Nükleer Enerji Santralleri Değil, Yenilenebilir Enerji Üretimi İstiyoruz!

TBMM 27. Dönemi’nin 1.yılının son gününde görüşülen 11. Kalkınma Planı kapsamında HDP İstanbul Mv. Ali Kenanoğlu nükleer enerji başlıklı kürsü konuşması gerçekleştirdi. 

Konuşmasına, ekosistem düşmanı nükleer enerjinin yerine yenilenebilir enerji üretim imkanları üzerine düşünmek gerektiğini söyleyerek başlayan Kenanoğlu, ancak bu yolla enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtulmanın da mümkün olabileceğinin de altını çizdi. 

İktidarın, 2011 yılında, nükleer enerji santrallerini Türkiye açısından olmazsa olmaz olarak gördüğünü; aksi takdirde 2019 yılında Türkiye’nin elektriksiz kalacağını belirttiğini hatırlatan Kenanoğlu, gelinen noktada iktidarın hesaplarının tutmadığını ve Türkiye’nin nükleer enerji santrallerine ihtiyacının olmadığının görüldüğünü ifade etti. 

Kenanoğlu, konuşmasının ikinci bölümünü, hanelerin çatılara veya cephelere kuracakları panellerle kendi elektriklerini üretmesinin ve fazladan üretimin de elektrik şirketlerine satılmasının yasal zeminini oluşturan “Çatı Mevzuatı”na ayırdı. Mevzuatın 2018 yılının Ocak ayında resmi gazetede yayınlanmasının ardından devlet tarafından teşvik hamlelerinin gelmediğine; ve projenin 60.000 TL’ye dayanan maaliyetinden ve bu maaliyetin haneler açısından ancak 8 yıl içerisinde amorti edilebilmesinden ötürü hanelerdin kendi elektriğini üretmeye yanaşmadığına dikkat çekti. 

“Bu kanun çıkıyor ama bu kanunun şu an kimse farkında değil. Eminim ki burada birçok milletvekili arkadaş da bunu ilk defa duyuyor. Niye?” diyerek aradan geçen 1.5 yıla rağmen mevzuatın kamuoyunda yaygınlaşamadığına vurgu yapmak isteyen Kenanoğlu, devletin bu mevzuatın yaygınlaşması hususunda sorumluluk alması ve maaliyetinin düşürülmesi gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulundu.



On Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı hakkında, bu nükleer enerji santrallerinin iptal edilmesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge doğrultusunda söz aldım.
Tabii, biz bu nükleer güç santrallerinin, bu projelerin iptal edilmesini, bunlara yatırım yapılmamasını ve bunun yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına yönenilmesini öneriyoruz. Ülkemizin yaşadığı bağımlılık yani enerji bağımlılığı… Ki önümüzdeki yüz yılların da en önemli konularından birisi enerji kaynakları olacak ve bizim enerji kaynakları konusunda kendi ülkemizin kaynaklarına ya da ülkemizin imkânları doğrultusundaki kaynaklara yönelmemiz gerekiyor. Şunu daha önce de dile getirmiştik: Yani bağımlılıkta Amerika’dan kurtulup Rusya’ya yönelik bir bağımlılığın oluşması bizim ülkemizin hayrına, bizim faydamıza olan bir durum değil. S400’lerle başlayan sürecin uçak alımlarıyla ve benzeri konularla da ilerlediğini ve bu bağımlılığın giderek arttığını da görüyoruz. Ayrıca enerji konusunda çok ciddi bir bağımlılık sürecinin yaşandığını da görüyoruz.
Şimdi, bu nükleer santraller, nükleer güç santralleri savunulurken 2011 yılında 2 gerekçe ortaya sunuluyordu. Bunlardan bir tanesi 2023 yılı ekonomi hedefiydi. Yani ekonomide konulan hedefin 2023’te 2 trilyon dolar olacağı şeklindeydi ancak bunun 2018’de gerçekleşen hâli 784 milyar dolarda kalmış durumda. Burada çokça dile getirildi, bu tabloda da bütün bu açıklanan hedeflerin nerede kaldığını çok net bir şekilde görüyoruz. Orada o zaman şu söylendi 2011 yılında, denildi ki: “Biz ekonomide o kadar büyük atılımlar yapacağız ki -fabrikalar, işletmeler, tesisler- 2019’a, 2020’ye geldiğimizde artık bizim elektrik üretimimiz, enerji üretimimiz yetmez hâle gelecek. Bırakın fabrikaları, işletmeleri, evlere dahi elektrik veremez, enerji sunamaz hâle geleceğiz. Bu nedenle de nükleer güç santrallerine ihtiyacımız var.” Ama gelinen gösterge, gelinen sonuç açıklanan hedefin yarısının da altında olduğunu gösteriyor. Öyleyse demek ki bizim nükleer güç santrallerine bu kadar ihtiyacımız yokmuş, genel sonuç bunu gösteriyor açıklanan hedefle.
Diğer bir konu ise yenilenebilir enerji santrallerinin ya da enerji kaynaklarının pahalı, maliyetinin çok yüksek olduğu yönünde ve nükleer enerji santrallerinin de buna nazaran ucuz olduğu yönündeki bir gerekçeydi 2011’de sunulan. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu durum da tersine dönmemiş olsa bile bu oranlara… Ki tersine de dönmüş durumda birçok veriyle birlikte baktığımız zaman. Dolayısıyla şu anda yenilenebilir enerji, nükleer güç santrallerinden çok daha ucuza elde edilebilir durumdadır.
Ülkemiz ayrıca güneş enerjisi yönünden özellikle Avrupa’ya nazaran kat kat daha fazla imkâna sahip. Ki orada kullanılan enerji imkânının onda 1’i, yüzde 1’i belki kullanılamaz hâlde yani oranı tam olarak ifade edemiyorum. Ama şöyle bir şey var: 2018 Ocak ayında burada bir kanun çıkıyor arkadaşlar ve “çatı mevzuatı” diye. Çatı mevzuatı, evlerimizin üzerinde, fabrikaların ya da kendi kullandığımız evlerin üzerinde kurulan panellerle üretilen elektriğin şehre satılması ya da bu konuyla ilgili işletmeye satılması yönünde. Bu kanun çıkıyor ama bu kanunun şu an kimse farkında değil. Eminim ki burada birçok milletvekili arkadaş da bunu ilk defa duyuyor. Niye? Bu kanun çıkartılırken, bu düzenleme yapılırken Maliye Bakanı bunu geliştireceklerini, bunu teşvik edeceklerini, bununla ilgili düzenlemeler yapacaklarını ve insanların artık kendi evlerinde, çatılarında ürettikleri elektrikle büyük oranda enerji imkânını sağlayacaklarını da ifade ediyor ancak gelinen noktada bunun varlığından dahi kimse haberdar değil, bırakın kullanmayı. Neden? Çünkü maliyeti çok yüksek bir noktada ithalattan kaynaklı olarak. 60 bin liraya sistem mal ediliyor ve ortalama ömrü 25 yıl ve amorti etme süresi de 8 yıl olarak karşımızda duruyor. Maliyetinin yanı sıra bu sistemi kendi evinize ya da fabrikanıza kurabilmeniz için de yaklaşık dört ay süren bir bürokrasiyle uğraşmanız gerekiyor. Şimdi bizim buradan yürütmeye önerimiz şudur: Bu sistem Avrupa’da evlerde çok yaygın kullanılıyor. Bizzat ben de bunu Almanya’ya gittiğimde gördüm. Evlerin üzerindeki çatılara kurulan, fabrikalara kurulan bu güneş enerji sistemleriyle üretmiş olduğunuz elektriği siz evinizde kullanıyorsunuz, işletmenizde kullanıyorsunuz, fazlasını o bölgenin enerji firmasına satıyorsunuz ve böylelikle devletin çok büyük yatırımlar yapmasına ya da işte böyle nükleer güç santralleri gibi tehlikeli işlere girmesine gerek kalmadan enerji ihtiyacını da karşılama imkânı oluyor. Bunun çok ivedilikle gerçekleşmesi için gerekenlerin yapılmasını talep ediyoruz.