Hırsızlık tartışmasında talepler

Hırsızlık tartışmasında talepler

Ses kayıtları ve montaj tartışmalarının olanca hızıyla tartışıldığı ve gündemin montaja kilitlendiği bir ortamda başka gündemlerin alıcısı olmuyor.
Seçimlere otuz gün var ve bu otuz günde nelerin yaşanacağını kestirmek olanaksız bir durumda. Bu seçimler gergin, saldırgan ve çatışmalı başladı. Bir taraftan ses kayıtları ortalara dökülüp ağır hakaret ve beddualarla veryansın edilirken, diğer taraftan da özellikle HDP’yi hedef alan fiziki saldırı ve tehditler yapılmaktadır.
Ses kayıtlarının montaj olup olmadığı konusunda talepler ve yaklaşımlar da yanlış bir noktadan yapılıyor. Bir mahkeme kararına dayanmaksızın ve meçhul kişilerce yapılan ses kayıtları ile ilgili  “Bu ses kayıtları kesin doğrudur, o yüzden hükumetin meşruluğu kalmamıştır, istifa etsinler” şeklinde bir değerlendirme ve sonuç doğru bir talep olmadığı gibi, “Bu ses kayıtları kesin montaj, paralel yapının işi, biz milli mücadeleyi başlatıyoruz”  şeklinde bir savunma da son derece ilimden, bilimden, dinden, imandan, demokrasiden, hukuktan, ahlaktan, hayâdan uzaktır.
Ortada bir ses kaydı var ve ciddi iddiaları barındırıyor. Konuya iki açıdan yaklaşılması gerekmektedir. Birincisi, bu iddiaların araştırılması şarttır. Bir Başbakanın ve ailesinin içinde olduğu ve korkunç rakamların dolaştığı bir iddiayı öyle montaj diyerek geçiştiremezsiniz. Ayrıca bu konuda ‘hukuk neyi gerektiriyorsa onu yapacağız’ demek de yeterli değildir. Çünkü hukukun neyi gerektirmesi gerektiğini de artık siz belirliyorsunuz. Bu iddiaları araştırmak için bir araştırma komisyonu kurulup iddialar tüm detaylarıyla ve soruşturmanın her aşaması kamuoyuna açık bir şekilde yürütülmelidir. Sonuçları da kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu iddiaların doruluğunu ya da yanlışlığını tespit etmek o kadar zor değildir. Önemli olan niyettir. Ancak siz meseleye “bu kayıtlar zaten doğru ya da bu kayıtlar zaten montaj” gibi peşin bir hükümle yaklaşırsanız, meseleye sadece siyasi tarafgirlikle bakılır ve söylediklerinizin inandırıcılığı, siyasi taraftarlarınızla sınırlı kalır. Her iki tarafın da talebi, “bu iddiaları araştıracak bir komisyon” kurulması yönünde olmalıdır.
***
Geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü tarafından Alevilerin tespit edilen sorunları ve bu sorunların çözüm önerilerinin tartışıldığı iki günlük bir çalıştay yapıldı. İlahiyatçı akademisyenler, Alevi İnanç önderleri, Alevi kurum yöneticileri ile yazar-çizerlerin katıldığı çalıştay son derece başarılı idi. İlk gün üç gruba ayrılan konu ve katılımcılar konuşmak istedikleri gündemler hakkında enine boyuna konuştular. Tespit edilen konular;  “Güven ve diyalog sorunu, Alevi Bektaşi vakıflarının statüsü, cemevlerinin statüsü, Diyanet ve din dersi, din eğitimi”n den oluşuyordu. Benim bulunduğum gruptaki oturumun başkanının ve raportörünün Sünni bir ilahiyatçı akademisyenden oluşması son derece anlamlıydı. Anlamı şuydu ki bir Alevi kurumu çalıştay yapıyor ve bu çalıştayın oturum başkanı ile raportörünü Sünni ilahiyatçılardan oluşturuyor. Bu yaklaşım bile Alevilerin sorunlarının çözümlerinde her türlü diyaloğa hazır olduklarını ve sorunlarının çözümü için sadece kendilerinin değil toplumun her kesiminin elini taşın altına koyması gerektiğini istediklerini göstermektedir. Tabi ki bir şerhimiz var; Alevilerin sorunlarının bir demokrasi ve özgürlük sorunu olduğunu kabul edip sorunun çözümüne de demokratik evrensel hak ve özgürlükler çerçevesinde yaklaşılması şartıyla. Alevilerin yaşadığı sorunun bir tanım ve teoloji sorunu olmadığı, hak ve özgürlükler sorunu olduğu gerçeğinden yaklaşılması şartıyla.

Evrensel Gazetesi /  28 Şubat 2014