Bütün zındıklar toplandık

Bütün zındıklar toplandık

Halkların Demokratik Kongresi iyi birşey yaptı ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan halkların-inançların mensuplarını bir araya getireerek 3 Kasım tarihinde Halklar ve İnançlar Konferansı düzenledi. Kimimizin adını ilk defa duyduğumuz halkların ve inançların temsilcileri konuştular ve tanıştılar. Bu topraklarda ne çok acının yaşandığını, yaşatıldığını anlattılar. Kimisi öfkeyle kimisi göz yaşıyla yaşadıklarını, duygularını dile getirdiler. Kiminin yaşadığı tuhaflıkları gülerek karşıladık, kimini hüzünlenerek, kimini ağlayarak, kimini öfkelenerek. Herkes o kısa zaman içerisinde kendi mensubu olduğu halkın veya inancın fotoğrafını yansıtmaya çalıştı bize.
Halklar dillerini kaybetme kaygısıyla yaşadıklarını anlattılar; hepsinin hikayesi de bir birine çok benziyor. Osetler, Adıgeler, Araplar, Süryaniler, Kürtler, Pomaklar, Lazlar, Çeçenler; Türkçe ile okula başladıklarında 7 yaşında tanıştıklarını anlatıyorlar. Hepsinin yaşadığı ortak hikaye ise öğretmenlerinin ana dillerinde konuşmayı yasak ettiğini, konuşanı cezalandırdığın, hatta okul dışında mahallalerinde bile konuşanları bile cezalandırdıklarını anlatıyordu. Her zaman bir ispiyoncu bulmak zor değildir, o zamanda mahalleden bazı çocukların ana dilinde konuşanları zevkle ispiyonladığını anlattılar. Çeçen temsilci “7 yaşımda Türkçe bilmiyordum şimdi ise Çeçence bilmiyorum, önemli ölçüde unuttum” diyor.
Adıge temsilci Curmit Sabahattin düğünlerinde bile geleneksel oyunlarını gizlice oynadıklarını söylerken diğer halkların temsilcileri de ‘biz de’ dercesine başlarını sallıyorlardı.
Afrikadan köle olarak Anadolu’ya getirilen Afro-Türk Alev Kartal; söze “biz de varız, biliyor musunuz?” diye başlıyor. Herkesin kendilerini ilk duyduğunda, düzgün Türkçeyle konuştuklarını gördüğünde büyük şaşkınlıkla karşılamasından bıkmış usanmışlar. ‘Siz bizi köle olarak bu topraklara zorla getirdiniz, biz varız ve bu topraklarda yaşıyoruz’ diye duygularını dile getiriyor. Atalarının köle olarak çektiği acılar bir yana günümüzde de derilerinin siyah olmasından kaynaklı yaşadıkları sorunları dile getiren Alev Kartal, ötekileştirilmekten ve hayretle karşılanmaktan bıktıklarını söyledi.
Hemşinliler adına konuşan Mahir Özkan; hemşinlilerin Müslümanlaşan Ermeniler olduğunu, bu nedenle kendilerini bölge ismiyle tanımlandığını söyledi. Hemşinlilerin Ermeni olmadığını, Ermenice konuşan halk olarak tanımlandığını da anımsattı. Hemşinlilerin günümüzde kendilerini gizlemek için Laz olduklarını söylemeyi tercih ettiklerini anlattı.
Rum halkı adına konuşan Mihail Vasiliadis, Türkiye’de sadece 2 bin Rum kaldıklarını bu nedenle kendilerini nesli tükenecek diye koruma altına alınan Caretta Caretta’dan esinlenerek ‘Rum Rum’ diye tanımladığını söyledi. Çok çocuk yaparak çoğalma önerilerine ise; ‘Biz ölümlerle azalmadık ki doğumla çoğalalım’ diye cevap verdi.
Halkların mensupları ana dillerinin yok olacağını hiç tahmin edemediklerini, koca dil nasıl yok olur ki diye düşündüklerini, ama gelinen noktada yasaklamalar ve en önemlisi de yazılı alandan, eğitim alanından çıkartılmasıyla dilerinin yok olmayla karşı karşıya kaldığını üzülerek gördüklerini söylediler.
Ermeni temsilci Pakrat Estukyan ise Ermenilerin ne acılar yaşadığı, nelere maruz kaldığını anlatmayacağını çünkü bütün bu halkların mücadele bilincine, ana dil talebine Kürtlerin mücadelesiyle başladıklarını, onlardan öğrendiklerini söyledi. Kürtlerin ise bugün cezaevlerinde açlık grevinde olduğunu söyleyip, onlara destek olunması gerektiğini söyledi.
Ezidi temsilci Başbakanın kendileri için ettiği sözlerden dolayı özür dilemesini talep ederken, Ezidilerin topraklarının, köylerinin işgal altında olduğunu, kendi topraklarına giremediklerini, nüfus cüzdanlarındaki din hanelerinde ya çarpı işareti ya boş bırakma ya da İslam yazıldığını söyledi. Ezidilerin Muaviyenin oğlu Yezit le uzaktan yakından bir alakası olmadığını da belirten temsilci, Ezidiliğin yanlış bilindiğini ve tanıtıldığını söyledi.
Anlayacağınız Başbakanımızın ve bizi yönetlenlerin; zındık, bölücü gördüğü bütün halkların ve inançların temsilcileri bir araya geldik ve birbirimizi tanımaya anlamaya çalıştık. dertlerimizi dinleyip sorunlarımızın ortak olduğuna karar verdik. Sorunun çözümünün ise Türkiye’nin demokratik bir devlet olamamasından kaynaklı olduğuna, toplumu, kendi hedeflediği doğrultuda dizayn etmek istediğinden ve bundan kaynaklı yasakçı, inkarcı ve imhacı politikalar uygulamasından kaynaklı olduğunu tespit ettik.

Evrensel Gazetesi /  08 Kasım 2012