Alevi asimilasyonu palavra mı?

Alevi asimilasyonu palavra mı?

Önceki yazımda Fethullah Gülen ile İzzettin Doğan ortaklığında yürüyen cami – cemevi projesini kişilere takılmadan teolojik açıdan neden itiraz ettiğimizi yazmıştım. Bir haftadır gelişen olaylar ve Tuzluçayır’da yaşanan polis vahşetiyle de şiddetlenen tepkilere verilen cevaplar arkasından da bu iki hoca efendi kanadından gelen açıklamalar konunun sadece teolojik bir açıdan itirazla ele alınamayacağını, bunun yetersiz kalacağını da gösterdi.
Bu projenin sadece sembolik olmadığı, İstanbul-İzmir-Mersin-Çorum gibi illerde de yapılacağının açıklanmasıyla işin ciddiyeti daha da anlaşılır oldu.
“Bu bir asimilasyon projesidir” dediğimizde malum kesim ve bulabildikleri Alevi kişiler projeyi överken asimilasyonun inandırıcı olmadığını bazıları ise anlaşılmaz bir şekilde “biz inancımıza güvenelim asimilasyondan neden korkuyoruz” demeye başladı.
Asimilasyon korkulacak bir şeydir. İnancının güçlü olmasıyla da alakalı bir şey değildir. Wikipedia’da asimilasyon; “Çoğunluk veya erk sahibinin baskısıyla, farklılık gösteren grupların, bunların kültür birikimleri ve kimliklerinin, baskın yapı içinde eriyerek yok olması” olarak tanımlanıyor.
İnsanların gönüllü olarak kimlik değiştirmeleri, inanç değiştirmeleri başkalaşmaları olağan bir durumdur ve asla buna itiraz etmeyiz. Ancak bu zoraki, baskıyla ve Türkiye’de olduğu gibi Devletin egemen inancı destekleyerek Aleviliği o egemen inanca benzetmeye çalışması, onun içinde eritmesi asimilasyondur ve asimilasyon suçtur.
Bırakın Osmanlıyı Cumhuriyet döneminde Alevilerin nasıl asimilasyona tabi tutulduklarını ve bu asimilasyonun nasıl başarıya ulaştığını görmek istiyorsanız 1927 yılındaki nüfus sayımına ve insanların kendini gizleyip sayıların eksik olduğuna inandığım Alevi nüfusuna bakmanız bile yeterlidir. 1927 yılı nüfus sayımında Türkiye nüfusu 13 milyon 600 bin iken Alevi nüfus 4 milyon 500 bindir. Yani genel nüfusun 1/3’ü Alevidir. Alevilerin bu ülkedeki doğurganlık oranı Sünni nüfustan az değildir. Öyle ise bugün genel nüfus olan 75 milyon 600 bin kişinin 25 milyon 200 bin kişisinin Alevi olması gerekir. Oysa günümüzdeki Alevi nüfusunun 12-15 milyon arasında olduğunu biliyoruz. Peki nereye gitti bu 10 – 13 milyon kişi. Hadi 3 milyonu yurt dışında diyelim geri kalanı ne oldu.
1927’den 2012 yılına kadar Türkiye’de azalan yaklaşık 10 milyon Alevi nüfus asimile edilmiştir. Bu asimilasyonun nasıl olduğunu görmek istemeyen körleri daha yakın zamanda Sünnileşmiş Alevi köylerine götürebilirim. Bu Sünnileşmede ilk adımın köye yapılan cami olduğunu ve arkasından da dedelerin köyle olan irtibatlarının kesilmesi olduğuna bizzat tanık oldum. Eğer 1993 yılından sonra Alevi örgütlenmesi hızla oluşmasaydı bugün kalan Alevi nüfusunun önemli bir kesiminin de Sünnileştiğini görecektik. Kendi köyümün insanlarından biliyorum. Dede diye bilinen kişilerin yürütülen yoğun baskı ve devlet eliyle yürütülen Sünni misyonerlik propagandaları ile camiye gitmeye başladıklarını, ramazan orucu tutmaya başladıklarını. Ne zaman ki Alevi kurumları ve cemevleri ortaya çıktıktan sonra kendilerinde özgüven bulan bu kişilerin inançlarına tekrar dönüp Sünni uygulamalardan vazgeçtiklerini biliyorum. Bunlar benim yaşayarak gördüklerimdir. Alevi köylerini bilenler Alevi toplumunun içinde yaşayanlar hele de Alevi kurumlarında yöneticilik yapanlar “yahu bu asimilasyonu abartmayın, korkmayın” diyorsa niyetlerinden şüphe ederim.
Yaptıkları bu asimilasyonculara hizmet etmektir. Asimilasyonu normal bir şey olarak görmek ve asimilasyon karşısında sadece inancımıza güvenelim demek de bilgisizliktir. Şartların, koşulların eşit olacağı bir ortamda her türlü inancın misyonerliğine eyvallah, ancak bir inancı diğerine boğdurmaya eyvallah etmekte kötü niyettir, suçtur.

Evrensel Gazetesi /  12 Eylül 2013