Algı siyasetinin başarısı

Man Adası belgeleri ilk konu edildiğinde Tayyip Erdoğan öyle bir feryat etti ki, “İspatlayın istifa edeceğim” den tutun ki her türlü hakareti ve bu iddiaların yalan olduğuna dair sözleri çok gür ve sert bir üslupla dile getirdi.

Ben ve etrafımda konuştuğumuz bir çok kişi “Erdoğan bu denli sert çıkış yapıp istifa edeceğini söylediğine göre bu işte bir iş var, galiba Kılıçdaroğlu yanıltıldı, bu iddiada bir problem var” dedik. Daha net konuşabilmek ve işin aslını çözebilmek için bir taraftan beklemeye diğer taraftan da tarafların ne söylediğini dikkatlice incelemeye başladık.

Gördük ki belge var, ortada bir yerlere gidip gelen toplamında 15 milyon dolar tutarında para da var. Ama sahte ve yok algısı o kadar güçlü yapılıyor ki bizim gibi insanlar bile olaya tereddütle yaklaştılar. Düşünüyorum da biz böyle tereddüt etmişken acaba havuz medyası dışında başka bir medyayla tanışma fırsatı olmayan vatandaş ne der, tabii ki onun gözünde Kılıçdaroğlu ülkeyi zora sokan, fırsatçı bir vatan haininden başka bir şey değildir. Çünkü Man Adası belgelerine havuz medyasının yaklaşımı böyle.

İktidarın işe medyayı ele geçirmekle ve muhalif medyayı susturmakla başlaması boşuna değil, artık siyaset gerçeklerle değil algıyla yapılıyor, seçimler algıyla kazanılıyor hatta sonuçlar bile değiştirilip yandaş medyayla meşrulaştırılıyor.

Man Adası belgelerine ilk önce sahte dediler, öyle olmadığı dekontların ortaya konmasıyla ortaya çıktı. Dekontlar gazetecilere dağıtılınca komik ötesi bir şekilde “Dağıttıkları fotokopi, gerçek değil” dediler. Bakanın bu beyanatını duyan gazeteciler; “Sayın Bakanım ıslak imzalı asıl belge istisnalar dışında tek olur, fotokopiler de doğal olarak bu asıl belgeden çekilip dağıtılır, ortada bir tane asıl belge varken bütün gazetecilere bu nasıl dağıtılabilir ki” demedi, diyemedi. Çünkü bunu deseydi bakana gerek kalmadan çalıştığı basın kuruluşu hemen o gazetecinin işine son verirdi.

Belgelerin yayımlanmasından sonra ve de asıl belgenin de savcıya teslim edilmesinden sonra bu defa da dekontları inceleyen kimi bankacılar “Bu paralar iç transferdir yani Türkiye içinde bir para transferidir” demeye başladılar.

Bunların hepsine tamam diyelim yani bu belgeler Man Adası’na gitmemiş ve de oradan gelmemiş olsun, peki ama ortada açıklanması gereken ve sizin de kabul ettiğiniz başka bir gerçek var; Tayyip Erdoğan’ın oğlu, damadı, eniştesi, ağabeyinden oluşan yakın akraba grubu ne zaman on beş milyon dolarlık bir servete sahip oldular? Kaldı ki bu 15 milyon dolar transfer edilen ticari hareketin bir kısmı olup servetin tamamını da açıklamamaktadır.

Bizim siyaseten mücadele ettiğimiz işte yaratılan bu algı ve algılarla şekillendiren ve bu şekilde maniple edilen halktır. Gerçekleri anlatabileceğimiz medyamız yok, gerçekleri yazabildiğimiz bu tür nadir gazeteler ise yine aynı algı operasyonlarıyla “terörize” edilmektedir. Anadolu’nun bir çok ilinde gazete bayileri bu gazeteleri satmıyorlar hatta onların satmalarına mani olunuyor.

Ama gerçeklerin mutlaka bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Biz o günü beklemeyeceğiz tabii ki o günün bir an evvel gelmesi için mücadele edeceğiz. Eminiz ki algıyla oluşturulan yalanlar saman alevi gibidir ve etkisi çabucak geçecektir. Gerçekler geç de olsa gelecek ve kalıcı olacaktır.

Oluşturulan algıyla tutuklanan gazeteciler, siyasetçiler, milletvekilleri çıkacak ve onurluca kaldıkları yerden görevlerini yapmaya devam edecekler ancak yalancı, sahtekar düzenbazlar yalanlarıyla yaşadıkları deliklerden dışarı dahi çıkamayacaklardır.

Nitekim Reza Zarrab’ın itirafları karşısında bir çok yalancı, düzenbaz, sahtekarın deliklerinden çıkamadıklarına şahit olmaktayız.

08 Aralık 2017

Ali Kenanoğlu / Evrensel Gazetesi