Paralel sıkıntılar

Paralel sıkıntılar

Ülke her türden bir yeniden yapılanma süreci yaşıyor. Tasviyeler, yer değiştirmeler, yolsuzluklar, yeni ittifaklar ve darbeler süreci yaşıyoruz. Dünün müttefikleri bugünün düşmanları, dünün düşmanları ise bugünün müttefikleri haline geldi. Yeni müttefikler el birliği ile yeni oluşan ortak düşmana karşı mücadele veriyorlar. Dünün demokratları da bugün ne yapacağını şaşırmış durumdalar. “Eee, yetmez ama evet” diyerek savundukları yargı düzenlemesinin başına gelenleri şaşkınlıkla izliyorlar. Bu yeni ittifaklar yeni yakınlaşmalar veya paslaşmalar (çoğu kez kullanılan tanım üzerinden eleştiri aldığımız için tanımı çok seçenekli yapmak daha yerinde olacaktır) taraflarca şimdilik reddediliyor ve bunu dile getirdiğimizde de hemen ağır eleştirilere maruz kalıyoruz. Geçmişte o kadar çok ağır laflar sarf edildi ki şimdi oluşan bu yeni yakınlaşmaları kabullenmek, dilendirmek ve savunmak pek mümkün gözükmüyor. CHP ile Gülen Cemaati yakınlaşması, AKP ile Ergenekoncular yakınlaşması, karşı refleks olarak da Kürt siyasal hareketi lideri ve AKP yakınlaşması- ittifakı gözünü kapatmayanların gördüğü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
Kürt siyasal hareketi ile AKP yakınlaşmasında farklı duruşlar sergilenmekte; BDP ve HDP yöneticileri açıklamaları daha doğru bir noktadan ele almaktalar. Selahattin Demirtaş’ın “Biz AKP ve Cemaatten yana değil adaletten yanayız” açıklaması içimizi rahatlatırken, Abdullah Öcalan’dan gelen ve 17 Aralık operasyonları ile ilgili Tayyip Erdoğan’ın tanımlamasıyla aynı tanımlamayı yaparak işin yolsuzluk boyutunu es geçip bu operasyonları “darbe” olarak nitelendiren açıklama sıkıntı yaratmaktadır. Şüphessiz ki çözüm sürecini yürüten Hükümete karşı özellikle de bu çözüm süreci ile ilgili eleştiriler varken sahip çıkmaya hak vermeliyiz, ancak yolsuzlukları görmezlikten gelip dahası operasyonları Tayyip Erdoğan’ın tanımlamasıyla değerlendirmeyi de doğru göremeyiz.
Kürt siyasal hareketine yönelik eleştiri yapmışken bir konuyu daha dile getirmek isterim. Bese Hozat’ın Ermeni ve Rumlar ile ilgili yaptığı açıklama çokça tartışıldı. Ben de Bese Hozat’ın açıklamasının doğru olmadığını, niyeti ne olursa olsun ülkemizde yaşayan ve her fırsatta ayrımcılığa tabi tutulan Ermeni ve Rumlar üzerinde, “Bunlar zaten ülkenin arkasından iş çeviren topluluklar” algısına hizmet edecek sözler olduğunu düşünenlerdenim. Ancak bu sözlerin eleştirisi de, eleştirilere verilen cevaplar da çok insafsızca yürütüldü. Tartışmaları yakından takip ettim. Bese Hozat ve Bese Hozat’ı haklı bulanlara karşı yapılan eleştiriler, bu kişilerin geçmiş pratiklerine bakılmaksızın vicdansızca yapılmıştır.
Aynı şekilde hem Bese Hozat’ı haksız bulup eleştirenler ise, örneğin Yeni Özgür Politika gazetesinde M. Delila ismiyle yazılan yazıda söylendiği şekilde “… ya da başka nedenlerle Kürt Özgürlük Hareketine karşı duyulan tepkinin bu vesile ile dışa vurulmasıdır” eleştirisi de başka bir vicdansızlıkır. Eğer burada kastedilen zaten bugüne kadar Kürt hareketini her fırsatta eleştirenler ise onların bahaneye ihtiyaçları olmadığını da en iyi Kürt siyasal hareketi bilecektir. O halde o sözleri ben ve Ermeni dostlar üstüne alınmamalıdırlar. Kimse eleştirilmez değildir ama vicdanlarımızı ve durduğumuz yeri eleştirdiğimiz kişilerin pratiklerini göz ardı etmeden yapmalıyız bu eleştirilerimizi.

Evrensel Gazetesi /  17 Ocak 2014