Aleviler açısından özerklik

Aleviler açısından özerklik

BDP’nin Alevi kurum, kuruluş, kanaat önderleri ile yaptığı diyalog toplantısında şunu sormuştum;“Özerklik diyorsunuz, bu sizin için ve Kürtlerin toplu olarak yaşadıkları bölgeler için iyi bir yönetim tarzı olabilir, sizin işinize gelebilir de ben bir Tokatlı Alevi olarak bu özerkliği neden destekleyeyim? Benim ne işime yarayacak bu özerklik?”
Sayın Selahattin Demirtaş, özerkliğin ne işimize yarayacağını hiç sağa sola gidip ulvi değerlendirmeler yapmaya gerek kalmadan, bulunduğumuz salondaki priz ve ısıtma sistemini kullanarak güzelce anlattı.  Tek merkezi yönetim ile özerk bölgesel yönetim arasındaki farkı anlatmaya bir priz yetti de arttı bile.
Aleviler açısından en iyi yönetim biçimi özerk yönetim mi, yoksa mevcut merkezi yönetim mi diye kendimize sorup cevabını da aramamız gerekiyor. Bu cevabı ararken her zaman yaptığımız gibi mensubu bulunduğumuz siyasi partinin bu konudaki mevcut görüşünü savunarak değil, Aleviler açısından ne olması gerektiğini değerlendirerek bakmak gerekiyor.
Bu konuda elimizdeki en net veri Hamdullah Çelebi’nin sözleridir. 1836 yılında idamla yargılanan Hâce Bektaş Dergâhı Mürşidi Hamdullah Çelebi, savunmasında, Alevilerin en çok rahat ettiği dönemin ‘Beylikler dönemi’ olduğunu söylemektedir. Beylikler dönemi dediğiniz Anadolu coğrafyasının bölgesel yönetimler tarafından yönetildiği dönemdir. Anadolu coğrafyası 16 ayrı Beylik tarafından yönetilmektedir. Her biri bulunduğu bölgenin diline, inancına, üretimine, coğrafyasına, yetiştirdiği ürünlere, iklimine uygun yönetim anlayışı belirlemiştir. Daha sonra Osmanlı Beyliği hepsini dilip süpürmüş, bana tabi olacaksınız benim belirlediğim kurallara, inanca, kanunlara tabi olacak, vergi verecek ve üretim yapıp satacaksınız demiş. Sonrasını biliyorsunuz Anadolu perma perişan, yağmalar, talanlar, rüşvet, adam kayırmacılığı ve isyanlar, katliamlar.
İmralı Adasında yürütülen müzakerelerin gereği olarak da önümüzdeki Anayasa yapım sürecinde Özerklik tartışması haylice gündemde yer kaplayacak. Aleviler açısından durum hiç de iç açıcı gözükmüyor. Çünkü Türkiye topraklarının her tarafında varız ama hiçbir yerinde çoğunlukta değiliz (Dersim hariç).
Belki de bu demografik yapının getirdiği sonuç itibariyle kendi bağımsız siyaset anlayışımızı oluşturamıyoruz. Mutlaka bir yere yandaş olmayı tercih ediyoruz. Çoğunlukla da bu yandaşlığı teslim olarak yapıyoruz. Gülen Cemaati AK Partiyi destekliyor ama teslim olmuyor. Yeri geldiğinde çatışıyor. Biz ise desteklediğimiz partinin esiri, kulu kölesi oluyoruz. Kendi aklımızı bırakıp, o partinin aklıyla düşünmeye başlıyoruz. Bu süreçte yine kimimiz Vatan Millet Sakarya edebiyatıyla ne olursa olsun Ulus Devlet deyip duracağız, kimimiz de özerklik savunucusu olacağız.
Gerek Özerk Devlet yapısı gerekse Ulus Devlet yapısı ve de Başkanlık sistemi, bu yapılar kişi hak ve özgürlüklerini garanti altına alacak, içeriği boşaltılmamammış Laik ve Demokratik bir anlayışla buluşmadığı sürece bizim gibi ötekileştirilmiş toplumlara bir faydası olmayacaktır.  Kısa vadeli geçici rahatlıklar yaşansa da sonuç iyi olmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda yaşadığımız kısa süreli geçici rahatlık gibi. Demokratik ve Laik bir yönetim tarzına sahip olmadıktan sonra Ulus Devlet yapısının da Özerk Devlet Yapısının da Başkanlık sisteminin de köküne kibrit suyu.

Evrensel Gazetesi /  14 Mart 2013