Yerliye Baasçılık yabancıya taşeronluk

Suriye’de yaşananlarla ilgili olarak Hatay’da düzenlenen  “Barışa çığlık”  forumu ve 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yapılan “Barış Yürüyüşü” Hükümeti olduğu kadar basının bazı kimselerini de rahatsız etmiş durumda.
Başbakanın “Yerli Baasçılar” söylemi dışında “ırkçı” söylemleri ile de karşı karşıya kaldık.
Hatay’da yaşananları, Hatay halkının mülteci Halka değil, militanlara itiraz ettiğini, bunların Hatay sokaklarındaki ayrımcı tavırlarına karşı öfkeli olduğunu daha önceki yazımda yazmıştım.
Maalesef mesele orada insanların yaşadıkları üzerinden değil de taraf olduğu yerden bakılmaya ve değerlendirilmeye devam ediyor.
Orada gördüğüm ve fotoğrafladığım başka bir şey ise şuydu; savaştan dolayı mağduriyet yaşayan halkın sınırın sıfır noktasında Suriye tarafına çadır kurup kendi imkanlarıyla orada doğal bir çadır kent oluşturduğuydu. Oraları bilenler tepenin arka tarafında bu tür çadırların çok olduğunu ve bunların Türkiye’deki Kamplara gelmek istemeyen mağdurların oluşturduğunu söylüyorlardı.
Tabii ki oralarda barınma ve geçinme imkanına sahip olamayanların Türkiye’deki kamplara sığınma ihtiyacı duyduğunu da görmek ve kabul etmek gerekir. Zaten Hatay halkının bunlara karşı bir sözü de yok.
Hatay’ın yerli halkı da Hatay’a giden aktivistlerde bir şeye işaret ve itiraz ediyorlar.  Bu savaş mazlumların savaşı değildir. Bu savaş zalimlerin kendi çıkarları için yürüttükleri bir savaştır. Suriye’de mazlumlar vardır. Suriye rejimi bu mazlumları mağdur etmiş ve yok saymıştır.
Bu mağduriyetin bir silahlı savaş yürütecek derecede olmadığını bölgeyi çok iyi bilen ve geçmişte Ortadoğu’da muhabirlik de yapan Osmanlı hanedanının torunlarından Kenize Murad söylüyor. Bir TV programında ve Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada torunlardan Kenize Murad  şunları söylüyor;
‘’….. insanların öldürülmesi çok korkunç, Ancak muhaliflere de dışarıdan destek verildiğini görüyoruz. Neden? Çünkü Suriye, İran’ın en iyi müttefiki. İran’ı, İran rejimini bitirmek için, müttefikini bitirmekten daha iyi ne olabilir? Bu, gerçekten jeopolitik bir durum. Yalnızca ahlaki bir tavır değil. Ahlaki bir durum olduğunda, yalnızca ahlaki bir durum vardır ortada. Devletler tepki vermezler. Bir şey yapmak istemezler. Ancak Suriye’deki rejimi sona erdirerek İran’ı zayıflatmaya çalışmak gibi bir siyasi çıkar olduğunda, batı sözde insan hakları için harekete geçer.”
Suriyeli muhaliflerle görüşen ve onların düzenlediği bir çok toplantıya konuşmacı olarak çağrılan Fehim Taştekin’in ise şunları söylüyor; “ … Muhaliflere ilk başta söyledik, siz başta ABD olmak üzere diğer ülkeleri bu işin içine sokarsanız bu mücadele sizin mücadeleniz olmaktan çıkar”
Suriye’de yaşanan budur. Suriyeli Muhalifler mazlumluklarını zalimlere teslim etmişlerdir. Zalimler onların mazlumluklarının üstüne oturup zalimlik yağmaya başlamışlardır. Sokaklarda Suriyeli mazlum halk değil, başka ülkelerden gelen zalim militanlar vardır.
Sağcı, muhafazakar milliyetçiler bize vicdan dersi vermeye kalkmasınlar. Faik Bulut’un dediği gibi Bu ülkenin solcuları İsrail’e karşı Filistin’de savaşırken bu ülkenin milliyetçi-muhafazakar sağcıları bu solculara “terörist” diyorlardı.
Kim Baasçı kim Taşeron ?
Baasçılık “statükoculuk” , kimlerinin deyimi ile “Arap Kemalizmi” ise bunun Türkiye’deki sürdürücüsü Hükümettir. Alevilerin cemevi talebine; “90 yıldır böyle biz ne yapalım” diyenlerdir. Kürtlerin “Ana dilde eğitim” talebini “90 yıl olduğu gibi” yok sayanlardır. Ermenilere hâlâ patriklerini seçtirmeyenlerdir. Süryani’lere “Siz azınlık değilsiniz” diyerek anaokul açtırmayanlardır. Kendi ülkesinde akan kanı görmeyip, başka ülkelerin çıkarı için taşeronluk yapanlar ve onu savunanlar Baasçıdır…