Dersim’den

Dersim’den

13. Munzur Doğa ve Kültür Festivali kapsamında Dersim merkezinde ve Ovacık ilçesinde düzenlenen panellere konuşmacı olarak katıldım. Bu vesile ile Dersim merkez ve ilçelerinde de çeşitli programlara dahil olup bölgeyi gezme ve inceleme imkanım oldu.
Programın en önemli ve en duygusal bölümü Seyit Rıza’nın köyünde oturduğu evde yapılan anmaya katılmamdı. Seyit Rıza’nın torunları tarafından verilen lokmaları yiyip, Sultan Dağı’na niyaz verdik.
Seyit Rıza’nın yaşadığı ve Dersim Katliamı’nın sahne olduğu dağları tepeleri, vadileri, mağaraları, derelerin kimini yakından kimini uzaktan görme şansımız oldu.
Önce 1938’de yasak bölge ilan edilen ve boşaltılan daha sonra da 2004 yılında yasak bölge ilan edilip yakılan yıkılan, boşaltılan köyleri, evleri görme şansımız oldu. Bölgeye dönüş yasağının kalkmasına rağmen imkansızlıklar içerisinde kalan insanların bölgeye kısmen döndüklerini ancak evlerini yapamayıp evlerinin kalıntıları üzerine çadır kurduklarını gördük.
Seyit Rıza’nın 60 köyü var diyenlerin buraları görmeden, gerçeklerle yüzleşmeden, yalanla dolanla nasıl yazdıklarına, çizdiklerine ve sahte bir tarih okutmaya çalıştıklarına tanık olduk.
Dersim bölgesini, inancını kültürünü, dağını, taşını ve aşiret yapılanmasını tanımayanların kendi yalanları içerisinde nasıl bir ‘ağa’ yarattıklarına, nasıl bir ‘isyan ve hain’ yarattıklarına tanık olduk.
Dersim’de doğayı kutsayan Kızılbaş Alevi inancının nasıl da karşılık bulduğuna, o görkemli dağların, o gür suların, heybetli ağaçların kutsanmayı nasıl da hak ettiğine tanıklık ettik.
Dersim Dağları büyük, suları gür, ormanları sık, ağaçları uzun, kayalıkları sarp, ihanetleri kahredici, Dersim tüm diğer şehirlerimizin dışında başka bir kimlik. Ne Türklük, ne Kürtlük ne de tek başına Alevilik Dersim’i izah etmeye yeten bir kimlik değil. Dersim ayrı bir kimliği barındıran bir bölge. O yüzden yüzyıllarca özerk bir şekilde kendi içinde yaşamış. O yüzden egemenler tarafından sürekli hedef haline gelmiş, katliamlara ve acılara maruz kalmış.
Dersim’de egemenlerin geleceğe yönelik yıkım, baskı ve asimilasyon projeleri devam ediyor. Kalekollar en çok Dersim’de yapılıyor, Olağanüstü hal kalktığı halde şehrin sokaklarında ve yaşam alanlarında elinde ağır silahlarla timler devriye gezmeye devam ediyor. Dersim’in coğrafyasını en derin şekilde etkileyecek olan barajlar projesi devam ediyor.
Dersim’de asimilasyon hızla sürdürülüyor, hem inançsal hem de dil – kimlik asimilasyonu hızla sürüyor ve ne acı ki bu asimilasyonun önemli bir bileşenini de Dersim Cemevi oluşturuyor. Panellerde söyledim, eleştirdim buradan bir kez daha söylüyorum; bu suç sadece asimilasyoncu devletin değil aynı zamanda Dersimlilerindir. Dersimliler Alevi inancından uzaklaştıkça, Dersim’i Dersim yapan Kızılbaşlığı gericilik olarak gördüğü ve bu nedenle de başta Aleviliğe ve Aleviliğin inanç mekanlarına sahip çıkmadığı sürece ve oralara gidenleri hor gördüğü sürece buraları dolduracak menfaatçiler, çıkarcılar bulunacaktır ki öyle de yapılmış. Dersim Cemevi minaresiz cami gibi çalışıyor. Ne Ramazan iftarını ne de Kutlu Doğum haftalarını kaçırıyor. Mübarekler yakında vakit namazlarına başlarlarsa şaşırmam. Bu davranışlarıyla cennetin yolunu tutarlar mı bilemem ama daha şimdiden birçok mevkii ve makamın yolunu tutmuş durumdalar.
Dersim’e bizi davet eden başta festival komitesi olmak üzere Belediye Başkanlığına ve tüm kurumlara, kuruluşlara, Dersim’in tüm coğrafyasını tarihiyle, hikayeleriyle ve anılarıyla aktaran mihmanımız İbrahim Karakaya’ya teşekkür ederim.

Evrensel Gazetesi /  02 Ağustos 2013