Londra’dan

Londra’dan

Sekiz gündür Londra’dayız. Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAYMER) tarafından organize edilen ve bu yıl yirmidördüncüsü yapılan Londra DAYMER Festivali kapsamında yapılan panel vb etkinliklerde EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ve Evrensel Gazetesi Yazarı Fehim Işık’la birlikte konuşmacı olarak katılmak üzer Londra’ya geldik. Festival 24 yıldır Londra’da yapılan en kapsamlı festival niteliği taşıyor. Yaklaşık bir aylık bir zaman dilimine yayılan festival; kitlesel piknik, tanıtım amaçlı resepsiyon, fotoğraf sergisi, paneller, gençlik şenliği, tiyatro gösterileri, çocuk şenliği yer alıyor ve en nihayetinde kitlesel bir park şenliği ile sona eriyor. Böyle kapsamlı bir festivali Türkiye’ de Belediyelerin dahi yapamadığını görüyoruz. Nitekim Londra’daki bölge Belediyesi, DAYMER Festivalinin gölgesinde kaldığı için kendi düzenlediği festivali yapmaktan vazgeçmiş.
Bu seneki festival gezi direnişine desteği esas alan içerik ve kapsayıcılıkta tasarlanıp uygulandı. Gezi direnişinin etkisini Londra’da açıkça görebilmekteyiz. DAYMER Başkanı Ahmet Sezgin İngiltere’de Son yirmi yılın en kitlesel protesto yürüyüşünün Gezi direnişine destek amaçlı yapıldığı dile getiriyor. Londra’da yaşayan Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin gözü kulağı Türkiye’de, evlerinde, derneklerinde, ibadethanelerinde herkes kendine yakın gördükleri yayın organından bilgiler almaya çalışıyor. Gündemi sıcağı sıcağına takip ediyorlar. Diğer taraftan da yaşadıkları ülkenin ağırlaşan yaşam koşulları ile mücadele ediyorlar. Ahmet Sezgin İngiliz işçi sınıfının ağır bedeller ödeyerek kazandığı hakların şimdilerde birer birer geri alındığını, bunun en çok da göçmen sınıfları etkilediğini söylerken, Türkiyelilerin yaşadıkları ülkedeki koşulların kötüleşmesine karşı mücadele vermediğini, sanki bunun İngilizlerin sorunu olduğu kansının hakim olduğunu söylüyor ve ekliyor; “Bedel ödemediler ki, bedel ödenerek elde edilen hakların üzerine geldiler o yüzden de kıymetini bilmiyorlar.”
Londra’ya ilk gelenleri şaşırtacak çok şey var, gezilecek görülecek bir hayli bölge ve mekan var. British Museum, opera binası, devasa resim galerisi, Grenece, Hyde Park, Aleksandra Tepesi ve BBC’nin ilk yayın kulesi, Times nehri, Karl Marx’ın anıt mezarı, tarihi parlemanto binası, Buckingham Sarayı diye başlayıp listeyi uzatabiliriz.
İstanbul’da Gezi parkının önemini Londra’yı görünce daha iyi anlıyorsunuz. Londra devasa bir parkın içine serpiştirilmiş az katlı binalardan oluşuyor. Ne tarafa baksanız binalarla değil, parklarla karşılaşıyorsunuz. İnsan sokaklarda yürürken üzerine kabus gibi çöken çirkin estetiği ve hiçbir mimarisi olmayan devasa binalar arasında değil, az katlı ve mimarı özelliği olan hoş az katlı yapılar arasında dolaşıyorsunuz. Ve mutlaka fazla yol almadan yine bir devasa parkta buluyorsunuz kendinizi. Londra sokaklarında ve parklarında dolaşırken bizimkiler olsa ne çok AVM diker ya da TOKİ’ye verip, 20-30 katlı binalar yaparlardı buralara diyerek ülkemizi yöneten çevreci, doğa aşığı(!) yöneticilerimizi saygıyla hatırlayıp kulaklarını çınlatmaktan da geri durmuyoruz.
Bu yazıyı uçakta, 11 bin metre yüksekte dönüş yolunda yazarken Londra’da sekiz gün boyunca kahrımızı çeken Cinpolat ailesine ve DAYMER topluluğuna teşekkür ediyorum.
Baki selamlar…

Evrensel Gazetesi /  12 Temmuz 2013