Dindar Nesil

Dindar Nesil

Ali Kenanoğlu

Dindar Nesil projesinin sağ siyasetin – partilerin Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu tarafa sürekli gündemlerinde tuttukları bir proje olduğunu bilmemek gibi bir saflığın içerisinde değilim. Amaçlarının bu olduğunu iktidardayken söyleyebilen ilk iktidarın AKP olması açısından önemli ve farklı bir durumla karşı karşıyayız. Daha evvelden bu proje üstü kapalı konuşulan – uygulanan bir proje olmuştur.

12 Eylül darbesini yapan cuntacılarda Türkiye’de gelişen sol yapıyı kırmak amacıyla bu projeye sığınmıştır. Bir taraftan Rabıta denilen sistemle Din Adamlarının beslenmesini sağlamış diğer taraftan da okullarda Din Derslerini zorunlu hale getirerek “kendine dindar” bir nesil yetiştirmenin alt yapısını oluşturmuştur. 12 Eylül döneminde bu uygulamalara benzer uygulamaları okullardan kışlaya, hapishanelerden köylere mahallelere her alanda örneklemek zor değildir.

AKP 12 Eylül döneminde yoğunlaşan Dindar nesil, dindar toplum projesinin bir ürünüdür. Bu ürünün kendisini var eden bir anlayışa sahip çıkması ve bunu yüksek sesle dile getirmesi de bu projenin geldiği nokta açısından önemlidir.

Tek Dil’den sonra Tek Din

Burada bizi ürküten ve toplumun dikkatini çeken ise Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri ülkeyi yöneten ve toplumun tüm katmanlarına karşı sorumluluğu olan bir Başbakan olarak söylemesi ve bu söylemi inanç özgürlüğünü de içine alan “ileri demokrasi” adıyla tanımlanması bu yaklaşımın adeta ileri demokrasinin bir gereği olarak göstermesidir.

Başbakanın bahsettiği Din bellidir. Bu Din Devletin yarattığı çoğu inançlı Müslüman’ın da reddettiği “Resmi Devlet Sünniliğidir”  Devletin tanımladığı Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla ortaya koyduğu uyguladığı Din anlayışı budur. Bu anlayış “Türkiye Cumhuriyetinin Resmi Din” anlayışıdır. T.C Devletinin adını koymadığı Tek Din anlayışı bulunmaktadır. Bu anlayış Devletin Anayasası ile belirlenmiştir.[1] T.C Devletinin Resmi İnanç Kurumu Anayasayla belirlenmiş olan Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Diyanet işleri Başkanlığının Kuruluş amacı ise şu şekilde tarif edilmektedir. “İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.” [2] Buradan T.C Devletinin resmi Dini olmadığını çıkartmamak oldukça ahmakça ve kendini kandırmaca olacaktır.

Aleviler kendi bakış açısını gözden geçirmek zorundadır

Ne yazık ki bu Anayasaya rağmen Alevi inancına mensup insanlarımız Cumhuriyet Mitinglerini akın akın doldurarak “Türkiye Laiktir Laik kalacak” sloganlarını atıp, bu Laikliğin bekçiliğini üstlendiler. Her kesim kendi bakış açısını ve projesini ortaya koyarken; Alevi kurumlarının Başkanları; bin bir zorlukla elde edilen toplumsal kazanımları potansiyel milletvekili adaylığı derdine düşerek beceriksizlerinden kaynaklı  kişisel başarısızlıklarına kurban ettiler. Bunun sonucu olarak da Alevi toplumu bu süreçte tüm diğer kesimlerin aksine, siyasi bir kuyruk olmaktan öteye gidememektedir. Alevilerin bir kesiminin yöneticileri kişisel siyasi ikballerine yenilirken diğer kesimi ise ikbalini “bekçiliğe” adamıştır.  “Cumhuriyetin Bekçileri”  başlığını sloganda bırakmayıp, kurdukları Alevi Televizyonlarının program başlığı haline getirmişlerdir. [3] Bir taraftan Demokratik Alevi Hareketi olarak tanımlanan kesimi “siyasi” olarak nitelendirirken diğer taraftan kendilerinin kuruluşunun Süleyman Demirel’in talimatıyla olduğu yönündeki ciddi iddialara ve tanık gösterilmelere karşı seslerini çıkartmamaktadırlar.[4] Her seçimde doğrudan Siyasi Parti ismi telaffuz etmelerini gayet normal olarak görme çelişkisi yaşamaktadırlar. Bu Bekçiliği öylesine benimseyenler bununla da yetinmeyip “Her Alevi Asker Doğar” gibi bir başlığın altını dolduracak açıklamalar yapmışlardır.[5] Askerliğin Dini bir görev olduğunu söyleyip, askere gitmeyenlerin “düşkün” lükle cezalandırılmaları gerektiği konusunda “erkan nameler” yazabilmektedirler.[6]

Aleviler “kuyruk ve bekçi” olmaktan vazgeçip kendi doğrularını, kendi kaygılarını ve kendi projelerini üretmediği sürece, kendilerine verilene, lütfedilene veya verilmeyene razı olmak durumundadırlar. Bir taraf olarak masaya oturmaya hakları olmayacaktır. Bu konudaki eleştiri hakkımı saklı tutarak, esas konumuza dönmekte fayda vardır.

Peki bizde Dindar bir gençlik yetiştirmek istersek ne olacak.

Bu ülkede azımsanamayacak bir nüfusa sahip olan ve Dine sizin baktığınız gibi bakmayan, sizin inandığınız gibi inanmayan Aleviler ne yapacak. Onlarında gençliğini “Dindar” yetiştirme hakkı yok mudur? Cem evlerinin ibadethane kabul edilmediği, Din dersleriyle hala zorunlu Sünni anlayışın çocuklarımıza dikte ettirildiği, Alevi köylerine cami yapma uygulamasının yerel baskılarla devam ettiği ve desteklendiği, İbadethanelerimizin işgal altında olduğu, Alevi inancına mensup insanların resmi kurum ve kuruluşları bırakın özel sektörlerde bile işten attırıldığı bir süreçte biz Aleviler, çocuklarımızı, gençlerimizi kendi inançsal anlayışımıza uygun yetiştirebilme olanağına nasıl sahip olacağız?

Peki bu ülkede yaşayan ve her türlü vatandaşlık yükümlülüğünden muaf olmayan, vergisini veren, askerliğini yapan Ermeni –Rum – Süryani Hıristiyanlar, (Katolikler- Ortodokslar-Protestanlar- Grogeryanlar) Yehova Şahitleri – Yahudiler, Ezidiler, Caferiler, Bahailer, Aleviler, inanca sizin gibi bakmayan Müslümanlar, bunların gençlerini “Dindar” yetiştirme hakkı yok mudur?

Peki bu ülkede yaşayan ve her türlü vatandaşlık yükümlülüklerinden muaf olmayan Ateist Anne ve Babanın çocuğunu kendi inançsızlığına uygun olarak yetiştirme hakkı yok mudur?  Ateistlik suç mudur?

Siz bu dindar gençliği kimin parasıyla dahası kimden toplanan vergilerle oluşturacaksınız. Bu konuda sizin gibi düşünmeyen ve inanmayanların onayını aldınız mı. Yaptığınız sizin ileri demokrasinize uygun(!) olsa bile inancınıza uygun mu. Benim “size haram olsun” diye ödediğim adı konulmamış inanç vergisi ile mi bu gençliği yetiştireceksiniz.

Bu  sorulara ve söylenen sözlere verilecek bir cevap yoktur. Çünkü bu anlayış “kendine Müslüman”. “ kendine dindar” bir anlayıştır. Kendisi gibi düşünmeyene, inanmayana yaşama hakkı tanımayan, asimilasyoncu bir bakış açısıdır. Alevileri bekleyende budur. Aleviler Resmi Din anlayışının kabul ettiği şekilde Dindar bir topluluk değildir. Öyle de olmamıştır. Alevilerin bir gün tüm dünyayı Alevi yapacağız gibi bir inançları ve hedefleri yoktur.  Aleviler ne “tebliğ” cilik ne de “misyoner”lik yapmamışlardır. Bu Alevilik öğretisine aykırıdır. Alevilikte “Her ne olursan ol gel” anlayışı dahi yoktur. “Gelme gelme dönme dönme” vardır.  [7]  Bu nedenle de Alevilerin Dindarlaşma yarışına girmek gibi bir anlayışları, bakış açıları da yoktur.

Devlet Dini yobazlaştırılmıştır, Devletin Dindarlarda yobazlaşmaktadır

Devletin oluşturduğu Din Resmi Din’dir. Resmi Din tasavvuftan arındırılmış, ruhu alınmış bir Din’dir. Bu din Devletin elinde bir sömürü aracı, asimilasyon aracı Maraş’ta, Çorum’da Sivas’ta olduğu gibi zaman zaman da katliam aracı haline gelmiştir. Alevilerin ve kimi Sol-Sosyal Demokrat kesimin yanılgısı buradadır. Onlar Dinin sivil hayata bırakılması durumunda yobazlığın artacağını düşünmektedir. Oysa din tam aksine Devletin elide yobazlaşmaktadır. Korunmaktadır, kollanmaktadır ve bizlerin parasıyla beslenmektedir.  Bu resmi Dinin, Ruhu alınmakta kalıpsal bir şekle dönüşmekte siyasileştirilmektedir.

Bu resmi din anlayışında tek tipleştirme vardır. Burada farklılıkların yaşama şansı yoktur. Bırakın Ateistleri, Hıristiyanları, Ezidileri, Bahaileri, Yahudileri ve Alevileri farklı İslami anlayışların bile yaşama şansı yoktur.

Biz o dindar gençleri tanıyoruz, biz onları; Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan ve Dersim’den tanıyoruz. Dindarlık adına nasıl bir vahşete, katliama tabi tutulduğumuzu biliyoruz. 6-7 Eylül olaylarından, Hrant Dink organize cinayetinden biliyoruz. O Dindarlık aynı zamanda milliyetçilikle soslandırılmış bir dindarlıktır. Türk-İslam ve bu günlerin yeni projelerinden olan Kürt-İslam Dindarlığıdır. Hedef budur. Kürt sorunun da diğer sorunları da Alevilik sorununu da bu şekilde çözme ve/veya yok etme projesidir.

Maalesef ki bu proje karşısında Alevilerin tutunduğu dal yoktur. Alevilerin tutunduğu İttihatçı yapı bizzat bu sistemi kuran, besleyen ve destekleyen yapıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının varlığına itiraz etmeyen sadece içinde Alevilikte olsun diyen ve/veya Alevilere de ayrı bir Diyanet yapısı kurulsun diyen, Din Derslerine itiraz etmeyip, içinde Alevilikte olursa iyi olur diyen zihniyet bu yapıya can taşıyan, kan taşıyan anlayıştır. Bu anlayış ve bakış açısıyla açıldığı iddia edilen yoldan nemalanma uğruna bu bozuk yola giren ve yürümeye devam eden anlayış bu yapıya destek veren anlayıştır.

Ne olması gerekir;

Alevilerde sol-sosyal demokrat kesimde bu konuda net bir tavır almalıdırlar. Yeni Anayasa yapım sürecinde Diyanetin nasıl olacağını, Din Dersinin nasıl oluşacağını, hangi ibadethanelere resmi statü verileceğini tartışmak çözüm değildir. Tasarlanan bellidir. Hedef bellidir. Başbakan’ın ağzından bu hedef açıkça belirtilmiştir. Bunun karşısında şiddetle savunulacak tek şey vardır; kesinlikle ve kesinlikle Dinin sivil hayata terk edilmesi ve Devletin her türlü Dini kurum ve kuruluşlar ile organizasyonlardan elini çekmesi var olanlarında lağvedilmesidir. Bu savunulmadığı sürece bizler devletin resmi dinini beslemeye ve onların dindarlarının yetiştirilmesine de olanak sağlamaya devam edeceğiz.

Bizler, resmi inancınızın ötekileri olarak; Bırakın kendi gençlerimizi kendi inancımıza ve/veya inançsızlığımıza göre yetiştirmeyi Devletin Resmi Dininden ve Dindarlarından  gençlerimizi nasıl koruyacağımızın derdine düşmüş durumdayız.

Anlayışımızı değiştirmediğimiz sürece de yapacağımız tek şey bu olacaktır.

[1] T.C Anayasası Madde 136

[2] http://www.diyanet.gov.tr/foyvolant/1_kanunlar/01.pdf

[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_TV

[4] http://www.gencaleviler.com/forum/cem_vakfini_devlet_kurdurttu-t21525.html?s=5b794d458b40862ae4fafd44fe850a78&

[5] http://taraf.com.tr/haber/her-alevi-asker-dogar.htm

[6] http://www.aleviislamdinhizmetleri.com/nikah_erkani.asp

[7]   Yola kabulde can’a söylenen söz; (“Evlatlarım önünüzde kış var aşılmaz yüksek dağlar var geçitsiz ırmaklar var belleri aşamazsınız.Bu selleri geçemezsiniz.Çok büyük engeller var.Çok zor ortam var.Demirden leblebidir yenilmez.Oddan gömlektir giyilmez.Gelme, gelme,gelirsen dönme,Gelenin malı gider,dönenin canı gider.Öl ama ikrarından dönme.Hal böyledir bu halları size demiş duyurmuş olayım evladım.”Nefsinize uymayın,yolunuzdan azmayın. Çiğ lokma yemeyin,malı mala ,canı cana katın. Halınıza haldaş yolunuza yoldaş olun.” Allah,eyvallah kapısında döktüğün varsa doldur.Ağlattığın varsa güldür.Yıktığın varsa kaldır.Doğru gez dost gönlünü incitme.Mürşide teslimi razı ol. Yalan söyleme, kovu kovlama,haram yeme,zina etme.Elinle koymadığını alma,gözünle görmediğini söyleme.Gelme,gelme,dönme dönme.Gelinin malı,dönenin canı,Riya ile ibadet,şirk ile taat olmaz.Söylediğin meydanın,sakladığın senin.Allah eyvallah.” )

 

Ali KENANOĞLU

22 Mart 2012