Neden HDP’liyim?

Neden HDP’liyim?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) daha doğrusu HDP’yi kuran Halkların demokratik Kongresi (HDK) den önce hiçbir siyasi akımın, oluşumun, partinin içerisinde görev almadım. Partili olmadım. Tüm yaşamım ve mücadelem Alevi örgütlenmesine Alevi hak mücadelesinde geçti.

HDK ile birlikte aktif görev almaya başladım ve daha sonra da HDP’den Milletvekili adayı olup 25. Dönem İstanbul Milletvekili oldum. Kısa süren Milletvekilliği döneminden sonra da HDP içerisinde olmaya devam ediyorum.

Birçok kişi özellikle de ilk defa tanıştığım insanların şaşkınlığını yüzlerinden okuyabiliyorum. Sivas havalimanı VIP bölümündeki polis memurunun yüz ifadesi, dahası Almus Jandarma subayının şaşkınlığı gözümün önünden gitmiyor. Çünkü onlar beni hiç tanımayan kişilerdi.

Muhabbet şöyle gelişiyor;

  • Vekilim hangi parti?
  • HDP
  • Nerelisiniz?
  • Tokat
  • Kürt müsünüz? Allah Allah Tokat’ta Kürt var mı?
  • Türk’üm, Türkmen’im
  • Sosyalist partilerden misin?
  • Yo, değilim
  • Hayırdır o zaman, niye HDP?

Bunlar benimle ilk defa tanışan genelde resmi görevlilerle aramda geçen muhabbetler.

Bir de benim kim olduğumu bilenler var. Onların cevabı kıskançlık ve çekememezlikle doğru orantılı olarak; “Milletvekili olabilmek için HDP’ye gitti”  cümlesinden ibarettir.

Bunların dışında hakikaten benim Alevilik mücadeleme saygı duyan ama siyasi tercihimi anlayamayan arkadaşların soruları var ki onlar gayet samimice; “Neden HDP?”

Türkiye’de genel algı şöyledir; Muhafazakâr Sünni Türkler AKP’de, Aleviler CHP’de, Milliyetçi Sünni Türkler MHP’de, Kürt’ler HDP’de siyaset yapar.

Biraz daha siyasete aşina olanlar HDP’de Kür siyasetçiler dışında Sosyalist parti ve gruplarında var olduğunu bilmektedir.

Şimdi yukardaki sorulara yanıt vermeye çalışacağım.

Öncelikle Milletvekili olabilmek için, yani çıkar için HDP’li olduğum yönündeki iddiadan başlayalım.

Milletvekili olabilmek için yani çıkar için HDP’li olmak!

Herkes bir çıkar için siyaset yapmaktadır. Mesele bu çıkarın kişisel çıkar mı, toplumsal çıkar mı olduğudur.

Kişisel çıkar için siyaset yapmak,  kendi savunduğun ilkelere ters düşen bir siyasi partide bir yerlere gelebilmek için siyaset yapmaktır. Ben ise başından beri savunduğum ilkeleri benimseyen bir partide siyaset yapmaktayım. Eğer ben CHP’de siyaset yapıp oradan Milletvekili olsaydım o zaman benim için bu sözler söylenebilirdi. (Konuyu birazdan gerekçelendireceğim)

Tabi bir de toplumsal çıkar içerisinde sivrilme, kişisel başarı gösterme durumu vardır. Bu kişisel başarılar da toplumsal mücadelede elde edilen kişisel kazanımlar olmaktadır. Bunlara da kişisel çıkar için siyaset yapmak denemez. Toplumsal çıkarı esas alanlar için mensubu bulunduğun toplumun çıkarı uzun vadede zaten kişisel olarak kendisini de olumlu yönde etkileyecekdir.

Ben daha önce hiçbir siyasi parti mensubu olmadım, hiçbir siyasi partiden aday adayı olmadım, aday adaylığı için hiçbir partiyle ve/veya kişiyle gizli ya da açık bir görüşme yapmadım.

Benimle kişisel husumet besleyen kimileri benim geçmişte Türkçü, Ülkücü partilerde ya da siyasetlerde ya da fikirlerde olduğumu iddia etse de geçmişte kapısından içeri girdiğim tek parti Ecevit’in DSP’si olmuştur.  O dönemler 16 -17 yaşlarımda, bir dönem çalıştığım iş yeri patronumun DSP İl yöneticisi olmasının etkisiyle olmuştur. Kaldı ki insanların siyasi fikirlerinde değişiklikler göstermesi yadırganacak bir durum değildir. Bilinçlenme, kişisel fikri gelişim ve değişimle ilgilidir.

Benim tek mücadele alanım Alevilik oldu. Alevi mücadelesinde sivrildikçe etrafımdaki dostlarım, akrabalarım benim Milletvekili olabileceğim beklentisine girdiklerinde onlara hep şunu söyledim. “Milletvekili olmak isterim ama Milletvekili olmak için mücadele etmem. Ben inandığım doğrultuda mücadelemi sürdürüm, bu mücadele beni Milletvekilliğine götürürse ne ala, ama illa da götürecek diye bir şey yoktur. Ben o beklentide değilim siz de olmayın”

Alevi Kurumlarının başkanlarına ve yöneticilerine yönelik eleştirilerim de kamuoyunca bilinmekteydi. Birçok mücadele arkadaşımın hedefinde Milletvekili olmak vardı. Mücadelelerinin o maçla yapıldığında nasıl eğilip büküldüklerini görmüştüm. Yani amaç Milletvekili olmak olunca eğilip bükülmeler, tavizlerin ardı arkası kesilmiyordu. Bunun yanlış olduğunu ve bu yöntemle kimsenin başarıya ulaşamayacağını düşünüyordum.

Ben onların yaptığı yanlışı yapmadan kendi inandığım Alevilik mücadelesine devam ettim ve sonucunda o mücadele beni Milletvekiliğine taşıdı.

Peki, neden CHP değil de HDP?

Bizim savunduğumuz değerler çerçevesinde, tabanımızın yakın gördüğü ve parlamentoyu hedefleyen siyaset yapabileceğimiz iki parti vardı CHP ve HDP. Alevi toplumunun çoğunluğunun CHP’li olduğu yerde özellikle de benim gibi Tokatlı bir Türkmen Alevinin doğal olarak CHP’li olduğu düşünülmektedir.

Milletvekili adaylığım sürecine kadar hiçbir siyasi parti ile bir üyelik vb ilişkim olmadığını söylemiştim. Hele de CHP hiçbir zaman siyasetini onaylamadığım ve bırakın üyeliği oy dahi vermediğim bir parti olmuştur. Oy kullanmaya başladığımdan beri tercihlerim ÖDP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP oldu. İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde ise 2014 yerel seçimleri haricinde hepsinde büyükşehirde kazanma ihtimali yüksek olan CHP adaylarına oy verdim. CHP ile olan ilişkim sadece büyükşehir belediye başkanlığı için verdiğim oylardan ibarettir.

2007 genel seçimlerinde CHP’den aday olmak için Alevi kurum yöneticilerinin sıraya girdiği bir dönemde CHP Genel Başkanı olan Sn. Deniz Baykal şahsımı aramış ve kapımız açık demiştir. Ancak ben hayatımın hiçbir döneminde CHP’nin kapısının önünden geçmediğim gibi o zaman da bunu yapmadım.

Oysa kimileri benim geçmişte CHP’li olduğumu zannedip Milletvekilliği için HDP’ye gittiğimi söyleyebilmektedir.

Alevilik mücadelesi yürütürken savunduğumuz ilke beliydi. Bu ilke sadece benim değil kurumsal olarak gerek Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri gerekse de başkanı olduğum Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinin ilkeleriydi.

Bunlar;

Aleviliğin sorunları; mevcut statükocu ve yasakçı çakma bir Laiklik anlayışından kaynaklıdır. Cemevlerinin ibadethane kabul edilmeyişi, Zorunlu Din Dersleri, Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı, Alevi köylerine cami yapma ve imam atama uygulamaları, İmam hatip liseleri ve İlahiyat Okullarının varlığı Türkiye’de Sünni Hanefilik haricinde diğer tüm inançlar özellikle de Alevilik açısından negatif bir etki yaratmaktadır. Bu durumu eşit yurttaşlık hukukuna ve demokratik bir ülke anlayışına aykırıdır.

Aleviliğin sorunları açısından bu siyasi saptamayı yaptıktan sonra bu saptamaya CHP ve HDP’nin nasıl baktığını da ortaya koymak gerekir.

CHP Din – Devlet ilişkisinde Laik değildir.

CHP’nin konuya ilişkin açıklamaları hem herkes tarafından bilinmekte hem de Google ortamında bir arama yaptığımızda da ortaya çıkmaktadır.

CHP, Diyanet İşleri Başkanlığına karşı değil hatta biz kurduk diye övünmekte, gerekli olduğunu da savunmaktadır.

CHP, İmam Hatip Liselerine karşı değildir, hatta bunları kendilerinin kurduğunu söyleyip bununla övünmektedir. Konuya ilişkin bir röportajında Sn. Kılıçdaroğlu şöyle demektedir. “Efendim CHP gelince imam hatipleri kapatacakmış, yahu niye kapatalım, İmam Hatipleri kuran CHP, Diyanet İşleri’ni kuran CHP.”  [1]

CHP’nin Din Dersleri ile ilgili görüşü de bunlardan farksızdır, CHP Din Derslerinin okullarda okutulmasına karşı çıkmamakta ancak içeriğinin kapsayıcı olmasını savunmaktadır.

Bazı kavramlar evrenseldir ve öyle kişilere, ülkelere göre değişmez. Hem Laikliğin bekçisi olup hem de Dinin Devletin kontrolünde olmasını kabul etmek olmaz, bu sekülerizm, laiklik değildir.

Demokrasi, İnsan hakları gibi kavramlar da evrensel bir kavramdır. Benim laiklik ve Demokrasi anlayışım, inancım evrensel laiklik ve demokrasi anlayışıdır.

Laikliğin evrensel tanımı ve uygulanışında Devletin dini kurumları olmaz, Devlet dini eğitim vermez, bunu inanan insanlar,  inancın mensupları yaparlar. Avrupa’da Okullarda seçmeli Din dersleri vardır ama oradaki dersleri de ders verecek öğretmenleri de ilgili inancın mensupları belirlemektedir.

Demokrasi ve Laikliğin eksikliklerine rağmen tanımına en yakın uygulandığı Avrupa ülkelerinde Diyanet gibi bir kurum yoktur, Okullarda Din Dersleri kimi ülkelerde seçimlik olarak yukarda belirttiğim şekilde vardır.

İmam hatip okulları, İlahiyat fakülteleri gibi Devle ait dini okullar bulunmamaktadır.

Devlet Dinlere, İnançlara karşı nötr dür. Hepsine eşit yakınlıkta ve eşit uzaklıktadır.

Türkiye’de Laiklik adı altında başörtüsü yasaklanırken Laikliğin gerçek anlamda uygulandığı Avrupa ülkelerinde serbest olduğunu unutmayalım.

İşin kısası CHP’nin Din – Devlet ilişkisine bakış açısı seküler değildir, Laik değildir.

CHP Devlet kontrollü bir Din – Devlet ilişkisini benimsemektedir. Bana ve benim gibi düşünen birçok Alevi kurumuna göre de Türkiye’de Aleviliğin yaşadığı sorun tam da buradan kaynaklanmaktadır.

Buradan soruya gelirsek; Alevi kurumlarındayken onların içinde başında yer alırken bütün bu Din – Devlet ilişkisine karşı çıkıp, bu sakat ve çarpık ilişkiye karşı mücadele edip sonra da bunu savunan bir partide siyaset yapmak mı “kendi çıkarı için siyaset yapmaktır”? Yoksa bütün bu Din – Devlet ilişkisine karşı çıkıp bu ilişkiyi tümden reddeden bir partide siyaset yapmak mı kendi çıkarı için siyaset yapmaktır?

Mesele Din – Devlet ilişkisinde böyle olduğu gibi aynı şekilde Demokrasi, eşit yurttaşlık meselesinde de böyledir.

Demokratlığın terazisi

Yaşadığımız ortak Vatanda bizden farklı olan etnik ve inançsal toplumlar bulunmaktadır. Bir kişinin demokratlığının terazisi karşıtının haklarına nasıl baktığıdır. Yani bir Alevinin demokratlığı Sünni Müslüman’ın inanç, ibadet ve taleplerine hangi kapsamda bakmasıdır. Örneğin Hacı Bektaş Dergahı Alevilere teslim edilsin derken Sünni Cemaatlerin dergahlarına yasakçı bir bakış açısıyla yaklaşıyorsanız siz demokrat filan değilsiniz. Bu aynı şekilde başörtüsü ve başka bir çok konu ile ilgili söylenebilir.

Bir Türk’ün demokratlığı Kürt’ün Kürt’ün demokratlığı Türk’ün, Sünni Müslüman’ın demokratlığı Alevi, Hristiyan ve de Ateiste bakışıyla ilgilidir.

Biz yaşamımızda demokratlığı elden bırakmazken acaba kendimizi hiç demokrasi terazisine çıkarttık mı, karşıtlarımızın gerçeğine nasıl bakıyoruz, onların haklarına, taleplerine nasıl bakıyoruz. Kabul ediyor muyuz, savunucu oluyor muyuz?

Yaşadığımız ortak Vatanda bizden farklı olanlara kendimiz mi bir hak belirliyoruz, yoksa kendilerinin gerçekleri üzerinden oluşan haklarını mı kabul ediyoruz.

Yani bir Sünni, Alevi’ye bir tanım yapıp bu tanım üzerinden mi haklar belirliyor, yoksa Alevinin kendi tanımını ve talebini kabul mü ediyor?

Biz bir Türk olarak Kürt’e bir tanım ve bu tanıma uygun bir sınır mı belirliyoruz, yoksa Kürt’ün kendi gerçeği üzerinden kendisinin oluşturduğu tanımı mı kabul ediyoruz?

Bütün bu soruları yaşadığımız ortak Vatan’da bulunan tüm etnik, inançsal, kültürel, ideolojik ve cinsiyet kimlikleri için çoğaltabiliriz.

Demokrasinin terazisi karşındaki kişi ya da grubun haklarına nasıl baktığındır, ancak bizde başka bir sorun da karşındaki grubu tanımlama sorunudur. Yani herkesin karşısındaki için bir tanımı vardır ve bu tanım üzerinden oluşturduğu kabul edilebilir de bir haklar listesi.

Oysa demokratlık bu değildir, demokratlık tüm bireylerin, grupların, toplumların, cemaatlerin, ulusların kendi kendilerini tanımlamaları ya da hiç tanıma gerek duymadan yaşadığı gerçekliğin kabulüdür.

Ortak Vatanda ortak yaşamı bu farklılıkların birlikte oluşturacaklar olan ise tüm bu kesimlerin dahil olmasıyla yapılacak olan ortak yaşam sözleşmesi yani Anayasadır.

Buradan konumuza gelirsek ben demokrat olmaya çalışan birisiyim. Demokrasinin terazisini de bilen birisiyim, zaman zaman da kendimi o terazide tartan birisiyim. Hal böyle olunca benim bu toplumun gerçekliliğini yok sayan bir partide siyaset yapmam ancak ve ancak kendi kişisel menfaatimi düşünmem anlamına gelecektir.

Kürt’ün Laz’ın Çerkez’in kendi Ana dilinde eğitim hakkını reddetmek, sırf Kürt kendini yönetmesin diye bütün demokratik ülkelerde bulunan yerinden yönetimi reddetmek, çok dilli, çok cinsiyetli, çok inançlı bir ülke olmayı ülkenin bekası gibi gerekçelerle yok saymak demokratlık değildir. O yüzden ben bu haliyle CHP’de siyaset yapamam yaparsam bu bütün bu ilkeleri reddetmem anlamına gelecektir.

HDP, Halkların Demokratik Partisidir, burada benim anlatmaya çalıştığım ilkeleri azami ölçüde savunan bir partidir. HDP’nin seçim bildirgeleri, parti programı ve pratik savunduğu siyaset bunu ortaya koymaktadır.[2] Hiçbir zaman parti fetişizmi içerisinde olmadım, olunmasını da doğru bulmam. Babadan Dededen CHP’liyiz söyleminde olduğu gibi bir anlayışı hiçbir zaman doğru göremedim. HDP’den Milletvekili iken yaptığım konuşmalarda; “bir sonraki seçimlerde HDP’ye oy vereceğimi dahi garanti edemem” dedim. Çünkü benim savunduğum ilkeleri reddedecek olan bir HDP, benim siyaset yapacağım ve oy vereceğim bir parti olamaz.

HDP Kürt partisi mi?

HDP çok bileşenli bir partidir. Bileşenleri sol – sosyalist partiler, kadın kuruluşları, LGBTİ toplumu, Emek örgütleri, Aleviler, Süryaniler, Ezidiler, Araplar, Ermeniler gibi toplumsal yapılardan oluşmaktadır.

Kürtler de HDP’nin bir bileşenidir, hatta en büyük bileşendir. HDP’de toplumsal kesimlerin talepleri bizzat kendileri tarafından belirlenir, demokrasi süzgecinden geçirilir ve parti programı, parti politikası haline dönüşür. Kürtler kendi tanımlarını kendisi yapar, kendi taleplerini kendileri oluştururlar tıpkı Aleviler gibi, tıpkı Ermeniler gibi. Bu taleplerin HDP içerisindeki tüm siyasetçiler takipçisi olur.

Bu anlamıyla HDP seküler, radikal demokrat bir partidir. HDP’nin radikal demokratlığı Alevi toplumu ile Şafi İnancına sahip toplumun bir arada yürüttüğü siyasi mücadeledir, bu iki kesimin taleplerde ortaklaşmasıdır. Bu talep demokratik Türkiye Cumhuriyetidir.

HDP’nin radikal demokratlığında Kürt’ün ana dilde eğitim talebi de, Türkiye’nin merkezi otorite tarafından değil yerinden yönetilmesi talebi de bulunmaktadır. Bu talepler hepimizin ortak talebidir. Bunları savunmak ne kimseyi Kürt yapar ne de kimseyi Kürtçü yapar, sadece sizi demokrat bir kişi yapar.

HDP Kürtlerin partisidir ama Kürt partisi değildir, HDP Alevilerin partisidir ama Alevi partisi değildir, HDP kadınların partisidir ama kadın partisi değildir, HDP Ermenilerin partisidir ama Ermeni Partisi değildir. HDP, emekçilerin, mütedeyyin Sünnilerin, Caferilerin, Ezidilerin, Süryanilerin partisidir. HDP ortak vatanımızda yaşayan tüm halkların partisidir.

HDP bölücü mü, birleştirici mi?

Bizim ülkemizde bölücülük; çok kimlikli, çok inançlı, çok kültürlü bir toplumda egemen olan kesimin kimliği, inancı, cinsiyeti dışında kalanları inkâr etmek, yok saymak, onları çoğunluk içinde eritmeye çalışmaya itiraz edenlere denilmektedir.

Esas bölücü olan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu güne kadarki yasaları, Anayasaladır. Bir evde iki kardeşe eşit davranmadığınızda o kardeşler önce bir birlerini kıskanır, huzursuzluk ve kavga çıkartırlar, siz yine bu ayrımcı uygulamanızı sürürseniz haksızlığa uğrayan kardeş evi terk eder. Ülkeler de böyledir. Madem biz bu ülkede kardeşiz ve Devlet Babamız var. Öyleyse Devlet Babanın bütün kardeşlere eşit davranması gerekir. Eşit davranmayan Baba aileyi dağıtandır, bölendir.

Bu ülkede bölücü olan Kürtler değildir, bu ülkede bölücü olan Kürtleri bölüp onların dilini, kültürünü, müziğini, alfabesini yok sayanlardır.

HDP, içerisinde tüm farklılıkları hem de kendi talepleriyle olduğu gibi kabul edip bir arada tutabilen tek partidir. Bu anlamıyla HDP Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet yaşamasının tek teminatıdır. HDP Türkiye’nin kendisidir, parlamentodaki tek Türkiye partisidir.

PKK’yi kim büyüttü ve kim besliyor?

HDP’nin ve HDP’li siyasetçilerin demokratik siyasetten uzaklaştırılması durumunda, siyasetçilerinin tutuklanması, iradesinin yok sayılması durumunda gençlerin demokratik siyasete olan inancı kaybolmaktadır. Demokratik siyasetten uzaklaştırılan insanlar silaha ve silahla siyaset yapan örgütlere meyletmektedir. Kimsenin keyfinden ya da hobi olsun diye silahlı bir örgütün militanı olup, yıllarca dağlarda, mağaralarda yaşamadan keyif aldıklarını düşünecek kadar aklımızı yemedik.

Çünkü yaşadığı Devletten, dili, inancı, kültürü nedeniyle baskı gören dahası hakarete uğrayan, aşağılanan insanlar bu örgütleri kendileri için bir kurtuluş örgütü olarak görmektedir. Birlikte çalıştığımız bir Diyarbakırlı Kürt arkadaşımın, “karakoldan bir posta tebligatı bile gelince karakola mı gidelim yoksa dağa mı gidelim” diye düşünmek zorunda kaldıklarını söylemişti. Çünkü karakolda onurlarının kırıldığını, olmadık hakaret ve aşağılamalara maruz kaldıklarını hem fiziki hem de psikolojik işkencelere maruz bırakıldıklarını anlatmaktaydı.

Bu anlamıyla Türkiye’de PKK nin kuruluşundan tutun ki yükselme ve yaygınlaşmasında en büyük desteği sağlayan demokratik siyaseti engelleyen, baskıcı, yasakçı, inkârcı, asimilasyoncu, imhacı politikalar yürüten Türkiye Cumhuriyetini yönetenler olmuştur.

HDP demokratik siyasetin ve silahın bıraktırılmasının en güçlü seçeneğidir. Bu seçeneği yok etmeye çalışmak, yasak getirmek, tutuklamak, silahlı örgütlere yardım etmektir.

Çimentomuz ne din ne de millettir

Ortak Vatanımızda yaşayan tüm toplumsal grupların sorunu da ortaktır. Bu sorun ise Türkiye Cumhuriyetinin demokratik bir Cumhuriyet olmamasıdır. Bir birinden farklı toplulukların çimentosu ne dindir, ne de millet, “biz”lerin çimentosu eşit yurttaşlık hukuku ve bu hukuku oluşturup yaşatacak olan demokratik bir anayasa ile oluşacak olan Demokratik Cumhuriyettir.

Ben HDP’nin Türkiye’de silahların susmasını sağlayacak; demokratik siyasete güveni tesis edecek, toplumsal barışı sağlayacak; halkaların asimilasyonunu değil eşitliğini, inançların yok sayılmasını değil özgürlüğünü tesis edecek; bu anlamda Demokratik Cumhuriyeti ilelebet yaşatacak olan parlamentodaki tek parti olduğuna inanıyorum. Bu yüzden HDP’liyim.

Benim fikrim ve siyasetim HDP’ye ipotekli değildir, ancak yukarda saydığım ilkeleri daha iyi savunacak bir parti olana kadar ve de HDP mevcut kuruluş ilkelerini terk etmediği sürece HDP’li olmaya devam edeceğim.

Bunu Tokatlı bir Türkmen, Ocakzade bir Alevi ve demokratik bakış açısını kendisine ilke edinmiş, doğanın ve tüm canlıların haklarını savunan duyarlı bir insan olarak söylüyorum.

Aşk ile

Ali KENANOĞLU

 

[1] http://www.posta.com.tr/kilicdaroglu-imam-hatipleri-neden-kapatalim-haberi-279467

[2] http://www.hdp.org.tr

 

 

Yorumlar

yorumlar