Demokratikleşecek miyiz?

Demokratikleşecek miyiz?

30 Eylül’de demokratikleşme paketi açılacak ve hoppada bir anda Demokratik bir ülkede mi olacağız acaba? Keşke bu kadar basit olsa, ulu Devletlumuzun haydin bakalım karar verdim demokratikleşmeye, artık cümleniz demokrat olacaksınız demesiyle olabilse keşke.
İyi de demokratikleşme öyle lütfedilen bir şey midir? Öyle tepeden bağışlanacak kadar basit midir?  Gerçi hoş ulu Devletlumuzun pek zorda kalmasaydı böyle de buyurası yok idi. Kürt hareketinin zorlamasıyla, Alevilerin bastırmasıyla, Gezi direnişinin etkisiyle, Türkiye halkların Ermenilerin, Rumların, Lazların, Çerkeslerin, Süryanilerin Romanların mücadelesinin, Avrupa ve Dünya kamuoyunda bilinir olmasının etkisiyle demokratik olmayı istemeye istemeye kabul etmek durumunda kaldılar.
Halimiz ne de komik değil mi? Devletimiz-Hükümetimiz Kürt siyasetçileri ile masaya oturuyor, pazarlıklar yapılıyor. Kürt siyasetçilerin tek talepleri var demokratikleşme, bizim Hükümetimiz ise valla şunu ve bunu yaparsanız demokratikleşiriz yoksa asla olmaz diyorlar.  Hatta PKK ne kadarı geri çekildiyse biz de o kadarcık demokratikleşmeliyiz tartışmaları gazetelerde aydınlarımızın(!) kalemlerinden dökülüyor.
Kendisini cumhuriyet tarihinin en demokrat partisi ve hükümeti sayan Ak Parti, demokratikleşmeyi Kürt siyaseti ile masada yürüttüğü pazarlıklar ile halkların yürüttüğü mücadelenin sonucu olarak gündeme getiriyor.
Demokratik olmak bir zihniyet işidir, vicdan meselesidir. Öyle kanunla, yasayla kazandırılacak bir erdem değildir. Böyle sıkışınca olacak, hadi olalım deyince olacak bir şey değildir. Bir ülkenin demokratik olması için halkının demokrat olması gerekmektedir. Yasaları uygulayanların demokrat olması gereklidir. Yasaların demokratik olması önemlidir ancak o yasaları uygulayanların demokrat olması çok daha önemlidir. Bizim ülkemizde birçok yasak olmadığı halde fiili uygulamada çokça yasakla karşılaştığımızı biliyoruz. Diğer taraftan da yasalarla yasaklanan birçok hususun fiili uygulamada serbestliğine göz yumulduğunu da biliyoruz. Demokratikleşme paketinde nefret suçları, demokratik haklarını kullananları fiili durum yaratıp engelleyenleri caydırıcı nitelikte cezalandıracak bir madde konmayacaksa zaten zorla demokratikleşmeyi kabul eden bir yönetici zihniyetinin çıkarttığı yasaların bir geçerliliği olmayacaktır. O demokratiklik 90 yıldır olduğu gibi yöne laftan ibaret olacaktır.
Diğer taraftan da halklar, inanç mensupları kendi demokratik taleplerini yasakçı zihniyet karşısında fiili durum yaratarak yaşama geçirmek durumundadırlar. Tüm yasaklarda olmasa bile birçok durumda fiili durum yaratabilmektedir. Kürtlerin çift dilliliği kendi bölgelerinde yaşama geçirmeleri gibi, Alevilerin kendi köylerine zorla yapılan camileri Cemevi olarak kullanmaları gibi…
Paketin içeriği ile ilgili değerlendirmeyi artık haftaya yapabileceğiz. Ancak bu tarz yaklaşımla, kamuoyundan gizleyerek, saklayarak zoraki hazırlanan bir paketten demokratikleşmenin çıkmayacağını, demokratikleşmenin de bir lütuf değil bir hak bir vicdan meselesi olduğunu biliyoruz. Umarız ki biz yanılırız ve 1 Ekim 2013’e demokratikleşmiş bir ülkenin demokratik bireyleri olarak gireriz.

Evrensel Gazetesi /  27 Eylül 2013