Rekabet Yasası Geri Çekilsin

HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Rekabet Kurumu yasası komisyonda görüşülürken, getirilen kanun teklifinin her alanda olduğu gibi mali alanda da otoriterleşmeyi getirecek düzenlemeleri içerdiği, en önemli eksikliğin rekabet kurumunun özerkliğini kaybedip yedi üyesinin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı tarafından atanması nedeniyle, Rekabet Kurumunun özerk olmadan piyasadaki tekelleşmeyi önleyemeyeceği ve tüketici lehine karar veremeyeceği, bu kanun teklifinin yeniden görüşülüp öncelikle Kurumun özerk yapısını sağlayacak bir şekilde düzenlenmesi amacıyla geri çekilmesini istedi.

Konuya ilişkin konuşma metni aşağıdadır.


TUTANAK HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI

2.06.2020 tarihli SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU

Konuşmacı: ALİ KENANOĞLU Seçim Çevresi: İSTANBUL

Tutanak Metni:

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın üyeler ve hazırunu saygıyla selamlıyorum.

Partimiz adına Rekabet Kurulu kanunu üzerinde bu Kurulun kurucularından, kuruluşunda yer almış İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erol Katırcıoğlu partimiz adına görüşlerimizi ifade edecek ancak bu konuda bazı temel hususları dile getirmek istiyorum.

Bir defa, her alanda bir otoriterleşme yaşanıyor ve bu kanunla birlikte de bir mali otoriterleşmenin hazırlandığını ve uygulamaya sokulmak istendiğini görebiliyoruz. Esasında kimi kurumlar vardır ki partilerden, iktidarlardan bağımsız, bir bütün olarak özerk olması gerekir yani onların güvenirliğini ortaya koyan aslında onların özerk yapılarıdır. Hiçbir siyasi anlayışın, siyasi partinin, hiçbir yürütmenin müdahalesine imkân vermeyecek şekilde kurumsal yapıda olması o kurumların güvenilirliğini oluşturur.

Şimdi, çok net burada da ifade edildi, yani daha önce 11 üyesi olan ve üyeleri çeşitli kurumlardan temsilcilerle gelen Rekabet Kurulu şimdi 7 üyeye indirildi ve bu 7 üyenin tamamı da Cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor. Yani böyle bir kurumun özerkliğinden bahsetmek, bağımsızlığından bahsetmek, rekabetin hayrına, ekonomik hayatın hayrına, ticaret hayatının hayrına bir karar vereceğini beklemek çok iyi niyetli bir durumdur. Fakat ekonomi gibi konular böyle iyi niyetle yürüyecek işler değildir ya da iyi niyet beslemeyle ilgili bir şey değildir. Ekonomik konular, ticari konular kurumların kurallarıyla ve kanunlarıyla kendilerini güvende gösterirler ya da insanlar, şirketler, sermayeler buna güvenirler, bu güven böyle sağlanır. Bir kişinin ya da bir kurumun, bir partinin çok iyi olması, ülkenin hayrına çok iyi işler yapıyor olması bile -ki böyle olsa bile, o bile- bu kurumların güvenilir olduğunu göstermez. Bir kurumun güvenilirliği özellikle ticaret hayatına müdahale etme yetkileri olan, bu konuda önemli karar alabilen kurumların özerkliğiyle ilgili bir şeydir.

Şimdi, daha önce değiştirilen bu yapıyla yani 11 kişinin 7 kişiye indirilmesi ve bunun tamamının Cumhurbaşkanı tarafından atanmasıyla ilgili olarak aslında Rekabet Kurulu yönetsel anlamda özerklikten çıkartılmıştır. Şimdi bu hazırlanan yasayla da yapısal olarak da özerklikten çıkartılmaktadır. Burada arkadaşlar çeşitli maddelerden bahsettiler ki şunu ifade edebiliriz: Örneğin şirketlerin hisselerine müdahale konusu hakikaten güvenilir olmayan, daha doğrusu özerk olmayan bir kuruma verilebilecek bir yetki olmasa gerek. Yani bu yetkinin nasıl kullanılacağı konusunda hiçbir şekilde kimsenin bir güvencesi yok bu anlamıyla.

Şimdi, diğer taraftan başkan ve üyelerine soruşturma açılması konusundaki birtakım yetkiler de değiştiriliyor 11’inci maddede. Yani burada biz biliyoruz ki bu otoriterleşmenin yaşandığı ülkemizde, özellikle bu iktidar döneminde yargının da ciddi bir şekilde kontrol altında tutulduğunu ve âdeta talimatla iş yapan bir yargıyla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Bunu bizzat yürütmenin başındakiler de ifade ediyorlar zaman zaman, talimat verdiklerini ve bu talimatlar esnasında da yargının şöyle karar aldığını, böyle tutukladığını, böyle serbest bıraktığını da kendileri de zaman zaman itiraf ediyorlar. Şimdi, böyle koşullar altında bu yargıya tanınan soruşturma yetkisindeki durumun bu Kurumun özerkliğine yönelik bir tehdit olarak da görülmesi mümkündür.

Diğer taraftan liyakat sorunu her alanda yaşanıyor. Yani şu an Türkiye’deki birçok kuruma liyakat değil sadakat üzerinden bir atama ya da görevlendirme yapıldığı biliniyor. Hiç kimse liyakat esasına göre görevlendirilmiyor. Bu konuda oluşmuş bir durum var ve çok sayıda da örnek var bununla ilgili olarak, hani tek tek bunları burada sayamayız tabii ki.

Bu anlamıyla Kurum personellerinin transferi konusunda da bunun Kurumun kalitesini, geleneğini, kültürünü ortadan kaldıracağı konusunda da bir hemfikirlik söz konusu. Yani bu anlamıyla bu kanun teklifinin, rekabeti güvenceye almayı sağlamaya yönelik bir kanun teklifi olmadığını ifade etmemiz gerekiyor.

“İktidar biziz, her yeri de biz belirleriz, her alanı da biz yönetiriz.” anlayışının artık okul aile birliklerine kadar sirayet ettiğini biz biliyoruz, kendi mahallelerimizden biliyoruz. Yani bir okulun yardımlaşma kurumu olan okul aile birliklerinin dahi iktidarın müdahalesiyle, kendileriyle yakın olan insanlar tarafından yönetilmesini sağlayacak birtakım düzenlemeleri ve müdahaleleri yaptıklarını biliyoruz.

Bütün bu koşullar altında bir rekabetten bahsetmek, ticaret hayatına olumlu bir katkıdan bahsetmek mümkün değildir. Bunu sağlayabilmek için öncelikle bu Kurumun özerkliğini sağlayabilecek birtakım yasal değişiklikleri ve düzenlemeleri oluşturmak gerekiyor. Bu anlamıyla Ahmet Bey özellikle pandemi sürecinde ekonomik refahın iyiliğinden bahsetti. Şunu söyleyelim: Burada çıkarılan teşviklerin, getirilen yasaların ya da önerilen paketlerin hepsine baktığımız zaman hepsi sermayeye yönelik işlerdi ve birçoğu da hayata geçirilemeyecek uygulamalardı yani sokağa çıkma yasağının olduğu bir dönemde uçak biletlerinin vergilerinde indirim komedi bir durumdu. Bunun gibi bayramda köprü geçişlerinin ücretsiz yapılması gibi birçok konuyu hakikaten mizah sayfalarında okusak güleceğimiz, bunun ancak mizah olabileceğini düşünebileceğimiz birçok konuyu bu pandemi sürecinde maalesef ki Cumhurbaşkanının ağzından dinledik.

Bu süreçte çalışanlara, emekçilere, üretenlere ne yapıldı? Bir taraftan bunlara yönelik Mecliste çok iyi önlemler alınırken fabrikalarda, atölyelerde bu pandemiyle ilgili olarak hiçbir şekilde bunlara yönelik bir tedbir yoktu ve bu insanların çok kötü koşullarda çalışmalarına izin verildi ve diğer taraftan da ekonomik paketlerde kredi vererek borçlandırma üzerine oluşturuldu. Gazetelerin de hepsine baktığınız zaman sanki büyük bir müjde gibi veriliyor yani büyük atılım, büyük imkân… Nedir büyük imkân? Vatandaşı borçlandıracak kredi olanağı; büyük imkân da bu. Bu durumun vatandaşın hayrına bir iş olmadığını, bu kanun teklifinin de Rekabet Kurulunun, sermayenin ve piyasanın hayrına bir iş olmadığını belirtmek isterim ve bu kanun teklifinin yeniden görüşülüp öncelikle bu Kurumun özerk yapısını sağlayacak bir şekilde düzenlenmesi amacıyla geri çekilmesini teklif ediyoruz.

 Teşekkür ederim.