Rekabet Kurumu Tek Adam Rejimine Uyumlu Hâle Getirilmektedir

HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Dair Kanun Teklifi üzerine TBMM Genel Kurulunda Parti Grubu adına yaptığı konuşmada; getirilen bu kanun teklifi ile kurumun tek adam rejimi ile uyumlu hale getirilmeye çalışıldığını belirtti.

Konuya ilişkin Tutanak metni ve konuşma videosu aşağıdadır.


TUTANAK HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI

Dönem: 27 Yasama Yılı: 3 Tarih: 11.06.2020 Birleşim: 98 Ham Tutanak Sayfası:548-

Konuşmacı: ALİ KENANOĞLU Seçim Çevresi: İSTANBUL

Tutanak Metni:

    HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 2’nci bölümü üzerine söz aldım. Tabii yapacağım konuşma 1’inci bölüm üzerine yapmış olduğum konuşmanın devamı anlamındadır, o niteliktedir, bunu ifade etmek isterim.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun değiştirilmesine yönelik yapılan çalışmalar uzun süredir gündemdeydi. Bu kapsamda öncelikli olarak 2008 yılından itibaren süregelen çalışmanın ürünü olarak 2014 yılında rekabetin korunması hakkında değişiklik tasarısı, kamuya açık bir şekilde çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren teşebbüs birlikleriyle hukukçu ve akademisyenlerin görüşlerine sunulmuş ancak uzun süre yürütülen bu çalışmalardan bir sonuç elde edilememiştir.

Yeni hazırlanan ve sunulan kanun teklifinin rekabet hukuku sisteminde esaslı değişikliklere yol açacak unsurları ihtiva ettiği görülmektedir. Bunlar arasında Kurulun münhasır görülen muafiyet yetkisinin mahkemelere de verilmesi, taahhüt ve uzlaşma müesseselerinin mevzuata kazandırılması, Kurumun yerinde inceleme yetkisinin genişletilmesi ve yapısal tedbirler alınmasına imkân verilmesi, birleşme ve devralma işlemlerinin kontrolünde hâkim durum testinin terk edilip rekabetin önemli ölçüde sınırlandırılması gibi birtakım önemli değişikliklerden söz edilebilir.

Öte yandan “de minimis” uzlaşma ve taahhüt gibi yeni kavramlar ilk defa rekabet hukukuna girmektedir. Ayrıca, kısmi de olsa AB mevzuatına ve uygulamalarına uyumun benimsendiği söylenmektedir. AB’yle uyumu amaçlanırken öncelikle, AB ülkelerinin çoğulcu yönetim anlayışı gözden kaçırılmış, buna karşın idari otoritenin yetkileri artırılmıştır. Böyle olduğu için de savunma tarafını koruyacak hükümlere yer verilmemiştir.
Öte yandan, yasa teklifinin mevzuattaki birçok belirsizliği netleştirmeye çalıştığı söylense de belirsizlik içeren birçok hükmün hukuki belirlilik ve güvence sağlayacak şekilde olmadığını görebiliyoruz. Getirilen bu kanun teklifiyle, Rekabet Kurumuna şirket sahiplerinin mülkiyetlerine dek uzanan yapısal tedbirler alma konusunda geniş yetkiler verilmektedir.

Kurum, şirketlerin belirli faaliyetlerini veya ortaklık paylarını ya da mal varlıklarını devredebilmelerini emredebilecektir. Teklifte, bu yönteme davranışsal tedbirlerin işe yaramaması hâlinde ihlalle orantılı olarak başvurabileceği belirtilse de bu değişikliğin AB mevzuatına uyumla hiçbir bağlantısının olmadığı açık bir şekilde ortadadır.
Yasa teklifine teşebbüsler açısından oldukça önemli olan yapısal tedbirlerle ilgili olarak birtakım hükümlerin eklendiği görülmektedir. Bir faaliyetin mal varlığının veya ortaklık hisselerinin devri gibi yapısal tedbirler ekonomik hayatta çok ciddi değişiklikler ortaya çıkarabilecek niteliktedir. Temel hak ve özgürlükler üzerinde bu kadar ciddi etki yaratabilecek böylesi bir yetkinini yargı kararı olmaksızın bağımsızlığını yitirmiş bir idari makama verilmesi endişe uyandırıcıdır. Gerçi, yani, yargı da bağımsızlığını kaybetmiş durumda bir anlamıyla, bunu da söyleyebiliriz burada.
Bu bağlamda, yasa teklifinin Anayasa’ya uygun olup olmadığı da tartışılması gereken konuların başında gelmektedir. Öte yandan böylesi geniş yetkiler Rekabet Kurumu gibi kurumların, gerçekten katılımcı bir biçimde, kamusal çıkarları savunan güvenilir kurumlar olması hâlinde anlamlı ve kabul edilebilir olabilir. Ülkemizdeki durum dikkate alındığında bu yetkilerin küçük bir azınlığın çıkarını sağlamak için kullanacağı açıktır. Rekabet Kurumunu antitröst bir mekanizma olmaktan daha fazla uzaklaştıran aksine mali alanda tek adam otoritesini sağlamaya çalışan bu yasa teklifine karşı olduğumuzu ifade etmek isterim.
Bu kanun teklifiyle teşebbüslere muafiyet verme yetkisi Rekabet Kurumundan alınıyor, AB hukukunda da yer alan bir biçimde teşebbüslerin kendilerine bırakılıyor. Bu ise istemeleri hâlinde mahkemelerden bu yönde karar çıkarabilecekleri anlamına gelmektedir. Peki, bizde böyle yetkin, ihtisas sahibi mahkemeler var mı? Olmadığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, çok kolay muafiyet alınabilir veya yanlış kararlar çıkarılabilir. Böylesine teknik analizi gerektiren bir hususta bu yetkinin Kuruldan alınmasının sakıncaları daha ilk baştan teklifin ruhunu yansıtmaktadır.

Birleşme ve devralma işlemlerinde rekabetin önemli ölçüde azaltılması testine geçilerek AB rekabet hukukuna bir paralellik yaratılmaya çalışılmıştır. Özerkliğini yitirmiş bir Rekabet Kurumunun değerlendirme ve takdir yetkisinin genişletilmesi hükümlerinin, ellerinin, şirket birleşimi ve satın alma konusunda da etkili olacağı endişesini doğuracağı açıktır.
Diğer taraftan, belirli bir faaliyetin veya ortaklık hisselerinin devri gibi yapısal tedbirler, ekonomik hayatta özellikle kişilerin temel hak ve özgürlüklerinde çok ciddi değişiklikler ortaya çıkarabilecek nitelikte tedbirlerdir. Bu kadar önemli, temel hak ve özgürlükler üzerinde bu kadar ciddi etkileri olması muhtemel kararların, yargı kararı olmadan bir idari makam tarafından alınmasına karar vermeden önce anayasal açıdan da kanunun, konunun tartışılması gerekir.
Nitekim, 4054 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesine getirilecek bu değişiklik açıkça Anayasa’nın 12, 13, 35, 48 ve 167’nci maddeleriyle çelişmektedir.
Bir başka maddede ise kurumun teşebbüs faaliyetlerini incelerken her türlü veri ve belgelerinin incelenebileceğinden söz ediliyor. Değişikliğin bu hâli, şirketlere ve üçüncü şahıslara ait her türlü verinin dolaşıma açılması riskini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle hukuki güvenlik konusunda boşluk bulunması suistimale açık bir anlam oluşturmaktadır. Rekabet Kurumuna böylesine kapsamlı bir yetki verirken hem kişisel veriler hem de ticari sırlar için ilave güvencelerin sağlanması usul ve esasların belirsizliğe yol açmayacak şekilde ayrıntılı bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Kurumun özerkliğini yitirdiğini söylemiştik. Tek adam rejimine geçildikten sonra -öngörülen bu değişiklikler- kurum üyelerinin tamamının Cumhurbaşkanı tarafından atandığı ve daha da önemlisi görevlerinden alınabildiği bir durumla karşı karşıyayız.

Rekabet ortamını düzenlemekle görevli bir üst kurulun siyasi otoriteden bağımsız hareket edebilme yetkisini kaybedeceği, teşebbüsler arası uyuşmazlık hâlinde siyasi baskı hissiyatıyla siyasi otoriteden yana tercih kullanabileceği riski taşıyacağı ortadadır. Bu durum mali anlamda da tek adam otoritesini güçlendirmektedir. Bu düzenlemeyle Rekabet Kurumunun yeni sisteme uyumlu olmasının hedeflendiği açıktır. Ancak yapılan teknik düzenlemelerin ötesinde kurumun ruhuna zarar verecek bir boyuta taşımıştır. Her an görevden alınma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kurum üyesinin nasıl kararlar alacağı maalesef tartışmaya açık hâle getirilmiştir.

Bu teklifle, Rekabet Kurumunun özerk olarak hareket etmesi ve karar alabilmesine dair temel dayanaklar ortadan kaldırılmaktadır. Kurum, tipik bir kamu kurumu niteliğine dönüştürülmek istenmektedir, böylece kurumun kuruluş felsefesi ortadan kaldırılmış olacaktır.
“İktidar biziz, her yeri biz belirleriz, her alanı da biz yönetiriz.” anlayışının artık okul aile birliklerine kadar sirayet ettiğini hepimiz kendi mahallelerimizden iyi biliyoruz. Yani bir okulun yardımlaşma kurumu olan okul aile birliklerinin dahi iktidarın müdahalesiyle kendilerine yakın olan insanlar tarafından yönetilmesini sağlayacak birtakım düzenlemeler ve müdahalelerin yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bütün bu koşullar altında bir rekabetten bahsetmek, ticari hayatına olumlu bir katkıdan bahsetmek mümkün değildir.

Bunu sağlayabilmek için özellikle bu Kurumun özerkliğini sağlayabilecek birtakım yasal değişiklikler ve düzenlemeler oluşturulması gerekiyor. Esasında, Rekabet Kanunu’nda bir değişiklik yapılacaksa, bu Kurumun düzenlemesinde bir değişiklik yapılacaksa öncelikle bu Kurumun özerkliğini sağlayabilecek değişiklikler yapılması gerekirdi.

Yani bu anlamıyla bu yasanın Rekabet Kurulunun, sermayenin ve piyasaların hayrına bir iş olmadığını belirtmek isterim. Bu Kurum mali alanda otoriterleşmeyi sağlamaktadır. Bu kanun, Rekabet Kurulunun tek adam rejimine uyumlu hâle getirilmesine yönelik bir kanun değişikliğidir. 2011 ve 2012 yılında KHK’yle Rekabet Kurumunun yönetsel anlamda özerkliği kaybettirilmiştir, şimdi de bu kanunla yapısal olarak da özerkliği kaybettirilmektedir. Yani Rekabet Kurumu, bizden önceki hatiplerin de belirttiği gibi artık rekabeti ifade eden bir Kurum olmaktan çıkıp Cumhurbaşkanının emir ve talimatlarıyla hareket eden bir kurum hâline dönüşmüştür. Söyleyeceklerimiz bundan ibaret.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)