Depremin tetiklediği Kürt düşmanlığı

Depremin tetiklediği Kürt düşmanlığı

12 Kasım 2017 Pazar akşamı Süleymaniye ve çevresinde meydana gelen deprem ülkemizde yaşanan her doğal afetde olduğu gibi beraberinde farklı tartışmaları da doğurdu. Maalesef ki toplum olarak ruh hastalığının başka bir boyutunu yaşıyoruz.

Başkanlarının acılarına hele de doğal afetlerin getirdiği yıkım ve ölümlere sevinen ve bu afetlerin Allahın bir cezalandırma yöntemi olarak gören akıl yoksunu insanlarla bir arada yaşıyoruz.

Süleymaniye depremi de bu yönde çokça ırkçı ruh hastasının kendilerini ifşa etmelerine sebep oldu. Özellikle Acıbadem hastanesinde çalışan Öznur Ilgar isimli bir Müdür, tüm ırkçı ruh hastalarını geride bırakan tepkileri kendinde toplamayı başardı.

Öznur Ilgar’ın tepkileri toplamasındaki başarısı “Hayır, hazır deprem olmuş bırakalım gebersinler” deyişinde değil, bir sağlık kuruluşunda Müdür olarak görev yapan kişinin “bırakalım gebersinler” yaklaşımındadır. Çünkü Müdürlük yaptığı yer ayakkabıcı dükkanı değil sağlık kuruluşudur ve belki de her gün “bırakalım gerebersinler” dediği Kürtler tedavi amaçlı Müdürlük yaptığı hastaneye gelmektedir. Konunun hassasiyeti ve de başarısı buradadır.

İşin başka bir tarafını de ben yaşadım. Sosyal medya hesaplarımdan “Geçmiş olsun Süleymaniye, geçmiş olsun Kürdistan” başlıklı kısa bir mesaj yayınladım. Malum benim takipçilerim arasında çok sayıda benim gibi Türkmen Alevi bulunmaktadır. Kimi Alevi Can’lar benim Kürdistan söylemime bozuldular.

Ben her ne kadar Süleymaniye’nin de içinde bulunduğu bölgenin Irak Anayasasına göre “Kürdistan Bölgesel yönetimi” olarak kabul edildiğini, tarihsel olarak ta bu coğrafyanın Kürdistan coğrafyası olarak geçtiğini  söylesem de nafile, Kürdistan denilince kırmızı görmüş boğa misali bir duruşa sahip insanlarımız var.

Tabi bunun en önemli sebebi ırkçı havuz medyası ile ulusalcı medyanın yarattığı Kürt düşmanlığıdır. Şimdi bu Can’lara “siz Kürt düşmanlığı üzerinden bunu yapıyorsunuz” desek katiyen kabul etmeyecekleri gibi ne kadar çok Kürt arkadaşları olduğunu bir çırpıda saymaya  kalkacaklardır ya da ne kadar solcu, ilerici, çağdaş sosyal demokrat hatta sosyalist, kominist, demokrat filan olduklarını sıralayacaklardır.

Oysa Kürdistan alerjisi tam da Kürt düşmanlığının dışa vurmuş halidir. Yoksa Irak Anayasasının kabul ettiği, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetinin, Başbakanının kabul ettiği “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” tanımına sıradan vatandaşlar neden itiraz etsin. Hadi Diyarbakır için Kürdistan tanımını kuıllansam bir nebze anlayacağım ki o bile coğrafi anlama kullanılabilir, kullanılmaktadır. Tıpkı Trakların bölgesi Trakya, Rumların bölgesi Rumeli gibi.

Kürdistan söylemi, Irak açısından tartışmalı bir söylem değildir. Anayasasınca kabul gören tanımlanan ve Kürditan bölgesel yönetim olarak kabul edilen sınırları belirli, bayrağı belirli bir özerk yerin ve yönetimin adıdır.  Süleymaniye de bu yönetimin şehirlerinden birisidir.

Bugün Türkiyenin doğusu ve güney doğusu olarak adlandırılan coğrafyanın önemli bir bölümü Osmanlı döneminde Kürdistan eyaleti olarak kabul edilmektedir. Coğrafi tanım olarakta bölgesel yönetim tanımlaması olarakta Osmanlı tarihi sürecince, Osmanlının bölgeye intikaliyle başlayan, Kanuni Süleyman döneminden Osmanlının yıkılışına kadar bu bölge Kürdistan olarak kabul edilmekte ve kayıtlarda da bu şekilde geçmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda da ilk yıllarda aynı şekilde bu bölge Kürdistan olarak tanımlanmakta, hatta buradan gelen milletvekillerine de Kürdistan Vekilleri denilmektedir. Konuya ilişkin 1. Meclis tutanaklarında çok sayıda belge ve bilgi bulunmaktadır.

Durum bu iken zamanla Kürtlerin varlığı inkar edilmeye başlanmış ve “Kürt yoktur dağlı Türk vardır” , kürt ismi de dağlı Türklerin kara basınca ayak izlerinden çıkan “kart, kurt” sesinden oluşmuştur gibi, ipe sapa gelmeyen akla ziyan, akıl hastanelerinde bile tedavi edilemeyecek kişilerin tezleri olarak ortaya atılmıştır.

Bu politikayla büyümüş, öğrenim görmüş ve resmi tarihin dışında başkaca tarih okumamış bir halkın başka düşünmesi ve ezberlerini bozması da hayli zor olmuştur ve olmaktadır. Bizim gibi bu ezberi bozmaya çalışanlarda sürekli sözlü ve yazılı sataşmalara, saldırılara ve türlü türlü suçlamalara maruz kalmışlardır.

Bizim yaşadığımız durum Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen Galileo nun başına gelenlerden farklı değildir. Gelileo ya Ortaçağın Engizisyon mahkemesi “dünya dönmüyor de seni affedelim” demiş, Galileo da “ben ne dersem deyim dünya yine de dönecek” demiş, bizim işte buna döndü. Irak kendi topraklarındaki söz konusu bölgeye “Kürdistan” diyor ama bizimkiler yok, değil, olmaz diyorlar.

Kraldan çok kralcı, Irak’tan çok Irak’çı olmak mı, yoksa Kürt düşmanlığının dışa vurmuş hali mi? Hangisine sayarsan say; nerden baksan tutarsızlık nerden baksan cahilce.

Aşk ile

14.11.2017

Ali Kenanoğlu