Paralel ortaklar

Paralel ortaklar

Paralel devlet tartışmaları olanca hızıyla sürüyor. Başbakan ve birçok kesim devlet içinde başka bir devletin varlığını ve bunların paralel bir yapı oluşturduğunu, 17 Aralık’ta ise bu paralel devletin, mevcut seçilmiş Hükümete yolsuzluk adı altında bir operasyon düzenleyerek “darbe” yapacağını dile getirmeye devam ediyorlar.
Biz, ülkemizin doksan yıllık geçmiş pratiğine bakarak bu ülkede devletin sahibinin asker olduğunu ve seçilmiş hükümetlerin bu sahiplerin belirlediği çerçevede görev yaptığını, çerçeve dışına çıkmaya çalışanların da 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta olduğu gibi hizaya getirildiğini, gelmeyenlerin ise devre dışı bırakıldığına tanık olduk.
AK Parti Hükümeti “demokrasi, hak, hukuk, aş, iş özgürlük, barış” gibi ülkenin doksan yıldır duyduğu temel özlemler üzerinden, dönemin ekonomik buhranını da kullanarak büyük bir umutla iktidar oldu. AK Parti iktidar olduktan sonra “demokrasi, hak, hukuk, aş, iş özgürlük, barış” konularında çok iş yapıyormuş gibi gözüküp, mağduriyetleri giderecek adımlar atmadı ama tribünlere yönelik çokça göz boyayıcı toplantılar, çalıştaylar, kurultaylar yaptı. “Adım atacaktır teşvik edelim, destekleyelim, itekleyelim” diyen liberal aydınların desteğiyle de özellikle Avrupa kamuoyunda demokrat bir görünüm sergiledi. Attığı adımlar ise kendince 1. sınıf vatandaş olarak gördüğü ve çoğunlukla da kendi seçmen tabanı olan muhafazakâr kesimin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde oldu. AK Parti tam anlamıyla “demokrasi, hak, hukuk, aş, iş özgürlük, barış” konularında “kendine Müslüman” bir tavır sergiledi.
AKP;  liberalleri, Avrupa Birliği ve Avrupa kamuoyunu attığı adımlarla da ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan sağ seçmenin de desteğiyle yılların “derin ve ülkenin sahibi olanları mağlup etti”
O yapıyı yıktı. Bunu yıkarken de en büyük destekçisi devletin önemli kademelerinde etkin bir şekilde yer alan “Gülen Cemaati” idi.  Yapılanlar ve yapılmayanlar günahıyla ve sevabıyla bu kesimlerin ortaklığı ve diğer saydıklarımın da desteğiyle olmuştur.
Sonra ne mi oldu? ‘Öküz öldü ve ortaklık bozuldu’. Devletin yeni sahipleri ülkeyi demokratik bir yapıya kavuşturma yerine paylaşım telaşına düştüler. Gemiden ilk atılanlar rotaya itiraz eden liberaller oldu. Onların zaten dümenin başında olmak gibi ne bir niyetleri ne de böyle bir güçleri vardı. Onlar ülkenin demokratik bir yapıya kavuşması için hükümetin desteklenmesi gerektiğini savunanlardı. Sonra yaşanan Gezi direnişi AK Parti iktidarının görünmeyen yüzünü açığa çıkarttı ve zaten sapan rotayla problemli hale gelen Avrupa kamuoyu noktayı koydu. Ancak on yıl boyunca yapılan tüm işlerde ortak olanlar içerisinde dümene kendini yakın hisseden çoğu zamanda zaten elinin birisi dümende olan Cemaat harekete geçti. Baktı ki işler tersine gidiyor ve müdahale etmezse tamamen dışarıda kalacak hatta Başbakanın tek adam olma hırsına kurban edilecekler. “Benim ülkem, benim bakanım, benim memurum, benim bürokratım” artık onların olmayacaktı. Bu nedenle de dosyalar önceden hazırlanmaya başlamıştı bile hem de karşılıklı, bir tarafta MİT diğer tarafta Cemaatin bürokratları karşılıklı çalışma yapıp dosyalarını oluşturdular, gün gelecek ve lazım olacak diye. O gün geldi çattı, ortalık toz duman. Şimdi bir taraf “yolsuzluk” diğer tarafta “darbe” söylemlerine sığınıyorlar. Bizden de taraf olmamız bekleniyor. Biz zaten biliyorduk ki sizin derdiniz ne dün ne de bugün “demokrasi, hak, hukuk, aş, iş özgürlük, barış” olmadı.
O yüzden başta HSYK olmak üzere dün yaptığınız kanunları bugün yeniden değiştiriyorsunuz. Dün karşı çıktığınız darbe anayasasını bugün savunuyor ve uyguluyorsunuz. Yaptığınız tüm haksızlıkların, hukuksuzlukların, yolsuzlukların ve vicdansızlıkların meşruluğu içinde sandığı gösteriyorsunuz.

Evrensel Gazetesi /  24 Ocak 2014