Düşkünlüğü düşürenler!

Düşkünlüğü düşürenler!

Ali Kenanoğlu

Önüne gelenin bir başkasını düşkün ilan ettiği bir dönemde yaşar olduk. Kimisi işine gelmeyen bir yazı, açıklama gördüğü zaman hemen yazan kişiyi düşkün ilan ediyor, kimisi hoşuna gitmeyen bir projeyi kimisi hoşuna gitmeyen bir işi, eylemi yapanları hatta destekleyenleri bir çırpıda düşkün ilan edebiliyor.

İşin garibi bu düşkün ilan edenler yaşamları boyunca bir görgü cemine katılıp, pirinin karşısında dara durmamış, ikrar vermemiş kişiler oluyor genelde. Onlar için düşkünlük karşıdakine hakaret etmenin başka bir yolu, yöntemi. Bu düşkünlüğü dilinden, kaleminden düşürmeyenler bir de Alevi terminolojisini kullandıkları yolu izi bildikleri izlenimi verdiklerinini zannederek yapıyorlar bunu.

Bu düşkünlük meselesinde hele hele Cem Vakfı gibi bir kurumumuz var ki tutmuş düşkünlüğün kitabını yazıp kurallarını bile belirlemişler. Düşkünlüğü de kategorize etmişler; 1. Sınıf düşkünlük, 2. Sınıf, 3. Sınıf diye gidiyor.

Cem Vakfının düşkünlük kitabında  “askerliğini yapmayan yani askerlikten imtina eden vicadi retçiler ve vergisini vermeyen kişiler” de düşkün ilan edilecek kişiler arasında sayılıyor. Akıl alacak gibi değil, cana kıymanın en ağır suç sayıldığı Alevi inancında savaşmak için yani insan öldürmek için eğitim alınan bir görev olan askerliği ret etmek yani “vicdani ret” hakkını kullanmak düşkünlük olarak Cem vakfının düşkünlük kuralları içerisinde yer alıyor. Diğer taratan Dedeler – Analar sanki devletin vergi memuru gibi vergisini vermeyen bir Alevi de düşkün ilan etmesi gerekiyor Cem Vakfına göre.

Peki nedir bu mesele, nasıl uygulanmaktadır, geçmişten günümüze uygulanması nasıldır: Alevilikte bir yazılı kurallar bütününe rastlamak mümkün değildir. Sahada uygulama alanında böyle bir şey yok. Hiçbir Ocakta hiçbir Dede “hele bakalım şu kitaba ya da deftere bu suçun cezası neymiş” dediği bir kurallar kitabı yoktur. Alevilikte tüm kurallar toplumsal akıl ve rızalık çerçevesinde yürür. Bir suç oluşması durumunda hatta o fiilin suç olup olmadığı konusu da içinde bulundukları toplumun (köyün, kasabanın, mahallenin vb. Veya topluluğun) değer yargıları ve rızalıkları çerçevesinde belirlenir.

Yani bir yerde düşkün (ağır ceza) olarak kabul edilen bir suç başka bir yerde “sitem” olarak kabul edilebilir. Aleviler ceza tabirini değil “sitem” tabirini kullanmaktadırlar. Bu da başka bir naifliktir.

Görgüye sorguya oturan, dara duran candan bir şikayeti olan varda istekli çıkar ve bu kişinin durumu mahkeme edilir ve suç olduğu kanaatine varılırsa buna bir sitem kesilir. Bu sitem kurban kesip halka yemek vermekte olabilir, köylünün ortak bir işini yapmakta olabilir yani toplumsal bir fayda gözetilen cezalar verilir. Verilen sitemler kişinin kaldırabileceği yükte verildiği için sorun teşkil etmeden yerine getirilir.

Düşkünlük ise daha ağır yaptırımı olan cezalardır, öyle anlatıldığı gibi her suça düşkünlük cezası verilmediği gibi “katillik hariç” düşkünlüğünde bir süresi vardır. Yani belirli bir zaman dilimi için ceza verilir. Bu bir yıl, üç yıl, beş yıl, yedi yıl, 12 yıl gibi veya daha fazla sürelerle belirlenebilir.

Bilinenin aksine her düşkü ilan edilen ile komşuluk ilişkileri falan da kesilmez, sadece inançsal faaliyetlerden men edilirler. Ancak en ağırı olarak bilinen Cana kıymak, tecavüz etmek ( cinsel anlamda) gibi yüz kızartıcı suçlar durumunda tecrit cezası uygulanır.

Bir kişiyi ancak kendi Ocağı – Piri veya onun rızasıyla başka bir pir düşkün bırakabilir. Öyle birilerinin eline kalemi alıp kendilerince uygun görmediği başkasını düşkün ilan etmesi bunu yapanların yol bilmezliğinden başka bir şey değildir.

Aleviliğin olmazsa olmazı görgü sorgudur. Yılda bir defa dara durup görgüden sorgudan geçmeyen kişilerin başkalarını düşkün ilan etme haddi olmadığı gibi yol açısından inançsal bir Alevi olduğu da söylenemez. Dara durup, ikrar verip daha sonra suçundan dolayı düşkün olan kişi inançsal olarak Alevidir, ancak hiç dara durup görgüden sorgudan geçmemiş, ikrar vermemiş kişiye “inançsal olarak Alevi” denemez. Bu kişiler kültürel ve/veya kimliksel olarak Alevidirler. Aleviliği inançsal boyutuyla değil, kültürel veya kimliksel boyutuyla yaşamaktadırlar.

Gerçeğe hüü !

28.10.2014

Oniki Gazetesi

Yorumlar

yorumlar