman vardır.

Saygılarımızla.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı                          Ali BALKIZ

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı                                 Tekin ÖZDİL

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı                 Fevzi GÜMÜŞ

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı                    Ali KENANOĞLU

 

Alevi-Sünni evliliklerinde kentsel dönüşüm

Çarşamba, 24 Mart 2010 09:28

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, şehirleşmeyle birlikte yeni kuşakta bu tür evliliklerin arttığını söylüyor. “Eskisi gibi sorun yaşamıyorlar. Çiftler dinsel tercihleri ön plana almıyor. Ne o Aleviliğini, ne diğeri Sünniliğini ön plana çıkartıyor. İnançla ilgili belirleyicilik ön plana çakırsa evlilik başarısız oluyor.” diyor. Dede Mustafa Güvenç ise son yıllarda bu tür evliliklerin yaygınlaştığını anlatıyor, bunu ise ‘ön yargıların kalkmasına’ bağlıyor.

Aksiyon

Kazım Karabekir Cemevi kuruluş yıldönümünü şölenle kutladı

 

Kuruluş yıldönümünde, Dernek Başkanı Mustafa Kılıç, Gençlik komisyonundan bir erkek bir bayan ve Ali KENANOĞLU, konuşma yaptılar. Semah gösterisi ve sanatçıların konserleriyle şölen sona erdi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU, konuşmasında Alevi Açılımını değerlendirerek şunları söyledi ;

‘’ Kentleşme sürecinde Aleviliğin yeniden yapılanması kaçınılmazdır. Bu açılımların da bu yapılanmanın yönünü belirleyecektir.  Kentleşme sürecini yeniden yapılandırmada rol almak isteyen  3 grup var; 1- Geleneksel Alevi kamuoyu ve örgütlenmeleri  2- Devlet ve onun yürütmesinde olan  Hukumet 3- Bir eli sizde bir eli Devlet de olanlar.

Geleneksel Alevi kamuoyu ve örgütlenmeleri; , Kentleşme sürecinin kendi doğal akışı içerisinde gerçekleşmesi ve Aleviliğin geleneksel duruşuna uygun bir yapılanmayı tasarlamaktadır.

Devlet ve onun yöneten Hukumet, kendi tanımladığı,  hakim Sünni sisteme entegre edilmiş bir Alevilik tasarlamaktadır.

Bir eli sizde bir eli Devlet de olanlar ise, sizin yanınızda gözüküp, Devletle yaptıkları pazarlıklarda elini güçlendirmek istemektedir. Kapılar arkasında sizlerin inancını ve geleneğini kendilerine yer edinecek bir şekilde pazarlık unsuru olarak sunmaktadır. Aleviliği Devletin Sünni yapılarına yedeklemeye çalışmaktadır.

Sizlerin her zamankinden daha fazla gözünüzü ve kulağınızı dört açma zamanıdır. Kurumlarınıza sahip çıkın, evlerinizde oturarak bu sürece katkı sunamazsınız. Sizi kişisel siyasi çıkarlarına alet etmek isteyenlere karşı uyanık olun. ‘’ dedi.

hubyarNET – Haber Merkezi /  30 Mart 2010

 

Alevi dernek ve kurumları Çelik’i samimi bulmadı

 

Devlet Bakanı Çelik’in “Aleviler din eğitimini cemevinde yapsın” açıklamasını değerlendiren Alevi temsilcileri, “Hükümet Aleviler konusunda samimi olsaydı yeni hazırlanan anayasa taslağına din dersinin kaldırılması maddesi konulurdu” dedi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Bakan Faruk Çelik, bu açıklamasıyla Alevilere bir ‘avantaj, kolaylık, hediye sunar’ gibi gösteriliyor. Oysa Aleviler bugüne dek inanç ve öğretilerini zaten cemevlerinde alıyorlardı. İbadethaneler inancın öğrenildiği yerdir. Devlet cemevlerini kabul etse de etmese de Aleviler bugüne dek cemevlerinde inançlarını öğrenmişlerdir. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ile ilgili Çelik’in açıklamasını samimi bulmuyorum. Hükümet samimi olsaydı yeni hazırlanan anayasa taslağında din dersinin kaldırılması maddesi konulurdu.

Cumhuriyet – 06.04.2010

Ali KENANOĞLU, KILIÇDAROĞLU’nun adaylığını değerlendirdi

Perşembe, 20 Mayıs 2010 14:31

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını değerlendirdi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Başkanlığına adaylığın açıklaması Alevi kamuoyunda gündemin birinci konusu. Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı öven sözlerinin ardından CHP’ye karşı Alevilerde bir tepki oluşmuştu. Kılıçdaroğlu seçildiği taktirde Kürt ve Alevi kimliği nedeniyle Alevilerin CHP’ye desteğinin artacağı görüşü hakim.

‘ALEVİLERDE KIRILMA OLACAK’
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını değerlendirdi.

 

“Türkiye siyasetinde Alevilerin bir genel başkanlığı söz konusu olduğu zaman Aleviliğinden dolayı bir engelleme söz konusuydu” diyen Kenanoğlu, Kılıçdaroğlu’nun seçilmesinin bu durumu değiştirebileceğini söylüyor. Kenanoğlu, “Alevi tabanında Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin genel başkanlığına seçiliyor olması son derece olumlu bir hava estirmiştir. En azından Aleviler arasında şu kırılmaya sebeb olacaktır: ‘Demek ki Alevi inancına mensup bir insan büyük bir partinin genel başkanı olabiliyor.’ Bu anlamda olumlu değerlendirme var” diyor.

‘TEZLERİ HAVADA KALACAK’
Son dönemde Türkiye siyasi hayatına iki parti daha katılmıştı: “Alevi Partisi” olarak değerlendirilen Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ve Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün başkanlığında Türkiye Değişim Hareketi (TDH). İki parti de Alevilere yönelik söylemi ile dikkat çekiyor. Kılıçdaroğlu’nun başkanlığının bu iki partiyi nasıl etkileyeceği sorusuna Kenanoğlu, “Çok ciddi anlamda olumsuz etkileyecektir” cevabını veriyor. Kenanoğlu, “EDP ve Sarıgül içerisindeki belli bir kanat sadece CHP’nin Alevilere yönelik kapısını kapattığı tezi üzerinden siyaset yapıyordu. Kılıçdaroğlu’yla birlikte CHP’ye yönelik EDP ve Sarıgül tarafından yapılan siyaset de havada kalmış olacak ya da onlar açısından geçersiz olacak. Bu iki oluşumda çok ciddi anlamda olumsuz etkileneceğini düşünüyorum” diyor.

Kenanoğlu , ‘Aleviler yeniden CHP’ye mi yöneliyor’ sorusunu ise şöyle yanıtlıyor: “Şimdilik net cevap vermek mümkün değil. Kılıçdaroğlu’nun nezlinde bugüne kadar bir takım onaylamadığımız politikalar, uygulamalar ne oranda değiştiğine bakmamız gerekiyor. Bunları görmeden Aleviler CHP’ye gidiyor gibi bir söylemde bulunmak için erken.”

Birgün Gazetesi  – 20.05.2010

 

Ali KENANOĞLU, Madımak Otelinin kamulaştırılmasını TRT’ de değerlendirdi.

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali KENANOĞLU, Madımak Otelinin kamulaştırılmasını TRT’ de değerlendirdi.

TRT 1 e konuşan Ali KENANOĞLU,  Madımak Otelinin kamulaştırılmasının olumlu bir adım olduğunu ancak bu adımın neticesinde buranın müze olması gerektiğini belirtti. Madımak Oteli ile ilgili olarak Demokratik Alevi örgütlenmesi 17 yıldır mücadele vermektedir. Bu mücadelenin sonucunda burası kamulaştırılmıştır ve talebe uygun olarak buranın müze olması gerekir dedi.

Madımak katliamının insanlık tarihinin unutmayacağı bir katliam olduğunu, vicdanların rahatlaması, ülkemizin tarihiyle yüzleşmesi ve demokrasi adına buranın ‘’ibret Müzesi’’ olması gerektiğini söyledi.

hubyarNET-Haber Merkezi

18 Haziran 2010

 

Referandumda HAYIR diyeceğiz

Cuma, 23 Temmuz 2010 13:05

 

Biz Aleviler referandumda neden ‘’HAYIR’’ diyeceğiz

Biz Aleviler referandumda neden ‘’HAYIR’’ diyeceğiz

12 Eylül 2010 ‘da yapılacak olan referandumda Anayasanın bazı maddelerindeki değişiklikler halkın onayına sunulacak.

Bu maddeler; Anayasa Mahkemesinin yapısında yapılacak değişikliklerle Anayasa Mahkemesi üyelerini yürütmenin belirlemesini sağlamak, Askerlerin Yüce Divana sevkini sağlayan yasa, HSYK’ nın yapısını değiştirerek yürütmenin müdahalesinin sağlanması, Geçici 15. Maddenin kaldırılması, Kişisel verilerin korunması kanununda düzenlemeler, Yurt dışına çıkış yasağında düzenlemeler, Çocuk istismarı konusunda düzenlemeler, Sendika ve Toplu sözleşme kanununda düzenlemeler, Kamu denetçiliği kurumu (ombunsanlık) , Yüksek Askeri şura kararlarına yargı yolunun açılması, Toplu sözleşme hakkı, Askeri yargının düzenlenmesi, başlıklarından oluşmaktadır.

Anayasa değişikliğini teklif eden ve kararı çıkartan AKP hükümeti, referandumda EVET denilmesini savunurken, gerekçesini de ‘’demokratlık ve darbe karşıtlığı’’ üzerine kurmuştur. Referanduma HAYIR oyu verecekleri ise ‘’darbe yandaşı’’ olarak suçlamaktadır. Sadece AKP değil, diğer EVET çiler de HAYIR diyenleri darbeci ve darbe yandaşlığı ile suçlamaktadırlar.

HAYIR, oyu vereceklerini açıklayanların birbirlerinden çok farklı gerekçeleri bulunmaktadır.

 

12 Eylül Cuntasını Kimler hazırladı, kimler savundu, kimler beslendi; 1980 Öncesi ülkemizde zemin bulan güçlenen sol düşünceyi, sol örgütlenmeyi ve muhtemel sol iktidarın önünü kesmek için, ABD önermesi ve desteğiyle;  Askerin sağcıların ve İslamcıların sola karşı kol kola yaptıkları bir darbedir. 12 Eylül Cunta Anayasasını hazırlayanlar yine darbeyi yapan Askerler, sağcılar ve İslamcılardır.  Beslenenlerde bu yapılar oldu.   Cunta Anayasası oylamasında, Anayasanın büyük bir yüzdeyle kabulünü sağlayanlar Aleviler, Kürtler, Solcular değildir. 12 Eylül darbesinde o darbeye karşı çıkan ve bedel ödeyenlerde Aleviler, Kürtler ve toplamda solculardır.

Kenan Evren’in isminin bile kaldırılmasına itiraz edenler darbe karşıtı olamazlar; Marmaris’te yaşanan örnekte olduğu gibi darbe karşıtlığının karşılığını pratikte görmek gerekmektedir. Sözde değil özde darbe karşıtı olanlar Kenan Evren gibi bir darbeci başının isminin çeşitli yerlerden kaldırılmasına karşı çıkma mamalı hatta yürütmenin başında olan parti olarak kendisi yapmalıdır. Oysa yaşanan durum tam tersidir. Birçok yerde bu isimlere itiraz edilmediği gibi itiraz edilen yerlerde de AKP karşı çıkmaktadır.

%10 Barajını Savunanlar Demokrat Olamazlar;  %10 Barajı halkın temsiliyetinin ve meclise iradesinin yansımamasının ve dolayısıyla da Meclisin meşruluğuna gölge düşüren bir sistemdir. Demokrasinin ana temel noktası halkın Yönetim Organına katılmasıdır.  Halkın yönetime katılması seçtiği temsilcileri aracılığıyla olmaktadır. %10 barajının uygulandığı ülkemizde demokrasiyi sığmayan bu sistem aslında temsiliyeti ortadan kaldırmak ve baltalamak ve sadece darbelerden beslenenlerin hükümet etmelerine olanak sağlayan anti demokratik bir yöntemdir.

Bu ülkenin yurttaşlarının iradesinin yansıması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinde nispi temsil değil Oransal temsili hem de %10 oranının devamıyla savunmaktadır. Bu demokratlık değildir. Çıkarcılıktır. Demokrasiyi kendi çıkarlarına alet etmektir.

12Eylül’ün anti demokratik kurumları kaldırılmıyor;   12 Eylül tarafından getirilen YÖK halen varlığını ve işlevini sürdürmektedir. YÖK den her fırsatta şikâyet eden İslamcı kesim buranın AKP zihniyeti tarafından ele geçirilmesiyle birlikte sesini kesmiştir. YÖK den yana hiçbir şikâyeti kalmamıştır. Amaç demokrasi değil yandaş siyasetidir.

12 Eylül 1980 darbesi sol ideolojiyi yok etmek için sağcıları kullanmış, siyasal İslami doğurarak büyütmüş ve devletin tüm olanaklarıyla beslemiştir. 28 Şubat darbesi ile siyasal İslami AKP formatında bugün önümüze sunmuştur. AKP hükümeti ülkenin tüm yönetim kadrolarını ki bu en küçük bir meslek odası örgütlenmesinin yönetiminin siyasal İslam kadroları ile yönetilmesi idealini kapsamaktadır. Bugün AKP’nin siyasal İslamcı kadrolarını tamamıyla yerleştiremediği bir Anayasa mahkemesi ve HSYK kalmıştır.

AKP hükümeti, 28 yıl sonra varlığını borçlu olduğu 12 Eylül darbesi ve anayasasının ideali kurumsallaşmış siyasal İslami devletin her hücresine yerleştirmek için yenilenmiş, 12 Eylül anayasası için referandum yapacak. 12 Eylül’deki referanduma EVET diyerek bu idealine ulaşmaya çalışacaktır.

Darbeciler yargılanacak mı?  AKP hükümeti ideallerine ulaşmak için solcular üzerinden bir strateji geliştirdi ve başarı ile uygulamaktadır.

15 maddenin kaldırılmasını gündeme alarak ülkenin solunu manipüle etmeyi başardı. Geçici maddenin kaldırılması tek başına hiçbir şey ifade etmiyor çünkü geriye dönük işledikleri suçlardan dolayı hiçbir paşa yargılanamayacak. Yani AKP paşa paşa paşaları aklayacak ve geçmişin tüm suçlularının ve suçlarının üstünü örtecek.

Başbakan bunun adına darbecilerle hesaplaşma diyecek ve bizim ona itaat edip inanmamızı isteyecek. Bunu göstermek için değerlerimizin mektuplarını eline alarak timsah gözyaşları ile süsleyip kullanacak. Oysa bu Anayasa değişiklikleri ile 12 Eylül darbecilerinin yargılanması mümkün değildir. Zaman aşımı söz konusudur. 8 yıldır iktidarda bulunan AKP hükümetine başta 78 liler olmak üzere sosyalistler, solcular, aleviler müracaat etmişlerdir ama cevap bile alamamışlardır.12 Eylül ve sonrasında yaşananlarla ilgili bir soruşturma komisyonu kurulması istenmiştir. 12 Eylül cuntasının katliamına uğrayanlarla ilgili Dosya açılması istenmiştir. Bütün bu taleplere sırt çevrilmiştir. Darbecileri yargılayacak dahası vicdanlarda mahkûm edecek ‘’Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu’’ talepleri kabul edilmemiştir. Bunları kabul etmeyen AKP şimdi, Darbecileri yargılayacak yasaya EVET deyin demektedir. Buna inanmak ahmaklıktır.

Kenan Evren’e Cennetlik diyen bir zihniyet darbecileri yargılayamaz-yargılamaz: Kenan Evren AKP ve Siyasal İslamcıların Hocası tarafından Cennetle ödüllendirilmiştir. Bu ödülün nedeni ise Alevi çocuklarını asimile eden ‘’Din Derslerinin Anayasayla zorunlu hale getirilmesidir’’  AKP;  bu zorunlu din dersleri ve 12 Eylül Cuntasının ‘’ne yapalım o zaman sol tehlikeydi’’ gerekçesiyle toplumu dindarlaştırma politikasının ve teşviklerinin ürünüdür.  Bu ürün aslına ve kendini var eden unsurlara ihanet etmemiştir, etmeyecektir de.  O yüzden halen Kenan Evren isimlerinin okullardan, caddelerden, parklardan, kışlalardan kaldırılmasına itiraz etmektedir.

Kürtlerin seçilmiş yöneticilerine kelepçe taktıranlar ‘’Kürt açılımı’’ yapamaz; Demokratik Türkiye ve Özgürlük söylemleri Alevi Açılımında olduğu bibi kendi kürtünü yaratma girişiminden öteye gitmemiştir. DTP nin seçilmiş Belediye Başkanları kelepçelenerek gözaltına alınmış ve haklarında örgüt üyesi olmaktan soruşturma açılarak tutuklanmışlardır. Kürt sorununu hala silahla çözüm arayarak, özel ordular oluşturmaya çalışanlar ile Kürtleri aşağılarcasına sorunu para (ekonomik) sorununa indirgeyenler demokratik bakış açısında değildirler. Kürtlerin sorunları ile ilgili başta Vatandaşlık tanımı olmak üzere birçok konu hakkında Anayasa değişikliğine gitmeyenler, kendi işlerine gelen yasaları 12 Eylül maduruyeti ve Diyarbakır Cezaevleri üzerinden Kürt halkına onaylatmak istemektedirler.

Memurlara ve diğer kamu görevlilerine grev hakkı vermeyen değişiklik;  Anayasa değişikliğinde tıpkı darbecilerle ilgili 15 maddedeki gibi işe yaramayan ve pratikte uygulanmayacak bir değişiklik yapılmaktadır. Grev hakkı verilmeden, toplu sözleşme hakkı verilmektedir. Bunun pratikte bir karşılığı yoktur.

Aleviler açısından durum;

12 Eylül ve diğer tüm darbe dönemlerinde en çok zararı gören hatta bizzat hedef haline gelenler Solcular, Kürtler ve Alevilerdir. 12 Eylül cuntasının 3K hedefinde Koministler, Kürtler ve Kızılbaşlar olduğu unutulmamalıdır. 12 Eylül’de Dedelerimize baskılar yapıldı, Cemlerimiz basıldı, yasaklandı. Cem yapanlar DGM lere sevk edildi. Din dersleri Anayasaya konarak ‘’Alevi çocuklarını Sünnileştirme işkencesi’’ zorunlu hale getirildi. Alevi Köylerine zorla Cami yapılması sistematik bir politika haline getirildi.  AKP döneminde ise Darbe dönemini aratmayacak şekilde Aleviler bürokrasiden uzaklaştırıldı, Alevi Vali, Kaymakam kalmadı. Alevi Köylerine Cami yapma politikası ve Alevilere ‘’don biçme’’ politikasına hız verildi.

–         Zorunlu Din Dersleri ile ilgili kazandığımız mahkeme kararlarını bile uygulamayanlar; AİHM de Hasan ZENGİN’İN kazandığı, Danıştay da ise Hatice ALTINIŞIK ve Ali KENANOĞLU’ nun kazandığı davalara rağmen iç hukuk da herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu konuda bırakın Anayasa değişikliğini, AKP’ nin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK, bu kararları uygulamayacağız demiştir. Uygulamamaktadır.

 

–         Din dersi için, Bir yetmez bir tane daha verelim diyenler; Aleviler mahkemelerde 12 Eylül darbe Zorunlu Din Dersleri için dava açıp kazanırken, Hükümet sözde Alevi Çalıştayları düzenlerken bir Din Dersinin yetmeyeceğini ve mevcut dersin yeterli olmadığını, Yoğunlaştırılmış Din Eğitimi verecek ikinci bir dersin konulmasının çalışmalarını yapmakta ve açıklamaktadırlar.

 

–         Cem evi diye bir ibadethane var mı diyenler;  Bir taraftan Alevi Açılımı yapıp, çalıştaylar düzenleyenler, üstelikte çalıştaylara koordinatörlük yapan Bakan daha yeni bu çalıştaylar sonucunda halen dahi Cem evi Diye bir ibadethane var mı? Diye sorabilmektedir. İnkâr politikasını reddedeceksek ve demokratik bir yönetim tarzını benimseyeceksek, ‘’Cem evlerinin Alevilerin İbadethanesi’’ olduğunu kabul edecek ve Anayasaya değişikliğine gerek kalmadan bu sorunu çözeceksiniz. Ama ne böyle bir tavır ne de niyet vardır. Konu türban olunca kimseye sormadan Meclise getirenler, konu Alevilik olunca çalıştay üstüne çalıştay düzenlemektedir. Bu bir zihniyet sorudur.

 

–         AKP, Yargıda ve HSYK’ da içinde inanç ayırımı yapıyor;  Sadece Alevi olduğu için soruşturma geçirenleri unutmadık. Tarikatları soruşturduğu için pandoranın kutusu haline gelen Ergenekon la ilişkilendirmek istenenleri unutmadık. Tüm mesele Anayasa mahkemesine ve HSYK ya siyasal islamın kadrolarını yerleştirmektir.

Evet dersek ne olur, neden ‘’HAYIR’’ diyeceğiz

Toplumun tüm katmanlarında değişim ve demokratikleşme konusunda irade vardır.  Toplumun değişik kesimlerinde ve STK lar tarafından büyük oranda Anayasanın değiştirilmesi konusunda bir talep vardır. Bu kadar uygun bir ortamın olduğu bir zamanda bu değişikliği toplumun sorunlarının çözümü ve bir arada yaşamın koşullarını oluşturacak yeni ve Demokratik, çoğulcu, katılımcı bir Anayasa yapmak yerine ‘’basit, dar, uygulanırlığı mümkün olmayan maddeler içerir şekilde ve kendi isteklerine uygun maddeler koyarak’’ değiştirmek bu topluma ve bu değişim isteğini baltalamaktır. Üstelikte bu değişikliği pratikte uygulanırlığı mümkün olmayan ‘’12 Eylül cuntasıyla hesaplaşma’’ sloganına oturtmak da toplumu aldatmaktan ve değişim isteğini törpülemekten başka bir şey değildir.

12 Eylül Cuntasıyla hesaplaşılıyor, değişimler yapılıyor gibi sahte bir olguyla karşı karşıyayız. Daha şimdiden Başbakan ‘’12 Eylül ile hesaplaşıyoruz, 12 Eylül Anayasasını değiştiriyoruz’’ demektedir. Bu yanılgıya ve aldatmacaya EVET demeyeceğiz.

AKP;  solcularla, Alevilerle, Kürtlerle, İşçilerle ötekileştirdikleriyle hesaplaşmakta, hesaplaşmanın zeminini hazırlamaktadır.

Ergenekon diye açtıkları davada esas sorgulanması gereken ve bu ülkenin karanlık döneminde imzaları bulunan Tansu ÇİLLER, Mehmet AĞAR, Necdet MENZİR gibi onlarca isime dokunulmuyor. Toplumun çete olduğunu bildiği bir takım isimlerin yanına muhalifler eklenerek susturuluyor. Asıl 12 Eylül darbecileri ve Esas Ergenekoncular, çeteler, AKP hükümetince korunup kollanıyor. 12 Eylül darbesini, cezaevleri katliamlarını, işkenceleri, köy yakmaları, yargısız infazları, gözaltında kayıpları, Sivas katliamını, Maraş Katliamını, Çorum katliamını, Malatya, Gazi, Ümraniye katliamını yapan esas o Ergenekonculara ve bağlantılarına dokunulmuyor.

Bütün bunlarla beraber bu referandumla toplumun topyekûn Anayasa değişikliği talebi kısıtlanacak, değişim talebi rüzgârı ve heyecanı kesilecektir.

Bunun için bu güdük anayasa değişikliğine HAYIR diyerek topyekûn değişiklik talebimizin önünü açalım.

Alevilerin pirlerinden olan Pir Sultan Abdal’ ın dediği gibi ‘’Bozuk düzende sağlam çark olmaz’’ bu bozuk Anayasanın üzerine tamir bakım tutmamaktadır. Toplumun değişim ve demokratlaşma isteği ‘’Topyekûn yeni bir Anayasa’’ olmalıdır. O yüzden hangi madde gelirse gelsin toplumun heyecanı ve talebi güdük değişikliklerle harcanmamalı ve hangi değişiklik gelirse gelsin topyekûn Demokratik bir Anayasa yapılıncaya kadar HAYIR denilmelidir.

O yüzden biz Aleviler,  Pirimiz Pir Sultan’ın dediği gibi davranacağız. 12 Eylül Cuntasının getirdiği, İslamcıların sarıldığı ve nemalandığı bu bozuk düzen Anayasasına yapılacak her türlü yandaşça yapılan tamir ve bakıma HAYIR diyeceğiz.

Demokratik, çoğulcu, katılımcı ve özgürlükçü yeni bir ANAYASA isteğimizden vazgeçmeyeceğiz.

21 Temmuz 2010

 

Ali KENANOĞLU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Başkan

 

Aleviler bu referandumda üzerine düşeni yapmıştır

Salı, 14 Eylül 2010 10:09

 

Aleviler bu referandumda üzerine düşeni yapmıştır

Referandum sonucuna baktığımız zaman Türkiye’ nin genel siyasi rengine uygun bir tabloyla karşı karşıyayız.

Burada HAYIR cephesinin beklentilerini hayal kırıklığına uğratan ise MHP tabanıdır. Her ne kadar MHP nin üst yönetiminin HAYIR demesine rağmen MHP tabanı EVET demiştir. Bir önceki seçimde MHP ye oy veren Anadolu’ daki il – ilçe ve Köyleri incelediğinizde bu sonucu rahatça görebilmekteyiz. Bana göre bu sonuca etki eden ise Tayyip ERDOĞAN’ ın Mustafa PEHLİVANOĞLU için döktüğü gözyaşları değildir. Onların gerekçesi Türklüğün İslam’la ödeştirilmesi ve Türk-İslam anlayışının yansımasıdır. Artık bu anlayışın temsili yetini  Tayyip ERDOĞAN yürütmektedir.

Tayyip ERDOĞAN’IN ‘’artık DEDELERDEN talimat alınmayacak’’, ‘’Yargıda belirli bir inancın egemenliğine son verilecek’’ tarzındaki sözleri milliyetçi muhafazakar tabana etki etmiştir. Erdoğan’ da bu sözü bu sonuç için söylemiştir. Amacına ulaşmıştır.

İşin vahimi ise hala toplum üzerinde Alevilerin bir tehlike olarak algılanması ve Aleviler üzerinden yapılan siyasetin hala etkili bir şekilde karşılık bulmasıdır. Burada toplumun üzerindeki anlayış sakatlığı kadar, Ülkemizdeki Başbakanın da aynı anlayışta olması ve bunu EVET oyları uğruna kullanmasıdır.

 

Aleviler bu referandumda üzerine düşeni yapmıştır. AKP zihniyetinin hazırladığı bu Anayasa’ ya HAYIR demiştir.

Referandumdan önce bazı kişiler ve partiler çıkıp Alevi Kurumlarının Alevileri temsil etmediğini Alevilerin EVET diyeceğini söylemişlerdi. Sandıklar kapanıp, sonuçlar açıklanmaya başlayınca bende durumu öğrenmek için Alevi Merkezlerini arayıp sordum.

Alevi Merkezlerinde karşılaştığımız durum şudur; Doğu Ocaklarının yoğun olarak yer aldığı ve Alevi nüfus yapısıyla bilinen Dersim büyük oranda HAYIR dedi. %19 oranındaki Evet ise  Dersim’in Sünni köylerinden gelen oylardır.

Alevilerin Serçeşmesi Hacıbektaş merkezi %90 oranında HAYIR dedi.

Sivas’ta Pir Sultan’ ın köyü Banaz HAYIR dedi.

Tokat ta yer alan Alevi Merkezleri Hubyar, Kul himmet, Keçeci HAYIR dediler.

Antalya’da Abdal musa HAYIR dedi.

Kırklareli de Bektaşi’lerin ve Bedrettini’lerin yaşadığı Topçular köyü ve diğer Alevi köyleri HAYIR dedi.

Maraş’ta bulunan Alevi merkezleri HAYIR dedi.

Karedeniz de Ordu Gürgentepe’deki Alevi Köyleri HAYIR dedi.

Samsun da bulunan Alevi Köyleri HAYIR dedi.

Amasya’da bulunan alevi köyleri HAYIR dedi.

Üstelikte Alevi köylerinde çıkan EVET oylarının sayısı 10 oydan fazla değildir. Çoğunda 2-3 oy bunlarda köy dışından gelen sandık görevlilerinin kullandığı oylardır.

Alevi kurumları Alevilerin HAYIR diyeceğini ifade ettiği zaman itirazlar gelmeye başlamıştı.  Yandaş medyada boy gösteren ve siz Alevilerin tamamını temsil etmiyorsunuz deyip, Alevilerin EVET vereceğini söyleyen sözde Alevi Partisi ve sözde Alevi temsilcileri de çuvallamışlardır.  Örneğin EVET diyeceğini söyleyen ve gazetelere Alevilerde EVET verecek diyen EDP Genel Başkanı Ziya Halisin köyünde büyük oranda HAYIR çıkmıştır. Fermani Altun’ un köyünde de HAYIR çıkmıştır. Yalçın Özdemir’in köyünde HAYIR çıkmıştır. EVET ise yok denecek kadar azdır.

EDP nin saflarına gelmeyen Alevi Kurumlarının, Alevi halkı tarafından tasfiye edileceğini söyleyecek derecede ileri giden EDP nin Alevi yöneticileri de bu sonuçlarla birlikte Alevi halkının vicdanlarından tasfiye edilmişlerdir. Onların son günlerde döktükleri Timsah gözyaşlarının siyasi olarak nerelere mesaj olduğunu da Aleviler iyi bilmektedir.

Yukarıdaki sonuçlardan da görüleceği üzere Aleviler Doğuda-Batıda-Kuzeyde-Güneyde bölge farkı olmaksızın iç bölge –sahil farkı olmaksızın bulundukları her yerde HAYIR demişlerdir.

AKP zihniyetine ve onun hazırladığı Anayasaya topyekun HAYIR diyen Aleviler bu zihniyete güvenmemektedir. İnanmamaktadır. Güvenmesini ve inanmasını gerektiren hiçbir olumlu sonuçla da karşılaşmamıştır. Referandum süreci bu konuda iyi bir tecrübe olmuştur.

Ali KENANOĞLU

kenanogluali@hubyar.org Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Birgun Gazetesi / 14.09.2010

 

 

 

 

Bakan Dedeleri suçladı

Çarşamba, 29 Eylül 2010 09:10

 

 

Din Koruculuğu geliyor

Salı, 05 Ekim 2010 05:44

 

Din Koruculuğu geliyor

NTV de Mirgun CABAS’ın hazırlayıp sunduğu Herşey proğrama Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi  Prof.Dr. M. Saim YEPREM ile birlikte  katılan Ali KENANOĞLU ‘’İmamların kanaat önderi olması’’ ile ilgili proje üzerine konuştular.

Konu ile ilgili olarak Kenanoğlu şunları söyledi; ‘’ İmamlar Devletin din memurlarıdırlar. Kanaat önderliği kendiliğinden toplumun kabulü ile olurşur. Öyle görevlendirmeyle kanaat önderliği olmaz. Osmanlı da bu yöntem çok denenmiş, Alevi Dergehlarına- tekkelerine Sünni din adamları atanmış, onların orada Alevileri temsil edeceği, Alevilere kanaat önderliği yapacağı söylenmiş. Ama olmamış, olması da mümkün değildir. Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı bu projeyle Aile imamlığını başlatıyor. Diyenetin memuru din görevlileri mahallelerimize, sokaklarımıza, evlerimize kadar girecekler. Asimilasyon ve dini baskı artacak. Toplumun dini açıdan kontrolu sağlanmaya çalışılacak. Bu projeyle İmamlar, Güneydoğu bölgesinde başa bela olan ‘’Korucular’’ gibi ‘’Din ve Ahlak Korucuları’’ olacaklar. Bu projenin sonucu bu olacaktır.  Biz Alevilerin Diyanetin dininede ahlakına da ihtiyacı yok ’’ dedi.

Kaynak : hubyarNET- 05.10.2010

 

Perşembe, 07 Ekim 2010 11:45

 

Kanaat önderi

06 Ekim 2010

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu sosyal hayattaki yeniliği şu sözlerle haber veriyor:

– Cami dışı din hizmetleri adıyla bir proje başlattık. Bu proje ile din hizmetlerinin sadece namaz kılmak ya da oruç tutmak olmadığını, dinin bütün sosyal hayatı kapsadığını vermeye çalışıyoruz. Din görevlimiz sadece camide namaz kıldıran bir memur değildir. Toplumun bütün sosyal hayatına müdahale eden kanaat önderi olmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş yasasında din adamlarına böyle bir görev veriliyor mu? Hayır… Görev yasada şöyle sınırlanıyor:

“İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek”

Din adamlarının toplumu dinsel aydınlatma görevi vardır… Ancak Atatürk toplumu eğitme görevini öğretmenlere vermiştir:

“Öğretmenler! Yeni nesli, Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır…”

Kanaat önderleri atamayla işbaşına gelmez. Kişi bilgisi, kültürü, duruşu, önderlik yetenekleriyle zaman içinde sınavlar vererek kanaat önderi olur. Atama ile önder olunmaz. Proje Alevi kesiminde de şaşkınlık yaratmış. Hubyar Alevi Vakfı Başkanı Ali Kenanoğlu diyor ki:

 

 

– Diyanet İşleri Başkanlığı bu projeyle aile imamlığını başlatıyor. Diyanet’in memuru din görevlileri mahallelerimize, sokaklarımıza, evlerimize kadar girecekler. Bu projeyle imamlar, Güneydoğu bölgesindeki “korucular” gibi “Din ve Ahlak Korucuları” olacaklar…

Bu kaygılar yerli mi yersiz mi?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın soru işaretlerini giderici açıklama yapması beklenir.

 

Kenanoğlu gelişmeleri SKYTURK Tv. De değerlendirdi

Cuma, 08 Ekim 2010 06:39

 

Kenanoğlu gelişmeleri SKYTURK Tv. De değerlendirdi

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu Mehmet Ali Erbil’in Alevilere olan hakaretini ve Zorunlu Din Dersleri mücadelesinde gelinen noktayı SKYTURK Tv. De değerlendirdi

Kenanoğlu şunları söyledi.

‘’2010 yılında Aleviliğin o kadar çok açık ve çokça konuşulduğu, Alevi açılımlarının tartışıldığı bir ortamda hala dahi milyonların ününde konuşan ve sanatçı kimliği taşıyan birisinin bu sözleri sarf etmesi düşünülmesi gereken bir konudur.

Tabi bu ülkenin siyasetçileri Aleviliği öcü göstererek onları karşıt göstererek, Aleviliği kastederek soy sop sorarak, siyasi prim elde etmeye çalışıyorsa bu tür densizlerde bu hakareti edebiliyorlar. ‘’

 

 

 

Mehmet Ali Erbil’in CNN Türk’deki konuşmasını ve özrünü de değerlendiren Kenanoğlu; , ‘’mum söndü’’ sözünün ne anlama geldiğini bilmediğini veya ‘’Alevilere’’ hitaben kullanıldığını bilmediğini söylüyor. Kendisi ya çok cahil ya da bizi aptal yerine koyuyor.  Sözüm yanlış anlaşıldı diyor, ve kendisine tepki gösteren Alevileri ise provokötör olarak suçluyor. Son derece küstahça konuşup, hakaretine bir başka şekilde devam ediyor.

Zorunlu Din Dersleri mücadelesinde gelinen noktayı değerlendiren Kenanoğlu; ‘’ Aleviler tüm demokratik ve hukuki mücadelelrini yapmışlardır. Fakat yine de bir sonuç alınanmamaıştır. Hukumet mahkeme kararlarını uygulamamaktadır. Bu da Alevileri yeni mücadellere sevk etmektedir. Din Derslerini Boykot dahil her türlü eyöem yöntemi uygulanacaktır. Alevi Kurumları olarak bunu kendi aramızda tartışıyoruz.

Konu Türban meselesi olunca, Demokrat ve İnanç özgürlüğü savunucusu olan Sayın Başbakan Alevilerin kazandığı davaları bile görmemezlikten gelmektedir.  Aleviliği Alevilere bıraksınlar.’’ Dedi.

hubyarNET – 08.10.2010

 

Siyasetçiler önyargıları meşrulaştırıyorlar

 

Siyasetçilere önyargıları meşrulaştırıyorlar

Çerkezköy cemevinin temel atma töreninde konuşan Kenanoğlu Mehmet Ali Erbil’in hakaretiyle ilgili olarak siyasetçilere çattı.

Kenanoğlu; ’’ bir siyasetçi çıkıp ‘onun anası Ermeni’ der, öbürü de sümme haşa benim anam ermeni değil derse, ermeni olmak bu toplumda suç olur. Ermeniliğe karşı önyargılar çoğalır. Yine bir siyasetçi çıkıp Aleviliğe işaret ederek ‘soy-sop’ sorarsa, öbürü de ‘evet Aleviyim’ diyemezse, bu toplumda Alevi olmak suç olur, önyargılarda hakaretler de meşru zemin bulmuş olur.’’ Dedi.

Kaynak : hubyarNET – 11.10.2010

 

Din Kültürü – Din Eğitimi nasıl olmalı

Cumartesi, 16 Ekim 2010 09:36

 

Din Kültürü – Din Eğitimi nasıl olmalı

Ali KENANOĞLU

Okullarda zorunlu olarak okutulan ve ismi ‘’Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’’ olan dersin Anayasal zorunluluk olmaktan çıkartılması Laikliğin bir gereği olarak yerine getirilmelidir. ‘’Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’’ dersinde yer alan ‘’Ahlak’’,  ders olarak okutulacak ve öğretilecek bir olgu değildir. Ahlak toplumsal bir yargıdır. Kimine göre saçının tek bir telinin kapatılmaması ‘’Ahlaksızlık’’ olarak değerlendirilirken kimine göre ise ‘’mini etek ‘’ giymek gayet normaldir. Buradaki ahlakı kim neye göre belirleyecektir. Bu iş Devletin – Hükümetin ve Milli eğitimin işi değildir. Toplumsal bir davranıştır. Ahlak anlayışı ve kuralları Toplumun kültürel ve eğitim düzeyiyle veya başka etmenlerle değişebilen bir olgudur. Dolayısıyla sabit ve tek düze bir Ahlak anlayışından söz etmek mümkün değildir. O halde geriye kalıyor ‘’Din Kültürü’’ .

Dinler Kültürü okullarda okutulmalıdır. Tüm dinlerin, inançların, farklı yorumları ne olup ne olmadığı, İnançlar hakkında genel bilgiler verilmeli. Çocuklarımız Dünya üzerinde bulunan farklı inançlar hakkında genel bilgi edinmelidirler. Bu derslerde hiçbir inancın duaları ezberletilmemeli ve inanç esasları uygulatılmamalıdır. Örneğin Alevilik gibi topluma ön yargılarla tanıtılmış bir inanç hakkındaki bilgiler de Alevi kurumlarının ortak kanaatiyle onaylanmış bilgiler olmalıdır.    Bu adla verilen mevcut kitapların hepsi bir darbenin izini silmek adına kaldırılması gereken yere kaldırılmalıdır.

‘’Dinler ve İnançlar Kültürü’’ derslerinin Anayasal zorunluluk olarak değil, müfredat gereği seçmeli olarak verilmelidir.

Peki, çocuğuna mensup olduğu bir dinin, inancın eğitimini verdirmek isteyen aile ne yapacak.

 

Şüphesiz ki biz bu şekilde düşünürken bazı insanlarda çocuklarının mensup olduğu inancın eğitimini almasını istemektedir. Çocuğunun namaz nasıl kılınır, hangi dualar okunur, nasıl okunur gibi birçok uygulamaya dayalı konuları öğrenmesini istemektedir. Bunu isteyen ailelerin sayısı da haylice fazladır. Okullar bir inanç öğretimi yuvası olamayacağına göre bu eğitimler inanca ait mekânlarda verilmelidir. Zaten verilmektedir. Bunun örneği Kuran Kurslarıdır.

Kuran Kursları ve kuran eğitimi, Tevhidi tedrisat kanununa rağmen Türkiye de okullar dışında uygulanan ve okutulan bir eğitimdir. Kuran kurslarının yeniden düzenlenmesiyle, çocuklarına din eğitimi vermek isteyen ailelerinin sorunları da kendiliğinden ve laikliğe uygun bir şekilde çözülecektir. Alevi çocukları ise Cem evlerinde Alevilik dersleri almalıdırlar. Zaten mevcutta böyle bir uygulamada vardır. Semah kursları, Dedelik dersleri, Cenaze kaldırma hizmetleri dersleri, Genişletilmiş Alevilik dersleri gibi dersler Cem evlerinde verilmektedir. Bu dersleri okullara sokma iddiası yersizdir. Bu iddia inançları kontrol altına alma iddiasıdır. Bu iddia halkına güvenmeyen, onun inançlarını düzenleme ihtiyacı hisseden devlet yapısını iddiasıdır.

Okullarda verilen Din Eğitiminin sakıncaları

Okullar Dini bir mekân değildir. Ayrıca bir inancın birçok farklı uygulaması ve yorumu bulunmaktadır. Hanefilik – Şafilik ve Şiiliğin hangisi esas alınacak. Şiiliği şafi öğretmen mi öğretecek. Şafiliği Sünni öğretmen mi öğretecek. Peki, Alevilik dersini kim verecek. Kafası Aleviliğe karşı ön yargılarla dolu Din Dersi öğretmenleri mi verecek. Peki, bu dersler kim tarafından hazırlanacak. Asimilasyona uğramış ama hala ortalıkta Alevi’yim diye dolaşan akademisyenler mi hazırlayacak, yoksa Aleviler adına Sünniler mi hazırlayacak.  Bu saçmalıkların hiçbirisine gerek yok.

Özetle;

1-       Mevcut Din Dersi Kitapları bir darbenin izlerini silmek üzere çöpe atılmalıdır.

2-       Okullarda Tüm dinler ve inançlar hakkında genel bilgi içeren, ‘’Dinler ve İnançlar Kültürü’’ dersi okutulmalıdır.

3-      Din eğitimi ‘’kuran kursları’’n da olduğu gibi inanca ait mekânlarda inancın mensupları tarafından verilmelidir.

 

Devlet vatandaşına güvenmeli, inançlar arası ayrım yapmamalı, inançları finanse etmemeli, inancı inanana bırakmalıdır.

Ali KENANOĞLU

kenanogluali@hubyar.org Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Birgun Gazetesi  – 16.10.2010

 

Hammarberg – Kenanoglu görüşmesi

 

Avrupa Konseyi Insan Haklari Komiseri, Thomas Hammarberg, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ile Türkiye’deki Alevilerin İnsan hakları açısından durumu hakkında bir görüşme yapacak. Görüşme 30 Ekim Cumartesi günü saat 19:30 – 20:30 arası Beyoğlu’nda Hotel Richmond’da gerçekleşecek.

Kenanoğlu görüşmede Hammarberg’e bir rapor sunacak.

hubyarNET – Haber Merkezi

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Ali Kenanoğlu ile görüştü

 

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Ali Kenanoğlu ile görüştü

‘Ak Parti’de 3 Alevi milletvekili mi var?’

Hükümetin, zorunlu din derslerinin kaldırılması yönündeki AİHM kararını uygulamaması, Avrupa Konseyi’nin takibine girdi.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, Türkiye’deki Alevilerin son durumunu görüşmek üzere cumartesi günü Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’yla bir araya geldi. AİHM’nin zorunlu din derslerinin kaldırılması yönündeki kararının hükümet tarafından yanlış yorumlanmasının, Avrupa Komisyonu’nca  not edildiğini kaydeden Hammarberg, Ak Parti gibi büyük partide sadece 3 Alevi milletvekili olmasına da şaşkınlığını, “Bu kadar oy alan partide nasıl bu kadar az Alevi milletvekili olur?” sözleriyle dile getirdi.

Milliyet –  MİTHAT YURDAKUL Ankara

Hakka yürüyen Cemal Şener için ne dediler

 

Cemal Şener’in ölümü Alevi camiasında üzüntüyle karşılandı

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız:  Cemal Şener, Aleviliği ve Alevilerin tartışılması ve su yüzüne çıkması konusunda öncü olan bir arkadaştı. Alevilik olayı kitabı ile büyük dikkat çekmiştir. Hem düşünce dünyamızda hem de Aleviler açısından büyük bir kayıptır. Hepimizin başı sağolsun.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu:  Cemal Şener’le yakın dostluğumuz oldu. Hubyar Sultan kitabının yazımında beraber çalıştık. Alevi camiası açısından çok önemli bir kişiydi ,son derece üzgünüz. Aleviliği bekleyen zorlu süreçte faydaları olabilecek bir aydın, düşünür hak adamıydı. Kendisini çok erken kaybettik nur içinde yatsın.

Kenanoğlu Semahımızın Dünya mirası olmasını ATV de değerlendirdi

 

Kenanoğlu Semahımızın Dünya mirası olmasını ATV de değerlendirdi

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Semahının UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak kabul edilmesini ATV Ana Haberde değerlendirdi.

Kenanoğlu şunları söyledi; ‘’ Kültür, İnsanların doğumundan ölümüne kadar yaşadığı ve bildiği her şeydir. Bu nedenle inançlar da Dinler de kültürün bir parçasıdır. Alevi Bektaşi Semahı İnancımızın 12 hizmetinden birsidir. Semahlarımız İnançsal boyutuyla Kırklar meclisinde Muhammet ile Ali’nin coşa gelip dönmeye başlamasıyla oluşmuştur. Geleneksel boyutuyla ise doğada yaşayan canlıların inançta sembolize edilmesidir. Turnanın uçuşu gibi. Seamahımız Dünyanın önemli inançsal-kültürel zenginliklerinden birsidir. Bu nedenle Semahımızın Dünya Mirası olarak kabul edilmesi memnuniyet vericidir. Semahlarımızın İnancımız var olduğu sürece varlığını koruyacaktır‘’

hubyarNET – Haber Merkezi

17.11.2010

Hükümetin Cemevi önerisini Ali Kenanoğlu TV 8 de değerlendirdi

 

Hükümet Aleviliği kontrol altına alma girişiminden vazgeçmelidir.

TV 8 de Bahar Feyza’nın sunduğu 50 dakika programına Müfit Yüksel ile birlikte katılan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu Milliyet Gazetesinde yer alan ve Hükümetim Cem evlerinin statüsü ile ilgili önerisini değerlendirdi.

Kenanoğlu şunları söyledi. “ Hükümetin Cem evlerini Başbakanlığa bağlı bir birimde yapılandırılarak statü kazandırılmasının doğru değildir.  Bunun adı gizlenmiş bir Alevi Diyaneti yapılanmasıdır. Aleviliği kontrol altına alma girişimidir. Bu durum Aleviliğin özgün yapısını kaybetmesine neden olacaktır. Aleviliğin bin yıldır bu topraklarda kendine özgün bir yapılanması vardır. Hükümet bir sorunu çözmek istiyorsa bu yapılanmaya müdahale edip, bunu kontrol altına alma girişiminde bulunmamalıdır. Alevilerin geleneksel ve modern örgütleri vardır. Alevilerin vergilerinden kesilen bir bütçeyi Alevilere aktarmak istiyorlarsa bu kurumlar dikkate alınmalıdır. Yeni bir yapılanmayla bu kurumların devre dışı bırakılması kabul edilmeyecektir.  Bir komisyon oluşturulduğu söyleniyor ama Alevilerin çok büyük bir kesiminin bu komisyonun kimlerden oluştuğundan ve burada neler konuşulduğundan haberi yoktur. Devlet İnançları düzenlemekten vazgeçmelidir. Hükümet kafasındaki Alevi çözümünü Alevilere dayatmayı düşünmesin.”   Dedi.

hubyarNET – Haber Merkezi

20 Kasım 2010

 

Bakanın Madımak açıklaması şok etti

Perşembe, 25 Kasım 2010 11:23

 

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Madımak’ın kamulaştırılması konusunda “Alevi örgütleri, muhalif kuruluşlar susarken hükümetimiz sahiplendi” şeklinde açıklama yapması yıllardır her 2 Temmuz Madımak’ın önünde protesto gösterileri yapan, bu konuyu seslerini duyurabildikleri her platformda dile getiren Alevi derneklerini şoke etti.

Konu ile ilgili Radikal Gazetesine konuşan Ali Kenanoğlu, Ali Balkız ve Fevzi gümüş tepkilerini belirttiler.

hubyarNET

işte konu ile ilgili Radikal Gazetesinin haberi

 

 

‘Bakan Günay’ın gözüyle’ Madımak’ın kamulaştırılması:

25/11/2010 8:07

Alevi örgütleri, muhalif kuruluşlar susarken hükümetimiz sahiplendi

İçinde insanlarla birlikte ateşe verilen Madımak Oteli, 17 yıl sonunda kamulaştırıldı, otelin altındaki et lokantasının eşyaları dün boşaltılmaya başlandı. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, ‘bu başarı’yı AK Parti hükümetine bağladı. Bir toplantı için Antalya’da bulunan Günay şöyle konuştu:
“Gerek Alevi örgütleri, gerekse çeşitli muhalif kuruluşlar susmuşken ve 15 yıla yakın süreden bu yana Madımak’taki o insanın yüreğini yaralayan kullanıma göz yummuşken, 2008 bütçe görüşmelerinde buna ilk kez ben itiraz ettim. Sonra hükümetimiz konuyu sahiplendi. Sayın Başbakanımızın talimatıyla Devlet Bakanı arkadaşımın yardımlarıyla bu noktaya geldik. Türkiye’nin yüzünü kızartan bir mekânı kültür, müze, hatıra merkezi, eğitim merkezi olarak kullanma şansına eriştik. 6 milyona yakın para vererek Madımak’ın kamulaştırılmasını sağladık. Ve tabii memleketimizin, milletimizin imkânları sayesinde… Gecikmiş bir düzenlemedir aslında ama bizim hükümetimiz ve benim bakanlığım döneminde olmasından ötürü kendi adıma bir teselli duygusu hissettiğimi açık yüreklilikle itiraf etmem gerek.”

Diyarbakır Cezaevi’ne talip

 Bakan Günay, Diyarbakır’a yeni bir cezaevi yapıldıktan sonra 12 Eylül’le özdeşleşen Diyarbakır Cezaevini de bakanlık olarak Millli Emlak’tan isteyeceklerini söyledi.

‘Bakan Günay bu ülkede yaşamıyor galiba’
Günay’ın açıklamaları; yıllardır her 2 Temmuz Madımak’ın önünde protesto gösterileri yapan, bu konuyu seslerini duyurabildikleri her platformda dile getiren Alevi derneklerini şoke etti.

Gümüş; ‘Talep varken AKP yoktu’
Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı Fevzi Gümüş: Madımak Oteli’nin yanmasından sonra Aleviler, oranın otel olarak kullanılmamasını talep etti. Sonra da müze olmasını. O zaman ortalıkta ne AKP vardı, ne de Günay. Bakan Günay nasıl böyle bir açıklama yapıyor. Bu, Alevilerin, demokratik Türkiye kamuoyunun, vicdanlı insanların başarısıdır.

Balkız; ‘Biz her 2 Temmuz’da, artarak oradaydık’
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız: Bakan Türkiye’de yaşamıyor galiba ya da kendi sesinden başka bir sese kulak kabartmıyor. Biz 17 senedir her 2 Temmuz’da, her sene artan sayımızla, 10 binlerle Madımak’ın önündeydedik. 3 Haziran 2009 Alevi Çalıştayı’nda bu talebimizi ilettik. Bakan kendisine, böyle övünç gayesi çıkartmak istiyorsa biz bunu kıskanmıyoruz. Bundan sonra Madımak’ın, bir insanlık, bir ibret, bir utanç müzesi olmasını istiyoruz. Biz kurdeleyi de Sivaslılarla birlikte kesmek istiyoruz.

Kenanoğlu; ‘Lütuf değil, görevin’
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: Bu sivil toplum kuruluşları tarafından yıllardır getirilen bir talep. Tabii ki kamulaştırmayı bu örgütler yapacak değil. Madımak’ın kamulaştırmasını hükümet, Kültür Bakanlığı yapacak. Bakan Günay bunu yaparak bir lütuf içerisinde değildir.

17 yıl beklenen kamyon geldi
Bakanlar kurulu ve ardından mahkeme kararıyla kamulaştırılan Madımak Oteli dün boşaltılmaya başlandı. Otelin altında yer alan ve martta kapatılan et lokantasının hurda malzemeleri, hurdacıya verildi. Oteldeki halı ve benzeri bazı eşyalar, fakirlere verilmek üzere belediye bünyesinde faaliyet gösteren Hayat Ağacı Derneği’ne gönderildi. 2 Temmuz 1993’te 37 kişiye mezar olan otel, 17 yıl sonra 5 milyon 601 bin TL’ye kamulaştırılıp Sivas İl Özel İdaresi’nin olmuştu.

Radikal

 

Hangi Alevilik ?

Salı, 30 Kasım 2010 14:16

 

Hangi Alevilik ?

Alevileri temsil ettiği düşünülen hatırı sayılır sayıda örgütün inandığı, tarif ettiği Alevilik mi yoksa ilahiyatçıların diyanetçilerin anlattığı Alevilik mi?

Bu konular hakkında kalem oynatmanın haddim olmadığını bildiğim halde bu yazıya girişmemin bir nedeni var:  Ali Kenanoğlu ve Süleyman Ateş’le yaptığım Haberaktif.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, çocuğunu zorunlu din dersi uygulamasından muaf tutmak için hukuk mücadelesi vermiş ve sonuç almış bir baba…

Süleyman Ateş eski Diyanet İşleri Başkanı olan bir ilahiyat profesörü…

Konu din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarının içeriğine Alevilerin itirazı.

Alevilerin bu dersin içeriğine neden itiraz ettiğini soruyorum ve bir ilahiyatçı profesörün bu konudaki yorumlarını alıyorum. Yayının sonunda anlıyorum ki  tarafların uzlaşma ihtimali neredeyse yok.

Alevilerin itiraz ettiği noktalara somut olarak giriş yapalım diyorum. Ali Kenanoğlu kitapta altını çizmiş: “Hacı Bektaş-ı Veli’nin hacca gittiği” yazıyor oysa gitmemiştir  diyor.
Süleyman Ateş: O zaman neden adı hacıdır?
Kenanoğlu: Asıl adı hacı değil hacedir.
Ateş: O da hocadır işte.

Bir Alevi kanaat önderinin argümanları daha kurumsal bir kimliği olan ilahiyat profesöründe karşılık bulmuyor.

Kenanoğlu Hz. Ali’nin atı Düldülden kitapta katır diye söz edilmesinin kendilerini ne kadar yaraladığını anlatıyor; Ateş “Hz. Ali’nin atı falan yoktu” diyor. Ateş sık sık “Kuran, Kuran, başka referansımız yok” deyince Kenanoğlu “Bizim Kuran’ımız konuşan Kuran’dır” diyor: Telli Kuran.

Anlaşılıyor ki hatırı sayılır sayıda alevi örgütünün tarif ettiği Alevilik ile birçok ilahiyatçı ve diyanetçinin temel aldığı referanslar arasında uçurum var.

Hangisi doğru hangisi yanlış?
Peki acaba bu soruyu sormak doğru mu?

Süleyman Ateş’e soruyorum: Sizce Türkiye’de kaç milyon Alevi var?
Ateş Hoca: Farklı rakamlar var, bazıları çok abartıyor.
– Peki en az 10-12 milyon olduklarına dair rakama itibar eder misiniz?
– 10 milyon vardır belki.
– Peki 10 milyonluk bir topluluğun çocuklarının, velilerinin kendilerini rahat hissedecekleri bir müfredatla eğitim görme hakkı ne olacak?

Galiba asıl mesele burada yatıyor.

Belli ki Alevilerin Alevilik tarifi kurumsal İslam otoritelerinde tam karşılık bulamıyor. Ama bu insanlar varlar, milyonlarcalar, cemevlerine gidiyorlar, oralarda ibadet ediyorlar, Düldülden katır diye söz edilmesinden bile üzüntü duyuyorlar.

 

29.11.2010

Gökmen Karadağ

 

Salı, 14 Aralık 2010 07:15

 

Alevilerden itiraz: Sünni ruh korunuyor

 

 

ntvmsnbc

Güncelleme: 02:20 TSİ 14 Aralık. 2010 Salı

Dün Ankara’da, Devlet Bakanı Faruk Çelik’in de katıldığı ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri Müfredat Bilgilendirme Toplantısı’ yapıldı.

 

Bazı Alevi temsilcilerinin de yer aldığı toplantıda Çelik, ”Alevi sorununun çözümüne hiçbir zaman bu kadar yakın olunmamıştır” dedi.

 

Çelik, Alevi temsilcilerine sunulan metin etrafında oluşacak müfredatın 2011-2012 eğitim ve öğretim dönemine yetiştirilmesinin amaçlandığını söylerken, Alevi temsilcilerinden metne itiraz geldi.

 

Toplantıya katılan Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Doğan Bermek, müfredatta Alevilik ile ilgili bilgilerin çok yüzeysel geçildiğini ileri sürdü, Anadolu Trakya Alevi Bektaşi Birliği Genel Başkanı Durak Karabulut taslakla ilgili büyük emek sarf edilmesine rağmen yetersiz yerler olduğunu savundu, taslakta sadece belli konu başlıklarının yer aldığını dile getiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da, konuların kimler tarafından ve nasıl anlatılacağına yönelik kendilerine bilgi verilmediğini dile getirdi.

 

Ali Kenanoğlu ve Cem vakfı Ankara Şubesi Dedeler Kurulu Başkanı Hüseyin Dedekargınoğlu, Banu Güven’le Artı’ya konuk oldular, taslaktaki eksiklikleri anlattılar:

PROGRAMIN TAMAMINI   İZLEYİN

 

 

— Din derslerinin zorunlu olması konusundaki ısrar sürüyor ve yeni müfredat bu gerçeklik ortadayken hazırlandı.

 

— Başlıklar tamam da içeriği nasıl oluşturulacak. Bir örnekten yola çıkarak anlatalım: Ehli Beyt başlığı var ama Sünnilerle Alevilerin bakış açısı farklı, nasıl anlatılacak… Sünni ruh muhafaza ediliyor. Alevilik konusuna sadece 7. ve 12. sınıfta 4. ünitelerde yer veriliyor. Diğer sınıflarda ise Hz. Ali ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin çeşitli konulardaki sözlerine yer veriliyor…

 

— Toplantıda bize başlıklar sunuldu ama içerikle ilgili bilgi verilmedi. Endişelerimiz var.

 

— Dersleri kim verecek. Mevcut din dersi öğretrmenleri ile Aleviler arasında sıkıntılar yaşanıyor. Birçok öğretmen kafasının arkasındaki Aleviliği anlatıyor… Bu müfredat, Alevileri daha çok mahkemeye taşıyacaktır. Daha önce çocuklarımıza, ‘bu bizm inancımız değil ama sınıf geçmek için okumak zorundasınız’ diyorduk ama şimdi daha büyük sorunlar var…

 

— Toplantıda Alevilerin temsiliyeti yoktu. Kurumların büyük çoğunluğu temsil edilmiyordu. Muhataplarla konuşulmadığı sürece çözüm mümkün değil…

 

— Zorunlu din derslerine karşı dava açmanın gerekçeleri ortadan kalkmış değil. Arapça dualar hala ezberletiliyor ve bu şekilde Alevi çocuklarına karşı asimilasyonu ortada duruyor…

 

— Tarih konusunda da gerekli düzenlemeler yapılmalı. Örneğin Hz. Ali’nin halifeliği konusu. Aleviler hakkının yendiğini düşünürken Sünniler farklı… Öğretmen işin içinden nasıl çıkacak…

 

— …Alevilerin sorununu çözecek mi derseniz; hayır yetersiz derim. Hiçbir şeyi çözeceğini zannetmiyorum. Siyasetçiler iyi niyetle çalışmış, teşekkür ediyoruz ama bazı şeyleri daha arap saçına döndürür gibi geliyor…

 

— Alevilik, Alevilerin gördüğü gibi görülmüyor müfredatta… Tek bir etniseteye indirgenmiş ama Anadolu’da Alevilik dediğimizde büyük çoğunluğu Türkmenler olmak üzere Kürtler, Araplar, Farslar, Arnavutlar hatta Rumlar’dan oluşan bir topluluk…

NTV

 

Özür şovla olmaz samimiyetle olur

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nun çeşitli Basın-Yayın organlarına Mehmet Ali Erbil’in özrüyle ilgili verdiği demeç;

Özür şovla olmaz samimiyetle olur

Mehmet Ali Erbil’in yaptığı sadece bir şovdur.  Alevi derneklerinin de alet olduğu bu şov ile Alevi inancı bağdaşmıyor. Alevi olmayan bir kişi Alevi dedesince ne düşkün ilan edilir ne de düşkünlükten kaldırılır.  Böyle bir ayıbı bir dedenin ortadan kaldırma hakkı yok. Alevi toplumu hoşgörülüdür. Erbil özür dileyebilir. Ama bunun yöntemi bu değildir. Özür dileyecekse bunun adresi de bir Alevi Dedesi değil Hace Bektaş Dergahı’dır. Gerçekten samimi ise oraya gider. Yanına kamera da almaz. Kimseye de söylemez. Gidip yapacağı sadece samimi bir özürdür. Dergah da bu özrü uygun bir yolla Alevi toplumuna iletir.

Bu yaptılan Mum söndü gafından daha inciticidir. Görüntülere yansıyanlara baktığımız zaman bir show ve dalga geçme hali ortadadır. Bu konuda samimi olmadığı sadece vaziyeti kurtarma ve gelen tepkileri dindirme amacıyla yapılmış bir şov dan ibarettir.  Bazı Alevilerin de buna alet olması çok üzücüdür.

Ali KENANOĞLU

Başkan

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

 

Pirimiz yol önderimiz, Şeyh Bedrettin’i andık

Cemevi Baskını, Kürt ve Bayrak saldırısı değil, organize bir iş

 

27 Aralık 2010 Pazartesi 02:50

 

Dün akşam saatlerinde Şahintepesi Veli Baba cemevine yapılan saldırıyı bizzat yerinde inceleyen Hubyar Sultan Alevi Kültür  Derneği başkanı Ali Kenanoğlu, cemevi yetkilileri ve bölge dernekleri ile yaptığı görüşme sonrası, bu saldırının bölgede bir Alevi- Kürt çatışması yaratmak isteyen güçler tarafından organize edilmiş bir iş olduğunu söyledi.

 

Ali Kenanoğlu, Gazeteyola yaptığı açıklamada, söz edildiği gibi bir ‘bayrak’ meselesinin ortada olmadığını, ne olaydan önce, ne de olaydan sonra cemevi önünde büyük bir bayrak bulunmadığını ifade etti. Kenanoğlu, Sadece Cemevinin en üst katında küçük ve çok dikkat çekmeyen bir bayrak olduğunu söyledi. Basının bu bayrağı yakın çekim gösterdiğini oysa binanın tamamını dikkate aldığımızda bayrağın öyle dikkat çekici olmadığını, zaten Cemevi yetkililerininde bu yönde bir saldırı olmadığını belirttiklerini ifade etti. Olaylar sonrasında toplanan kalabalık gruptan birilerinin büyük bir bayrak getirip cemevine asıldığını ancak Cemevi Yönetiminin bu bayrağı bir provokosyana neden olmaması açısından hemen kaldırdığını söyledi.

 

 

 

 

Edindikleri bilgiye göre, olay öncesinde iki grup arasında hiçbir tartışmanın yaşanmadığını, 60 – 70 kişilik bir grubun birden bire ortaya çıkarak Cemevine saldırdığını belirten Kenanoğlu, “Arkadaşların belirttiği, bu bölgede hiçbir topluluk, hiçbir ilin yurttaşı ile bir sorunlarının olmadığıdır. Ayrıca bir Alevi – Kürt sorunu da bulunmamaktadır. Bu saldırı bir Kürt saldırısı değildir. Bu saldırı hala şüpheli bir saldırıdır. Hiç kimse, hiçbir şekilde saldıranları tanımıyor. Saldıranları görende yok.”dedi.

 

Cemevinde bulunan kamera sisteminin dün akşam kayıtta olmamasınıda cemevi yöneicileri tarafından dikkat çekici karşılandığını ve  incelendiğini söyleyen Kenanoğlu; “Bu cemevini ağırlıklı olarak Zile Karacaören köylüleri kullanıyor. Dün akşam düğün olduğu için herkes düğünde bulunuyor. Sadece iki ailenin görgü cemi varmış. Olayın böyle bir akşamda gerçekleştirilmesi de dikkat çekici.”dedi.

 

Bölgede yaşayan Alevilerin, mahallenin polis ablukasında tutulmasını da istemediklerini söyleyen Hubyar Sultan Alevi kültür Derneği başkanı Ali Kenanoğlu, olayın aydınlatılması için, bir an önce olayı gerçekleştirenlerin bulunması gerektiğini söyledi.Kenanoğlu, Saldıranlar kim olursa olsun, olayı kınadıklarını söyleyerek, herkesi sağduyulu olmaya davet etti.

 

Kenanoğlu, bu bölgedeki farklı inanç ve kimlikten halk önderlerinin biraraya gelerek bu olayı değerlendirmeleri ve olayın arka planının ortaya çıkartılmasına yardımcı olmalarının gerektiğini belirtti.

 

(Gazeteyol – HubyarNET)

Diyanet İşleri Başkanından Geçmiş olsun ve Teşekkür telefonu

Cumartesi, 01 Ocak 2011 06:19

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Şahintepesi Veli Baba Cemevine yapılan saldırı ile ilgili olarak Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nu aradı

DİB Başkanı, Veli Baba Cemevine yapılan saldırıdan dolayı geçmiş olsun dileklerini ve saldırı sonrasında Alevi Kurumlarının sağduyulu yaklaşımlarıı ile olayları yatıştırıcı açıklamalarından dolayı teşekkür etti.

Kenanoğlu’da DİB Başkanına nazik davranışından dolayı teşekkür etti.

Kaynak: hubyarNET

 

Salı, 18 Ocak 2011 14:5

Bu da tarikat açılımı

 

Ders kitaplarında Aleviliğe yer vereceğini açıklayan AKP, Nakşibendilik ve Kadiriliği de müfredata sokma hazırlığı içine girdi. Eğitimciler duruma tepkili.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği yöneticisi Ali Kenanoğlu da şunları söyledi: “Bizim talebimiz kitaplarda daha fazla Alevilik konusuna yer verilmesi değil, din eğitiminin zorunlu olmaktan çıkarılması. Yıllardır, devlet, ‘Alevi Bektaşilik tarikattır’ anlayışını yerleştirmeye çalışıyordu, şimdi Aleviliği tarikatlarla birlikte anarak bu görüşlerini pekiştiriyorlar.”

İzmir Mitingi ve sorunların aşılması konusunda öneriler

Çarşamba, 09 Şubat 2011 10:39

İzmir Mitingi ve sorunların aşılması konusunda öneriler

 

Tüm sorun ve sıkıntılara, zamanlamadaki niyetlere ve diğer çelişkilere rağmen alınan kararlar doğrultusunda 6 Mart 2011 de İzmir mitingi yapılmalıdır. Desteklenmelidir.

 

Tüm yönetsel çelişkilerden kaynaklı iç çekişmelere karşın “Demokratik Alevi Örgütlenmeleri” bu mitingde birlikte olmalıdır. Dosta ve düşmana karşı, en zor zamanımızda dahi yan yana gelinebileceği gösterilmelidir. Avucunu ovuşturanlara fırsat verilmemelidir.

 

İzmir mitingi için yapılan Kurultay inisiyatifi ve ABF tarafından yapılan iki başvuru ortaklaştırılmalıdır. Mitingi resmi olarak tertip komitesi yapmaktadır. Tertip komitesi ortaklaştırılabilir. Buradaki temel sorun kimlerin konuşacağı üzerine kuruludur. Bu konuda İzmir örgütlerimiz inisiyatif almalı ve ABF (Alevi Bektaşi Federasyonu) – AABK (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu) – PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) – AKD (Alevi Kültür Dernekleri) – HBVAKV  (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı)’ nın Genel Başkanlarının mitingde konuşmasını garanti altına alacak deklarasyonu yapmalıdır.

 

İzmir örgütlerimiz bu konuşmacıların isimlerinin yazıldığı resmi programı Valiliğe vermeli ve kamuoyuna da deklare etmelidir. Bu programın uygulanmasını da mitingde sağlamalıdır. Son dakika sürprizlerine karşı da tedbirini almalıdır. (Önceki mitinglerde alınan kararlara rağmen yaşanılan sürprizler hatırlatılmalıdır.)

 

Tüm kurumlarımızda İzmir örgütlülüğümüze güvenmelidir. İzmir örgütlerimizin insiyatifine ikrar vermelidir. 09.02.2011

 

Saygılarımla,

 

 

 

Ali KENANOĞLU

“Örtülü Ödenekten Para Alan Alevi Kurumlarını Açıkla”

Cumartesi, 12 Şubat 2011 09:26

Örtülü ödenekten para alan Alevi Kurumlarını açıkla

 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 6 Şubat 2011 tarihinde Köln Başkonsolosluğu binasında sivil toplum örgütleri ile birlikte bir toplantı gerçekleştirmiştir. Sayın Bülent Arınç bu topalntıda; “Tansu Çiller döneminde bazı Alevi derneklerine para verilmiştir. Parayı alan Alevi dernekleri de bunun karşısında susmuşlardır.” Demiştir.

 

Alevi toplumunun hak ve özgürlük mücadelesi veren Alevi Kurumlarını zan altında bırakan muallak cümlelerin netleşmesini ve örtülü ödenekten para alan bu kurumların açıklanmasını talep ediyoruz.

 

Toplantıda AABF Genel Sekreteri Hüseyin Mat: “Hangi Alevi derneği gizli ödeneklerden para almışsa, listesini açıklayın.”  sorusunu yöneltmiştir. Sayın Arınç, bu soruya cevap vereceğini söylemesine rağmen toplantı boyunca hiçbir açıklamada bulunmamıştır.

 

Şimdi Sayın Arınç’ın bu kurumları açıklamasını ısrarla bekliyoruz ve açıklayana kadar da bunu talep etmeye devam edeceğiz. 12.02.2011

 

Ali KENANOĞLU

 

Başkan

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

 

Alevilik tarifi yapıp Cemevi ibadethane değildir diyen savcı haddini aşmıştır Cuma, 25 Mart 2011 13:57

 

Alevilik tarifi yapıp Cemevi ibadethane değildir diyen savcı haddini aşmıştır

 

Ankara Valiliğinin ihbar yazısı üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında açtığı kapatma davasında esas hakkındaki görüşünü açıklayan Cumhuriyet savcısı Ali Özdemir, ”Aleviliğin din, cemevinin ibadethane olmadığını” savunmuş ve derneğin kapatılmasını istemiştir.

Aleviliği ne olup olmadığı, cemevinin ise ibadethane olup olmadığı belirlemek savcının haddine değildir. Savcı suç unsuru olup olmadığına bakmak yerine kendisini din alimi yerine koyup hüküm istemektedir.

Cumhuriyet savcıları Aleviliği tarif edip, ibadethanelerimizi yasaklayacak bir hamle yapacağına; ülkemizde Alevlerin uğradığı haksızlık ve hakaretlere karşı harekete geçmelidirler.

Alevilik, Aleviliktir. Büyük Alevi kurultayı bildirgesinde Aleviler Aleviliği; Alevilerin inanç adına yaşadıklarının ve yapıp ettiklerinin tümüdür. Şeklinde ifade etmiştir. Bu ifade bağlamında ise Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir.  Bu Aleviler açısından tartışılmazdır.

Kamuoyuna bilgisine,25.03.2011

Saygılarımızla

Ali KENANOĞLU

Başkan

 

Alevileri Polat Alemdar mı kurtaracak

 

Kurtlar vadisi dizisinde 3 bölümdür Aleviler konu ediliyor. Kurtlar Vadisi dizisi ve o dizinin kahramanları toplumun belirli bir kesimine örnek insan modeli sunmaya devam ediyorlar. Gençlerimizin okul önlerinde ve mahallelerinde Polat Alemdar özentisiyle çıkarttıkları rezillikler ve cinayetler gazetelerin 3. sayfalarında yer almaya devam ederken dizi de görevini yapmaya devam ediyor.

 

Kurtlar vadisi dizisinin yapımcısı Raci Sasmaz, Elazig merkezli Kadiri Tarikati’nin lideri Abdulkadir Sasmaz’in ogludur. Polat Alemdar yani Necati şaşmaz da şeyhin diğer oğludur. Sasmaz ailesi ve Abdulkadir Sasmaz’in basinda oldugu Kadiri Tarikati’nin Turk-İslam sentezli yaklasimi, Ahmet Yesevi ekolune olan yakinliklari da onemli bir anekdot olarak verilmeli. 1991 yilinda Kultur Bakani Namik Kemal Zeybek, Abdulkadir Sasmaz’i ‘tasavvuf kulturuyle ilgili derin bilgisinden’ oturu bakanlik danismanligina bile getirmis. (Kaynak: Tempo Dergisi)

 

Kurtlar vadisi dizisi bir taraftan ülkemizin derin ilişkilerini konu ederken diğer taraftan da toplumun milliyetçi muhafazakar duygularına hitap etmektedir. Aslında başına çuval geçirilen bir toplumun intikamını alan dizi, diğer taraftan da en büyük müttefikimiz olan İsrail’den Müslüman Arap halklarının intikamını almaktadır.

 

Bu dizi 3 bölümdür Alevileri konu ediyor, bilmem daha da devam edecek mi. Alevileri konu ederken de tabi ki kendi dizaynına uygun bir şekilde ele alıyor. Alevilerin kendi arasındaki iç tartışmaları başka bir zemine çekerek bir tarafı ülkeyi parçalamak isteyen dış güçlerin işbirlikçisi diğer tarafı da milliyetçi muhafazakar yapılanmanın sadık dostu olarak sunuyor.

 

 

Dizide mevcut hükümeti (AKP) devirmeye yönelik karanlık güçlerle ve dış güçler faaliyet halindedir. Bunların ekmeğine yağ sürecek eylem ve karışıklıklara ihtiyaç vardır. Bun ihtiyacı gidermek için Alevilerin içerisindeki gruplar da harekete geçmektedirler. Bu gruplar “Yurt dışından gelen Ateist Aleviler” ve “yurt içindeki Ateist Aleviler”  Buna karşı duranlarda İslam Dinine , Peygamberine, kitabına ve bayrağına , milletine bağlı muhafazakar milliyetçi Aleviler.  Kurtlar Vadisi senaristleri böyle uygun görmüşler. Alevileri yeni bir ayrıma tabi tutarak onlarda kendilerince yandaşlarını ve karşıtlarını oluşturmuşlar.

 

İşin tuhafı dizide Muhafazakar-Milliyetçi Aleviler mevcut hükümeti destekleyen bir taraf olarak yansıtılmış. Alevilerin hiçbir kanadı bu hükümeti tasvip etmemektedir. Anayasa Referandum oylamasında Alevilerin %97 si HAYIR derken % 3 ü de boykot etmiştir. EVET verenler ise bir elin parmakları kadar az sayıdadır. % 1 lik dilime bile girecek kadar yoktur.

 

Mevcut hükümete karşı statükoyu ve kemaliz mi savunanlar aslında dizide anlatılanın tam tersine Alevilik açısından daha gelenekçi diye tanımladığımız ve dizide Muhafazakar -Milliyetçi olarak tanımlanan kesimdir. Bu kesimin önde gelen temsilcisi Sayın İzzettin Doğan’ın 2007 seçimlerinden önceki demeçlerine baktığınız zaman bunu net olarak görebiliriz. Sayın İzzettin Doğan o demeçlerinde Alevileri AKP ye oy vermemeye davet ederken, verirseniz Ordu müdahale edecek demektedir. Bu kesimin MHP lilerle yaptıkları eylem ve etkinlikler. Namık Kemal Zeybek’ in Cem Vakfı Ankara şube yöneticisi olmasını da yanına eklersek, demek istediğimiz daha iyi anlaşılır olacaktır.

 

Dizide Hükümeti yıkmak isteyen kesim olarak sunulan “Ateist Aleviler” söylemi bile başlı başına bir hedef göstermedir. Çünkü bu ülkede Ateist olmak suçtur. İnançlı olda neye inanırsan inan diye bir kanı vardır. Aslında Devletin, Hükümetin de yaptığı budur. Demokratik Alevi Mücadelesi veren, Zorunlu Din Derslerine karşı duranları da Devlet Bakanı Faruk Çelik de bunlar “Din düşmanıdır” diye tanımlamıştı. Hem de Cem Vakfının bir toplantısında.

 

Alevilerin eşit haklar temelinde taleplerini savunanlar, Din derslerine karşı sokağa çıkanlar, miting düzenleyenler, Devletin ve Hükümetin Aleviler üzerindeki asimilasyoncu tavrına ve politikalarına karşı çıkanlar, buna karşı Alevi halkını uyanık tutmaya çalışanlar hedef gösteriliyorlar. Bir taraftan bunların geleneksel Alevi kesimiyle olan bağlarını koparıp marjinal hale getirmek için diğer taraftan da bu kesime göz dağı vermek için bunu yapıyorlar.

 

Alevilerin kendi içindeki inançsal değil yönetsel çelişkilerde diğer tarafı bertaraf etmek isteyenler ise bu söylemi sahipleniyor ve Devletin, Hükümetin, Diyanetin v.b kesimlerin bu söylemini aynen kullanmayı tercih ediyorlar. Yaptıkları etkinliklerin duyurularında “Aleviliği İslam içinde görenler davetlidir” gibi söylemlerde bulunuyorlar. Aleviliği İslam dışı görenleri de “Atesit” olarak görüyorlar. Onlara sarı öküz hikayesini hatırlatmak gerekir. O hikayede kurtlara Sarı öküzü verip kurtulacağını zanneden öküzler gibi, bizimkilerde bilmiyorlar ki sarı öküzü verdikleri zaman sıra onlara gelecek. Anadolu da meşhur bir söz vardır. “El alem biliyor ki Köroğlu Kızılbaş” bu söz bu canlarımıza söylenmiş bir sözdür.

 

Kim bilir, Alevi örgüt yöneticilerinin siyaseten savrulduğu ve örgütleri darmadağın ettikleri bir dönemde Kadiri tarikatının veliahdı Necati Şaşmaz yani Polat Alemdar bize acımış ve şu Alevileri ben kurtarayım bari demiş olabilir.

 

25.05.2011

Ali KENANOĞLU – BİRGÜN GAZETESİ

Kenanogluali@hubyar.org

Madımak Katliamını aklayıp, saklamayın

Madımak Katliamını aklayıp, saklamayın

Salı, 31 Mayıs 2011 08:25

 

Gazetelere yansıyan bilgilerden öğrendiğimize göre Madımak Katliamını araştıran özel yetkili savcı, katliamda PKK izine rastlamış, dahası bu katliamı PKK nin yaptığını tespit etmiş.  Bunun doğruluğu – yanlışlığı hukuki ve yargısal bir durum olup, kesin kanaat belirtmekten kaçınmanın doğru olacağını düşünüyoruz.

 

Bunun yanı sıra şu soruların da cevaplanması gerekmektedir.

 

–       Etkinliğin günler öncesinden Sivas’ta yayın yapan tahrihkar yazılar yazan, başlıklar atan gazeteler ve gazeteciler PKK lı mıdır? PKK destekçisi midir? Katliama katkıları nelerdir?. Bunlar da soruşturuldu mu ? Soruşturulmadı ise neden ?

 

–       Günler öncesinden Sivas’ta gerici bildiriler dağıtan ve toplumu protestoya çağıran gruplar PKK lımıdır, bunlar soruşturulmuş mudur ?

 

–       Olay günü Cuma namazından sonra doğrudan etkinliğe katılan aydınlara saldıran cami cemaati ve otel önündeki 20 bin kişi PKK lı mıdır? PKK ile bağlantıları nedir? Bunlar soruşturulmuş mudur? Soruşturma sonuçlarını açıklanacak mı?

 

–       Olay günü Madımak önüne taş yığan Sivas Belediyesinin PKK’lımıdır ? Konuyla ve PKK ile bağlantısı nedir?

 

–       Olay esnasında tahrik konuşmaları yapan (“gazanız mübarek olsun” gibi) kişiler ve yetkililer PKK’ lı mıdır? PKK ile bağlantısı nedir. ?

 

–       Sivas Belediye Meclis üyesi ve halen kaçak olan Cafer Erçakmak’in, gazanız mübarek olsun diye bağıran belediye başkanı ve (Refah?)milletvekili Temel Karamollaoğlu’nun  PKK ile bağlantıları nedir ?

 

 

 

 

 

–       8 Saat süren olaylar esnasında “yak yak” diye bağıran kişiler PKK lı mıdır? PKK ile bağlantısı nedir? Bunlar soruşturulmuş mudur? Sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?

 

–       8 saat boyunca buraya müdahale etmeyen; bir katliam yaşanacağı tecrübeli Emniyet görevlilerince ve Devletin diğer yetkililerince bilindiği halde, o dönemde benzer olaylarda son derece sert bir tavır sergilenip, göstericiler dağıtılırken burada bu olaya müdahale etmeyen Vali, Emniyet yetkilileri, Askeri yetkililer, “Çok şükür vatandaşa bir şey olmadı” diyen Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL, Başbakan Tansu ÇİLLER, İçişleri Bakanı, Başbakan Yardımcılarının PKK ile bağlantıları soruşturuldu mu?  Bağlantılarının ve işbirliklerinin sebepleri nedir? Kamuoyu ile paylaşılacak mıdır? Devlet sırrı olarak saklanacak mıdır?

 

 

–       Bu olaylar sonrasında sanıkların avukatlığını yapan Şevket KAZAN başta olmak üzere şu an AKP içerisinde de siyaset yapan kişilerin PKK ile ve katliamla bağlantısı nedir.

 

Bu soruların tamamını cevaplamadan olayı PKK ya bağlamak ve bunu bir gazete aracılığıyla seçimlere 12 gün kala kamuoyuna servis etmekte cevaplanması gereken bir sorudur.

 

Endişemiz; gerçek sorumluları aklamak, saklamak ve katilleri toplumun arasına salmak hatta devlet kademelerinde memurluklar vererek ödüllendirmek zihniyetinin yeni katliamlara zeminler oluşturacağıdır. Kamuoyunca bilinen görünen ve ortada net gözüken fotoğraftakilere dokunmadan, onları aklama gayretine girip, fotoğrafın arkasındakileri saklama niyetiyle hareket edilmesidir.

Hükümeti, hükümetin ve özel yetkili savcıların başında olan başbakanı sorumluluğa; bildiklerinizi tüm devlet erkanının bu katliamla ve bu katliamı yaptığı iddia edilen PKK ile olan bağlantılarının kamuoyu ile paylaşma sorumluluğuna davet ediyoruz.

Eğer bu gazete haberi ve savcılık soruşturmasının sonuçları bu şekildeyse bu sorularında cevaplanması gerekmektedir.

Kamuoyuna saygıyla

31.05.2010

 

Ali KENANOĞLU

 

Başkan

Aleviler, Madımak’ın bağlantılarını sordu

Perşembe, 02 Haziran 2011 07:47

Aleviler, Madımak’ın bağlantılarını sordu

 

Aleviler, Sivas katlimanın yaşandığı dönemin liderleri Demirel ve Çiller’in PKK ile bağlantılarını merak ediyor

 

01 Haziran 2011

 

 

 

ANKARA Milliyet

 

Aleviler, Sivas Katliamı’nda PKK’lıların rol aldığı iddialarının ardından bir dizi soru gündeme getirdi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “‘Çok şükür vatandaşa bir şey olmadı’ diyen Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı, Başbakan yardımcılarının PKK ile bağlantıları soruşturuldu mu” diye sordu.

 

Kenanoğlu, iddialarla ilgili şu soruları gündeme getirdi:

 

 

 

 

 

 

 

–  Etkinliğin günler öncesinden Sivas’ta yayın yapan tahrihkar yazılar yazan, başlıklar atan gazeteler ve gazeteciler PKK’lı mıdır?

 

–  Günler öncesinden Sivas’ta gerici bildiriler dağıtan ve toplumu protestoya çağıran gruplar PKK’lı mıdır?

 

–  Olay günü cuma namazından sonra doğrudan etkinliğe katılan aydınlara saldıran cami cemaati ve otel önündeki 20 bin kişi PKK’lı mıdır? PKK ile bağlantıları nedir? Bunlar soruşturulmuş mudur? Soruşturma sonuçları açıklanacak mı?

 

–  Olay günü Madımak önüne taş yığan Sivas Belediyesi PKK’lı mıdır? Konuyla ve PKK ile bağlantısı nedir?

 

–  Sivas Belediye Meclis üyesi ve halen kaçak olan Cafer Erçakmak’ın, ‘gazanız mübarek olsun’ diye bağıran belediye başkanı ve Refah milletvekili Temel Karamollaoğlu’nun PKK ile bağlantıları nedir?

 

–  8 saat süren olaylar esnasında ‘yak yak’ diye bağıran kişiler PKKlı mıdır?

 

–  8 saat boyunca buraya müdahale etmeyen; bir katliam yaşanacağı tecrübeli emniyet görevlilerince ve devletin diğer yetkililerince bilindiği halde, o dönemde benzer olaylarda son derece sert bir tavır sergilenip, göstericiler dağıtılırken burada bu olaya müdahale etmeyen vali, emniyet yetkilileri, askeri yetkililer, ‘Çok şükür vatandaşa bir şey olmadı’ diyen Cumhurbaşkanı Süleyman Derimel, Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı, Başbakan yardımcılarının PKK ile bağlantıları soruşturuldu mu? Bağlantılarının ve işbirliklerinin sebepleri nedir? Kamuoyu ile paylaşılacak mıdır? Devlet sırrı olarak saklanacak mıdır?

 

–  Bu olaylar sonrasında sanıkların avukatlığını yapan Şevket Kazan başta olmak üzere şu an AKP içerisinde de siyaset yapan kişilerin PKK ile ve katliamla bağlantısı nedir?

 

 

 

Saklama niyeti

 

Bu soruların kamuoyuna yanıtlanmasını isteyen Kenanoğlu, “Endişemiz; gerçek sorumluları aklamak, saklamak ve katilleri toplumun arasına salmak hatta devlet kademelerinde memurluklar vererek ödüllendirmek zihniyetinin yeni katliamlara zeminler oluşturacağıdır. Kamuoyunca bilinen görünen ve ortada net gözüken fotoğraftakilere dokunmadan, onları aklama gayretine girip, fotoğrafın arkasındakileri saklama niyetiyle hareket edilmesidir” dedi.

 

Milliyet

Zeynep Altınok’a Yapılanı Kınıyoruz Cuma, 30 Eylül 2011 05:21

 

BU ÜLKE VİCDANINI CÜZDANINA TERCİH EDER HALE GETİRİLDİ.. VİCDANINI YİTİRMEK ÜZEREDİR..

 

Babanız yakılarak öldürülüyor. Size televizyonda 8 saat boyunca  izletiyorlar,  izlemek zorunda kalıyorsunuz !

Siz çırpınmaktan başka bir şey yapamıyorsunuz, güvendiğiniz devletiniz  tüm kolluk güçleriyle seyrediyor sizinle müdahale anlamında bir şey yapmıyor .  Ama  insanları, çocukları diri diri yakan katilleri nasıl kollayacağını, koruyacağını düşünüyor o anlarda.  Katilleri canileri nasıl kurtaracağının planını yapıyor ve ekibini oluşturuyor. Başta bunu kimse sezinleyemiyor .  İnsanlığını koruyan hangi insanın aklına bir kısım insanların bu kadar vicdansız olabileceği gelebilir ki !..

 

 

Babaları, çocukları, kadınları  gözünüzün önünde yakarlar, sonra yakanları devletin en üst düzeyinde ödüllendirirler !

Nasıl mı?  Katillerin avukatlığını yapanların hepsi ödüllendirilmediler mi?

İşte tablo: Av.Şevket Kazan Adalet bakanı, Av.Hayati Yazıcı Devlet bakanı,  Av.Haydar Kemal Kurt- AKP Isparta Milletvekili,  Av.Hüsnü Tuna – AKP Konya Milletvekili, Av. İbrahim Hakkı Aşkar – 22. Dönem AKP Afyon , Av. Faik Işık , Av. M. Ali Bulut – AKP Maraş Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi, ,Av. Celal Mümtaz Akıncı Anayasa mahkemesi üyesi,  Av. Mevlüt Uysal – AKP İstanbul Başakşehir belediye başkanı, Av. Burhanettin Çoban – Afyonkarahisar AKP’li Belediye Başkanı , Av. Bülent Tüfekçi – AKP Malatya İl başkanı ….. Ve katillere İstanbul belediyesinde kadro açıp maaşa bağlarlar, yurtdışına kaçmalarına göz yumup yaşamalarını sağlarlar….

Katilleri ödüllendiren yüreklendiren karşısında olabilecek her yapıya korku salan iktidara şirin gözükme çabasında olan vicdansızlarca insanlar düşüncelerinden dolayı, adalet peşinden koşmalarından işlerinden edilmekte, cezalandırmaktadır..

Babanız yakıldığı  ve buna sessiz kalmadığınız için siz suçlusunuzdur.. İşinizden aşınızdan bile olursunuz.. Tıpkı Zeynep Altıok Akatlı gibi babasını yakanları, içindeki yangının suçlularının peşini bırakmadığı için , düşündüklerini söylediği için, feryat ettiği için çalıştığı işyeri yönetimince  cezalandırılmaktadır. Üstelik bilim yuvası olduğunu iddaa eden Doğuş Üniversitesi yönetimince..

Zeynep Altıok Akatlı’ya yapılan haksızlıktan dolayı Doğuş Üniversitesi yönetimini ve mütevelli heyetini kınıyoruz.  Zeynep Altıok Akatlı’nın mücadelesinde yanında sonuna kadar yer alacağımızı beyan ediyoruz.

 

Saygılarımızla

Ali KENANOGLU

levilere Saldırılar Sistemli Devam Ediyor Salı, 11 Ekim 2011 20:42

 

“Aleviliğe, Alevilere ve  Alevi Değerlerine Saldırılar Sistemli olarak sürüyor. ”

 

Madımak Müzesine ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Merkezine yapılan saldırıyı kınıyoruz…

 

Alevilere yönelik saldırıların meşrulaştırıldığı bir sürece girilmiştir ve bunun sorumlusu bizzat Başbakan’dır.

Alevi açılımları vasıtasıyla Alevileri hızlı bir asimilasyon sürecine sokmak isteyen AKP Hükümeti, Alevi örgütlerinin güçlü direnişi ve kamuoyuna sahip çıkmasıyla birlikte bu alanda başarısız oldu. (Tabi ki halen dahi bu amaca yönelik çalışma gayretini de devam ettirmekle birlikte) Bu barısızlığın sonucunda bu sefer ılımlı söylemler ve hoşgörü yerini tekrar yok sayma, saldırı ve yıldırma politikasına dönüştü

Bu süreçte;

– Bu ülkenin Başbakanı 12 Haziran seçimleri sürecinde yoğun olarak Aleviliği bir karalama olarak negatif bir ifade olarak kullandığı gibi Aleviliği yuhalatmaktan da geri kalmadı.

– Zorunlu Din Derslerinin içerisine Alevi örgütlü yapısının büyük çoğunluğunun ve AİHM ve Danıştay’ın kararlarına rağmen güya Alevilik de eklenerek asimilasyon yeni bir boyut kazandı.

– AKP’nin yandaş olmayanı hedef ilan ettiği bu süreçte, iktidar baskısından korkan bir üniversite, Madımak katliamında babasını kaybeden Zeynep Altıok canımızın “Sizin hiç babanız yandı mı” başlıklı yazısı nedeniyle işine son verdi.

– Alevi inancına mensup insanlarımız, Bürokrasiden ve Kamu kurumlarından hızla tasfiye edilmeye devam ediliyorlar. Alevi inancına mensup basın çalışanları başka bahanelerle görevlerinden uzaklaştırılıyorlar.

–  “yargı” Taylan Çakır adlı öğretmene bir dershanenin “sen Alevisin, seninle aynı ortamda çalışmak bizi günaha sokar” hakaretini “akladı”.

–  “Dersim Alevi Akademisi Başkanı” Aysel Doğan 26 Eylül günü sabaha karşı evine baskın yapılarak polisler tarafından “gözaltına” alındı!

– Başbakan ve AKP politikacıları Suriye’de yaşananları bahane ederek Esad ailesinin sahip olduğu Dini inancından dolayı sürekli Alevilere yüklenmeye devam ediyorlar.

– Askeri Darbecilerin Beslemeleri Her Askeri darbe döneminde en ağır bedelleri ödeyen Alevi toplumunu “Askeri Darbe yanlısı” ilan etmeye devam ediyorlar.

– Madımak Otelinde katledilen 35 canımızın isimlerinin asıldığı panoya Katillerinin isimleri ile yan yana konarak “tecavüzcünüzle evlenin” mantığının başka bir versiyonu sergilendi. Uygulandı.

– Madımak Katliamının bir numaralı sanığının “sivas’ın göbeğinde” yaşadığı ve ne hikmetse tüm yapılan tüm aramalara ve hatta yaşadığı evde aranmasına rağmen bulunamadığı görüldü.

– Ve dün Madımak Katliamında yitirdiğimiz canların hatıralarının sergilendiği “Madımak Müzesine” ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezine saldırı gerçekleştirildi.

Tüm bu gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını biliyoruz. Bu topraklarda Zalimin zulmüne karşı mazlumun yanında saf tutan ve her dönemde mazlumun vicdanı olan Alevi toplumuna, Aleviliğe ve Alevi değerlerine bilinçli bir saldırıdır.

Sindirme, bastırma taktiğidir. Rüşvetle yapamadıkları asimilasyonu, baskıyla sindirmeyle yapma taktiğidir.

Alevilere karşı Başta Başbakan nefret suçu işlemekten vazgeçmelidir. Bu ülkede Başbakan Alevilere karşı “nefret suçu” işlerse toplumun bilinçaltına bir de Alevi Düşmanlığı oluşturulur ve Aleviliğe, Alevilere ve Alevi değerlerine karşı her türlü saldırı da meşru hale getirilmiş olur.  Dün Madımak Müzesine yapıldığı gibi, Zeynep Altıok’a yapılan gibi. Aysel Doğan’a yapılan gibi. Taylan Çakır’a yapılan gibi.

Madımak Müzesine yapılan saldırının failleri biran evvel yakalanmalı ve Başta Başbakan olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinden ve kalemlerinden gelen  Alevilere yönelik nefret suçu işlenmesine son verilmelidir.

Saygılarımızla

Ali KENANOĞLU

Başkan

 

ERGENEKON – KCK VE ALEVİLER Salı, 18 Ekim 2011 08:09

ERGENEKON – KCK VE ALEVİLER

Ali KENANOĞLU – BİRGUN GAZETESİ (17.10.2011)

Aleviler nerede duruyor?  Devlet Alevileri nerede tutmak istiyor?  Nereye kadar tahammül edilebilirler ve nerede muhaliftirler, tehlikelidirler?

KCK kapsamında iki Alevi Kurum başkanının tutuklanmasıyla Alevi kamuoyunun izlediği tartışma grubu olan PEYİKCİ ( peyikciler@googlegroups.com) iletişim ağında yeni bir tartışma başladı. KCK ve Aleviler.

Tartışmayı bu noktaya getirmeden önce yapılması gereken bazı tespitler vardır.

 

 

 

2 Temmuz 1993 Madımak katliamından sonra yükselen Alevi muhalefetinin ve örgütlenmesinin zaten yüksek olan Kürt muhalefeti ile buluşma ihtimali Devletin en büyük korkusu olmuştur. Bu sadece bir tespit değil bir itiraftır. İtirafı yapan dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’dir. İtirafın yapıldığı kişi dönemin Hacıbektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan’dır. Demirel, Özcivan’a sadece bu itirafı yapmamış devamını da getirmiştir. Devamında; bu kaygı nedeniyle devlete yakın ve önemli Akademisyen bir Alevi şahsiyetini çağrılarak Alevileri toparlaması (!) için görevlendirdiklerini de söylemiştir. Sayın Özcivan bu itirafları bir Alevi Dergisinde yazmıştır. Görevlendiren şahsiyette gerekeni yapmıştır ve de yapmaya devam etmektedir. Bu şahsiyetin ve kurduğu Vakfın birincil görevi Alevilerle Kürtleri birbirinden uzaklaştırmak olmuştur. Öz Türk – Öz Müslüman ve Alevi İslam kavramları bu dönemde türetilmiştir. Alevilerin Kürt olamayacağı tüm Alevilerin Türk olduğu da bu dönemin ürünüdür. Bu şahsiyet kendi ardıllarını da yaratmıştır ve Alevi Kamuoyunda bu ardıllar ve türevlerle bir hayli etkin olmuşlardır. Yani büyük oranda Devletin istediği olmuştur.

Aleviler Ergenekon’un neresindedir.

Aleviler bu oluşturulan Türk – İslamcı yapılarıyla Aslında her birisi birer Ergenekon mensubu olmuştur. Bunun dışında basına yansıyan çeşitli raporlara ve haberlerle bazı Alevi kurumlarında çeşitli toplantılar yapıldığı ve görüşmeler gerçekleştirildiğine de tanık olduk. Ancak bütün bu haberlere ve raporlara rağmen Alevi kurumlarından hiçbir şahsiyet Ergenekon kapsamında gözaltına alınmadı, ifadesine dahi başvurulmadı. Bunun bir nedeni olmalıydı. 1993 Türkiye’sinde Aleviler Kürtlerden nasıl uzak tutulması gerektiği düşünülmüşse bugünün iktidarı için bunun dışında bir şey daha gereklidir; o da Alevilerin top yekun bir nüfus olarak Ergenekon operasyonlarının karşıtı değil de müdahili olması gerekliliğidir. Bu nedenle “Ali Balkız ve Kazım Genç” suikast planı ortaya çıkmıştır. Henüz yargı aşamasında olduğu için çok fazla üzerinde konuşamıyoruz ancak şunu belirtmeliyim ki; Suikast planı ve verilen ifadeler incelendiğinde özellikle Ali Balkız suikastının bir düzmeceden ibaret olduğu çok net anlaşılmaktadır. ( Kazım Genç’le ilgili suikast planı ve ifadelerini henüz göremedim.) Suikast planı yapıldığı tarihte Ali Balkız ABF nin Genel Başkanı değildir. Dahası Alevi örgütlenmesinde hiçbir rolü de yoktur ve hiç de bilinir biri değildir. Ali Balkız daha sonra Genel Başkan seçilmiştir. Ali Balkız’ı bilinir yapan ise bu suikast planlarının ta kendisidir. Ayrıca suikast planlarının Ali Balkız’ın aylar öncesinden boşalttığı bir eve yapılması da dikkat edilmesi gereken bir husustur. Ali Balkız suikast planı yapıldığı tarih itibariyle Alevi Kamuoyunda sansasyon yaratmak isteyen bir örgütün hedefi olabilecek birisi değildir. O tarihlerde daha bilinir insanlar vardır. (Bu yazıdan bu düzmece planda Ali Balkız’ın bir rolü olduğu anlamı çıkartılmamalıdır. Kastettiğimde bu değildir.)

Peki bu neden yapılmıştır. Alevilerin iki kanadı vardır. Bu kanattan birsi görevlendirilen şahsiyetle birlikte Devletin ve Sistemin yedeği haline gelmiştir. Bu kanat da bunu inkar etmemektedir. Diğer kanat ise muhalif karakterini korumaktadır. Sokağa çıkıp eylem yapabilmektedir. İtiraz yetisini kaybetmemiştir. Böylelikle bu kanadın Ergenekon sürecine müdahil edilmesi ve olası karşıtlığının önlenmesi sağlanmıştır.

Ergenekon operasyonlarıyla da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi kurumlar ortadan kaldırılmaya, Ahmet Şık, Nedim Şener gibi isimlerde susturulmaya devam etmektedir. Bunlarda Ali Balkız’ın olası suikastçıları olarak yargılanmaktadır. Ali Balkız’da davanın müdahilidir. Bu isimlerde İbrahim Şahin ve Veli Küçük’le beraber Ergenekon örgütünün üyesi olmakla suçlanmaktadırlar. Alanlar farklı olsa da örgütün bir bütün olduğu söylenmektedir.

KCK ve Aleviler

KCK Devlet tarafından PKK nın şehir yapılanması olarak tanımlanıyor. Kürtler ise bunu Kürt Halkının sivil örgütlenme alanı olarak tanımlıyor. Yani ortada bir Siyasi tanımlama ve suç varsa da Siyasi Suçlama vardır. Yani yarın siyaset değişir ve PKK silah bırakırsa KCK bu kesimlerin Sivil örgütlenme alanı olacaktır. Yani düz ovaya inilmesi ve siyaset yapılması bu şekilde olacaktır. Devletin Abdullah Öcalan ile yapmış olduğu görüşmeler olumlu sonuçlansaydı KCK bir suç örgütü olarak görülmeyecekti. Zaten KCK silahlı bir yapılanma da değildir.

Özgür Demokratik Alevi Derneği Başkanı Kemal Karagöz KCK yöneticisi olmakla suçlanmış ve tutuklanmıştır. Avukatının söylediğine göre de Derneklerden sorumlu yöneticidir. Kastedilen herhalde göçmen kuşlar derneği değil, Alevi Dernekleridir.

İşte burada devletin Alevilere olan yaklaşımı ve tehlike sınırı ortaya çıkmaktadır. Ergenekon kapsamına girecek ve tutuklanan çeşitli kişilerin Alevi Derneklerinde yaptıkları görüşmeler ve toplantılar nedeniyle pekala çeşitli Alevi Yöneticiler göz altına alınabilir, sorgulanabilir ve tutuklanabilirdi. (yapılmalıydı anlamı çıkartılmasın) Ancak yapılmadı. Çünkü o alan Devlet için tahammül edilebilir bir alandır. Ama KCK Devletin henüz tahammül sınırları içerisinde değildir.

Kemal Karagöz’ün faaliyetlerini yakından bilen birisiyim. Yaptıkları normal bir Alevi derneğinin yaptığı faaliyetlerdir. Çeşitli yerlerde kendi derneğinin yan kollarını oluşturmaya çalışması ve bunun için örgütsel faaliyet yürütmesi de oldukça doğaldır. Bizler yapmıyor muyuz. Pir Sultan Derneğinde, ABF de, Alevi Kültür Derneğinde, Hacı Bektaş Vakfında ve Hubyar Sultan’da yaptığımız farklı bir ismidir. Örgütlenme şube açma birim oluşturma Kurumlarımı başka bölgelere taşıma faaliyetlerini biz yapmıyor muyuz?

Kemal Karagöz’le bizi ayıran; Karagöz’ün Kürt Aleviler alanında çalışma yürütmesidir. Kendi Derneğinin örgütsel faaliyetlerini Kürt Aleviler üzerinde yoğunlaştırmasıdır. İşte Devletçe tehlikeli olanda burasıdır. Yine Kürtlerle Alevilerin yan yana gelme ihtimali vardır. Ve bu çok tehlikelidir. Bir kısım Alevilerinde olsa, Kürtlerle Alevi kimliği üzerinden yan yana gelmesi çok risklidir ve engellenmesi gereken bir durumdur. Bu nedenle Kemal Karagöz, Aziz Tunç ve Aysel Doğan tutuklanmışlardır.

Kemal Karagöz, Kürt Siyasi yapısıyla Alevilik kavgası verirken, Alevilerle de Türk-İslam sentezciliğinin karşısında kavga veriyor ve örgütsel Dernek faaliyeti yürütüyordu.

Yani bu arkadaşlar Devletçe tehlikeli bir Alana girmişleridir. Alevilerle Kürtlerin ortak hareket ve muhalefet etme ortamını yaratmaktadırlar. O nedenle bunlar tehlikeli Muhalif Alevileridir. Çünkü bu alanda şimdilik başkaca örgütsel faaliyet yürüten yoktur. Düşünsel olsa da pratikte yoktur. Bizler henüz o tehlike kapsamında değiliz. Onun için dışarıdayız. Alevileri diğer muhalif kesimlerden uzak tutarak Tek başına Alevilik için örgütsel faaliyet yürütmekte devletin istediği bir siyasettir. Alevi örgütleri de bunu yapmaktadırlar. Bunda tehlikeli bir durum yoktur. Bu Devlet açısından Muhalif bir tavırda değildir. Hatta istenilen arzu edilendir.

 

Ali KENANOĞLU

kenanogluali@hubyar.org

Bugün Gazetesi yetkililerini insan olmaya davet ediyoruz. Pazartesi, 31 Ekim 2011 09:40

Bugün Gazetesi yetkililerini insan olmaya davet ediyoruz.

30 Ekim Tarihinde Bugün Gazetesinde manşetten verilen haberde “Cemevinde şok tören” başlığı ile yayınlanmıştır. Haberde Madımak Katliamının emrini veren PKK Militanının Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfında taziye törenin yapılacağı haberi verilmiştir.

Olay şudur; Yücel Halis, PKK’ya düzenlenen operasyonlar sonucu yaşamını yitirmiş ve cenazesi toprağa verilmiştir. Yücel Halis Alevi bir aileye mensuptur. Alevi inancında hakka yürüyen can için “can yemeği” verilmektedir. Bu can yemekleri köylerde evde kentlerde ise “Cem evlerinde” verilmektedir. Halis ailesi de kendi evlatları için böyle bir yemek düzenlemiş ve kendi davetlilerine yemek vermiş ve dualar okutmuştur. Bu Alevi inancı gereği yapılan bir “can yemeği” dir. Aile de Alevi olduğu için bunu yapmıştır. Bu “can yemeğini” organize eden Cemevi Yönetimi değil bizzat ailenin kendisidir. Aile insani ve inançsal görevini yerine getirmiştir. Bu insani bir görevdir. Bu insani görevi yerine getirilmesine olanak sağlayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı da bir Alevi Kurumu olmanın gereğini yapmıştır.

Bugün Gazetesinin Muhabirini ve Genel Yayın Yönetmenini “insan” olmaya davet ediyoruz.

 

 

 

Bu Gazete yetkililerine Hangi İbadethanenin Mahkeme ve yargıç olduğunu ve hatta Hangi İbadethanenin kendisini “Allah” yerine koyduğunu soruyoruz. Varsa bunların cevabını da merakla bekliyoruz. İbadethanelere kimlerin sokulup kimlerin sokulmayacağının yönetmeliği mi varda biz bilmiyoruz? Kimler için inançsal tören yapılacağı kimler için yapılmayacağına dair bir kanun mu var?  Siz Allah mısınız? Bunu siz mi belirliyorsunuz?

Bu güne kadar PKK , Hizbullah veya Türkiye Cumhuriyetinin yasadışı terör örgütü olarak kabul ettiği başka örgüt militanlarının cenazeleri Türkiye Cumhuriyetinin Resmi İbadethanesi olan Camilerde, “Devlet Memuru” olan Din Görevlilerince kalkmamış mıdır. Buralarda cenaze törenleri yapılmamış mıdır. O zaman bu haberi ve manşeti yapmayıp da bugün Cemevi için bu haberi ve manşeti neden yaparsınız. Bu çelişkinin cevabını verebilecek “insan”lığa sahip misiniz?

Madımak Katliamı mahkumlarından Vahit Kaynar serbest bırakılırken tek bir cümle haber bile yapmamış Bugün Gazetesinin bu haberdeki Madımak Katliamı duyarlılığı da kargaları bile güldürecek cinstendir. Bu iddianın cevabı ve samimiyeti ile çeşitli soruları vaktiyle Sabah Gazetesi genel Yayın Yönetmenine verilmiş ve o cevabımızda bir çok yazılı basında yer almıştır. Arşivlerde vardır.

Hiçbir ibadethane kendisine gelen cenazeyi geri gönderemez, göndermemiştir. İbadethanelerde inançsal törenler yapılır kimse de bunu engelleyemez. Yücel Halis’in ailesi de İnancımız gereğince bir “can yemeği” ibadetini Cemevimizde gerçekleştirmiştir. Bu son derece insani bir durumdur.

Bu insani gerçekliğe rağmen Bugün Gazetesi maksatlı olarak bu haberi yapmıştır. Bu haberle Cem evlerimiz hedef gösterilmektedir. Alevi toplumu hedef gösterilmektedir. Nefret suçu işlenmektedir. Bu haberi yapan muhabir ve bunu yayınlayan, manşetine taşıyan Gazetenin yetkilileri suç işlemiştir. Bu ülkede insanlığını kaybetmemiş vicdan sahibi savcıları göreve davet ediyoruz.

Bununla birlikte Cem evlerimizin kapılarının, cem evlerimizi hak bilip gelen herkesin ibadet ve inançsal töreninde açık olduğunun bilinmesini istiyoruz.

73 Millete aynı nazarla bakan gözlerimizi kör edemeyeceksiniz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

Ali KENANOĞLU

Başkan

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a cevabımızdır. Cuma, 04 Kasım 2011 12:44

 

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a cevabımızdır.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Plan ve Bütçe komisyonunda yaptığı konuşmada; ” Alevi köylerine zorla cami yapmadıklarını, hatta Alevilerin kendilerinin bu camileri yaptığını, Cemevlerinin ibadethane statüsü verilmesinin siyasi değil teolojik bir konu olduğunu bu nedenle bunu yapamadıklarını, 20 Alevi çalıştayı ile Alevilerin sorunlarının tartışıldığını ve uzlaşmaya varılan konulardan ikisinin uygulamaya konulduğunu, bunlardan birinin, Sivas’ta Madımak Oteli ile ilgili atılan adım, diğerinin ise orta öğretim kurumlarında okutulan din ve ahlak bilgisi ders kitaplarına Alevi cemaatinin önde gelen kişilerinin de katkısıyla hazırlanan bir metnin konularak güncelleştirilmesi olduğunu”  söylemiş.

Sayın Başbakan yardımcısının bilmediği ya da bilmek istemediği şu hususları bilmesi ve cevaplaması gerekmektedir ;

 

 

 

1-    Alevi Köylerine zorla cami yapma politikası 1826 dan bu tarafa Osmanlı ve Onun mirasını devralan Türkiye Cumhuriyeti tarafından yürütülen bir Devlet politikasıdır. Bir çok Devlet politikasını ve statükoyu yıkma konusunda gayret sarf eden AKP hükümeti maalesef ki konu Alevilik olunca o kadim mirasa sahip çıkmakta ve statükoyu savunmaya devam etmektedir. Alevi Köylerine istem dışı cami yapmanın bir çok yöntemi vardır. Bunlardan günümüzde uygulan yöntem ise Hizmet götürme veya götürmeme tehdidi ve pratiğidir. Hizmet alamayan Alevi Köylerinin muhtarlarına bölgenin yetkilileri tarafından “tavsiye” edilerek cami yapımı zorlanmaktadır. Sivas’ın ve Kayseri’nin köylerinde bu yaşanmıştır. Bu sadece bizim bilebildiklerimizdir. Bu tür durumda genelde itiraz edilememekte ve talep sözüm ona gönüllülükle yerine getirilmektedir.

2-    Cem evlerine ibadethane statüsü verilmesi teolojik bir konu ise Halen yürürlükte bulunan ve Cem evlerini ibadethane kapsamı dışına çıkartan Bakanlar Kurulu kanun neden halen dahi uygulanmaktadır. Cem evlerini ibadethane kapsamı dışına alan Teoloji değil Siyasetçiler ve onların hazırladıkları kanun ve kararlardır.

3-    Aleviler için 20 Alevi çalıştayı yapıldı ve bolca Alevilik konuşturulup, tartıştırıldı. Adeta “bir sorunu çözmek istemeyip, çözüyormuş gibi yapmak için bolca tartıştırın” diye ifade edilen söze uygun bir tavır sergilendi ve hiçbir şey çözülmedi.

4-    Uzlaşılarak çözüldüğü iddia edilen Sivas Madımak Otelindeki; Katliam mağdurları ile katliamcıların isimlerinin yan yana yazılması gibi Alevilerce utanç verici bir görüntünün kararını kimlerle uzlaşarak aldığınızı ve uyguladığınızı kamuoyuna açıklar mısınız?

5-    9 yıllık Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersine iki haftalık Alevilik koyarak, Alevileri kandırdığınızı mı zannediyorsunuz. Bu kandırmacayı kimlerle uzlaşarak aldığınızı kamuoyuna açıklar mısınız? Mahkeme kararlarına rağmen hala Din Derslerini zorla vermeye devam edecek misiniz?

 

Evet haklısınız artık silah ya da kanun zoruyla Cami yapmıyor, işten atmıyor, kamuda istihdam etmiyorsunuz. Bunların hepsini Aleviler gönüllü yapıyorlar.

 

Koca bir toplumu aptal yerine koyabilme becerisini de ancak sizin gibi siyasetçiler becerebilir.

 

Saygılarımla

Ali KENANOĞLU

‘Başbakan özrün gereğini yapmalı, CHP de özür dilemeli’

Alevilerden Dersim açıklamalarına yönelik değerlendirmeler gelmeye başladı…

24 Kasım 2011 Perşembe 10:22

 

Başbakan’ın Dersim açıklamalarının yankıları sürüyor. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu yaptığı açıklamada, “Dersim’de 1936-39 arasında yaşanan insanlık dışı vahşi katliamının gerçek sorumlusu olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına Başbakan’ın özür dilemesi son derece yerinde olmuştur. Doğru bir yaklaşımdır. Aynı özrün CHP tarafından da yapılması gerekmektedir” dedi.

 

Kenanoğlu, “Özür dilemek, tarihimizle yüzleşmek, ülkemizin, partilerimizin onurunu kırmaz tam tersine ülkemizi ve partilerimizi onurlu ve demokratik bir hale gelmesinde önemli bir adım olur” derken, Başbakan tarafından dilenen bu özür son derece anlamlı olduğunun altını çizdi.

 

“Bu özür özelde Dersim’lileri genelde biz Alevileri memnun etmiştir. Bu özür yapılan vahşeti, katliamı kabul etmek demektir. Devlet olarak böyle bir kabul iradesi ortaya konmuştur” diyen Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, şimdi bu vahşetin sonuçlarının ortadan kaldırmaası gerektiğini dile getirdi.

Özürün ancak bu durumda anlamlı ve geçerli olacağını söyleyen Kenanoğlu, “aksi takdirde kuru bir özür, sadece sizin, bu katliamı siyasi rakibinizi köşeye sıkıştırmak için kullandığınız, anlamını çıkartır. Bu da dilediğiniz özrün kabahatinden daha büyük olacağını gösterecektir. Bir katliamı yapmak ne kadar vahşice ise onu sadece siyasi çıkar için kullanmak ta o kadar vahşice olacaktır” dedi.

 

Ali Kenanoğlu önerilerini şöyle dile getirdi:

 

“Bu özrün anlamının yerini bulması ve özrün geçerli olması için Dersim katliamının sonuçları ortadan kaldırılmalı, mağduriyetler giderilmelidir. 1936-1939 arasında Dersime reva görülenler düzeltilmelidir.

 

Bunun için; Dersim için bir “hakikatleri araştırma ve yüzleşme komisyonu” kurulmalıdır. Öncelikle Dersim ismi iade edilmelidir. Genel Kurmay dahil tüm resmi arşivler açılmalıdır. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri bulunmalı ve ailelerine teslim edilmelidir. Dersim’lilerin Ana Dilinin korunması ve öğretilmesinin sağlanmalı, Dersim Halkının inancı olan Alevi İnancı üzerindeki yasaklar kaldırılmalı, Dersimde yürütülen Türk-İslam sentezci asimilasyon politikalarına son verilmeli. Dersimin Alevi Köylerine ve Alevi mahallelerine yapılan camiler cemevine dönüştürülmeli. Dersimi yok etme planlarından olan Barajlar projelerine son verilmeli. Dersim Katliamında sürgün edilenlerin listesi çıkartılmalı, yerleri arşivlerden çıkartılmalı, sürgün edilen ailelere hakları iade edilmeli ve tazminat ödenmeli, Dersim’den ailelerinden koparılıp başka ailelere evlatlık verilen kızların izi sürülmeli ve ailelerin birleşmesi sağlanmalıdır.

 

Bunlar Başbakan’ın özrünü dilediği 1936-39 arasında Dersim’e ve Dersim’lilere yapılan vahşetlerin sonucudur. Bu sonuçlar kaldırılmadan özrün bir kıymeti ve geçerliliği yoktur. CHP’nin de kendi payına düşen için özür dileyip bu taleplerin takipçisi olması gerekmektedir.

 

Biz bunları söylemeye ve takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

 

DEMOKRAT HABER

 

 

 

Cem evlerindeki Fotoğraflar, Resimler ve Eşyalar

19 Aralık 2011 Pazartesi, 15:41 · tarihinde Ali KENANOĞLU tarafından eklendi

Cem evlerindeki  Fotoğraflar, Resimler ve Eşyalar

 

Cem evlerindeki  resimlere, eşyalara siyasi bir çerçeve dışından bakarak yaşadığım birkaç olayı paylaşayım dedim.

 

Cem evlerimizin temeli atıp duvarlarını örmeye başladığımızda ilk yaptığımız işlerden birisi buralara resimler asmak oldu. Bu resimler öyle kimsenin inisiyatifi ya da tercihiyle oluşturulmuş bir şekilde değil de vatandaşın aldığı, bulduğu hatta ne bulduysa getirip asmasıyla olmuştur.

 

Cemevini yapan canlar bu yapım esnasında dişinden tırnağından ne arttırdıysa buralara aktardı. Verecek parası pulu olmayanlar iş gücünü ortaya koyarak çalıştı. (Birçok örneğe şahidim)

 

İnşaat kendini gösterip derme çatma bir oda haline geldikten sonra da buralara eşya gelmeye başladı. Kim ne bulduysa getiriyordu. Hatta bir ara biz bu işe bir son verelim dedik. Çünkü Cemevi eskici ve hurdacı dükkanına dönmeye başladı. Eski halılar, minderler, döşekler, koltuklar, çekyatlar, eski dolaplar, evlerdeki eski vitrinler. Eşyasını yenileyen herkes eskisini cemevine getirmeye başladı. Dedim ya hurdacı dükkanı gibi oldu cemevi. Sonra bu işe son verdik. Kimse eşya getirmesin dedik. Eşyaları da ayırıp hurdaları attık.   O hurdaların atıldığı gören vatandaş tepki göstermeye başladı. O eski halısını, minderini, vitrinini, dolabını, koltuğunu orada göremeyen vatandaş tepki gösteriyordu. Hatta Yönetimin onları satıp parayı cebine aşırdığını iddia edenler bile oluyordu.  Bunları yaşadık. Bunlar hemen hemen her cemevinde de yaşandı.

 

Gelelim Fotoğraf ve Resimlere;

 

Eski ve/veya hurda eşyalarda yaşananların aynısı resimler konusunda da yaşandı. Eline resim alan geldi. Bizimle yani Alevilikle bağ kurabildiği, kendince kıymetli saydığı  her kişinin- figürün resmini taşıdı Cemevine. Neredeyse duvarlarda boşluk kalmadı desem biraz abartılı olsa da yaşanan durumu iyi tarif etmiş olurum.

 

Her duvarda Hz. Ali- Hz. Hüseyin – Hace Bektaş – Pir Sultan – Atatürk – Türk Bayrağı – Ne yazdığını bilmediğimiz Arapça harflerle yazılmış sözler – yazılar – anlatımlar öyle bir doldu ki ne yapacağımızı şaşırdık.  Gelen resimleri tabloları bizim asmamıza da gerek yoktu bu resmi getiren vatandaş eline çiviyi ve çekici alıp boş bir duvar bulup oraya asıyordu.   Sonra bir düzenleme yapalım dedik.

(Bu sonra dediğim birkaç gün ya da birkaç ay sonra değildir.  1-2 yıl sonrasıdır)

 

Bu düzenleme esnasında cemevi bölümünde  (ibadethane bölümü) hangi resimlerin kalması, semah odasında, kurs odalarında, yönetim odasında, koridorlarda, yemekhanede, konferans salonunda hangi resimlerin olmasının daha uygun olacağı üzerinden bir kanaat geliştirerek eldeki resimleri serpiştirdik. Yine kıyamet koptu. Bizi (Yönetimi) Hz. Ali’nin resmini kaldırdırmakla bile suçladılar. Çünkü odanın her duvarında bulunan resmi teke indirmiştik. Diğer duvardan kaldırdık diye bu suçlamaya maruz kaldık. Tabi bu Atatürk resmi konusunda da yaşandı. Oysa Atatürk resmi de duruyordu ama ibadet kısmından kaldırıp, idari birime asmış ve resim sayısını teke indirmiştik.

 

En çok tartışma yaratan hatta itişip kakışmalı tartışmaya neden olan ise Hünkar Hace Bektaş Veli ile ilgili bir soy şeceresi idi. Şii inanç eğilimi taşıyan bir üyemiz bir kartona basılı ve kesinlikle eski ve tarihi bir özelliği olmayan bir soy şeceresini çerçeveletip Cemevinin giriş duvarına asmıştı. Bu çerçeveli yazıyı kaldırmak için bir yıl adeta savaşım yaşadık. Fiziki itişmeler bile yaşandı.

 

Bir cemevi ziyaretimizde, cemevinin duvarında Atatürk’le birlikte bir grup asker fotoğrafı vardı. Yanımdaki arkadaşlardan birisi bu resimdekinin Atatürk’ü yanında duranın Dersim Katliamının sembol ismi Abdullah Alpdoğan olduğunu söyledi ve” nasıl bunu asarlar” diye tepki gösterdi. İşin doğrusu ben Abdullah Alpdoğan’ın fiziki halini tanımam. Doğrulatmak için başka kişilere sorduk “evet o “ dediler. Cemevinin başkanını çağırdık, sorduk. “Ben ne bileyim üyemizin birisi getirip astı” cevabını aldık. Bu kişinin dersim katliamcısı Abdullah Alpdoğan olduğunu söyledik ve resmi hemen kaldırmalarını talep ettiğimizde; “olmaz, kaldıramayız, şimdi o üye ile kavga ederiz, daha sonra bakarız” cevabını aldık.

 

Başka bir Cemevinde ise tamda kamuoyunda Aşık Veysel’in “Takkeli Heykeli” tartışması yaşanırken cemevinin duvarında “Takkeli Aşık Veysel resmi” vardı.  Bir fotoğraf değil, çizimdi. Yetkili arkadaşlara söyledik neyse ki hemen kaldırdılar.

 

Cem evlerimizin nasıl aşamalardan geçtiği ile ilgili yaşanmışlığın konu ile ilgili birkaç örneğini aktardım. Halen yapım aşamasındaki cem evlerinde bu sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar sadece resim ve eşyalarda değil bizzat mimaride de yaşanan sorunlar vardır. Belki başka bir zaman da onları aktarırız.

 

Ali Kenanoğlu

İstanbul – 16.12.2011

 

‘Melenin amacı din koruculuğu’

 

‘DİYANET KAPATILSIN’
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu: “Bizim görüşümüz devletin din işlerine karışmamasıdır. Doğru bulmuyoruz devletin din işine karışmasını. Diyanet işleri başkanlığına karşıyız. Diyanet kapatılmalı. Olması doğru değil. En kötü ihtimalle diyanet işleri başkanlığı özerkleştirilmeli. Hükümetin mele politikasıyla amaçladığı din koruculuğudur. Nasıl ki köy koruculuğuyla halkı baskı altına almayı amaçladılarsa bu sefer de mele projesiyle halkı din aracılığıyla baskı altına almayı amaçlıyorlar. Bu ülkenin 2 ordusu vardır. Biri Türk silahlı kuvvetleri diğeri ise diyanet işleri başkanlığıdır. Bu proje ne Kürtlere ne başkasına hayır getirmez.”

18 aralık 2011 Birgün Gazetesi

19 Aralık 2011, mobil ile

Aşure yerken Alevi olma yarışına giren Devlet büyüklerimizi Maraş,Sivas;Çorum katliam anmalarında da bekliyoruz. Biz çorbadan ibaret değiliz. Corba yemekle Alevi olunmaz.
(Ali Kenanoglu)

28 Aralık 2011

Diyarbakır’ da anahtar teslimi (içindeki mobilyalar dahil) Cem evini yapıp Derneğimiz Pir Sultan AKD ye teslim eden Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’e teşekkür ediyoruz. (Ali Kenanoğlu)

23 Şubat 2012

Suriyede Muaviye (MAVUYA) ordusu kurulmuş
Suriye’de Esad’a karsi kurlan ordu kendisine Muaviye Ordusu adini koymus. Muaviye ki biz Aleviler Ona Mavuya deriz. Hz.Ali Ile savasmistir. Muaviye Ordusu Hz.Ali Ile savasirken her turlu kallesligi ve hileyi Elden birakmamistir.Kurani Kerimi mizragina Takip savasma hilesini bile yapmıştır. Kuranı Kerimi bir Savaş malzemesi olarak kullanmıştır. Suriyeli muhaliflerin Muaviye Ordusu ismini Almasi Aleviler acisindan cok manidardir.
Ali KENANOĞLU

23 Şubat 2012

İNGİLİZCEYLE TEMSİL EDİLEN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKARLAR
Eurovision şarkı yarismasinda Turkiye’yi temsil edecek şarkının dili İngilizce. Kendi Topraklarimizin Ana Dillerinden olan Kürtçe sarkiya yuhh cekip, ingilizce ile yarismaya katilmak ne kadar ilginç bir çelişki. Bu ülke kendi topraklarının Diline, Dinine, İnancına, Kültürüne, Gelenegine, Göreneğine, Örfüne, Adetine tahammül göstermez ama işgalci emperyalistlere kucak açar. Sonra da kalkıp bize Milliyetçilik – Dindarlık – Muhafazakarlık taslarlar. (Ali Kenanoğlu)

 

 

 

ÖZÜR ÖYLE OLMAZ BÖYLE OLUR TAYYİP BEY
Erdoğan, Dersim Katliamıyla ilgili olarak AKP Parti toplantısında ”Literatürde varsa, devlet adına özür dilemem gerekiyorsa dilerim ve özür diliyorum” dedi.
Almanya Başbakanı Sn. Merkel ise Nazilerce öldürülen Türklerle ilgili özür dilemek için; Nazilerce katledilenler adına düzenlenen törene katıldı, mum yaktı ve özür dileyerek “bizi affedin” dedi. Yani laf olsun diye değil, siyasi rakibini köşeye sıkıştırmak için siyaseten değil, yürekten bir özür diledi.
Tayyip Erdoğan’da Dersim Katliamıyla ilgili özür dilemek istiyorsa Dersim’deki Seyit Rıza anıtının önüne gidip, orada diz çöküp “özür dilerim, bizi affet” demelidir. Yürekten özür böyle olur. Akabindede o katliamın sonuçlarını ortadan kaldıracak mağduriyetleri giderecek her türlü adımı atmalıdır.
Ali Kenanoğlu
24.02.2012

27 Şubat 2012

Biz Azeri’de oluruz, Ermeni’de, Türk’de Kürt’de Piç’de….
Biz Ermenilerin’de Türklerin’de Azeriler’inde faşizmine, katliamına ırkçılığına ve ırkçılarına karşıyız. Biz Hocali’de katliam yapanların karşısında Azeri’yiz. Hrantı katleden ve buna göz yumup hak etmişti diyenlerin karşısında Ermei’yiz. Şu ya da bu şekilde resmi ideolojinin bakış açısı ve resmileştirilmiş toplum bakış açısına göre gayri meşru bir ilişki sonucu doğmuş ve bunda en ufak bir katkısı olmayan ve “piç” diye anılan o masum çocuğun yanında “piçiz”. Sizin yüreğiniz yetiyor mu “piç” olmaya, sizin insanlığınız, vicdanınız yetiyor mu, o masum çocukların yaşadığı duyguyu paylaşmak adına “piçiz” demeye. İşte aramızdaki fark bu….
Ali KENANOĞLU

Alevileri ne zaman yurttaş sayacaksınız…

Share on facebook Share on twitter Share on email

Sivas davası kararını kınayan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “Bu davanın Aleviler ve insanlık açısından nasıl bir öneme sahip olduğunu biliyordunuz. Siz bu kararla sadece davayı düşürmemiş, Alevilerin geleceğe ilişkin güvenini, devlete yönelik umudunun uda düşürdünüz” dedi.

13 Mart 2012 Salı

Açıklama metni şöyle:

Alevileri ne zaman yurttaş sayacaksınız…

Bu düşen davayla, Alevilerin; Devlete, Hükümete ve geleceğe yönelik güvenleri de düşmüştür.

  1. Mart 2012 tarihinde; 1993 Sivas – Madımak oteli katliamı davası zamanaşımı kararıyla düşürülmüştür. Bu kararla sadece dava düşmemiş aynı zamanda Alevilerin; Devlete, Hükümete ve geleceğe yönelik güvenleri de düşmüştür.

Şüphesiz ki bu davayı düşürmenin hukuki gerekçelerini oluşturacaksınız, işi hukuka havale edecek ve yasalar böyle, hukuk böyle diyeceksiniz. Buna bizim de inanmamızı bekleyeceksiniz ama biz bu ülkede bir gecede yasaların değiştirildiğine, hakimlerin görev yerlerinin değiştirilerek verilecek kararların yönünün değiştirildiğine, bir gecede ülkenin seçilmiş belediye başkanının cezaevine gönderildiğine ve aynı belediye başkanı için bir gecede seçim iptal edilip, milletvekili seçildiğine, başbakan olduğuna tanık olduk. Yargılatmak istemediğiniz kişiler için bir gecede yasalar çıkarttığınıza tanık olduk.

Yani niyet olduktan sonra, istendikten sonra, yasanın da hukukun da teferruattan ibaret olduğuna tanık olduk. İstemediğiniz yasa değişikliklerinin de hükmeden partinin oylarıyla ret edildiğine de tanık olduk.

Sivas Madımak katillerinin korunup kollandığını, belediyelerinizde çalıştırıldığını, katillerin kolluk kuvvetlerince aranmasına rağmen bulunamadıklarını ama ehliyet aldıklarına, evlendiklerine, çocuklarına nüfus kağıdı çıkardıklarına, askere gittiklerine ve evlerinde yataklarında rahat rahat öldüklerine şahit olduk. O katilleri savunan avukatların iktidar partisi kadrolarında siyasette bürokraside yükseldiğine, vekil olduklarına, bakan olduklarına, belediye başkanları olduklarına da tanık olduk.

Şimdi de zaman aşımıyla tümüyle kapattınız. Kurtardınız. Hak, Hukuk, Adalet, Yurttaş bunlara gözümüz de karnımız da doymuştur.

Biz Alevilere reva gördüğünüz vatandaşlık hakkı, hukuk ortadadır. Vergide, Askerlikte, vb yükümlülüklerde varız ama Hak, Hukuk, Adalette yokuz. Bu davanın Aleviler ve insanlık açısından nasıl bir öneme sahip olduğunu biliyordunuz. Siz bu kararla sadece davayı düşürmemiş, Alevilerin geleceğe ilişkin güvenini, devlete yönelik umudunun da düşürdünüz. Durumun kendisi çıkarılan karardan daha vahimdir.

Bu dava T.C. Hukuk kuralları kapsamında bitirilmiş olsa bile, insanların vicdanında bitmemiş, bitmeyecektir.

13.03.2011
Saygılarımızla,

Ali Kenanoğlu
Başkan
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Tiroj Dergisi – 22.02.2012

Dindar Nesil

Dindar Nesil projesinin sağ siyasetin – partilerin Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu tarafa sürekli gündemlerinde tuttukları bir proje olduğunu bilmemek gibi bir saflığın içerisinde değilim. Amaçlarının bu olduğunu iktidardayken söyleyebilen ilk iktidarın AKP olması açısından önemli ve farklı bir durumla karşı karşıyayız. Daha evvelden bu proje üstü kapalı konuşulan – uygulanan bir proje olmuştur.

12 Eylül darbesini yapan cuntacılarda Türkiye’de gelişen sol yapıyı kırmak amacıyla bu projeye sığınmıştır. Bir taraftan Rabıta denilen sistemle Din Adamlarının beslenmesini sağlamış diğer taraftan da okullarda Din Derslerini zorunlu hale getirerek “kendine dindar” bir nesil yetiştirmenin alt yapısını oluşturmuştur. 12 Eylül döneminde bu uygulamalara benzer uygulamaları okullardan kışlaya, hapishanelerden köylere mahallelere her alanda örneklemek zor değildir.

AKP 12 Eylül döneminde yoğunlaşan Dindar nesil, dindar toplum projesinin bir ürünüdür. Bu ürünün kendisini var eden bir anlayışa sahip çıkması ve bunu yüksek sesle dile getirmesi de bu projenin geldiği nokta açısından önemlidir.

Tek Dil’den sonra Tek Din

Burada bizi ürküten ve toplumun dikkatini çeken ise Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri ülkeyi yöneten ve toplumun tüm katmanlarına karşı sorumluluğu olan bir Başbakan olarak söylemesi ve bu söylemi inanç özgürlüğünü de içine alan “ileri demokrasi” adıyla tanımlanması bu yaklaşımın adeta ileri demokrasinin bir gereği olarak göstermesidir.

Başbakanın bahsettiği Din bellidir. Bu Din Devletin yarattığı çoğu inançlı Müslüman’ın da reddettiği “Resmi Devlet Sünniliğidir”  Devletin tanımladığı Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla ortaya koyduğu uyguladığı Din anlayışı budur. Bu anlayış “Türkiye Cumhuriyetinin Resmi Din” anlayışıdır. T.C Devletinin adını koymadığı Tek Din anlayışı bulunmaktadır. Bu anlayış Devletin Anayasası ile belirlenmiştir.[1] T.C Devletinin Resmi İnanç Kurumu Anayasayla belirlenmiş olan Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Diyanet işleri Başkanlığının Kuruluş amacı ise şu şekilde tarif edilmektedir. “İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.” [2] Buradan T.C Devletinin resmi Dini olmadığını çıkartmamak oldukça ahmakça ve kendini kandırmaca olacaktır.

Aleviler kendi bakış açısını gözden geçirmek zorundadır

Ne yazık ki bu Anayasaya rağmen Alevi inancına mensup insanlarımız Cumhuriyet Mitinglerini akın akın doldurarak “Türkiye Laiktir Laik kalacak” sloganlarını atıp, bu Laikliğin bekçiliğini üstlendiler. Her kesim kendi bakış açısını ve projesini ortaya koyarken; Alevi kurumlarının Başkanları; bin bir zorlukla elde edilen toplumsal kazanımları potansiyel milletvekili adaylığı derdine düşerek beceriksizlerinden kaynaklı  kişisel başarısızlıklarına kurban ettiler. Bunun sonucu olarak da Alevi toplumu bu süreçte tüm diğer kesimlerin aksine, siyasi bir kuyruk olmaktan öteye gidememektedir. Alevilerin bir kesiminin yöneticileri kişisel siyasi ikballerine yenilirken diğer kesimi ise ikbalini “bekçiliğe” adamıştır.  “Cumhuriyetin Bekçileri”  başlığını sloganda bırakmayıp, kurdukları Alevi Televizyonlarının program başlığı haline getirmişlerdir. [3] Bir taraftan Demokratik Alevi Hareketi olarak tanımlanan kesimi “siyasi” olarak nitelendirirken diğer taraftan kendilerinin kuruluşunun Süleyman Demirel’in talimatıyla olduğu yönündeki ciddi iddialara ve tanık gösterilmelere karşı seslerini çıkartmamaktadırlar.[4] Her seçimde doğrudan Siyasi Parti ismi telaffuz etmelerini gayet normal olarak görme çelişkisi yaşamaktadırlar. Bu Bekçiliği öylesine benimseyenler bununla da yetinmeyip “Her Alevi Asker Doğar” gibi bir başlığın altını dolduracak açıklamalar yapmışlardır.[5] Askerliğin Dini bir görev olduğunu söyleyip, askere gitmeyenlerin “düşkün” lükle cezalandırılmaları gerektiği konusunda “erkan nameler” yazabilmektedirler.[6]

Aleviler “kuyruk ve bekçi” olmaktan vazgeçip kendi doğrularını, kendi kaygılarını ve kendi projelerini üretmediği sürece, kendilerine verilene, lütfedilene veya verilmeyene razı olmak durumundadırlar. Bir taraf olarak masaya oturmaya hakları olmayacaktır. Bu konudaki eleştiri hakkımı saklı tutarak, esas konumuza dönmekte fayda vardır.

 

Peki bizde Dindar bir gençlik yetiştirmek istersek ne olacak.

Bu ülkede azımsanamayacak bir nüfusa sahip olan ve Dine sizin baktığınız gibi bakmayan, sizin inandığınız gibi inanmayan Aleviler ne yapacak. Onlarında gençliğini “Dindar” yetiştirme hakkı yok mudur? Cem evlerinin ibadethane kabul edilmediği, Din dersleriyle hala zorunlu Sünni anlayışın çocuklarımıza dikte ettirildiği, Alevi köylerine cami yapma uygulamasının yerel baskılarla devam ettiği ve desteklendiği, İbadethanelerimizin işgal altında olduğu, Alevi inancına mensup insanların resmi kurum ve kuruluşları bırakın özel sektörlerde bile işten attırıldığı bir süreçte biz Aleviler, çocuklarımızı, gençlerimizi kendi inançsal anlayışımıza uygun yetiştirebilme olanağına nasıl sahip olacağız?

Peki bu ülkede yaşayan ve her türlü vatandaşlık yükümlülüğünden muaf olmayan, vergisini veren, askerliğini yapan Ermeni –Rum – Süryani Hıristiyanlar, (Katolikler- Ortodokslar-Protestanlar- Grogeryanlar) Yehova Şahitleri – Yahudiler, Ezidiler, Caferiler, Bahailer, Aleviler, inanca sizin gibi bakmayan Müslümanlar, bunların gençlerini “Dindar” yetiştirme hakkı yok mudur?

Peki bu ülkede yaşayan ve her türlü vatandaşlık yükümlülüklerinden muaf olmayan Ateist Anne ve Babanın çocuğunu kendi inançsızlığına uygun olarak yetiştirme hakkı yok mudur?  Ateistlik suç mudur?

Siz bu dindar gençliği kimin parasıyla dahası kimden toplanan vergilerle oluşturacaksınız. Bu konuda sizin gibi düşünmeyen ve inanmayanların onayını aldınız mı. Yaptığınız sizin ileri demokrasinize uygun(!) olsa bile inancınıza uygun mu. Benim “size haram olsun” diye ödediğim adı konulmamış inanç vergisi ile mi bu gençliği yetiştireceksiniz.

Bu  sorulara ve söylenen sözlere verilecek bir cevap yoktur. Çünkü bu anlayış “kendine Müslüman”. “ kendine dindar” bir anlayıştır. Kendisi gibi düşünmeyene, inanmayana yaşama hakkı tanımayan, asimilasyoncu bir bakış açısıdır. Alevileri bekleyende budur. Aleviler Resmi Din anlayışının kabul ettiği şekilde Dindar bir topluluk değildir. Öyle de olmamıştır. Alevilerin bir gün tüm dünyayı Alevi yapacağız gibi bir inançları ve hedefleri yoktur.  Aleviler ne “tebliğ” cilik ne de “misyoner”lik yapmamışlardır. Bu Alevilik öğretisine aykırıdır. Alevilikte “Her ne olursan ol gel” anlayışı dahi yoktur. “Gelme gelme dönme dönme” vardır.  [7]  Bu nedenle de Alevilerin Dindarlaşma yarışına girmek gibi bir anlayışları, bakış açıları da yoktur.

Devlet Dini yobazlaştırılmıştır, Devletin Dindarlarda yobazlaşmaktadır

Devletin oluşturduğu Din Resmi Din’dir. Resmi Din tasavvuftan arındırılmış, ruhu alınmış bir Din’dir. Bu din Devletin elinde bir sömürü aracı, asimilasyon aracı Maraş’ta, Çorum’da Sivas’ta olduğu gibi zaman zaman da katliam aracı haline gelmiştir. Alevilerin ve kimi Sol-Sosyal Demokrat kesimin yanılgısı buradadır. Onlar Dinin sivil hayata bırakılması durumunda yobazlığın artacağını düşünmektedir. Oysa din tam aksine Devletin elide yobazlaşmaktadır. Korunmaktadır, kollanmaktadır ve bizlerin parasıyla beslenmektedir.  Bu resmi Dinin, Ruhu alınmakta kalıpsal bir şekle dönüşmekte siyasileştirilmektedir.

Bu resmi din anlayışında tek tipleştirme vardır. Burada farklılıkların yaşama şansı yoktur. Bırakın Ateistleri, Hıristiyanları, Ezidileri, Bahaileri, Yahudileri ve Alevileri farklı İslami anlayışların bile yaşama şansı yoktur.

Biz o dindar gençleri tanıyoruz, biz onları; Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan ve Dersim’den tanıyoruz. Dindarlık adına nasıl bir vahşete, katliama tabi tutulduğumuzu biliyoruz. 6-7 Eylül olaylarından, Hrant Dink organize cinayetinden biliyoruz. O Dindarlık aynı zamanda milliyetçilikle soslandırılmış bir dindarlıktır. Türk-İslam ve bu günlerin yeni projelerinden olan Kürt-İslam Dindarlığıdır. Hedef budur. Kürt sorunun da diğer sorunları da Alevilik sorununu da bu şekilde çözme ve/veya yok etme projesidir.

Maalesef ki bu proje karşısında Alevilerin tutunduğu dal yoktur. Alevilerin tutunduğu İttihatçı yapı bizzat bu sistemi kuran, besleyen ve destekleyen yapıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının varlığına itiraz etmeyen sadece içinde Alevilikte olsun diyen ve/veya Alevilere de ayrı bir Diyanet yapısı kurulsun diyen, Din Derslerine itiraz etmeyip, içinde Alevilikte olursa iyi olur diyen zihniyet bu yapıya can taşıyan, kan taşıyan anlayıştır. Bu anlayış ve bakış açısıyla açıldığı iddia edilen yoldan nemalanma uğruna bu bozuk yola giren ve yürümeye devam eden anlayış bu yapıya destek veren anlayıştır.

Ne olması gerekir;

Alevilerde sol-sosyal demokrat kesimde bu konuda net bir tavır almalıdırlar. Yeni Anayasa yapım sürecinde Diyanetin nasıl olacağını, Din Dersinin nasıl oluşacağını, hangi ibadethanelere resmi statü verileceğini tartışmak çözüm değildir. Tasarlanan bellidir. Hedef bellidir. Başbakan’ın ağzından bu hedef açıkça belirtilmiştir. Bunun karşısında şiddetle savunulacak tek şey vardır; kesinlikle ve kesinlikle Dinin sivil hayata terk edilmesi ve Devletin her türlü Dini kurum ve kuruluşlar ile organizasyonlardan elini çekmesi var olanlarında lağvedilmesidir. Bu savunulmadığı sürece bizler devletin resmi dinini beslemeye ve onların dindarlarının yetiştirilmesine de olanak sağlamaya devam edeceğiz.

Bizler, resmi inancınızın ötekileri olarak; Bırakın kendi gençlerimizi kendi inancımıza ve/veya inançsızlığımıza göre yetiştirmeyi Devletin Resmi Dininden ve Dindarlarından  gençlerimizi nasıl koruyacağımızın derdine düşmüş durumdayız.

Anlayışımızı değiştirmediğimiz sürece de yapacağımız tek şey bu olacaktır.

Ali KENANOĞLU

twitter.com/alikenanoglu

[1] T.C Anayasası Madde 136

[2] http://www.diyanet.gov.tr/foyvolant/1_kanunlar/01.pdf

[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_TV

[4] http://www.gencaleviler.com/forum/cem_vakfini_devlet_kurdurttu-t21525.html?s=5b794d458b40862ae4fafd44fe850a78&

[5] http://taraf.com.tr/haber/her-alevi-asker-dogar.htm

[6] http://www.aleviislamdinhizmetleri.com/nikah_erkani.asp

[7]   Yola kabulde can’a söylenen söz; (“Evlatlarım önünüzde kış var aşılmaz yüksek dağlar var geçitsiz ırmaklar var belleri aşamazsınız.Bu selleri geçemezsiniz.Çok büyük engeller var.Çok zor ortam var.Demirden leblebidir yenilmez.Oddan gömlektir giyilmez.Gelme, gelme,gelirsen dönme,Gelenin malı gider,dönenin canı gider.Öl ama ikrarından dönme.Hal böyledir bu halları size demiş duyurmuş olayım evladım.”Nefsinize uymayın,yolunuzdan azmayın. Çiğ lokma yemeyin,malı mala ,canı cana katın. Halınıza haldaş yolunuza yoldaş olun.” Allah,eyvallah kapısında döktüğün varsa doldur.Ağlattığın varsa güldür.Yıktığın varsa kaldır.Doğru gez dost gönlünü incitme.Mürşide teslimi razı ol. Yalan söyleme, kovu kovlama,haram yeme,zina etme.Elinle koymadığını alma,gözünle görmediğini söyleme.Gelme,gelme,dönme dönme.Gelinin malı,dönenin canı,Riya ile ibadet,şirk ile taat olmaz.Söylediğin meydanın,sakladığın senin.Allah eyvallah.” )

24 Mart 2012

Bu rezilliği AKP’liler yapsaydı kıyameti kopartırdık…
Avcilar Belediyesi Yesilkent cemevine saldirip, kapiyi kirip, ulu pirlerin resimlerini yerlere firlatti. Haber ve fotograflar sosyal medyada yayinlandi. Bu saldiriyi CHP li bir belediyenin yapmis olmasindan kaynakli olarak cogunluk sus pus oldu. Yapilan yorumlar hayli dusundurucuydu. “Zabita da CHP li miydi ki” diyenler vardi. Haberi paylasanlara “CHP yi yiptatmak istiyorsunuz” diye tepki gosterenler oldu. “Belediyenin CHP liligini niye one cikartiyorsunuz, art niyetli ve baska amac guduyorsunuz” diyenler oldu. Genel cogunluk da sessiz kaldi. Simdi bunu AKP li bir Belediye yapsaydi kiyameti kopartirdik. Birakin zabitayi, Belediye Baskanini dogrudan Tayyip Erdogan’a saldirirdik. Durust olmak gerekir. İki yuzluluk yapiyoruz. Aleviler bu olayda sorgulayici aklini kaybetmistir. CHP li Belediye ne sebep olursa olsun Bunu yapamaz. Pirlerimizin resimlerini pacavra gibi yerlere atamaz. Aleviler, Alevi onderleri potansiyel CHP aday adayligindan kurtulmadigi surece CHP li bir kendini bilmez bunu yapma cesaretini kendinde gorur. Alevilerin bu tavri cok uzucu ve cok dusundurucudur. Bizde bir soz vardir. “Yol cumleden uludur.” malesef CHP yoldan ulu hale gelmis. Yazık.
twitter.com/alikenanoglu

30 Mart 2012

Malatya Özel yetkili savcısının Hükümlü Madımak Katillerini aklayacağından endişe ediyoruz
Malatya Özel Yetkili Savcısı tarafından dün (28.03.2012) başlatılan Sivas Madımak Soruşturmasını iyi bir gelişme olarak göremiyoruz. Çünkü Başbakan’ın Zaman aşımı kararından sonra söylediği iki söz bizi endişelendiriyor. İlki zaman aşımı kararıyla ilgili olarak “Vatana Millete Hayırlı Olsun” söylemiydi. İkincisi ise Başbakan Erdoğan, “Sivas’a gittiğinde birçok kez 18 yaşında, 19 yaşında, 15 yaşındaki kız çocuklarının babalarının hiçbir taksiratı olmadığı halde idama mahkum oldukları için hüngür hüngür ağladıklarını” söylemiştir. Diğer taraftan 30 Mayıs tarihine Sabah Gazetesinde asılsız ve belgesiz olarak Madımak Katliamının PKK nın işi olduğu yönünde haber yayınlanmıştır. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde bu yeni açılan soruşturma neticesinde Sivas davasında hüküm giymiş katillerin aklanmasının yolunun açılacağı endişesini taşıyoruz.
(Ali KENANOĞLU)

30 Mart 2012

Okullardaki Kuran Eğitimini herkes, özelliklede Alevi çocukları SEÇMEK zorunda kalacak.. .
Eğitimde yapılan 4+4+4 düzenlemesiyle Okullarda Kuran eğitimi seçmeli hale getiriliyor. Biz bu ülkede seçmeli Din eğitiminin ne anlama geldiğini iyi biliyoruz. Devlet Baskısı, Hükumet Baskısı, Mahalle Baskısı ve Okul idaresi baskıları altında bu dersi öğrencilerin seçmeme şansı yoktur. Bu Kuran eğitimini Sünni öğrencilerden önce Alevi öğrenciler zoraki olarak tercih edeceklerdir. Okullarda yeni bir asimilasyon sürecine girilmiştir.
Ali KENANOĞLU

30 Mart 2012

Yeni Anayasa beklenmeden temel yasalar değiştiriliyor, yeni Anayasa’ya yönelik bir umudumuz yok.. .
Yeni Anayasanın konuşulduğu ve hazırlıklarının yapıldığı bir süreçte temel yasalar çıkartılıyor. Eğitim bu ülkenin en temel meselesidir. Siz Anayasayı beklemeden bu konuda düzenlemeler yapıyorsanız bu Anayasa neyi değiştirecek. Okullardaki Din derslerini zorunlu olmaktan çıkartmayı bırakın yeni Dini Dersler koyuyorsunuz. Diyanet İşleri Bakalığına en yüksek bütçeyi sunuyor en çok yeni kadro tahsisini bu kuruma veriyorsunuz. Anayasayı beklemeden zaten yapacağınızı yapıyorsunuz. Şimdi bu durumda bu yeni Anayasa neyi hangi sorunu çözecek
(Ali KENANOĞLU)

30 Mart 2012

Biz zulme ve asimilasyona karşı bağışıklık kazandık, yeterki direnme irademizi kaybetmeyelim.. .
AKP Hükumeti ile birlikte Devlet yeni bir asimilasyon sürecine girmiştir. Biz Aleviler bu topraklarda Bin yıldır zulme ve Asimilasyona maruz kaldık. Zalim her dönem zalimdi bizim için. Biz zulme ve asimilasyona karşı bağışıklık kazandık. Yeterki direnme gücümüzü kaybetmeyelim.
(Ali KENANOĞLU)

30 Mart 2012

Adıyaman, Gazinatep, İzmir fişlemeleri Suriye ile ilgilidir, Alevilere gözdağıdır.. .
Suriye’ye demokrasi getireceğini söyleyenler kin ve nefret içerisinde Alevilere yönelik tavır sergiliyorlar. Başbakan Esad’ın Alevi kimliği üzerinden kin ve nefret söylemlerine devam ediyor. Suriye’de ki muhalifler Türkiye destekli kurdukları orduya verdikleri “Muaviye Ordusu” ismi ve o ordunun sözcülerinin açıklamaları, yaptıkları uygulamalar niyetlerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Suriye demokratik bir ülke olmalıdır. Bu demokratikleşme Alevi katliamına ve Alevilere yönelik kin ve nefret söylemine dönüşmektedir. Suriye Muhaliflerince Yapılan demeçlerde uygulamalarda böyledir. Türkiye Alevileri Suriye’de yaşanacak bir Alevi katliamına sessiz kalmayacaklardır. Bunun için Alevilere göz dağı verilmektedir. Bunun için Adıyaman’da Antep’de İzmir’de evler teşhir edilmekte, “Adeta sizin nerede oturduğunuzu biliyoruz” denilmektedir. “Bir gece ansızın gelebiliriz” denimektedir. Tıpkı Maraş’da Çorum’da olduğu gibi.
(Ali KENANOĞLU)

30 Mart 2012

31 Mart’da Kadıköy’deyiz.. .
İşte bu nedenle Zalimin zulmüne boyun eğmemek için direnme gücümüzü muhafaza etmek için alanlarda olmalıyız. Boyun eğdiğin zaman kaybedersin. Mücadele ettiğin sürece kaybeden olmazsın. Biz bu topraklarda Bin yıldır direnerek, boyun eğmeyerek kalabildik. Bunu sürdürmemiz gerekir. Zalimin zulmü varsa mazlumun da direnme gücü ve iradesi vardır. Şimdi bu iradeyi ve gücü 31 Mart’da Kadıköy’e taşımamız gerekmektedir. Orada olmalıyız.
(Ali KENANOĞLU)

‘Hükümlü Madımak katillerini aklayacaklarından endişe ediyoruz’

Ali Kenanoğlu, Aleviler olarak son gelişmelerden duydukları endişeleri dile getirdi…

30 Mart 2012 Cuma 11:37

 

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu 29 Mart akşamı İMC Tv ve HAYAT Tv ekranlarında son günlerde yaşanan gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulundu. Alevilerin yaşanan gelişmelerden duyduğu endişeleri dile getiren Kenanoğlu şunları söyledi:

 

HÜKÜMLÜ MADIMAK KATİLLERİNİ AKLAYACAKLARINDAN ENDİŞE EDİYORUZ

Malatya Özel Yetkili Savcısı tarafından dün (28.03.2012) yeniden başlatılan Sivas Madımak Soruşturmasını iyi bir gelişme olarak göremiyoruz. Çünkü Başbakan’ın Zaman aşımı kararından sonra söylediği iki söz bizi endişelendiriyor. İlki zaman aşımı kararıyla ilgili olarak “Vatana Millete Hayırlı Olsun” söylemiydi. İkincisi ise Başbakan Erdoğan, “Sivas’a gittiğinde birçok kez 18 yaşında, 19 yaşında, 15 yaşındaki kız çocuklarının babalarının hiçbir taksiratı olmadığı halde idama mahkum oldukları için hüngür hüngür ağladıklarını” söylemiştir. Diğer taraftan 30 Mayıs tarihine Sabah Gazetesinde asılsız ve belgesiz olarak Madımak Katliamının PKK’nın işi olduğu yönünde haber yayınlanmıştır. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde bu yeni açılan soruşturma neticesinde Sivas davasında hüküm giymiş katillerin aklanmasının yolunun açılacağı endişesini taşıyoruz.

 

KURAN EĞİTİMİNİ ÖZELLİKLE ALEVİ ÇOCUKLARI SEÇMEK ZORUNDA KALACAK

Eğitimde yapılan 4+4+4 düzenlemesiyle Okullarda Kuran eğitimi seçmeli hale getiriliyor. Biz bu ülkede seçmeli Din eğitiminin ne anlama geldiğini iyi biliyoruz. Devlet Baskısı, Hükumet Baskısı, Mahalle Baskısı ve Okul idaresi baskıları altında bu dersi öğrencilerin seçmeme şansı yoktur. Bu Kuran eğitimini Sünni öğrencilerden önce Alevi öğrenciler zoraki olarak tercih edeceklerdir. Okullarda yeni bir asimilasyon sürecine girilmiştir.

 

YENİ ANAYASAYA YÖNELİK BİR UMUDUMUZ YOK

Yeni Anayasanın konuşulduğu ve hazırlıklarının yapıldığı bir süreçte temel yasalar çıkartılıyor. Eğitim bu ülkenin en temel meselesidir. Siz Anayasayı beklemeden bu konuda düzenlemeler yapıyorsanız bu Anayasa neyi değiştirecek. Okullardaki Din derslerini zorunlu olmaktan çıkartmayı bırakın yeni Dini Dersler koyuyorsunuz. Diyanet İşleri Bakanlığına en yüksek bütçeyi sunuyor en çok yeni kadro tahsisini bu kuruma veriyorsunuz. Anayasayı beklemeden zaten yapacağınızı yapıyorsunuz. Şimdi bu durumda bu yeni Anayasa neyi hangi sorunu çözecek

 

BİZ ZULME VE ASİMİLASYONA KARŞI BAĞIŞIKLIK KAZANDIK

AKP Hükumeti ile birlikte Devlet yeni bir asimilasyon sürecine girmiştir. Biz Aleviler bu topraklarda Bin yıldır zulme ve Asimilasyona maruz kaldık. Zalim her dönem zalimdi bizim için. Biz zulme ve asimilasyona karşı bağışıklık kazandık. Yeter ki direnme gücümüzü kaybetmeyelim.

 

ADIYAMAN, GAZİNATEP, İZMİR FİŞLEMELERİ SURİYE İLE İLGİLİDİR

Suriye’ye demokrasi getireceğini söyleyenler kin ve nefret içerisinde Alevilere yönelik tavır sergiliyorlar. Başbakan Esad’ın Alevi kimliği üzerinden kin ve nefret söylemlerine devam ediyor. Suriye’de ki muhalifler Türkiye destekli kurdukları orduya verdikleri “Muaviye Ordusu” ismi ve o ordunun sözcülerinin açıklamaları, yaptıkları uygulamalar niyetlerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Suriye demokratik bir ülke olmalıdır. Bu demokratikleşme Alevi katliamına ve Alevilere yönelik kin ve nefret söylemine dönüşmektedir. Suriye Muhaliflerince Yapılan demeçlerde uygulamalarda böyledir. Türkiye Alevileri Suriye’de yaşanacak bir Alevi katliamına sessiz kalmayacaklardır. Bunun için Alevilere göz dağı verilmektedir. Bunun için Adıyaman’da Antep’te İzmir’de evler teşhir edilmekte, “Adeta sizin nerede oturduğunuzu biliyoruz” denilmektedir. “Bir gece ansızın gelebiliriz” denilmektedir. Tıpkı Maraş’ta Çorum’da olduğu gibi.

 

31 MART’DA KADIKÖY’DEYİZ

İşte bu nedenle Zalimin zulmüne boyun eğmemek için direnme gücümüzü muhafaza etmek için alanlarda olmalıyız. Boyun eğdiğin zaman kaybedersin. Mücadele ettiğin sürece kaybeden olmazsın. Biz bu topraklarda Bin yıldır direnerek, boyun eğmeyerek kalabildik. Bunu sürdürmemiz gerekir. Zalimin zulmü varsa mazlumun da direnme gücü ve iradesi vardır. Şimdi bu iradeyi ve gücü 31 Mart’da Kadıköy’e taşımamız gerekmektedir. Orada olmalıyız.

DEMOKRAT HABER

‘Kabul etmeseler de Alevilerin İslam algısı budur’

Ali Kenanoğlu, hakkındaki yayınlara yanıt verdi…

06 Nisan 2012 Cuma 15:23

 

Deniz Güneş / Demokrat Haber İstanbul

 

“Aleviler ve Seçmeli Kur’an Dersi” tartışmalarına Alevilerden dün bir yanıt gelmişti. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nun bu konudaki açıklamalarını Demokrat Haber olarak ‘İslam’la vedalaşmak gerek; ümmet Yezit’e duçar olmuş’ başlığıyla haberleştirmiştik.

 

Bu haber sonrası Timeturk.com ve Sicakgundem.com sitelerinde Aleviler ve Ali Kenanoğlu’na hakaret eden ve hedef gösteren yayınlar yapıldı.

 

Timeturk.com web sitesi Ali Kenanoğlu’nun “Aleviler ve Seçmeli Kuran Dersi” başlıklı açıklamasını eleştirerek haber yaparken haberi Alevilere aleni bir şekilde hakarete dönüştürdü.

 

Alevi inancını “Sapkınlık ve sapıklık” olarak değerlendiren Turktime sitesi ayrıca yazıda Ali Kenanoğlu’nu da hedef göstermekten kaçınmadı. Hz. Hüseyin’in Yezit anlayışa ve Yezit’in islamı kendi çıkarları için değiştirmesine ve zalimliklerine alet etmesine karşın söylediği “Artık İslam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar olmuştur …”sözünü çarpıtarak sanki Ali Kenanoğlu’nun islamdan uzaklaşmak gerektiğini ve Hz. Hüseyin’in de İslamı karaladığını söylediğini iddia etti. Ali Kenanoğlu, Hz. Hüseyin’in bu sözünü hatırlatmış ve günümüzde de zalimlerin yeni bir İslam anlayışı dayattığını ironik bir dille ifade etmeye çalışmıştı.

 

Timeturk.com sitesi Alevi inancını aşağılayarak hakaretlerine devam ettirdiği haberinde, Alevilerin İslam anlayışını sapkınlık olarak niteledi. Kuran’daki ehlibeyte ve Hz.Ali ye yönelik ayetlerin değiştirildiğine ve bazı ayetlerin yakıldığına inanan, bunun dışında Sıffin savaşında “ben kuranı natıkım” diyen Hz. Ali’nin sözünü hatırlatan Alevilerin sapkınlık içerisinde olduğunu yazdı.

 

Timeturk.com sitesi Alevilerin camiye gitmeyip cemde saz-keman çalıp deyiş söylemesini ve “benim kabem insandır” anlayışını, cemevlerine Alevi pirlerinin resimlerinin asılmasını, heykellerinin yapılmasını, kadın erkek birlikte ibadet edilmesini, dem alınmasını ise “sapıklık” olarak niteledi.

 

Aynı söylemler Sicakgundem.com sitesinden de yayılınca konunun muhatabı olan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’na yazılanlar hakkında ne düşündüğünü sorduk. İşte Kenanoğlu’nun açıklamaları:

 

“İNANCIMIZI AÇIKLAMAK, NEDEN BAŞKA BİR İNANCA HAKARET OLARAK ALGILANIR!”

Başbakanın yaptığı açıklamaya istinaden; “Seçmeli Kuran Dersi” konusunda yaptığım açıklama olumlu ve olumsuz tepkilerle karşılanırken hedef gösterenler ve bu açıklamanın eleştirisi üzerinden doğrudan inancımıza yönelik hakaret gösterenlerde oldu.

 

“Artık İslam’la vedalaşmak…” bu söz ne anlam taşıyor kime ait?

“Artık İslam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar olmuştur…” sözü Hz. Hüseyin’e ait bir sözdür.

 

Yezid, babası tarafından Müslümanların başına halife tayin edildiği zaman Medine’nin hakimi İmam Hüseyin’den biat almak isteyince, İmam Hüseyin Yezit’e biat etmeyi kabul etmez ve cevabında bu sözü söyler. Hz. Hüseyin’in vedalaşmak gerek dediği İslam, Dedesi Hz. Muhammed ve Babası Hz. Ali’nin islamı değildir. Muaviye ve oğlu Yezit tarafından aslından uzaklaştırılan ve bunların zalimliklerine, mızraklarına kalkan olarak kullandıkları değiştirilmiş, dönüştürülmüş, Muaviye’nin ve Yezit’in islamıdır. Ben de bu sözü bilerek açıklamama taşıdım. Çünkü bize şu an Yezit’in Muaviye’nin islamı dayatılıyor. Biz yine o islamla vedalaşmalıyız. Alevilerin algıladığı, yaşadığı islam’la değil.

 

Alevilik’de Namaz yok, cami yok, ramazan orucu yok, resim var, müzik var, heykel var, Kadın Erkek birlikte ibadet var, Cem var, Dem var, Kuran da değiştirildi diyorsunuz…

İnsanın kendi inancını ispata davet edilmesi zulümdür. Kuran’da başörtüsü var mı yok mu tartışması bir başörtülüye nasıl bir zulümse veya bir başartülüye “İspatla bakalım kuranda örtünme var mı ?” demek nasıl bir zulümse bir Aleviye de “Bunlar Alevilikte var mı? Bunlar İslam’da var mı?” demek de aynı şekilde zulümdür. Bu sözlerin ve inancın mucidi ben değilim. Bu Alevi toplumunun inancıdır. Anadolu’da bin yıldır inanıla gelinen ve uygulanan bir inanç bütünüdür. Kuran’ın değiştirildiği Aleviler içerisinde yaygın bir kanaattir. Bu değişikliğin Ömer, Osman, Muaviye ve Yezit dönemlerinde peyderpey yapıldığına inanılır. Bugün Aleviliğin kabul ettiği ve uyguladığı kimi esasların ve Hz. Ali ile, Ehlibeytle ilgili ayetlerin yakıldığına inanılır.

 

Kur’an’ın bazı ayetlerinin yakılıp yakılmadığı da İslam Alimleri arasında tartışılan bir husustur. Salman Rüşti’nin “Şeytan Ayetler” isimli kitabının konusunu da bu ayetler oluşturur. (Sadece bir hatırlatma için örneklediğimi belirtmek isterim) Ancak bu konuda yorum yapmak bize göre değildir. Sünni inançlı insanlar hatta kimi Alevi inançlı insanlar Kuran’ın kesinlikle değiştirilmediğini söylerler. Buna saygı duyarız. “Hayır değiştirilmiş” diye de bir tartışma ve iddia içerisinde olmayız. Ancak biz de böyle inanırız. Bu da bizi bağlar.

 

Aleviler çoğunlukla, yaygın olarak Kuran’ın değiştirildiğine inandıkları için Hz. Ali nin Sıffin savaşında kullandığı “ben kuranı natıkım” sözüne itibar ederler. Alevi ulularının, pirlerinin deyişlerini, duvaz imamlarını Ayet olarak kabul ederler. Onların sazla söylenişi nedeniyle ise saza “Telli Kuran” derler. Deyişlerin söylendiği saz dualanarak kılıfına konur. Bu konuda ilahiyat fakültelerinde yapılmış ve yayınlanmış araştırmalar bulunmaktadır. Şimdi isim vererek kimseyi tartışma içerisine çekmek istemem ama bu akademisyenleri tanıyorum. Aleviler Kuran’ın değiştirildiğini aleni olarak söylemezler çünkü bilirler ki bu onların katledilmelerinin bir gerekçesidir. O nedenle bu ve benzeri konularda takiyye yapmayı tercih ederler. Şimdi dün ben bu açıklamayı yapınca yakınlarım aynı şeyi bana söylediler,” niye yazdın bunları, başın belaya gidecek” dediler. Çünkü bunları söyleyenin yazanın başı hep belaya gitmiş. Yeni genç jenerasyon ise böyle bir inancı tamamen unutmuş durumdadır. Asimilasyon etkisini göstermiştir.

 

Alevilerin ibadethanesi Cemevleri, Dergahlar, Tekkelerdir. Toplu İbadeti Cem, orucu Hızır ve Muharrem orucudur. Alevilerin, cemi, demi, Dergahı, 12 hizmeti, deyişi, duvaz imamı, semahı vardır.

 

Alevi toplumu bilinen tarihiyle bin yıldır Anadolu’da bu şekilde inanmış ve ibadet etmiştir. Bu şekilde ibadet edip inandığı içinde katliamlara, baskılara, kıyımlara, idamlara maruz kalmıştır. Eğer Alevilerin bu tür farklılıkları yoktuydu da Aleviler niye yakıldı, yıkıldı, kesildi, asıldı. Pir Sultan Abdal niye idam edildi. İdam gerekçelerini okursanız ne demek istediğimi anlarsınız. Hace Bektaş dergahı postnişini Hamdullah Çelebi’nin 1826 yılındaki idam kararında da yine aynı şeyler vardır.

 

Nedir bunlar?

Bunlardan bazıları şöyledir;

1- Pir Sultan dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor

2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor.

3- Müslümanlara ‘Yezit’ diyor ve şarap içiyor.

4- Kur’an ve İslam Peygamberi hakkında uygunsuz sözler söylüyor.

5- İslamiyet’in ilk üç halifesine sövüyor.

6- Peygamber hanımı Hz. Ayşe’ye hakaret ediyor.

7- Cem Ayini gibi gizli toplantılar yapıyor.

8- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı.

9- Rafızî kitaplar bulunduruyor, okuyor ve okutuyor.

10- Saz ve Çalgı çalıyor törenlerde semah dönerek oyun oynuyor.

11- Törenlerde ve dışarıda haremlik selamlık kuralına riayet etmiyor.

12- Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor…

 

Bunlar yani Pir Sultan Abdal’ı idama götüren maddeler Alevilerin inancında olan şeylerdir. (Hakaretler hariç). Bu konuda açıklayıcı bilgi benim Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yapılan bir çalıştayda sunmuş olduğum tebliğde detaylı bir şekilde vardır. Bu tebliğ web sitelerinde bulunabilir.

 

Bu tür kararlar, fetvalar, fermanlar hemen hemen her dönemde Aleviler için verilmiştir. Bunların bir kısmı da günümüzde kitap olarak yayınlanmıştır. Şimdi kalkmış birileri beni hedef göstermekte ve İslam’a hakaret etmekle suçlamakta.

 

Sözlerinizle amacınız hakaret etmek miydi peki?

İnancımızı açıklamak, savunmak neden başka bir inanca hakaret olarak algılanır, anlamak mümkün değil. Tarihimiz boyunca hep buna maruz kaldık, bu nedenle katlimiz vacip görüldü, bugün de buna maruz kalıyoruz. Kabul etseler de etmeseler de biz Alevilerin İslam algısı budur. Tüm asimilasyonlara karşın Alevilik kendini temel değerleri üzerinden sürdürecektir.

İflah olmaz Alevi düşmanlığı

Alevilere yönelik ayrımcı söylemin hala ne kadar güçlü olduğu ortada…

10 Nisan 2012 Salı 11:28

 

Sefa feza Arslan / Demokrat Haber

 

Demokrat Haber’den Deniz Güneş’in haberleştirdiği, Ali Kenanoğlu’nun açıklamalarına yönelik tepkiler, milliyetçi muhafazakarların Alevi düşmanlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Alevilere yönelik ayrımcı söylemin hala ne kadar güçlü olduğunu, henüz bir arpa boyu yol bile gidilemediğini bir kez daha gösterdi. Peki, milliyetçi muhafazakarları çılgına çevirecek ne demişti Kenanoğlu:

 

“Alevilerin büyük bir çoğunluğu kendisini İslam olarak görür. Fakat bu İslam nasıl bir İslamdır. Sünniliğin ve Şiiliğin kabul ettiği İslamla uzaktan yakından benzerliği yoktur.”

 

Kimse kusura bakmasın, buna bile tahammül edemeyenler ne Alevi açılımından, ne demokratlıktan söz edebilir ve böyle bir zihniyet ile Alevi sorunu konuşulamaz. Evet, Alevilerin İslam anlayışı, Sünnilikten de, Şiilikten de radikal bir biçimde farklıdır. Bu farkların teolojik, felsefi, etik ve tarihsel veçheleri vardır. Alevilik, şekilci olarak nitelediği İslam kavrayışlarına ve özellikle Sünni ortodoksiye karşı, derin bir felsefi ve entelektüel birikime dayanan bir başkaldırı hareketi olarak şekillenmiştir. Aleviliği bu başkaldırıdan, radikal eleştirelliğinden bağımsız olarak değerlendiremezsiniz. Kimse Alevilerden kafalarındaki Alevilik ile özdeşleşmesini bekleyemez. Öyle, başbakanın da yaptığı “Ali’yi sevmek Alevilikse, en büyük Alevi benim” demagojileri ile de Alevi falan olunamaz. Kısacası, Alevi kimliğini tanımanın birinci koşulu, Aleviliğin Sünnilik ve Şiilik ile radikal benzemezliğini kabul etmektir.

 

Milliyetçi muhafazakar siteler Kenanoğlu’nun sözlerini çarpıtmayı da ihmal etmemişler. Timeturk haber sitesi, Allame Seyyid İbn-i Tavus’un, orijinal adı “ el-Luhuf ala katle’t-tufuf” olan eserinde geçen, Hüseyin’in “Müslümanlar, Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam’la vedalaşmak gerekir“ sözlerini, Kenanoğlu’nun ağzından “Artık, İslamla vedalaşmak gerekir” manşeti ile vererek Kenanoğlu’nu hedef göstermeye çalışmışlar, ama sadece kendi cahillikleri ile Alevifobik zihniyetlerini sergilemişler… Fakat asıl utanç verici olan, bu çarpıtılmış haberin altındaki iflah olmaz Alevi düşmanlığını yansıtan yorumlar. İşte o utanç verici yorumlardan birkaçı: (Yorumları olduğu gibi aldık, o yüzden anlatım ve yazım hataları yorumculara ait. Göreceğiniz üzere, Türk-İslamcı milliyetçi muhafazakarların Türkçeleri oldukça zayıf ve hala komünist demeyi öğrenememişler!)

 

“KAFİR OĞLU KAFİR”

“işte senin gibi aleviler kominizmin türkiye versiyonu.dinsizlik sizin mayanızda, imansızlıkta dallarınızda duruyor hala.”

 

“GERCEKTEN COK GUZEL YAZMIS , ADAM HEP DOGRULARI SOYLEMIS.ALEVILERIN GERCEK ITIKADINI HAYKIRMIS GUZELCE.NASIL BIR MUSRIK, KAFIR OLDUKLARINI BAS BAS BAGIRMIS.HELAL OLSUN BE KOCUM HARBI KAFIRMISSIN”

 

“doğru söylemiş. adam dinsiz ise ne diye zorla müslüman diyorsun? şii rafizi iran dayatıyor şiiliği ve iftira atıyor kurana, sahabelere vs. birileri hikaye okuyor! yahu adamların dinle imanla islama alakası yok!”

 

“cennet ve cehennemin bu dünyada olduğuna inananların düşüncesini ifade ediyor,bunun aynısı görüntü olarak kıyama duran esat ve tayfası,şia böyle değil bunlar iranda olsa iş makinalarının ucunda sallanır görürsünüz,”

 

“Bu adam degil Alevi, olsa olsa dinsiz , kafir bir Kizilbastan öteye degildir. Cünkü ancak kafir olan biri böyle seyler söyler ve Kitabimiza böyle iftira eder. Ulan, Allah’in Sünetullah denen bir seyi var. Yani herseyi gidisine birakiyor, müdahale etmiyor sabrediyor. Zalim zalimligini, kafirde küfrünü icra ediyor. Bunlarin hesabini Ahiretteki, hesap gününe birakiyor. Allah Teala biz insanlar gibi sabirsiz olsa, senin gibi bircok kafirin kellesini coktan ucurmustu ya, öyle degil iste.”

 

“kafir oğlu kafir.”

 

“turkiye artik alevilik sia;lik degil kavramini ogrenmesi gerekir. Iran’da bile alevilere hak ve hukuk tanilmiyor ustune cem evleride yasaktir , eger ki gizlide yaparlarsa aninda baskin yaparlar. bu aleviler yuzundendir ki , bugun sialik islam dunyasinda yanlis tanimlanmis onlarin fasit inanclari bizlere buyuk darbe vuruyor. vallah biz sialarda kuran’a peygambere 5 vakit namaza ve islamin 5 sartini yerine getiriyoruz. buyuzden dikatli olun sia’yi aleviyle karistirmayin !!!”

 

“Senin gibilerin Canı Cehenneme.. Heyy gidi koca Selim, ruhun şad olsunn…”

 

“islam düşmanlığı ne zaman dan beri bir inanç olmuş, büyük bir ustalıkla islamın önde gelenlerini ve kitabını da tartışmalı hale getir.bu benim inancım ..sonra tarih boyunca zulme uğradık..böyle bir şey olamaz..dünya görüşün nedir onları açıkla ..yok..son söz söylediklerinizin yalan olduğunu sizde biliyorsunuz..asıl dininizi kamufle ediyorsunuz..sizlerin yaptığı islam düşmanlığı üzerine kurulu bir varoluş …ama böyle varolamazsınız… “

 

“Alevilik Anadoluda sapkın inançların kendini ifade ediş biçimidir. Adama ne kızıyorsunuz takiyye yapmamış kafirliğini ilan etmiş. “

 

DEMOKRATİKLEŞMENİN ÖNÜNDEKİ ENGEL MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR ZİHNİYET

Bu yorumlar Alevilere karşı nefret söyleminin ne boyutlarda olduğunu gösteriyor. İşte bu ülkenin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel, bu milliyetçi muhafazakar zihniyet… Bu zihniyet güçsüzleşmeden Türkiye ne Alevi sorununu çözebilir, ne Kürt sorununu…

 

Bu Alevifobik yorumların yapılmasına vesile olan sitedeki Kenanoğlu’nu hedef gösteren haberin sonu şöyle bitiyordu: “Söz konusu tartışmaya, Alevi yazarlardan Sevilay Yükselir de katılmış ve Kur’an’ın okullarda ders olarak girmesine karşı çıkanlara, ‘aptal, gudubet’ gibi sözler kullanmıştı.” Benzer biçimde, Nuh Gönültaş da “Sevilay Yükselir, ki kendisi de bir Alevi’dir. Sabah’ta yazdı: Hem yolumuz Muhammed’in, Ali’nin yoludur, soyumuz Ehl-i Beyt’in soyudur diyorsunuz hem de okullara Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed dersleri konulduğu için havalara zıplıyorsunuz.” biçiminde yazdı. Gerek sitede, gerekse Gönültaş’ın yazısında Yükselir’in Aleviliği özellikle vurgulanıyor. Niçin? Çünkü, o bir Alevi ama milliyetçi muhafazakarların istediklerini söyleyen bir Alevi. Onlar, ancak böyle bir Aleviliği kabul edebilir, ancak böyle bir Alevilik olursa, Aleviliği tanıyabilir. Sorun şu ki, böyle bir Alevilik yok. Yükselir’in yazdıkları sadece kendisinin Alevi felsefesine uzaklığını gösteriyor. Nitekim, Yükselir’in Alevi Açılımı toplantısında yaptığı konuşmadaki naiflik, Aleviliğin formel ve ortodoks din anlayışına getirdiği radikal eleştiriyi kavrayamayan değerlendirmelerin Aleviliği asimilasyona nasıl da açık hale getirdiğini gösteriyor:

 

“Aleviler camiye gitmiyor. Ben bir gün anneme dedim ki, biz niye camiye gitmiyoruz? Kadıncağız öyle öğrenmiş, öyle anlatıyor. Kızım Hz. Ali’yi camide vurmuşlar. Vurmuşlarsa vurmuşlar yani. Hz. Ali, Hz. Muhammet’in amcaoğlu, ilk Müslüman falan değil mi? Ben anlamıyorum şimdi, benim eşim Sünni, 13 yaşında bir oğlum var. Evde egemen benim şeyim var. Mecburen benim ritüellerim, daha doğrusu anneanne ve dede bizimle yaşıyor. Şimdi eşim Sünni ve iyi bir Sünni. Din eğitimi almış eşim, Erzurumlu Kur’an’ı bir kaç kez okumuş. Oğlum bana diyor ki, ya siz ne biçim insanlarsınız anne Aleviler? Utanıyorum ya siz hiçbir şeye inanmıyorsunuz ki diyor. Siz nesiniz diyor, siz çok özür diliyorum yani hani yanlış anlamayın çok yüreğimle konuşuyorum bunu, siz Allah’a da inanmıyorsunuz bence diyor. Oğlum nereden çıkarıyorsun bunu. Çünkü çocuğun önüne koyabileceğim bir metnim yok, bir kitabım yok, bir ritüelim yok. Taban Kur’an-ı Kerim diyorsak, o zaman ben çocuğumun önüne, bak oğlum biz de bu kitaba inanıyoruz. Ama bizim yolumuz şu şu şu. Bunu anlatan bir şey var mı? O da yok. Daha çok konuşacağım yani fazla kafanızı karıştırmak istemiyorum. Ama karıştınız değil mi? Ama doğrusu bu Mehmet Ali abi, doğrusu bu. Aleviler bir kere ne istediğini bilmiyor, bir kere biz ne olduğumuzu nereden geldiğimizi bilmiyoruz. Lütfen biri bana açıklasın ya! Aleviler camiye gitmiyor. Tamam, gitmiyor, niye? Hz. Ali camide öldürülmüş, demiş ki, beni seven kulum camiye gelmesin. Böyle bir saçmalık olur mu?”

(5. Alevi Çalıştayı, http://www.farukcelik.com.tr/news/files/5.pdf , sayfa 64-65)

 

Yükselir’in sorduğu soruların Alevilik içinde cevapları var, ama anlaşılan o Sünniliğe benzer bir Alevilik istiyor ki öyle bir Alevilik mümkün değil… Hükümete yakın bir kalem olsa da, Yükselir’e bile bu asimile olmuş Aleviliği talep ettiren, yaşadığımız muhafazakar iklimin baskısı… Alevilere sürekli niye namaz kılmıyorsun, oruç tutmuyorsun diye soran, taciz eden mahalle baskısı… Alevi çocuklarını zorunlu din dersleri ile Sünnilleştirmeye çalışan, faşist darbe kalıntısı zihniyetin baskısı….

13 Nisan 2012

28 Şubati Alevilikle bagdastiranlar; 28 Şubat’dan sonra, Cemevlerimi yasalaştı, Zorunlu Din Dersimi kalktı, Diyanetmi kapatıldı, Kislalara cami – mescit yerine Cemevimi yapıldı. Nooldu. 28 Şubat da Alevilerin hayrina ne yapldı da bunu söylüyorsunuz. 28 Şubatın Generalleri Alevi miydi. 28 Şubatin, 12 Eylül un, 12 Martin, 27 Mayıs’ın, ve diğer tüm zamanların Generalleri Alevi Değildi. Cumhuriyet döneminde Alevi Kuvvet komutanı ve Genel Kurmay Baskani yoktur. Olamaz. Olmadan engellenir.
Ali KENANOĞLU
Twitter.com/alikenanoglu

4 Mayıs 2012

ALİ KENANOĞLU; DERSİM’DE BELGE HALKTIR
Dersim Dernekleri Federasyonu tarafından Sabiha Gökçen Havalimanında “Dersim Tertelesi”nin başlangıcı olarak kabul edilen 4 Mayıs 1937’nin yıldönümünde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında konuşan Ali Kenanoğlu; “Bir belge yarışı sürdürülüyor, şunu unutmayın ki tarihi kazananlar yazar, belgeyi de kazananlar düzenler. Dersim Katliamının belgesini düzenleyenler katliamı yapanlardır. Dolayısıyla o belgelere fazla itibar etmeyin, o belgeler gerçeğin yüzde birini ancak yansıtabilir. Dersim katliamının belgesi Dersimin dağları, mağaraları, ırmaklarıdır. Munzur’dur. Dersim katliamının belgesi Dersim halkının hafızasıdır. Yazılı belge yarışına girmek doğru değildir, yazılı belge gerçeği gizler, çünkü o belgeleri Dersim halkı düzenlememiştir. Katliamı yapanlar düzenlemiştir. Biz bu topraklarda o belgelerle zalimlerin mazlum, mazlumların zalim yapıldıklarına tanık olduk. Bizim Belgemiz halktır” dedi.

Kenanoğlu konuşmasında “artık katillerin kahraman olarak karşılandığı bir ülkede yaşamak istemiyoruz, tarihin hangi döneminde olursa olsun insanlığa karşı suç işlemiş katliam yapmış, katliama karışmış katillere itibar edilmemeli, bir kahraman gibi sunulmamalıdır” dedi.

İBADETHANELER YASAL DEĞİL, MEŞRU OLUR

Devlet okullarında seçmeli de olsa dini eğitim olmaz.

İBADETHANELER YASAL DEĞİL, MEŞRU OLUR

 

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) tarafından 05.05.2012 tarihinde düzenlenen “Anayasa Kurultayı”nda konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “İbadet yerleri, inanlar için meşru yerlerdir, yasal olarak kabul edilip edilmemesi gibi bir tartışmadan vazgeçmeli. Devlet, hiçbir dini organizasyonun için yer almamalı, okullarda dini eğitim verilmesinden vazgeçilmelidir. Ayrıca din görevlilerinin finansmanı, o inanç çevresi tarafından karşılanmalıdır” dedi.

 

Kenanoğlu, Cemevleri yasallaşsın, yasal statüye kavuşsun, Devlet Cemevlerinin elektrik, su faturalarını ödesin gibi talepler yaşanılan mağduriyetler ve eşitsizlikler açısından bir eşitlik sağlanması amacıyla haklı bir talep olarak dile getirilse de özünde Laik, Demokratik bir talep değildir. Çünkü bunu kim sağlayacak! Bunu kimden istiyoruz! Devletten..

 

Devletin bir ibadethaneyi yasal kabul etmesi, bir ibadethanenin çeşitli giderlerini karşılaması Demokratik ve Laik bir talep değildir. Bu devletin işi de değildir, haddi de değildir.

 

İbadethaneler yasal değil, meşru olur. Bu meşruluk ise belirli o inanca mensup insanların kendilerince nereyi ibadethane olarak gördükleri ve kabulüyle ilgilidir. Ne devleti ne de başka inancın mensuplarını ilgilendirmez ve bağlamaz. İbadethanelerin yapımı ve giderleri, inanç önderlerinin istihdam edilmesi gibi her türlü giderler de o inancın mensuplarınca karşılanmalıdır.

 

Devlet okullarında seçmeli de olsa dini eğitim olmaz. Din eğitimi ilgili dinin-inancın ibadethanesinde ilgili inancın mensuplarınca verilmelidir. Devlet sadece denetim görevini yerine getirmelidir.

5 mayıs 2012

20 Haziran 2012

Kenanoğlu; Erdoğan’da Alevilere karşı nefret var
Aleviler, AKP iktidarından kendilerinin yararına bir şey asla beklememektedirler. Yapılan uygulamalar, edilen sözler de bu durumu kanıtlamaktadır. Aleviliğin, reddedilerek dönüştürülemeyeceğini gören Türk-İslamcı devlet yapısı ve özellikle AKP zihniyeti, bundan dolayı yandaş Alevi kurumları oluşturmaya başladı.

1.

Alevi Toplumunda halen bir ayrim görülmektedir. Kimileri Alevi Inancini Hz. Ali ile, kimileri Hz. Alisiz görmektedir. Kimileri Alevi Inancini Islamin icinde, kimileri Islamin disinda görmektedir.

Bu fikir ve düsünce farkliligi da Toplum icinde bir bölünmeye yol acmistir.

Bu sorunu nasil degerlendiriyorsunuz?

Cözüm önerileriniz hangileridir?

 

Bu tartışmayı inançsal olmaktan çok siyasi bir tartışma olarak görüyorum ben. Çünkü Aleviliği İslamın içi olarak görenlerle İslamın dışı olarak görenler arasında inançsal bir farklılık yok.  Asıl tartışma Aleviliğin değil de İslam’ın ne olduğu ile ilgili olması gerekir. Fakat Aleviler bu konuda oyuna getirilip İslam’I değil de Aleviliği tartışıyor, tartıştırılıyorlar. Alevilerin hiçbirisi Aleviliği Hz.Ali siz görmemektedir. Mesele Hz.Ali nin kim olduğu ile ilgilidir.  Sünni – Şii İslamın tanımladığı bir Hz.Ali den bahsediyorsak evet o Hz.Ali’nin Alevilikle bir işi, ilgisi yoktur. Ama Alevilerin tanıdığı, tanımladığı Şahı Merdan Ali’den bahsediyorsak o hiçbir Alevi tarafından tartışılmaz. Aynı şekilde İslam’da böyledir. Sünnilerin tanımladığı, anlattığı ve yaşadığı İslamı “İslam” olarak Kabul edeceksek bizim o İslam’la bir işimiz olmaz. Ama Alevilerin anladığı, algıladığı, tanımladığı ve yaşadığı İslam’dan bahsediyorsak evet biz İslamız.

 

Bu tartışmanın özü bu şekildeyken bazı kurumlar ve özellikle de AKP hükumeti bu meseleyi tamamen siyaseten ele almaktadır. Bu tartışma üzerinden bir kesimi yanına çekmek diğer kesimi ise ötekileştrmek isteyen Hükumet Alevilerle ilgili konularda bu tartışmaya taraf olmaktadır. Örneğin Bakan Faruk Çelik Alevi çalıştayları sürecinde yapılan toplantılarda ve bir takım eleştirilerde sürekli bu dili kullanmıştır. Cem vakfı ve Alevi Vakıflar Federasyonu ise yaptığı toplantıların çağrılarında bile “Aleviliği İslam içinde görenler” tabirini kullanmıştır.  Bu kesimden arkadaşlarla oturup konuştuğumuzda İnançsal olarak bir farkımızın olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Bu tamamen Siyasi bir tartışmadır. Çözüm Aleviliği değil İslam’ın ne olup ne olmadığını tanımlamaktan geçmektedir.

 

 

 

2.

Es zamanli Türkiye Hükümeti tarafindan Avrupaya gönderilen “gri Dedeler” vardir.

Bunu nasil degerlendiriyorsunuz?

Günümüzde Türkiye Hükümeti bu toplumsal ayrismadan nasil nem ala biliyor?

 

Alevilik artık gizlenemez, saklanamaz bir hal aldı. Kendi örgütsel yapısıyla kendisini var eder hale geldi. Uluslar arası bir arenada kendisini ifade den bir konuma geldi. Hak arama davaları AİHM e kadar uzandı. Dolayısıyla Alevilik gün yüzüne çıkıp tartışılan bir İnançsal kimlik oldu. Bu kimlik üzerinden kendisine siyasi ikbal belirlemek isteyenler oluştu. Bunun sonucu Aleviliği kullanmak isteyen siyasetlerde oluşmaya başladı. Aleviliğin adını bile ağzına almayan T.C Devleti Hükumetleri çalıştaylar yapmaya başladılar. Diyanet İşleri Başkanlığı da Aleviliğe müdahale edilmesi gerektiği yönünde bir politika değişikliğine gitti. İlk önce Alevilere ait bazı kitaplar bastırıldı. Sonra kendi bakış açılarına uygun Dedeler tespit edilerek görevlendirilmeler yapıldı.  Aleviliğin red edilerek dönüştürülemeyeceğini gören Türk-İslamcı Devlet yapısı ve de özellikle AKP zihniyeti yandaş Alevi Kurumları oluşturmaya başladı. Mevcut kurumlardan kendilerine yandaş olabileceklerle çalışmaya başladılar. Bu süreçte oluşturulan Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu ve bu Federasyona bağlı Dernekler Alevi Kamuoyunca deşifre edilmiş derneklerdir. Şu an Aleviler üzerinde topyekün bir Sünnileştirme çalışması yürütülmektedir. Bu Gri Dedeler de bu politikanın bir ürünüdür. Asıl amaç Aleviliğin muhalif duruşunu yok edip, biat kültürüne sahip ve ibadet dışında başka bir şeyle ilgilenmeyen bir Alevi toplumu yaratılmak istenmektedir.

 

 

3.

Alevi Toplumunun bir kisminin CHP partisine ve kemalist düsünceye yakinligi vardir.

Bunun nedeni sizce nedir? Bu gecmisten kalan bir yakinlikmidir.

 

Özzelikle Dersim bölgesinde yasanan bir soykirim ardindan gelisen “Atatürk sevigisinden” bahsediliyor.

Bunu nasil degerlendiriyorsunuz?

 

Alevilerin Atatürk sevgisi özellikle son 30 yılda abartılan bir durumdur. Yok değildir, vardır. Ama böyle 13.İmam olarak görme v.b gibi saçmalıkta değildir. Alevilerin Atatürk, Cumhuriyet sevgisini anlayabilmek için Osmanlının 1826 ve devamındaki Alevi politikalarını, uygulamalarını iyi bilmek gerekir. O dönem en kanlı Alevi-Bektaşi Katliamlarının yapıldığı bir dönemdir. Sadece Katliamlar değil, ilk asimilasyon politikalarının da uygulandığı dönemdir. Bu döenmin sonunda kurulan Cumhuriyet ve bu Cumhuriyetin Kurucusu Atatürk Aleviler açısından bir kurtuluş olarak görülmüştür. Bu anlaşılabilir bir tepki ve anlaşılabilir bir sahiplenmedir. Hilafetin Kaldırılması, Kılık kıyafet, Saltanatın kaldırılması gibi bir çok kanun da Alevilerce sahiplenen kanunlar olmuştur. Akabinde yaşanan Tekke ve Zaviyeler kanunu Aleviler açısından hayal kırıklığına yol açsada yaşamsal bir rahatlığa kavuşulması bunu gölgelemiştir.

 

Alevilerin CHP ye olan ilgisi “Ortanın Solu” söylemiyle Ecevit dönemine denk gelmektedir. Onun öncesinde böyle bir ilgi yoktur. Ecevitin bu dönemi “Özgürlükçü” bir söylem dönemidir. Bu dönemde sadece Aleviler değil, özgürlük özlemini duyan bir çok Halk katmanı CHP yi desteklemiştir.

 

12 Eylül sonrasında kurulan SODEP ve SHP’de sadece  Alevilerce değil, yine Kürtler v.b özgürlük sevdalılarınca desteklenmiştir.

 

Aleviler açısından “Siyasi Kırılma” dönemi 2 Temmuz 1993 Madımak katliamıdır. 1993 Madımak katliamından sonra Alevilerin kendi isimleriyle dernek kurmaları ve örgütlenmelerinden rahatsız olmuşlar dahası bu örgütlenmenin Kürt hareketi ile birlikte hareket etmesinden korkmuşlardır.

 

Bu nedenle Alevilerin gizlice desteklenmesi kararı alınmıştır. Bu destek kontrollü ve devlete yandaş olacak şekildedir. Bu nedenle Devlete bağlı çeşitli Alevi kurumları oluşturulmuş, Alevi sermaye sahiplerinin burayı desteklenmesi istenmiştir. Tansu Çiller döneminde örtülü ödenekten bir Alevi kurumuna yüklüce bir ödeme yapıldığı dönemin hükümet üyesi Bülent Arınç tarafından geçtiğimiz yıl itiraf edilmiştir. Bir taraftan da Alevilerin öz Türk, öz Müslüman olduğu yönünde propagandalar yapılmıştır.” Alevi İslam “ tabiri ortaya atılarak, Aleviliğin kendine özgün bir inanç olunu söyleyenlere “AB işbirlikçisi” denilmiştir.

Alevilerin öz Türk olduğu yönünde ve Kürt’ten Alevi olmayacağı yönünde kitap siparişleri verilmiştir. Alevilerle Kürtlerin uzaklaştırılması sağlanmış ve Kürt Aleviler bile artık ne denli Türk olduklarını çünkü Kürt’ten Alevi olunamayacağını savunmaya başlamışlardır. Bu devletin amaçlarına ulaşmak için oluşturduğu yeni Alevi politikalarının sonucudur. Bu politikalar sonucunda Alevi toplumunun önemli bir kesimi “Kemalist” bir tavır sergilemeye başlamış ve bunun siyasetini yürüten CHP yi benimsemişlerdir.

 

 

Dersim Katliamı ile ilgili olarak hep Atatürk’ün haberi olmadığı ve esas katliamı yapanın Celal Bayar olduğu politikası güdülmüş. Atatürk’ün haberi olsaydı Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamına izin vermeyeceği gibi, böyle bir katliamada asla müsaade etmeyeceği propagandası yapılmıştır. Bu katliamın Atatürk’ün hasta olduğu bir dönemde sağcı Celal Bayar tarafından yapıldığına Alevi toplumu ikna edilmiştir.

 

 

Alevi Toplumunda ess zamanli da bir esitsizlige boyun eymeme vardir.

Bu tutumu örnekler ile anlata bilirmisiniz?

 

Alevilerin tarihi başkaldırı tarihidir. “Zalimin zulmüne boyun eğmeme” ve” zalimin karşısında mazlumun yanında yer alma” Alevilerce düstur haline gelmiş, sloganlaşmış sözlerdir.

 

Aleviler özellikle Anadolu’da yüzyıllar süren bir başkaldırı mücadelesi yürütmüşlerdir. Özellikle Osmanlı’nın Zalimliklerine karşı, İnançlarını yok sayan ve yasaklayan, ekonomik olarak kendilerini sömüren uygulamalarına karşı hep başkaldırmışlardır. Selçuklu’da yaşanan ve Selçuklu’nun sonunu hazırlayan Babailer İsyanı , 1420 lerde yaşanan Şeyh Bedrettin İsyanı, 120 yıl kesintisiz bir silahlı, gerilla savaşı olarak sürdürülen Celali İsyanları (1500 – 1620), 1826 ve devamında gelen isyanlar Alevi tarihinde zalime karşı verilmiş mücadelelerdir.

 

Cumhuriyet sürecinde de Aleviler büyük oranda Zalim Hükumetlere karşı muhalif yapısını korumuşlardır. Aleviler bu dönemin muhalefeti olan SOL örgütlenmelerde yer alarak mücadeleye ve zalime karşı mazlumun yanında yer almaya devam etmişlerdir. Solun felsefesi gereğince bu örgütlenmeler içerisinde bulunan arkadaşlar Alevi kimliğini öne çıkartmamakta ve hatta hiç dile getirmemekta olsalarda biz Sol örgütlenmelerde, sendikal örgütlenmelerde Alevi kimlikli kişilerin yoğun olarak bulunduğunu biliyoruz. Bugün Kürt özgürlük hareketi içerisinde de  bütün bu Aleviler üzerinde yürütülen uzaklaştırma politikalarına rağmen önemli ölçüde Alevi kişilerin olduğunu biliyoruz.

 

 

5.

Sizce günümüzdeki AKP Hükümeti Alevilere nasil bakiyor – Alevi Toplumu AKP Hükümetine nasil bakiyor?

 

AKP hükümeti yükselen Alevi muhalefeti, kitlesel mitingler, açılan davalar vb nedelerle  Alevileri görmeye başlamış ve Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Hükümet tarafından Alevi Kurum temsilcileri masaya davet edilmişlerdir. Fakat çok geçmeden AKP niyetini ortaya koymuş ve Alevilerin taleplerini değil, kendi kafasında oluşturduğu çözüm önerisini ve 1826 dan bu tarafa uygulanan politikayı sahneye koymuştur.

AKP nin Alevilere bakışı nettir. AKP Hükümetine göre Alevilik; İslam’ın bir alt yorumudur. Bir mezhep dahi değildir. İbadethanesi Camidir, İbadeti namazdır. Cemevi ise sadece zikir hanedir. Zikir hanelerin açılması ise Tekke ve Zaviyeler kanununu tarafından yasaktır. Bu nedenle yapılacak birşey yoktur. Aleviliği bunun dışında tanımlayanlar ise Aleviliğin içine sızan ateistlerdir. AKP nin Bakanları Din Dersine karşı çıkan, Diyanet İşlerine karşı çıkan Alevileri  ateist – Din düşmanı olmakla nitelendirmişlerdir.

Bu zihniyet 1826 da vücut bulan ve bu nedenle Alevi köylerine cami yapma politikasını uygun gören zihniyettir. Bu zihniyet Alevileri özgürleştirmek değil dönüştürmek, Sünnileştirmek istemektedir.

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hiçbir Başbakanın yapmadığı kadar Alevilere karşı kin ve nefret söylemi içerisindedir. Seçimler döneminde Alevilere karşı toplumu kışkırtacak tarzda konuşmalar yapmış hatta Aleviliği yuhalatmıştı. (2011 yılı Mitingleri) Son iki aydır Alevilere yönelik tehditler artmış. Alevi evlerine yurdun dört bir tarafında (Adıyaman – Erzincan – İzmir – Didim)  Maraş Katliamı öncesinde yaşandığı gibi işaretlemeler yapılmaktadır. Suriye meselesi bahane edilerek özellikle birçok yerde yaşayan Alevilere karşı kin ve nefret söylemleri artmış, tehditler başlamıştır.

Suriye’de Esat yönetimine karşı Türkiye’den İslami silahlı gruplar beslenmektedir. Suriye’ye Türkiye’den silahlı militanlar sokulmaktadır. Bu Silahlı militanlar Alevilere karşı kin ve nefret içerisinde açıklamalar yapmaktadır. Suriyeli Muhalif grupların ismi Dünya kamuoyunda “Özgür Suriye Ordusu” şeklinde adlandırılsa da onlar kendilerine Tarihin en büyük Alevi düşmanı olan “Muavine ordusu” olarak tanımlamaktadırlar Suriyeli Muhalif Maviye Ordusunun sloganı “Aleviler Tabuta Hıristiyanlar Beyrut’a” dır.  Muaviye Ordusunun Türkiye’deki sözcüsünün “Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceğiz” söylemi internet ortamında dahi bulunmaktadır.

Türkiye’de yaşayan Aleviler bilinenin aksine hiçbir zaman statükodan yana olmamıştır. Suriye’deki  statükoyu desteklememektedirler. Ancak Esat’ı devirmek isteyen “Muaviye Ordusu” ve bu ordunun Alevi kindarlığı Alevileri korkutmaktadır.

Bütün bu iç ve dış gelişmeler Türkiye’de yaşayan Aleviler açısından sıkıntılı günlerin habercisidir. Aleviler AKP iktidarından kendilerinin yararına bir şey çıkmasını asla beklememekte ve de umut etmemektedirler. Yapılan uygulamalar, edilen sözler de bu durumu kanıtlamaktadır.

Türkiye Sünni İslam esaslarına göre yönetilen bir Devlet olmuştur. Kürtaj konusunda olduğu gibi bir çok konuda Diyanet tarafından Fetvalar yayınlanmaktadır.  Devlet kademelerinde ve yaşamda bunu görmek mümkündür. Bu yönetim tarzında Alevilere yer yoktur.Alevilerin AKP den yana ne bir beklendtisi ne de bir umudu vardır.

 

Ali KENANOĞLU

http://twitter.com/alikenanoglu

‘Osmanlı Alevileri katlediyordu, AKP Aleviliği!’

Hükümetin ‘Alevilerin ibadet yeri camidir’ ısrarına tepki sürüyor…

11 Temmuz 2012 Çarşamba 10:50

 

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün Meclis’te cemevi açılması isteğine Diyanet’ten görüş alarak Meclis Başkanı Cemil Çiçek ‘Alevilerin ibadet yeri camidir’ diyerek karşı çıktı. Ardından Başbakan yardımcıları Bülent Arınç ve Bekir Bozdağ da konu hakkında görüş belirtip ‘Alevilerin ibadet yeri camidir’ iddiasını sürdürdü. Hatta aksini savunanları cahillik ve Aleviliği bilmemekle itham ettiler.

 

‘Bize ibadethanelerimizi tartıştırmak istiyorlar’, diyen Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu bu oyuna gelmeyeceklerini söyledi.

 

‘Cemevleri bizim ibadethanemizdir. Bunu tartışmayız, tartıştırmayız’ Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “AKP’nin ileri demokrasisi Osmanlı’nın hoşgörüsüne benziyor. İkisi de koca bir yalandır’ dedi.

 

“AKP ALEVİLİĞE YENİ BİR DON PEŞİNDE”

Ali Kenanoğlu, şöyle devam etti: “Osmanlı hoşgörü adı altında Alevileri katlediyordu, AKP ise Aleviliği katlediyor. Dönüştürüp asimile etmeye çalışıyor. Kendi biçtikleri donun Aleviliğe uymadığını söyleyen AKP yetkilileri şimdi yeni bir don peşindeler.

 

“BİZİ NASIL BİR ANAYASANIN BEKLEDİĞİ ORTADA”

Aleviliğin tarife ihtiyacı yok. Alevilerin yaşadığı sorunlar ve cemevi konusu teolojik bir tartışma ve sorun değildir. Konu “inanç özgürlüğü” kapsamındadır. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in cemevi açıklaması bizi nasıl bir Anayasanın beklediğini de açıkça ortaya koymuştur. Bülent Arınç ise Alevilerin Anadolu’da bin yıldır ‘islamız’ dediklerini söylemiş. Evet, ama Alevilerin islam anlayışı ve yaşayışı Sayyın Arınç’ınkinden farklıdır. Aleviler Anadolu’da bin yıldır Cemevlerinde Cem yapıyorlar. Camide namaz kılmıyorlar, Sayın Arınç bunu da görsün.

 

“İNKAR VE İMHA POLİTİKASI TUTMAZ”

“Kürt yok, kart kurt sesi çıkaran Türk var” inkarı Türkiye Cumhuriyetinin başını belaya soktu, hala kurtulmaya çalışıyoruz. İnkar ve imha politikası tutmaz, tutmuyor. “Alevilerin ibadethanesi cemevi değil cami” inkarı da tutmaz, tutmayacaktır.

 

“ALEVİLİK TARİFİ YAPMASINLAR”

Hükümet üyeleri Alevilik tarifi yapmak ve Alevilerin ibadetini, ibadethanelerini yok sayıp inkar etmek yerine Alevilerin ve diğer inançsal toplulukların gasp edilen haklarını, inanç özgürlüğü kapsamında yer alan özgürlüklerini iade etsinler.

 

Mehmet Göcekli / Demokrat Haber İstanbul

  • ‘Çok yanlış bir söylem’
  • Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Erdoğan’ın Karacaahmet Cemevine yönelik sarf ettiği “ucube” sözünü sert bir dille eleştirdi. Kenanoğlu şunları ifade etti: “Başbakan olan ve inançlı olduğunu söyleyen birisinin halkın ibadethanesine yönelik böyle bir söz söylemesi çok yanlış. Başbakan ya psikolojik bir sorun yaşıyor ya da Alevi toplumuna karşı açıkça savaş yürütüyor. Son süreçte Alevilere yönelik açıklamalar ve saldırıları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde Alevilerin neyle karşı karşıya kaldığı somut bir şekilde ortaya çıkıyor.”

evrensel.net – Bu sayfa kere görüntülendi.Güncelleme tarihi: 2012-08-06 18:33:36

Ayrımcılık Yoksa Neden iki Ayrı Cenaze T0reni

Ozellikle Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoglu&#8217;nun konuyu sosyal medyada paylaşması ve ayrımcılığı dile getirmesinden sonra konu tam anlamıyla basının gündemine oturdu.

Foça’da askeri araca saldırıda şehit olan er Özkan Ateşli’nin cenazesinin kaldırılması ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Önceki gün şehit erin Cemevi’nde düzenlenen cenaze töreninden sonra apar topar camiye götürülerek camide mülki erkanın ve askerlerin de katıldığı bir başka törenin düzenlenmesi Alevi kamuoyunda ciddi bir tepki toplamış, konuyla ilgili “şehitler için bile ayrımcılık yapılıyor” yorumları yapılmıştı.

Özellikle Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nun konuyu sosyal medyada paylaşması ve ayrımcılığı dile getirmesinden sonra konu tam anlamıyla basının gündemine oturdu.

CAMİYE ZORLA GÖTÜRÜLMEDİ

Konunun kamuoyu gündemine taşınmasından sonra şehit erin ağabeyi Aşkın Ateşli yaptığı açıklamada “Cenaze önce cemevine getirildi. Usül gereği bütün aile eş dost ve akrabalar şehitten helallık aldı. Ondan sonra resmi tören için camiye götürüldü. Zorla getirilme durumu yok. Bize burada kılınacak denildi, biz de onay verdik” dedi.

Konuyu ilk gündem taşıyan Ali Kenanoğlu ise bu konuda oluşan baskının ailenin ve Cemevi’nin açıklamlarına yansıdığını belirterek gazetemize şunları söyledi:

AYRIMCILIK YAPILIYOR

Farzedelim ki, gerçekten de şehit erin ailesi hiçbir baskı ile karşılaşmadan şehit çocuklarının cenazesinin camiye de götürülerek ikinci bir tören düzenlenmesine gönüllü olarak evet dediler. Ayrımcılık olmasa bir kişi için, ikinci bir cenaze töreninin düzenlenmesinin bir mantığı olabilir mi? Şehit ailesi, Alevi mi? Alevi. Cenazesini Cemevi’nden kaldırır. Cemevi, cenazenin de kaldırılacağı bir ibadethane olarak düşünülse ayrıca Cami’de niye ayrı bir tören düzenlensin? Sorun burada. Devlet Cemevi’ni ibadethane olarak kabul etmiyor ve bu nedenle cenazeyi camiye götürerek resmi töreni orada düzenliyor. Askerler demiş ki, “Camide bir başka asker cenazesi daha var. İki askere birlikte bir tören düzenleneceği için şehidi camiye götürüyoruz.” Bu açıklama inandırıcı olabilir mi? Varsayalım ki, ikinci cenaze Hristiyan olsaydı ve cenaze Kilise’de olsaydı, Özkan Ateşli’nin cenazesi kiliseye de götürülür müydü?

DAHA ÖNCE DE OLDU

Konu ile ilgili olarak daha önce yaşanan benzer örneklerden dolayı Alevi Vakıfları Federasyonu’nun sorduğu bir soruya Genelkurmay Başkanlığı, “Şehit cenaze törenlerinde TSK tarafından sadece askeri faaliyetler yürütülmektedir. Törendeki dini vecibeler tamamen ailenin isteğine göre düzenlenmektedir” cevabı verilmişti.

Konuyla ilgili olarak bir çok Alevi kuruluşu yaptığı açıklamada ayrımcılığa dikkat çekerek, ayrımcı uygulamayı kınadılar.

Özel: “Bu devletin ayıbıdır”

“Bu hükümet Alevilere yönelik ayrımcılığını arttırdı. Şehit erimizin cenazesine bile saygı göstermiyorlar” diyen Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, “dünyanın neresinde bir insan için iki ayrı ibadethane de cenaze töreni düzenleniyor. Devlet sistemli olarak Alevileri Sünnileştirmek için bile cenazelerimizin camiden kaldırılmaya zorluyor. Bu kadar ağır baskı altında kalan, acılı ve yoksul bir aileyi biz bu işi gönüllü yaptık diye açıklama yapmaya zorlamak ise mülki erkan için büyük bir ayıptır. Ayrımcılık yoksa, Alevi bir kişinin cenazesi Cemevi’nden kaldırıldıktan sonra ayrıca camiye götürülmez. Alevi örgütleri olarak bundan sonra bu tür uygulamalara asla izin vermeyeceğiz” dedi.

“Bu inancımıza yapılmış büyük bir saygısızlıktır” diyen Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük, “Daha önce yalnızca Cemevi’nden kaldırılan şehit cenazeleri var. Artan baskı şimdi şehit askerlerin cenaze töreni için bile camiyi adres gösteriyor” dedi. Gündük, ayrıca şunları belirtti: “Anlaşılan o ki, Cemevi’nde şehit erin cenazesine helallik alan dedenin Erdoğan’a “burası ucube değil cemevi demesi” yetkilileri kızdırmış. Bundan dolayı baskı yok, aile istedi deniliyor. Bu yalanlardan artık bıktık.”

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Kemal Bülbül ise, AKP her alanda düşmanlığı ve ayrımcılığı arttırıyor. Alevi birisinin cenazesi Cemevi’nden kalkar. Şehit erimize yapılan ne insanlığa, ne vicdana ne de dine sığar. Bu ayrımcılığa karşı mücadelemiz sürecek. Gerekirse ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunacağız” dedi.

YURT GAZETESİ

Alevilerden Turk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) zor sorular

Alevilerden Turk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) zor sorular

Alevilerden Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ya zor sorular

TSK nin Foça’da şehit edilen Alevi Askerine yapılan iki Cenaze Töreni ile ilgili verilen tepkilere cevap verdi, ancak bu cevaba Alevilerin cevabı gecikmedi

Foça’da şehit edilen Alevi Askerin Cemazesinin Cemevinden sonra Camiye götürülmesi ve Resmi Törenin Camide yapılmasına tepkiler karşısında TSK web sitesinden bir açıklama yaptı ve  “1.   … şehidimiz Özkan ATEŞLİ’nin İSTANBUL’da icra edilen şehit töreni için ailesi ile görüşülmüş,
törenin önce CEMEVİ’nde, bilahare CAMİ’de yapılması hususunda ailenin “OLUR”u alınmıştır.

  1. Tören ile ilgili olarak aileye herhangi bir zorlama yapılmamış, ki böyle bir şey olması mümkün olamaz, aile ile tam bir anlayış birliği sağlanmıştır.
  2. TSK; Anayasamızın 2’nci maddesinde belirtilen LAİK DEVLET anlayışına ve 24’ncü maddesinde belirtilen DİN ve VİCDAN HÜRRİYETİ’ne her zaman sadık kalmıştır. “ denildi

Bunun üzerine Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu twitter hesabından (twitter.com/alikenanoglu) TSK’ nın bu açıklamasına yönelik eleştirisini dile getirip TSK ya cevaplanması zor sorular yöneltti.

Kenanoğlu şunları söyledi ve sordu;

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Alevi Şehidin cenazesinin Cemevinden sonra Camiye götürülmesine yönelik olarak gösterdiğimiz tepkilere cevap vermiş,TSK diyor ki ; “Biz Şehidin Cenazesinin Cemevinden sonra Camiye götürülüp, Camide tören yapılması konusunda aileden olur aldık… Din ve Vicdan Hüriyetine sadık kaldık” !

Eyy TSK bende diyorum ki; “Söylediklerimin arkasındayım. Cemevinde tören yapıldıktan sonra camiye götürüldü. Neden iki tören !! Neden iki tören yapma ihtiyacı duyuyorsunuz ki. Sorun ailenin isteyip istememesi değildir. Farz edelim aile Cemevinden sonra camiye gitmesine olur verdi. Burada önemli olan neden camiye götürüldüğüdür. Neden bunu istediniz.

Eyy TSK; Cemevinde yapılan tören kabul değil mi de Cemevinden sonra cenazeyi Tören için arkasından Camiye götürmeyi teklif ediyorsunuz ?

Eyy TSK; Neden Cemevinde Resmi tören yapmayıp, aileden CAMİYE götürmeyi talep ediyorsunuz, bu teklifin kendisidir zaten AYRIMCILIK değil midir?

Eyy TSK ; Camide tören yaptığınız şehitlerin ailesine Camiden sonra Cemevine götürmeyi de Teklif-Talep ediyormusunuz, Bu ayrımcılık değil midir?

Eyy TSK; Bizim tepkilerimize cevap vereceğinize Alevi Şehidi Cemevinden alıp Camiye NEDEN götürdüğünüzün cevabını verin.

Eyy TSK; Din ve Vicdan Hüriyetine sadık kaldık diyorsunuz, peki soruyoruz hemen hemen her Kışlalanızda Cami/Mesit var da CEMEVİ neden YOK

Eyy TSK; “Din ve Vicdan Hüriyetine sadık kaldık” diyorsunuz, peki soruyoruz Kışlalarınızda İMAM
görevi yapan Asker varda DEDE niye yok ?

Ey TSK; Din ve Vicdan Hüriyetine sadıksınız(!),soruyoruz kışlalarınızda RAMAZAN için yaptığınız düzenlemeleri ALEVİLERİN oruçları olan Hızır ve Muharrem orucu için yapıyor musunuz? Veya
diğer inançların oruçları için yapıyor musunuz?

hubyarNET – 13.08.2012

28 Ağustos 2012

Ali KENANOĞLU; ALEVİLER MUAVİYE ORDUSUNUN TEHDİDİ ALTINDA
Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ise Alevilerin karşılaştığı sıkıntıları anlatarak, “Hatay’daki Aleviler Muaviye ordusunun tehdidi altındadır. Alevilerin evleri işaretlenmeye başladı. Malatya’da bir Alevi aileye davulcu dayanışması adı altında saldırı yapıldı, katliam girişimi oldu. Kartal’da Alevi evlerini işaretlediler, cemevini yakmak istediler.

Başbakan alanlarda Alevileri yuhalatıyor. Saldırıların önünü başbakan açıyor. Anadolu Alevileri Suriye’de yaşanacak olası katliama sessiz kalmayacak. Biz bu topraklarda Yavuz Sultan Selimlere, Kuyucu Murat Paşalara teslim olmadık. Tayyip Erdoğan’a mı teslim olacağız.” Dedi… Kenanoğlu sokağa çıkmak gerektiğinin de altını çizdi