Şeyh Sait, Cumhuriyet ve Laiklik

Şeyh Sait, HDP’ye ve HDP’lileri eleştirmenin bir gerekçesi olarak kullanılmaktadır. Özellikle HDP’de benim gibi Alevi kimliğiyle siyaset yapanlara ve sol – sosyalist kimliğiyle siyaset yapanlara sürekli bir Şeyh Sait eleştirisi getirilmektedir.

HDP’lilere Şeyh Sait eleştirisi getirilirken; Şeyh Sait’in şeriatçı kimliği, Cumhuriyet’e karşı çıkması ve emperyalistlerle işbirliği yapması suçlamaları öne çıkartılmaktadır.

Şeyh Sait demokratik cumhuriyet peşinde değildi, dahası 1925 yılında Demokratik Cumhuriyet tanımı da yoktu, neye benzer, nasıl bir şey, iyi midir, kötü müdür, bütün bunlar da bilinmiyordu. Dahası Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet’in de ne işe yaradığı henüz belli değildi. Maalesef biz bugünün bakışıyla 1925 yılını ve kişilerini değerlendiriyoruz. Şeyh Sait şeriatçıydı ve cumhuriyete karşıydı öyleyse “lanet olsun Şeyh Sait’e” deyip geçiyoruz.

Peki, kendimizi Şeyh Sait’in yerine koyalım bakalım; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürdistan olarak kabul edilen ve adına da Kürdistan denilen bir coğrafyanın kadim Kürt halkı olarak anadilinizi konuşarak, anadilinizle yazıp çiziyor ve eğitiminizi anadilinizde yapıyor, inandığınız inanca sahip kurallarla (medreseler) yaşayabiliyordunuz. Sonra biri geliyor ve diyor ki; “Gavurlar ülkemizi istila ediyor, Müslüman Kürt ve Türk halkı olarak bunlara karşı birlikte mücadele edelim ve vatanımızı kurtaralım, sonra da herkes kendi diliyle inancıyla özgürce yaşasın” diyor, siz de ‘tamam’ diyorsunuz ve birlikte kurtuluş savaşı veriyorsunuz. Sonra bir Devlet kuruluyor ve size deniyor ki “kusura bakmayın biz Devletin adını ‘Türkiye’ koyduk ve bu devletin tüm vatandaşlarına da ‘Türk’ diyeceğiz, dilimiz de Türkçe olacak. Hem okullarda hem de devletin tüm kademelerinde tek dil olacak ve o da Türkçe’dir. Kürtçe diye bir dil yoktur ve yasaktır, hatta Kürt diye bir ırk yoktur siz de Dağlı Türk’sünüz”

Ayrıca şafi mezhebine mensup Kürt’lere; yıllarca şafi mezhebiyle inanıp ibadet eden ve medreselerinde bunun eğitimini veren Kürt’lere, “artık bu mezhep de geçerli değil, medreseleri de yasaklıyoruz ve diyanet diye bir kurum kuruyoruz ve size burada yetiştirdiğimiz hanefiliğin maturidi itikatına mensup imamlar göndereceğiz ve ibadetinizi de onlar yaptıracak” diyorsunuz.

Şimdi, sen kalk 1925 yılında, ilk defa, Cumhuriyet yönetimiyle bu şekilde tanışan bir Kürt’e Cumhuriyet iyi bir şeydir, Osmanlı kötüydü, şeriat yönetimi kötüydü deyiver bakalım. Sana ne der acaba?

Şeyh Sait ve onun gibi yaşayanlar Osmanlı’nın şeriat yönetiminde mutluydu; Kürdistan eyaletinde kendi kültürleriyle, kendi dilleriyle, kendi inançlarına ait kurumlarıyla yaşıyorlardı. Cumhuriyet geldi ve bu insanların hem dilini hem kültürünü hem de inancını yasakladı. Buradan hareketle de, kurumlarını kapattı, onları asimile etmek için özel planlalar yürürlüğe koydu, buna karşı çıkanları da imha politikalarına tabi tuttu.

Tam da bu yüzden biz “imhacı, inkarıcı, asimilasyoncu Cumhuriyeti savunmayız” diyoruz. İmhacı, inkarcı, asimilasyoncu bir devletin adı Cumhuriyet olsa ne olur olmasa ne olur. Ya da demokrasiyle yönetilen, eşitliğin, adaletin, hakkın, hukukun, inanç özgürlüğünün, dil, kültür özgürlüğünün olduğu demokratik bir devletin adı krallık, padişahlık, şahlık olsa ne olur olmasa ne olur.

Şeyh Sait imhaya, inkâra ve asimilasyona, yok sayılan diline, inancına, kültürüne karşı direnen bir şahsiyettir. O yüzden de Kürtler için bir semboldür. Bizim mahalledekilerin anlamadığı da budur. İşte o yüzden bizim mahalledekilerin Şeyh Sait isyanını şeriatçı bir isyan deyip hafife almak ve geçiştirmek, isyanın kitleselleşmesindeki sebepleri yok saymak işlerine gelmektedir. Eğer isyanı bu yönüyle ele alırsak bu defa Kürt halkının gasp edilen hakları konuşulmaya başlar ki bu pek bizim mahallenin hoşuna gitmez.

Şeyh Sait 1925 yılında şeriat savunuyordu çünkü şeriat onun dilini, kültürünü, inancını yok saymamıştı; Şeyh Sait 1925 yılında cumhuriyete karşıydı çünkü cumhuriyet denilen şey onun dilini, kültürünü, inancını yok saymıştı. İşte biz bu yüzden demokratik cumhuriyet diyoruz. Kimsenin dilinin, inancının, kültürünün, kimliğinin yok sayılmadığı halkların eşitliğini, inançların özgürlüğünü savunduğumuz için demokratik cumhuriyet diyoruz. Şeyh Sait bugün yaşasaydı kim bilir belki o da bugün torunları gibi demokratik cumhuriyet fikrini savunurdu. Çünkü ona gösterilen, sunulan Cumhuriyet yasakçı, yok sayan, inkârcı ve yalancı bir Cumhuriyetti.

Şeyh Sait’in en yakın akrabaları ve torunlarıyla birlikte HDP’de siyaset yapıyorum, birlikte mücadele ediyoruz. Amacımız şeriatı getirmek değil ama yasakçı, inkarcı, asimilasyoncu ve imhacı cumhuriyeti de savunmak değil. Biz demokratik toplum, demokratik cumhuriyet ve yasakçı olmayan, özgürlükçü ve gerçek anlamda laiklikten yanayız.

Şeyh Sait yok sayılan kimliği, dili, inancı uğruna mücadele vermiştir. Bu mücadeleyi görmek istemeyenler, bir diğer deyişle, Kürt halkının yok sayılan, yasaklanan haklarını görmek istemeyenler, Şeyh Sait nezdinde bir mücadeleyi ve yok sayılan hakları şeytanlaştırmak istemektedirler.

Şeyh Sait’in emperyalistlerin kışkırtmasıyla ayaklandığını söylemek inkar, asimilasyon ve imha siyasetini sürdüren ezberden başka bir şey değildir.

Şeyh Sait’in gasp edilen haklarına karşı gelmesi ve emperyalistlerin de bu çıkıştan istifade etmeyi düşünmesinden daha doğal bir şey olamaz. Evinizin içindeki sorunu siz kendi ailenizle çözemezseniz bu sorunda dışardan herkes müdahil olmaya başlayacaktır. Kürt sorunu, Alevi sorunu çözülmediği sürece bu soruna dışlardan müdahaleler ve bu sorundan nemalanmak isteyen emperyalistler mutlaka olacaktır. O yüzden Kürt sorunu başta olmak üzere ülkemizde yaşanan tüm sorunların demokratik ölçüler çerçevesinde evimizin içinde çözülmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu sorunlara emperyalistlerin müdahil olması ya da sorun yaşayanların sorunu uluslararası arenaya taşıması sorunu yaşayanların bir suçu değil, aksine o sorunu yaşatıp üstelikte çözümüne yanaşmayanların sorunudur.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, kurtuluş savaşı verilirken nasıl ki kimi emperyalist ülkelerden Ankara Hükumeti yardım istemiş ve almışsa kendince mücadele veren herkes de bu desteğe ihtiyaç duymaktadır.

Unutmayalım ki Ankara Hükumeti yani Mustafa Kemal başarılı olmasaydı ve Türkiye’de şu an başka bir devlet kurulu olsaydı biz de şimdi Mustafa Kemal’in hangi dış güçlerden destek aldığını ve o silahların hangi ülkelere ait olduğunu okuyup “vay hain” diye yazılan tarih kitaplarını okuyor olacaktık.

Gerçeğe hü!

Aşk ile

Ali Kenanoğlu