Kayyımların Yağmacı Zihniyetini Teşhir Ettik

HDP İstanbul Mv. Ali Kenanoğlu meclis kürsüsünden kayyım yağmacılığına dikkat çekti. 

Kayyımların şehirleri yağmaladığını ve hala vali, kaymakam vb. görevlerde bulunduklarını hatırlatan Kenanoğlu, kayyımların ve kayyımların yaptıklarına rağmen buna göz yumanların halkın vicdanında mahkum edildiğini ve sorumluların yargı önünde de yargılanıp mahkum edilmeleri gerektiğine vurgu yaptı. 


“Buraya gelirken, konuşmamı hazırlarken aslında madde üzerinde çeşitli konuları da görüşecektim. Burada yaşanan kimi tartışmalar üzerine bazı değişiklikler yaptım.

Şimdi, ben HDP’de siyaset yapan, ana dili Türkçe olan, soyunu sopunu, atasını belgeli olarak 1300’lere kadar götüren bir Türk’üm, HDP’de de onurla, gururla siyaset yapıyorum, partimi de politikasını da benimsiyorum, seviyorum.

Şimdi, bu bölücülük, terör meselesi üzerinden bir tartışma yapılıyor, çok kez umudumun kırıldığı zamanlar olmuştu. Bu kayyumların bölgede en son yapmış olduğu işlerin durumu benim çok ciddi bir şekilde hayal kırıklığına uğramama sebep oldu. Yani, hakikaten, Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler bu Misakımillî sınırlarının tamamını kendi vatanı, kendi yurdu olarak görülüyor mu endişeye düştüm. Neden? Şimdi, bakıyorsunuz, kayyumlar geçici bir süre için orada bulunduklarını biliyorlar yani kendileri bizden daha iyi biliyorlardı, ilk seçimde gideceklerini kendileri çok daha iyi biliyorlardı fakat bütün buna rağmen yani öyle fütursuzca bir yağmalaya girişmişler -bunun başka bir adı yok, bulamıyorum başka bir ad- yağmalamışlar bölgeyi, bütün o ili yağmalamışlar.

Şimdi, bu nasıl bir durumdur Allah aşkına? Şimdi, sadece belediyenin bütçesinin gelirlerini değil, aynı zamanda binalarını da başka yerlere bağışlamışlar; kaymakamlığa, emniyete. Yani belediyenin hizmet edecek biriminin kendi binasını dahi bağışlayıp öyle gidiyorlar.

Şimdi Cizre kayyumu aynı zamanda şu anda da Cizre’de de kaymakam olarak görev yapıyor. Belediyeyi aldığında 36 milyon belediyenin parası var kasasında, devrettiğinde 220 milyon borçla devrediyor, yetmiyor diyor ki belediyeye: “Benim on beş günlük maaşım var, maaşımı ödeyin.” Ya, belediye diyor ki: “Ödeyemiyoruz, para yok.” Haciz gönderiyor. Ya, böyle bir utanmazlık olur mu ya, bu nasıl bir zihniyettir? Şimdi, bu zihniyet nasıl bir mantıktır ki bölge halkına nasıl bir bakış açısıdır? Yani oradaki vatandaş şunu düşünmeyecek mi o zaman: Yani siz, buraya atanan kayyumlar, buraya devletin görevlendirerek gönderdiği yetkililer, siz bölge halkının gelirlerini yağmalamak için geliyorsunuz o zaman. Böyle düşünürüm ben olsam yani. Şimdi, bu bakış açısını bizim sorgulamamız gerekiyor. Eğer Misakımillî sınırları içerisinde bulunan her karış toprak bizim vatanımızsa ve bunların hepsine aynı derecede, değerde, önemde bakıyorsak, o zaman bunu yapan kişinin hâlâ orada kaymakam olarak görev yapmaması gerekir.

Diyarbakır Belediyesinin içerisindeki o saray odasının hesabının sorulması gerekir ki o halka hakikaten samimiyetle baktığınıza herkes inansın ve görsün. Şunu diyebilirsiniz: “O kişinin oradaki fütursuzluğudur, aymazlığıdır, kendi beceriksizliği ya da yağmacılığıdır.” Ama devletin hiçbir birimi bu konuda harekete geçmiyorsa, bütün bunlara rağmen hâlâ o kişiler orada kaymakam, vali ya da ve benzeri görevlerde devam ediyorsa, o zaman ben bir Türk olarak kuşkulanıyorum bu devletin hakikaten o bölgeye öyle bakıp bakmadığına yani. Hakikaten, oradaki insanları yurttaş olarak görüp görmediğinden endişe duyuyorum. Ben böyle duyuyorsam, oradaki yurttaş hâliyle, benden çok daha fazla, bu devlette, bu Hükûmette bu ülkeyi yönetenlerle olan ilişkisini gözden geçirmek durumunda kalacaktır. Bu, yaşanılan bir durumdur, kendisidir durumun yani. Bu, böyle bir politikle, bir ideolojik bakış açısıyla oluşan bir şey değildir. Şimdi bütün bu kayyumların tamamının, hepsinin bölgedeki durumları bellidir ve belediyeleri ne hâle getirdikleri bellidir. Bunlardan hesap sorulması gerekir, devletin sorması gerekiyor, bu ülkenin savcılarının sorması gerekiyor. Bu savcılar o kayyumlardan bu hesabı sormadığı sürece, o bölge halkıyla bu ilişkiyi sağlayamazsınız. Ondan sonra, o bizim Misakımillî, “hepimiz kardeşiz” filan, bunların hepsi hikâyeden, masaldan ibaret kalır.”