Sömürü Bütçesine Şeyh Bedreddin’den Bu Yana İtiraz Ediyoruz.

HDP Milletvekili Ali KENANOĞLU, TBMM 2020 yılı Bütçe görüşmelerinde Parti gurubu adına yaptığı konuşmada, sömürü bütçesine Şeyh Bedreddin’den bu yana itiraz ettiğini belirtti.

Konuya ilişkin tutanak metni ve konuşma videosu aşağıdadır.


HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
On gündür bir bütçe maratonundayız, geceli gündüzlü bütçe üzerinde konuşuyoruz. Tabii, biz, bu bütçeye olan itirazımızı, bu bütçenin getirdiği çelişkileri ve gelir dağılımındaki eşitsizliğe karşı olan itirazlarımızı dile getirdik. Biz bu itirazları bugün dile getirmiyoruz, aslında baktığınız zaman, bu çelişkilere yönelik, bu gelir dağılımına yönelik itirazlarımızı Baba İlyaslardan, Bozoklu Celallerden, Şeyh Bedrettinlerden, Kelender Çelebilerden ve Hubyar Babalardan bu tarafa sürekli dile getiriyoruz.
Şimdi, bundan altı yüz bir yıl önce Şeyh Bedrettin, Serez’in esnaf çarşısında idam edildi, 18 Aralık 1418’de; yıl dönümündeyiz. Şeyh Bedrettin “Birlikte üretelim, halkça bölüşelim, yarın yanağından gayri her yerde ve her şeyde ortak olalım.” felsefesiyle yola çıkmıştı ve Alevilerin referans kaynaklarından “Buyruk” kitabında da anlatılan rıza şehrini İzmir Karaburun’da oluşturmuştu. Orada bulunan Sakızlı Rum köylüleriyle, Müslüman topluluklarıyla ve orada yaşayan diğer etnik ve inançsal gruplarla birlikte üç yıl böyle bir yaşam oluşturdu ve bu üç yıl boyunca burada her şeyin ortak olduğu, yaşamın birlikte üretildiği ve birlikte paylaşıldığı, kimsenin kimseden üstün olmadığı, sömürü düzenini reddeden bir sistem içerisinde yaşadı. Üç yıl bu yaşamdan sonra, orada kendisi ve yoldaşları olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal birlikte katledildiler.
Değerli arkadaşlar, Şeyh Bedrettin şunu diyordu: “Ay ve güneş herkesin lambasıdır; hava, herkesin havasıdır; su, herkesin suyudur; öyleyse ekmek neden herkesin değildir?” Şeyh Bedrettin bu amaçla mücadelesini vermiş ve aslında o sömürü düzenine o gün itiraz etmişti ve bunun bedeli olarak da çarmıha gerilerek katledildi. Ben buradan Şeyh Bedrettin ve yoldaşlarını saygıyla anıyorum.
Değerli arkadaşlar, günümüze gelindiği zaman aslında dava aynı dava, mücadele de aynı mücadele. Bugün bakıyorsunuz, artık “modern kölelik” dediğimiz bir sistem oluşturulmuş. Büyük şirketler büyük kârlarını açıklıyorlar, cirolarına açıklıyorlar; ne kadar büyüdüklerini, ne kadar kâr ettiklerini açıklıyorlar; hükûmetler de öyle. Burada on gündür bakanlar aslında nasıl büyük işler yaptıklarını, nasıl büyüdüklerini, nasıl refah, ferah içerisinde bir ülke oluşturmak için adım attıklarını söylüyorlar. Oysa gerçek o mu? Yaşayan insanların; o büyük şirketleri, o büyük projeleri gerçekleştiren işçilerin, emekçilerin ceplerine giren böyle bir şey mi? O refah bire bir onlara yansıyor mu? Yansımıyor. Dolayısıyla aslında mücadele tarihin bütün süreçlerinde aynı şekilde gelmiş ve egemenler hep aynı hikâyeleri anlatmaya devam etmişler.
Bakın, 2002 yılında Hükûmeti devraldığınızda bir bataktan, bir ekonomik krizden devraldığınızı ifade ediyorsunuz ama o zaman bile asgari ücret bugünküne göre çok daha iyi bir getiriye sahipti yani insanların yaşamındaki karşılığı çok daha fazlaydı. Hani, bırakın doları, euroyu; altın değerinde karşılığına baktığınız zaman bile o günden bugüne ne kadar bir fark ve erime olduğunu görüyoruz. Son iki yılda bile altındaki artış yüzde 73, asgari ücretteki ise yüzde 26 oluyor. Dolayısıyla, aslında alım gücünün ne kadar çok düştüğünü de bir asgari ücretli açısından yaşamın ne anlama geldiğini de buradan görebiliriz. Tabii TÜRK-İŞ’in açıkladığı rakamlara göre, zaten kasım ayı itibarıyla açlık sınırı 2.102 lira, yoksulluk sınırı da 6.850 lira. Dolayısıyla, bugün tartışılan zamlar kabul edilmiş olsa bile asgari ücretliler yoksulluk sınırının altında, açlık sınırına yakın bir sınırda yaşamlarını sürdürüyorlar. Öyleyse, tıpkı Şeyh Bedrettin döneminde olduğu gibi bugün de aynı koşullarda insanlar ürettikleriyle ortak bir paylaşımı sağlayamıyorlar, bir refahı oluşturamıyorlar. Yine sömürenler, yine ezenler, yine iktidarı elinde bulunduranlar ve yine paydan büyük oranda gelir alanlar belli. Dolayısıyla, biz buna başından beri, tarihî süreçten bu tarafa, günümüzde de bu misyonun temsilcileri olarak itiraz etmeye devam ediyoruz.
Hâliyle bir asgari ücretli bu açlık sınırının altında yaşadığı ya da açlık sınırı seviyesinde yaşadığı koşullarda kendisini yönetenlerin nasıl yaşadığına, onların nasıl bir hayat sürdüğüne de bakıyor. Dolayısıyla burada çok itiraz edilen, örneğin sarayın giderlerine kulak kabartıyor, milletvekili maaşlarını sürekli tartışıyor. Niye? Çünkü onun yaşadığı yaşam koşulları çok düşük. Dolayısıyla, örneğin sarayın harcamaları çok doğal olarak tartışılıyor ve ilginç örnekler var. Örneğin 2018 yılında -Sayıştay raporlarına da konu olmuş birçoğu- tek kullanımlık mutfak eşyasına 1,4 milyon, servis ve saklama kapları için 1 milyon, sofra takımı, çatal, bıçak için 1,5 milyon, içecek servisi takımı için 264 bin lira gibi böyle uçuk rakamların harcanmış olması bir asgari ücretli açısından son derece önemli bir konudur. Dolayısıyla, bunları burada kimi vekil arkadaşların dile getirmesi sizleri öyle hoplatıp zıplatmasın. Tabii, bir taraftan da vergi yükü altında eziliyor insanlar ve bu vergi yükü mizaha da konu olmuş, şöyle ki: En çok alkole ve benzine vergi getiriliyor. Bu mizah dilini kullanan bir vatandaş şöyle diyor Twitter’da: “Ya, biz bu iktidar sayesinde kimyager olduk. Artık ne ihtiyacımız varsa evde üretiyoruz; rakıyı evde yapıyoruz, birayı evde yapıyoruz, viskiyi evde yapıyoruz, şimdi benzin üzerinde çalışıyoruz, yakında onu da yapacağız.” Şimdi gelinen nokta, böyle bir durum. (HDP sıralarından alkışlar) Yani, aslında, vergileri sürekli artırarak insanları bir şeyden caydıramadığınız gibi, bunların sonuçları da başka türlü şeylere neden olabiliyor.
Dolayısıyla bu bütçe, açlık sınırına yakın bir ücret alan asgari ücretlinin bütçesi değil, emeklilerin bütçesi değil; bu bütçe, 13,8 oranına yaklaşmış milyonlarca işsizin iş bulmasını sağlayacak bir bütçe değil. Atanamayan öğretmenlere, emeklilikte yaşa takılanlara çözüm üretecek bir bütçe değil arkadaşlar. Dolayısıyla tarihten bu tarafa biz bu bütçeye hep “Hayır.” demişiz, hep itiraz etmişiz; aynı şekilde itiraz etmeye devam ediyoruz.