Kenanoğlu, İsmet Özel’in “Sünni Türk Devleti Nasıl Yıkılır” Anlatısını Yorumladı

HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, İsmet Özel’in katıldığı bir televizyon programında söylediği çarpıcı sözlerin aslında ne anlama geldiğini, bu sözleri ve İsmet Özel’in aslında ne demek istediğini yorumladı.

Konuya ilişkin konuşma metni ve videosu aşağıdadır.


Evet, başlığa bakıp hemen yorum yapmayın ya da değerlendirmede bulunmayın!

Bence sonuna kadar izleyin ve ne demek istediğimizi çok daha iyi anlamış olacaksınız.

Tabi bunu söylerken öncelikle İsmet Özel’in söylemleri üzerinden biz bu değerlendirmeyi yapıyoruz. Önce İsmet Özel’i bir dinleyelim bakalım, İsmet Özel katıldığı bir televizyon programında ne demiş?

“… bakın, bakın tekrarlıyorum; eğer Kürtler asimile edilmezse ve Alevilerde Sünnileşmezse Türkiye Cumhuriyeti haritadan silinir…”

Evet, İsmet Özel patavatsızca bir takım ifadeler kullanan bir insan yani kamuoyunda bunun böyle çokça söylemleri var, ancak, burada söylediği önemli ironik bir şeyi de ortaya koyuyor.

Oda aslında Türkiye Cumhuriyetinin geldiği noktada devlet yapısını da ifade eden bir durum.

Nedir bu durum? Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecinden sonra ki 1924 Anayasasıyla birlikte başladığı süreçte tekçi anlayışı benimsediğini ve devletin, Türk ve Sünni devleti olarak konumlandırıldığını ifade ediyor.

Ve bu devletin makbul vatandaşı Türk ve Sünni vatandaştır. Tabi Sünniliğinde her kolu değil, Sünniliğin birçok kolu var, bunun içerisinde de Hanefi Sünniliği kastettiğini bilmemiz gerekiyor. Tabi bu devlet böyle mi kuruldu? Hayır, 1920’de ilk meclis kurulduğunda Türkiye devleti ilan edildiğinde, hatta 1921’deki ilk Anayasasında devlet böyle değildi. Meclis’te bütün toplumsal kesimlerin ve etnik ve inançsal kesimlerin temsiliyetleri vardı, Lazistan, Kürdistan vekilleri vardı, Hacı Bektaş Dergahı Postişi bu Mecliste Başkan Yardımcısı idi. Yine Mevlana Dergahının Postişi o Mecliste Başkan Yardımcısı idi.

Şimdi, sonra n’oldu 1924’ten itibaren devlet tekçiliği benimsemeye ve kendisine bir makbul vatandaş yaratmaya başladı. Bu vatandaşta Türk ve Sünni idi. Bu anlamıyla Türk ve Sünni olmayan bütün toplumsal kesimlere yönelikte bir asimilasyon politikası başladı. Çünkü devleti böyle konumlandırdığınız zaman bu devletin yaşayabilmesi içinde bütün vatandaşlarının Türk ve Sünni olması gerekiyordu. Burada İsmet Özel’in söylediğinin doğruluğu ortaya çıkıyor. Eğer bu devlet yani kendisini Türk ve Sünni olarak konumlandıran devlet, tüm vatandaşlarını hele hele çoğunluğu açısından baktığınız zaman Kürt nüfusu, Alevi nüfusu önemli bir çoğunluğa sahip bu ülkede, dolayısıyla Alevileri Sünnileştirmeden, Kürtleri de Türkleştirmeden, bu devletin ilelebet varlığını sürdürmesi mümkün değil.

Ne olur? İşte tamda bu asilimasyona karşı duran Aleviler, Kürtler bölücü ilan edilirler, terörist ilan edilirler, işte yaşanılan süreçte böyle bir süreç.

Sürekli bir terör üreten, terörist üreten, sürekli bölünme korkuları içerisinde yaşayan, ekonomisin büyük bir bölümünü bu alana ayıran, kimsenin mutlu olmadığı, kimsenin huzur içerisinde, bir refah içerisinde yaşamadığı, baskıcı bir devlet yapısı devam eder gider. Nereye kadar gider? Oda tabi ki öyle kolay değil.

Şimdi biz burada tamda burada şunu söylüyoruz,  diyoruz ki; evet Türkiye Cumhuriyeti devleti ilelebet yaşamalı, peki nasıl yaşamalı? Bu devlet hepimizin devleti olduğu sürece ilelebet yaşayabilir. Bu hepimizin devleti olmalı. Hepimizin devleti olması ne demektir? Aleviyi Sünnileştirmeye çalışmayacak, Kürdü Türkleştirmeye çalışmayacak. Bu topraklarda yaşayan tüm toplumsal kesimleri, sadece Alevileri, Kürtleri değil, Türk ve Sünni olmayan tüm toplumsal kesimleri, tüm dilleri, kültürleri, ırkları, milliyetleri hepsinin varlığını sürdürebildiği bir devlet olabilirse ancak yaşayabilir.

O anlamıyla biz diyoruz ki; bu devlet gerçek anlamda demokrat, gerçek anlamda laik, eşitlikçi, özgürlükçü, hak ve adaletten yana bir devlet, bir cumhuriyet olmalı ki ilelebet yaşayabilsin ve hepimiz bu devletin bu şekilde yaşamasına sahip çıkalım.

Aksi takdirde ne olur? Aksi takdirde İsmet Özel’in dediği olur…