Alevi-Sünni evliliği

Alevi-Sünni evliliği

Yılın ilk iş gününde iş yerine gidip bilgisayarımı açıp ne var ne yok diye baktığımda malum yolsuzluk ve paralel devlet haberlerinin dışında başka bir haber dikkatimi çekti. Cumhuriyet Gazetesinden Mehmet Menekşe’ye ait olan haber; Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesi Mehmet Paşa Ortaokulunda din dersi öğretmeni olan Abdussamet Arslan’ın “Bir Sünni Alevi ile evlenirse yüz kırk kırbaç cezası ile cezalandırılır, çocuk yaparsa ölür” şeklindeki şok sözleri ile başlıyordu. Din dersi öğretmeninin bu vahim sözlerine karşın muhtemelen kendisi de bir Din dersi öğretmeni olma ihtimali yüksek olan Okul Müdürü ( AKP döneminde yurt genelinde Din dersi öğretmenleri okul müdürü yapıldı) Yakup Doluer’in sözleri daha vahim. Doluer, olayın abartıldığını ileri sürerek “Ben ne soruşturma açtım ne de inceleme başlattım. Öğretmen masum, bir suçu yok. Bu olayın üzerine gidersek diğer öğretmenler de artık ders anlatırken ağzından bir şey kaçırmamak için rahatsız olacak. Bütün toplumu kucaklayıp, kazanmamız lazım” diye konuşmuş.
Bu sözlerden yola çıkarak okullardaki din eğitimini yazmak gerekirdi ancak o konunun sakatlığını din dersi kitaplarından önce  din dersi öğretmenlerinin ele alınması gerektiğini çokça yazdım. Bu nedenle bugün Alevi-Sünni evliliklerini yazacağım. Methiyeler dizilen adeta teşvik edilen bu evliliklerde aslında ne oluyor. Görevimiz gereğince çokça muhatap olduğumuz bir sorun olarak karşımızda duruyor. Aileler bu tür bir evliliğe genelde karşı çıkıyorlar. Sünnilerin karşı çıkma gerekçeleri ile Alevilerin karşı çıkma gerekçeleri çok farklı. Sünni ailelerin Alevi birisiyle olan evliliğe karşı çıkışlarının gerekçesi tamamen hakaret ve aşağılayıcı bir bakış açısından ibaret. “Evimizin beti bereketi kesilecek, kestiğini pişirdiğini nasıl yiyeceğiz, Alevilerin ahlak, namus anlayışları yoktur…” şeklinde devam eden aşağılayıcı sözlerle sürüyor. Tıpkı haberdeki din dersi öğretmenin söyledikleri gibi…
Alevilerin çocuklarının Sünni birisiyle evlenmesine karşı çıkmalarının nedeni ise tamamen asimilasyon ve aşağılanmaya, hakarete karşı korunmaya yönelik. Çünkü bu evliliklerde erkek de olsa kadın da olsa Alevi olan tarafın Aleviliğinden kaynaklı olarak hakarete maruz kalması ve/veya baştan veya ilerleyen süreçte Sünni inanç esaslarını kabul etmesi kaçınılmaz oluyor. İnancını muhafaza etmeye çalışan Alevi kişi olursa sonuç boşanmaya kadar gidiyor. Bu evliliklerde iki tarafta inancı önemsemiyoruz deseler de aile faktörü devrede olduğu sürece durum değişmiyor. Çoğu kez biz inancı önemsemiyoruz diyenler de yaş ilerleyip ölüm korkusu sarmaya başlayınca durum değişiyor. Bu nedenle 60’lı yaşlarda Alevi-Sünni evliliklerin boşanmalara neden olduğuna da tanık olabiliyoruz.
Alevi-Sünni evliliklerinde en çok mağduriyet yaşayan kişi Alevi kadın oluyor. Alevi kadınların ya tamamen Sünni inancı benimsediğine bir Sünni gibi davrandığına, onun gibi inandığına tanık oluyoruz. Bu evliliklerde en çok hakarete, aşağılanmaya maruz kalan taraf da toplum ve aile içindeki rolleri gereğince Alevi kadınlar oluyor.
Peki Mutlu Alevi- Sünni evliliği nasıl oluyor?
1-Taraflardan birisi diğerinin inancını kabul edip kendi inancının yanlış olduğu üzerinden ret-inkar tavrına girdiğinde,
2-İki tarafın da inançları reddeden ateist bir yaşam biçimini benimsemeleriyle veya iki tarafın da inançları sadece kimlik düzeyinde formaliteden ibaret görmeleriyle…
Bu yazdıklarım dışında nadiren kendi inançlarını koruyan ve buna rağmen mutlu evlilikler yürüten örneklere de rastlamak mümkün olsa da çocukların inancı devreye girince yine de iş değişmektedir.
Alevi-Sünni evliliklerine öyle toz pembe tablolar çizilse de, kitaplar yazılsa da işin gerçeği öyle değil, sıraladığım istisnalar dışında toplumda karşılaştığımız en büyük sorunlardan birisi. Bu tür din dersi öğretmenleri de bu yaralara tuz basan meczuplar olarak okullarda çocuklarımızı yetiştiriyorlar.

Evrensel Gazetesi /  03 Ocak 2014