Seçmeli asimilasyon

2012-2013 Eğitim Öğretim dönemi, 4+4+4 sistemine yönelik protestoların gölgesinde başlıyor. Bu sistemle ilgili toplumun her kesimi itirazlarını dile getiriyor.
Alevi kurumları da hem tek başlarına hem de diğer muhalif kesimlerle ortaklaşa eylemler düzenleyerek bu sisteme olan itirazlarını  ve mağduriyetlerini dile getiriyorlar.
12 Eylül’ün 32. yıl dönümünde; Kenan Evren’in Fethullah Gülen tarafından “Cennetlik” ilan edilmesine vesile olan “Zorunlu din dersleri” uygulaması devam ediyor. Öyle ya Kenan Evren’i cennete götürecek uygulamaları ortadan kaldırıp cehenneme doğru yol almayı kimse istemez. 12 Eylül sonrası politikaların ve getirilen yasaların ürünü olan AKP’nin de, kendisini var eden 12 Eylül’ün ucube yasalarını ortadan kaldırması beklenemez. Ta ki o yasalara ihtiyaç kalmayana veya o yasaların yerine yeni ucube yasalar konana kadar.
Zorunlu din dersleri kaldırılmadığı gibi kurnazca bir manevrayla bu derslerin içerisine iki ünite Alevilik eklenerek açılan davaların da kaybedilmesine gerekçe oluşturdular. Bir de bu dersle yapılan zorunlu asimilasyon yetmiyor gibi simdi bir de “seçmeli Kuran dersi” konularak, hem zorunlu hem de seçmeli asimilasyon dönemine girildi. Başbakan; “Kuran, Alevilerin de kutsal kitabı değil mi be adam” diyerek zaten Alevilere “seçmeyin de görelim”i söylemiş oldu. Şimdi Başbakanın bu sözü karşısında kaç Alevi aile cesaret ederek, çocuğunun üzerinden risk alarak bu dersi seçmeyecek göreceğiz. Onlar da, zaten “Ateist Alevi” olarak ilan edilmeyi göze alabilenler olacaktır. Başbakanın bu sözü üzerine, Alevi kurumları da dut yemiş bülbül gibi seslerini çıkartmadılar. Alevilerin Kuran anlayışının, uygulayışlarının, Kuran’a bakış açılarının Sünnilikten farklı olduğunu söyleyemediler. Hani kurumlarımızı tanımasam Alevilikteki “sır” kuralına uyarak susuyorlar diyeceğim ama neredeee… Onların derdi, birçok Alevinin takkiye yaparak, “Canım, Kuran da bizim, namaz da bizim; bir ayrımız gayrımız yok” söylemine uygun davranarak takiye yapmaya devam etmek ve sistemin, egemen Sünni çoğunluğun gözünde marjinal kalmamaktır. Çoğunluk Alevi kurumları, bu şekilde takiye yapınca itiraz eden ve ses çıkartanlar da hedef haline gelip, tehditlere ve hakaretlere maruz kalıyorlar.
Alevilikte takiye vardır ve haktır. Aleviliğin “katli vacip”lik gerekçesi olduğundan beridir, Aleviler inançlarını açıklamamak için yalan söylerler. Alevi olduklarını söyleseler bile “Canım, din de bizim Kuran da bizim, namaz da bizim, oruç da bizim” diyerek takiye yapmak zorunda kalırlar. Günümüzdeki kimi Alevi kurumları ve kanaat önderleri ise egemen Sünni çoğunluk karşısında marjinal kalmamak için bu takiyeyi yapmaya devam etmektedir. Kimisi ise daha ileri gidip bu takiyesini delillendirmenin telaşına düşmektedir. Hal böyle olunca da yeni yetişen Alevi gençler neyin gerçek neyin takiye olduğunu ayırt edemiyorlar. Sunulan ve şiddetle savunulan takiyeyi artık gerçek olarak görmeye başlıyorlar. İnançlarını, ibadetlerini de bu takiye üzerinden oluşturmaya çalışıyorlar. Bu da iç asimilasyonu beraberinde getiriyor. Aleviler üzerinde etkin olan da bu iç asimilasyondur. Devlet de bunu iyi bilmektedir. Bir taraftan bu “Takiyeci Aleviler”i maddi ve manevi olarak desteklerken ve “makul Alevi” olarak kabul ederken diğer taraftan da “gerçeğe huuu” diyerek dualarını edip, inancını korumaya çalışan, takiye ile gerçeğin farkında olup, gerçeğin peşini bırakmayan Alevileri “Ateist” ilan edip marjinalleştiriyorlar.
Alevi kurumları, Dedeleri, kanaat önderleri artık takiye döneminin sona erdiğini ve en azından inancın temel konuların da gereceği açıklama sırrı aşikar etme döneminin geldiğini bilmeliler. Aksi takdirde açıklanacak bir gerçeğimiz kalmayacak.