Bizim Zübük!

Bizim Zübük!

Bu yazı bizim zübüklere ve çakallara atfen tarihe bir not düşmek üzere yazılmıştır.

Bu yazıyı birkaç kez değiştirdim, hafiflettim, aileme gösterdim; gerek yok dediler. Ama ben biliyorum ki bazen yazılan yazılar, söylenen sözler, sırf karşındakilere cevap vermek için yazılmaz, söylenmez. Bazen bu tür yazılar, tarihe not düşmek için yazılır. İşte ben de bu yazıyı onların seviyesine inip, onları ciddiye alıp, onları muhatap görüp, onlara cevap verme gereği duyduğum için değil, tarihe bir not düşmek için yazdım.

Her toplumun işbirlikçisi, ispiyoncusu, kalleşi, iktidar yalakası olduğu gibi bizim Köyünde işbirlikçisi, ispiyoncusu, kalleşi, gammazcısı, iftiracısı eksik olmamıştır.

Geçen yaz köyümde, doğduğum yaşadığım topraklarda yayla evi yapmaya kalkıştık. 90’lı yıllardaki genel yayla yasağı sonrasında köyümüzün yaylayla ilişkisi kesilmiş ve köyde yaşamını kuran son ailelerde bu yasakla birlikte köyü terk etmeye başlamışlardı. Artık köyümüz bir yerleşim yeri değil, yazları konaklanan bir turizm merkezi konumundadır. Bizim köy öyle doğuda filan değil, Tokat Almus ilçesinde bulunan Hubyar Köyü.

Bizim yaylamız öyle gizlenmeye, birilerinin iddia ettiği gibi saklanmaya uygun bir yer değildir. Bir tane ağacın olmadığı kabak gibi açık bir arazidir. Böyle bir araziyi üs olarak kullanacak olan herhangi bir silahlı örgütün ya bu işi bilmiyor olması lazım ya da intihar etmeye karar vermiş olması gerekir.

90’lı yıllarda getirilen yayla yasağı tüm bölgeye genel getirilen bir yasak olduğu için alakasız bir şekilde bizim yaylamızda o yasaktan nasibini almıştır.

Ne var ki bizim köy bir Alevi inanç merkezi olduğu için bahardan yerleşimler başlayıp yazları cıvıl cvıl olabilmektedir. Ben ve benim gibi düşünen köy ahalisi eski günlerin anısını canlandırmak ve bir hafta bile olsa kalabilmek hevesiyle yayla evleri yaptırma kararı aldık. Sayımız 35 i bulmuştu. Taş ve ahşap malzemeyle tek gözlü bildiğiniz yayla evleri olacaktı.

Tabi her köyün bir “çekemeyeni” vardır ya, bizimkiler o cinsten değil, bizimkiler bildiğin faşo cinsinden. Hani Şener Şen’in “Kibar Feyzo” filmindekinden.

Faşo Ağa ile Faşo ağaya önceleri küfür edip sonra “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla övgüler dizen Zübük siyasetçiler yan yana geldi. Hani Aziz Nesin’in romanındaki Zübük var ya tam da o türden siyasetçi.

Bir koldan Faşo ağanın ekibi diğer koldan bizim Zübük siyasetçi bu projeyi engellemek için koyuldular yola.

Önce bu yayla projesi için Avrupa Birliğinden para aldığımız söylendi, kimse bu yalanı yemedi, itibar etmedi. Yetmedi ufak tefek şikâyetlere başladılar. Yaylada mevcut yapılı yerlerden başladılar önce, sonra zübük siyasetçiler devreye girdi. Zamanın ruhuna uygun olarak işin içinde benim de olmamın getirdiği sonuçla işi PKK ye bağladılar.

Bizim zübük siyasetçi ki kendisi öyle böyle değil bildiğin CHP İstanbul il yönetim kurulundaydı hatta kendini İl Başkan yardımcısı olarak tanıtıyordu. 7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP’nin Anadolu yakası bölge koordinasyon sorumlusuydu.

Böyle “böyük” bir siyasetçiydi bizim zübük! Ne mi yaptı, koşup önce köylüyü korkuttu; “PKK buraya yerleşecek, bu yaylaları Kenanoğlu onun için yaptırıyor” dedi. Sonra aynı yalanlarla Muhtar’ı korkutmaya başladı. Yetmedi Vali, Kaymakam, Belediye Başkanı başta olmak üzere bölgenin tüm mülki ve idari yöneticilerini ziyaret edip beni kendi aklı sıra “ihbar” etti.

Bizim Zübük’ün şikâyeti öyle yenilir yutulur cinsten değil, doğrudan örgüt yöneticisi olmakla suçluyordu beni. Bizzat köylünün söylediğine göre; bizim köye yayla evleri yaptıracağım ve o yayla evlerinde konaklayan PKK, buradan Karadeniz’e geçiş yapacakmış. Suçum sempatizanlık, örgüt propagandası filan değil bildiğin müebbet hapislik örgüt yöneticisi olmak!

Yani anlayacağınız bizim ‘Zübük’ün ihbarı öyle akla mantığa biraz uygun olup dikkate alınsa şu an örgütü yönetmekten dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanıyordum ya da ömür boyu hapis cezasıyla zindanlardaydım.

Hani böyle bir saçma sapan yalana kimin inanacağı değildir mesele, mesele bizim CHP’li Zübüğün niyetidir. Tatbikî dertleri yayla evleri değildi, dertleri bendim ve amaç beni örgüt yöneticiliğiyle suçlayıp hapse attırmaktı ve benden tümden kurtulmaktı.

Hani bizim Zübük ve Zübüğün övgüsüne mazhar olan Faşo Ağa yine aynı karalamalara devam ediyorlarmış sağda solda.

Hadi Faşo Ağayı anladık, onun yarası var da bizim Zübüğün derdi, yarası neydi? Onun derdi ve düşmanlığı da benzerdi. Bizim Zübük doğru mücadeleyi yanlış yollarla yürütüyordu ve ben bu yanlışa dur diyen kişiydim, dahası yanlışını ortaya koyabilen ve toplumda tartışılmasını sağlayan kişiydim. Ona göre dışlanmasının, kenara konmasının nedeni bendim. Ama gerçek öyle değildi, gerçek onun dışlanmasına ve kenara konmasına neden olan kendi yanlışlarıydı. O yol uzun bir yoldu ve yanlışlar dökülmeye mahkûmdu. Sonuçta öyle oldu ve bizim Zübük döküldü, beni de o dökülmenin nedeni görüp düşman belledi.

Milletvekilliğim döneminde yüzüme gülüp tebrik edenleri, bugün değişen siyasi koşullar nedeniyle;  AKP’nin Valisine, Kaymakamına “ bu Terörist ve bu köyü Terörist yuvası haline dönüştürmek istiyor” diyerek ahlaksızca, hayasızca, edepsizce ve kalleşçe şikâyet edenleri ibretle izlemeye devam ediyorum.

Alevi tarihi Hz. Hüseyin’i Kufe’ye davet edip arkasından Yezit ’in saflarına geçenlerle, Pir Sultan Abdal’ı idama gönderen Hınzır Paşalarla, Seyit Rıza’nın kardeşinin oğlu Rayber gibi işbirlikçi kalleş ve hainlerle doludur.

Bunlar gibi işbirlikçi çakallar köyümüzden de eksik olmamıştır. Atalarımız boşuna dememiş; Hızır Hubyar dostunda düşmanının da Mert olanı ile karşılaştırsın. Şükür ki bizim dostluğumuzda düşmanlığımızda bu ilke çerçevesinde olmuştur.

O çakallar unutmasın ki bu günlerde geçecektir. O Çakallar unutmasın ki biz ne yaptıysak ne savunduysak, ne söylediysek, kimi destekleyip kimin karşısında durduysak bunu her koşulda yaptık, rüzgara göre yön belirlemediğimiz gibi, başkalarını karalayarak, başkalarına zarar vermeye çalışarak kendimize siyasi ve toplumsal gelecek tayin etmeye kalkışmadık.

Bu çakallar unutmasın ki biz dün de bu iktidarın karşısındaydık bu günde bu iktidarın karşısındayız. Bu karşı duruşumuz bizim başımıza her türlü fenalığın gelmesine sebep olabilir ama biz bundan korkmuyoruz, bundan korkanlar yediği Tokatla yön değiştirenlerdir.

Geçmişte birileri şahsım hakkında “Sol bir Terör örgütü üyesi” iftirasıyla şikâyetlerde bulunup hakkımda gizli soruşturma yapılmasına neden oldu.

Geçmişte kimileri şahsımın “Ülkücü” olduğu iftirasıyla Alevi kurum kuruluşlarına ve sol örgütlere şikâyet ettiler ve cezalandırılmamı istediler.

Geçmişte kimileri benim “Devletin Ajanı” olduğumu ve bir Alevi Tekkesini asimile etmek ve Devlete teslim etmek için Hubyar’daki mücadeleyi yürüttüğümü söylediler.

Şimdi de birileri kalkmış, “Hubyar Tekkesini, Hubyar Köyü yaylasını silahlı örgütlere üs olarak kullanacağımı” söylemektedirler. Hem de bunu RTE – AKP iktidarının Valisine, Kaymakamına, Jandarma Komutanına, MHP li Belediye Başkanına söylemektedirler.

Anlayacağınız kısa zaman diliminde hem bir sol örgüt mensubu, hem Ülkücü, hem Devlet Ajanı hem de PKK yöneticisi olmakla suçlandım. Ama ben hep aynı kişiydim ve hep o Çakallarla mücadelede azimle dik durmaya devam ettim.

O zübükler ve çakallar bilsin ki;

Geçmişte Valilik yapıp esip gürleyenler bugün hapishanelerde, geçmişte hapishanelerde olanlar ise bugün ülkenin en tepesinde ve parlamentosundadır.

Ben ki onların İl Yönetici olmak için parçalandıkları partinin önceki Genel Başkanı tarafından partilerine davet edilmiş ve bunu nazikçe reddetmiş birisiyim. Ben ki onların yan yana durmak için paralandıkları Devlet erkânının yemek davetlerini reddetmiş birisiyim. ( Gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, gerek eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gerekse de Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yemek davetlerini her defasında reddetiğimi kamuoyu iyi bilmektedir.)

Türkiye gibi ülkelerde siyasi koşullar her daim değişmektedir. Bu günler de bitecek, bu günlerde geçecektir. Aslan Ormanda da, kafeste de, Sirkte de Aslandır, Çakallar da nereye giderse gitsin, hangi makamda mevkide yer alırsa alsın hep Çakaldırlar ve Çakal kalmaya devam edeceklerdir.

Hızır Hubyar bizi utanılacak, yüz kızartacak hırsızlık, gasp, tecavüz, vb. suçları işleyenlerin içine düştüğü bir utançla karşı karşıya bırakmasın.

Hızır Hubyar bizi ailemizin, çocuklarımızın, kardeşlerimizin, akrabalarımızın, yoldaşlarımızın boynunu eğecek yüzünü kızartacak suçları işleyenlerden eylemesin.

Gerisi ise şairin dediği gibi; dik duruşumuzdan, siyasi görüşümüzden, boyun eğmeyişimizden gelsin

Ne gelirse başım gözüm üstüne gelsin…

Aşk ile…

25.02.2017

Ali KENANOĞLU

Not: Bu yazı Evrensel Gazetesinde 25.02.2017 tarihli yazının genişletilmiş halidir.

ilgi; https://www.evrensel.net/yazi/78546/bizim-zubuk

 

 

 

Yorumlar

yorumlar