ERGENEKON – KCK VE ALEVİLER

ERGENEKON – KCK VE ALEVİLER

Aleviler nerede duruyor?  Devlet Alevileri nerede tutmak istiyor?  Nereye kadar tahammül edilebilirler ve nerede muhaliftirler, tehlikelidirler?

KCK kapsamında iki Alevi Kurum başkanının tutuklanmasıyla Alevi kamuoyunun izlediği tartışma grubu olan PEYİKCİ (peyikciler@googlegroups.com) iletişim ağında yeni bir tartışma başladı. KCK ve Aleviler.

Tartışmayı bu noktaya getirmeden önce yapılması gereken bazı tespitler vardır.

2 Temmuz 1993 Madımak katliamından sonra yükselen Alevi muhalefetinin ve örgütlenmesinin zaten yüksek olan Kürt muhalefeti ile buluşma ihtimali Devletin en büyük korkusu olmuştur. Bu sadece bir tespit değil bir itiraftır. İtirafı yapan dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’dir. İtirafın yapıldığı kişi dönemin Hacıbektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan’dır. Demirel, Özcivan’a sadece bu itirafı yapmamış devamını da getirmiştir. Devamında; bu kaygı nedeniyle devlete yakın ve önemli Akademisyen bir Alevi şahsiyetini çağrılarak Alevileri toparlaması (!) için görevlendirdiklerini de söylemiştir. Sayın Özcivan bu itirafları bir Alevi Dergisinde yazmıştır. Görevlendiren şahsiyette gerekeni yapmıştır ve de yapmaya devam etmektedir. Bu şahsiyetin ve kurduğu Vakfın birincil görevi Alevilerle Kürtleri birbirinden uzaklaştırmak olmuştur. Öz Türk – Öz Müslüman ve Alevi İslam kavramları bu dönemde türetilmiştir. Alevilerin Kürt olamayacağı tüm Alevilerin Türk olduğu da bu dönemin ürünüdür. Bu şahsiyet kendi ardıllarını da yaratmıştır ve Alevi Kamuoyunda bu ardıllar ve türevlerle bir hayli etkin olmuşlardır. Yani büyük oranda Devletin istediği olmuştur.

Aleviler Ergenekon’un neresindedir.

Aleviler bu oluşturulan Türk – İslamcı yapılarıyla Aslında her birisi birer Ergenekon mensubu olmuştur. Bunun dışında basına yansıyan çeşitli raporlara ve haberlerle bazı Alevi kurumlarında çeşitli toplantılar yapıldığı ve görüşmeler gerçekleştirildiğine de tanık olduk. Ancak bütün bu haberlere ve raporlara rağmen Alevi kurumlarından hiçbir şahsiyet Ergenekon kapsamında gözaltına alınmadı, ifadesine dahi başvurulmadı. Bunun bir nedeni olmalıydı. 1993 Türkiye’sinde Aleviler Kürtlerden nasıl uzak tutulması gerektiği düşünülmüşse bugünün iktidarı için bunun dışında bir şey daha gereklidir; o da Alevilerin top yekun bir nüfus olarak Ergenekon operasyonlarının karşıtı değil de müdahili olması gerekliliğidir. Bu nedenle “Ali Balkız ve Kazım Genç” suikast planı ortaya çıkmıştır. Henüz yargı aşamasında olduğu için çok fazla üzerinde konuşamıyoruz ancak şunu belirtmeliyim ki; Suikast planı ve verilen ifadeler incelendiğinde özellikle Ali Balkız suikastının bir düzmeceden ibaret olduğu çok net anlaşılmaktadır. ( Kazım Genç’le ilgili suikast planı ve ifadelerini henüz göremedim.) Suikast planı yapıldığı tarihte Ali Balkız ABF nin Genel Başkanı değildir. Dahası Alevi örgütlenmesinde hiçbir rolü de yoktur ve hiç de bilinir biri değildir. Ali Balkız daha sonra Genel Başkan seçilmiştir. Ali Balkız’ı bilinir yapan ise bu suikast planlarının ta kendisidir. Ayrıca suikast planlarının Ali Balkız’ın aylar öncesinden boşalttığı bir eve yapılması da dikkat edilmesi gereken bir husustur. Ali Balkız suikast planı yapıldığı tarih itibariyle Alevi Kamuoyunda sansasyon yaratmak isteyen bir örgütün hedefi olabilecek birisi değildir. O tarihlerde daha bilinir insanlar vardır. (Bu yazıdan bu düzmece planda Ali Balkız’ın bir rolü olduğu anlamı çıkartılmamalıdır. Kastettiğimde bu değildir.)

Peki bu neden yapılmıştır. Alevilerin iki kanadı vardır. Bu kanattan birsi görevlendirilen şahsiyetle birlikte Devletin ve Sistemin yedeği haline gelmiştir. Bu kanat da bunu inkar etmemektedir. Diğer kanat ise muhalif karakterini korumaktadır. Sokağa çıkıp eylem yapabilmektedir. İtiraz yetisini kaybetmemiştir. Böylelikle bu kanadın Ergenekon sürecine müdahil edilmesi ve olası karşıtlığının önlenmesi sağlanmıştır.

Ergenekon operasyonlarıyla da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi kurumlar ortadan kaldırılmaya, Ahmet Şık, Nedim Şener gibi isimlerde susturulmaya devam etmektedir. Bunlarda Ali Balkız’ın olası suikastçıları olarak yargılanmaktadır. Ali Balkız’da davanın müdahilidir. Bu isimlerde İbrahim Şahin ve Veli Küçük’le beraber Ergenekon örgütünün üyesi olmakla suçlanmaktadırlar. Alanlar farklı olsa da örgütün bir bütün olduğu söylenmektedir.

KCK ve Aleviler

KCK Devlet tarafından PKK’nin şehir yapılanması olarak tanımlanıyor. Kürtler ise bunu Kürt Halkının sivil örgütlenme alanı olarak tanımlıyor. Yani ortada bir siyasi tanımlama ve suç varsa da siyasi suçlama vardır. Yani yarın siyaset değişir ve PKK silah bırakırsa KCK bu kesimlerin sivil örgütlenme alanı olacaktır. Yani düz ovaya inilmesi ve siyaset yapılması bu şekilde olacaktır. Devletin Abdullah Öcalan ile yapmış olduğu görüşmeler olumlu sonuçlansaydı KCK bir suç örgütü olarak görülmeyecekti. Zaten KCK silahlı bir yapılanma da değildir.

Özgür Demokratik Alevi Derneği Başkanı Kemal Karagöz KCK yöneticisi olmakla suçlanmış ve tutuklanmıştır. Avukatının söylediğine göre de Derneklerden sorumlu yöneticidir. Kastedilen herhalde göçmen kuşlar derneği değil, Alevi Dernekleridir.

İşte burada devletin Alevilere olan yaklaşımı ve tehlike sınırı ortaya çıkmaktadır. Ergenekon kapsamına girecek ve tutuklanan çeşitli kişilerin Alevi Derneklerinde yaptıkları görüşmeler ve toplantılar nedeniyle pekala çeşitli Alevi Yöneticiler göz altına alınabilir, sorgulanabilir ve tutuklanabilirdi. (yapılmalıydı anlamı çıkartılmasın) Ancak yapılmadı. Çünkü o alan Devlet için tahammül edilebilir bir alandır. Ama KCK Devletin henüz tahammül sınırları içerisinde değildir.

Kemal Karagöz’ün faaliyetlerini yakından bilen birisiyim. Yaptıkları normal bir Alevi derneğinin yaptığı faaliyetlerdir. Çeşitli yerlerde kendi derneğinin yan kollarını oluşturmaya çalışması ve bunun için örgütsel faaliyet yürütmesi de oldukça doğaldır. Bizler yapmıyor muyuz. Pir Sultan Derneğinde, ABF de, Alevi Kültür Derneğinde, Hacı Bektaş Vakfında ve Hubyar Sultan’da yaptığımız farklı bir ismidir. Örgütlenme şube açma birim oluşturma Kurumlarımı başka bölgelere taşıma faaliyetlerini biz yapmıyor muyuz?

Kemal Karagöz’le bizi ayıran; Karagöz’ün Kürt Aleviler alanında çalışma yürütmesidir. Kendi Derneğinin örgütsel faaliyetlerini Kürt Aleviler üzerinde yoğunlaştırmasıdır. İşte Devletçe tehlikeli olanda burasıdır. Yine Kürtlerle Alevilerin yan yana gelme ihtimali vardır. Ve bu çok tehlikelidir. Bir kısım Alevilerinde olsa, Kürtlerle Alevi kimliği üzerinden yan yana gelmesi çok risklidir ve engellenmesi gereken bir durumdur. Bu nedenle Kemal Karagöz, Aziz Tunç ve Aysel Doğan tutuklanmışlardır.

Kemal Karagöz, Kürt Siyasi yapısıyla Alevilik kavgası verirken, Alevilerle de Türk-İslam sentezciliğinin karşısında kavga veriyor ve örgütsel Dernek faaliyeti yürütüyordu.

Yani bu arkadaşlar Devletçe tehlikeli bir Alana girmişleridir. Alevilerle Kürtlerin ortak hareket ve muhalefet etme ortamını yaratmaktadırlar. O nedenle bunlar tehlikeli Muhalif Alevileridir. Çünkü bu alanda şimdilik başkaca örgütsel faaliyet yürüten yoktur. Düşünsel olsa da pratikte yoktur. Bizler henüz o tehlike kapsamında değiliz. Onun için dışarıdayız. Alevileri diğer muhalif kesimlerden uzak tutarak Tek başına Alevilik için örgütsel faaliyet yürütmekte devletin istediği bir siyasettir. Alevi örgütleri de bunu yapmaktadırlar. Bunda tehlikeli bir durum yoktur. Bu Devlet açısından Muhalif bir tavırda değildir. Hatta istenilen arzu edilendir.

 

Ali KENANOĞLU

17 Ekim 2011