Oğlum Ali

Oğlum Ali

Başbakan Tayyip Erdoğan, muharrem ayı vesilesiyle katıldığı iftarda; “En büyük kayınbiraderim Hüseyin’dir, ikinci sıradaki kayınbiraderim Hasan’dır, diğer kayınbiraderim Ali’dir. Şimdi bir torunum geliyor isminin bir tanesi Ali olacak” dedi ve Alevilerle Sünnilerin arasında çok cüzi bir fark olduğunu onu da gidereceklerini de ekledi.
Başbakan Alevi meselesinin “Ali, Hasan, Hüseyin” isimlerinden ibaret olmadığını, bu isimlerin ülkemizde Alevi-Sünni tüm kesimlerce kullanılan isimler olduğunu, bu isimlerin sadece Alevilere özgü isimler olmadığını, bu isimleri koyunca Alevileri çok sevdiği anlatmaya çalıştığından ve onların tüm sorunlarının çözülmediğini bilmediğinden değil, doğrudan siyasetçi olduğundan ve siyaset yaptığından böyle konuşmaktadır. İşin kötü ve çirkin tarafı da burasıdır. İnsanları siyasetten soğutan böyle yaklaşımlardır. Siyaseti bu şekilde yapanlar yüzünden ülkemizde siyaset kurumların hiçbir dönemde güvenirliği olmamıştır. Ülkenin en önemli sorunlarına dalga geçer gibi böyle yaklaşımlarda bulunan siyasetçiler yüzünden insanlar, toplumlar sorunlarını çözebilecek başka alanlara başka kurumlara yönelmişlerdir. Bu siyaset tarzı kime ne sağlıyor? Şimdi Aleviler mutlu mu olacaklar, sevinecek ve Başbakanın torununun kutlu doğumunu mu bekleyecekler? Bütün bunlar kimin için daha doğrusu bu siyaset kime yapılıyor? Tabii ki Başbakanın birinci sınıf vatandaşları olan kendi seçmen tabanı için yapılıyor. Nasıl mı? Konu basit, etrafınızdaki AKP tabanıyla bir Alevi olarak konuştuğunuzda sorunun cevabını alıyorsunuz. Dedikleri şu; “Bak koca Başbakan torununa Ali ismini koyuyor daha ne istiyorsunuz, amma da nankörsünüz ha!”
İşte bu çirkin siyaset bunların böyle konuşabilmesi için yapılıyor.
Cumhurbaşkanı bizi Çankaya Köşkü’nde oruç açım yemeğine davet etti. Ben ve bazı kurum başkanı arkadaşlarımız bu daveti “inancımızın gereği” olarak kabul etmedik. Bunu Sayın Cumhurbaşkanını veya makamını protesto için yapmadığımızı da yazdık. Çünkü biz matem orucunun protokol masalarında siyasi ortamlarda açılmayacağını biliyor ve öyle inanıyoruz. İnançlara saygıysa bizim bu inancımıza da saygı beklerken malum tabanın sesi olan vatandaş cevap veriyor; “Yıllardır bıkıp usanmadan uzatılan dostluk elleri içerisinde hiç uygun olanı yok muydu acaba? Hep bir gerekçeyle reddediliyor”
Bize denilen hep aynı; birinci sınıf vatandaş ve o vatandaşın devleti – hükümeti lütfedip bizi insan yerine koymuş ve bir yere davet etmiş veya torununa ‘Ali’ ismini koymuş daha ne istiyorsun… İnancına uygun olmasa da kalkıp gideceksin, Ali ismi konulmasını da coşkuyla karşılayacaksın. Bizden beklenen budur.
Bu bakış açısına örnek olacak bir vaka daha yaşadık bu günlerde: Ben kendisini hiç tanımam ismini de hiç duymamıştım ama meğer bilenen bir kişi imiş Murat Kadıoğlu. Bu şahıs Manken ve Sunucu eşi Simge Tertemiz ile boşanmışlar, boşanma nedeni olarak kızın Alevi olmasını açıklarken lütfedip “Onunla Alevi olduğunu bildiğim halde evlenmiştim” diyor.
Ne mutlu bize! Cumhurbaşkanı Alevi Rektör bile atıyor! Büyükşehir Belediye Başkanı Alevi birsinin bile nikahını kıyıyor! Bir iş adamı Alevi bir kadınla bile evleniyor. Başbakan torununa bile Alevi ismini koyuyor. Daha ne istiyorsun oğlum Ali!

Evrensel Gazetesi /  15 Kasım 2013