Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılmasına Dair Meclis Genel Kurul Toplantısındaki Konuşmam

 “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cümlenizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle 1’inci kanunun 11’inci maddesi üzerine söz aldım ve bu kanun ve maddeyle yapılan değişiklikler göz önüne alındığında istisnai bir durum olarak addedilen olağanüstü hâl, hukuk düzeninin kurucu sistemi hâline getirilmektedir. Bir diğer değişle, darbe tehdidi uyarınca uygulamaya konulan kural ve usuller normalleştirilmeye, hukukun temel belirleyici mekanizması hâline getirilmektedir. Yapılan değişiklikler aracılığıyla sıkıyönetim, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 15’inci maddesince suç teşkil eden hususlara baktığımızda olağanlaştırılmış, söz gelimi, özellikle değişik öngörülen 220’nci madde -yani 11’inci maddenin alt başlıklarından bir tanesidir- göz önüne alındığında güvenlikçi paradigma normalleştirilmeye çalışılmıştır. Yanı sıra, sürekli alarm durumu uyarınca örgütlenen değişikliklerle demokratik hak ve uygulamaların mümkün zemini de böylelikle askıya alınmaktadır.

Şimdi, kanun üzerinde savunma yapılırken, dün kanun burada anlatılırken özellikle üç hususa değinildi. Anlatılırken, hak ve özgürlükler kısıtlanırken bunların beka sorunu, ülkenin yaşadığı tehditler üzerinde duruldu, olumlu tarafı anlatılırken de toplantı, gösteri yürüyüşlerinin gece on ikiye kadar sürdürülebilme imkânı üzerinde duruldu ama şu ilave edildi: “Valiler izin verirse.” Şimdi, olağanüstü hâl kalktıktan sonra Suruç katliam anması vardı, ben de İstanbul Kadıköy’de bu anmadaydım. Suruç’ta 33 gencimiz, 33 canımız, tecavüzcü, katil IŞİD çetelerince katledildi ve bunun anmasına izin verilmedi. “Olağanüstü hâl kalktı, derdiniz ne?” dediğimizde “İdari makamlar izin vermiyor.” denildi. Yani olağanüstü hâlin kalktığını iddia edenler bu süreçte pratik olarak da bize aslında bunun kalkmadığını ve kalıcı hâle getirildiğini de göstermiş oldular.

Şimdi, diğer taraftan olumlu olarak anlatılan AİHM kararlarında dosya sayısının azaltılması hususu ifade edildi ve bunun gerekçesi olarak da bir taraftan OHAL Komisyonu, diğer taraftan da Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu ifade edildi. Bu ikisi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeyi engelleyen unsurlardır. Yani aslında hak ve özgürlükler genişlemedi, bundan dolayı insanların mağduriyeti azalmadı, sadece bu maddeler üzerinden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidişin önü kesilmiş oldu ya da geciktirildi. Buradan kaynaklı yaşanan durumları olumlu bir durum olarak anlatmak ve aktarmak doğru değildir.

Ülkemiz OHAL’siz yönetilemez bir hâle geldi. Aslında dünyanın bütün devletlerine baktığınız zaman demokratik olmayan ülkeler, baskıcı ülkeler OHAL koşullarıyla yönetmek durumunda kalırlar ve onlar için mutlaka bir beka sorunu gereklidir, mutlaka bir öteki gereklidir, mutlaka bir terörist gereklidir, mutlaka bir öcü gereklidir. Bakarsınız Çin’de Uygur Türkleri aynı bu kapsama girer, İsrail’de Filistin halkı bu beka kapsamına girer. Türkiye’de ise şu anda AKP’ye biat etmeyen, iki ileri, bir adım geri atmadan muhalefetini ve ısrarını sürdürenlerin hepsi bu kapsama girmiş durumdadır.

Şimdi, bu, ülkemizde sürekli başvurulan bir yöntemdir. Bu ülkenin bekası için bir dönemler komünizm tehlikeydi, bir dönemler şeriat tehlikeydi, bir dönemler Kürtler tehlikeydi -hâlâ Kürt tehlikesi önümüze konuluyor- ve diğer taraftan da yine AKP’ye ve saraya biat etmeyen bütün muhalif gruplar bu kapsamın içerisine alınıyor ve bu maddelerle de bu uzatılmaya çalışılıyor. Çünkü buna ihtiyacınız var, çünkü demokratik olmayan ülkelerde hak, hukuk, adalet ve özgürlük askıya alınmak zorundadır. Askıya alınması için de bir öteki, bir terörist gerekmektedir, bir beka sorunu olduğu ifade edilmesi gerekmektedir. Hem kanun hem de maddedeki düzenlemeler bundan ibarettir.
Saygılar sunuyorum.”

Ali Kenanoğlu

HDP İstanbul Milletvekili