1ve2.com röportajı

TBMM’nin 25. döneminde (7 Haziran) HDP’den İstanbul milletvekili seçilen, Alevi dünyasının en görünür ve adını sık duyduğumuz isimlerinden Ali Kenanoğlu ile aktüel bir röportaj gerçekleştirdik. Diyanet’in son açıklamaları, Alevilerin tutumu, bölgede yaşanan savaş hali sohbetimizin temel konuları oldu…

***

Diyanet İşleri Başkanı’nın, “Alevilikle ilgili kırmızı çizgilerimiz var” açıklamasi için neler söyleyeceksiniz?

kenanoglu

Bu açıklama ilk değil.  Farklı zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı, cemevlerinin cami ile eşit koşullarda bir ibadethane olarak kabul edilemeyeceğini söylemektedir.  Bu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinin de 90 yıllık resmi görüşü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviliği İslamın bir tasavvufi yorumu olarak görmektedir. Diyanet, Aleviliğin özgün inanç ve ritüellerinin kabulü konusunda kendince bir kırmızı çizgi belirlemiştir. Onlara göre cemevlerini ibadethane olarak kabul etmek İslamı bölmek anlamına gelmektedir.

Aleviler ise ibadetlerini cemevlerinde yapmakta ve bu mekanları ibadethane olarak kabul etmektedirler. Din – inanç beyan esasına dayalıdır ve hiçbir kurumun inançları tanımlamak gibi bir hakkı yoktur, kimsenin de haddine değildir.

1 Kasım seçimlerinde maalesef meclise giremediniz. 7 Haziran’daki tabloda HDP ve haliyle TBMM bünyesinde hatırı sayılır bir Alevi vekil potansiyeli oluşmuştu. Şimdiki durumda bir geriye dönüş söz konusu. Nasıl okumak lazım bu durumu?

HDP içerisinde yer alan ve Alevi temsiliyetinden gelen vekil sayısı dörtten bire düşmüştür. Bu da temsiliyet sıkıntısı yaratmaktadır. Şüphesiz Alevi adayların yerlerinin kritik bir sırada olması ve 1 Kasım seçimlerinde benim de içinde yer aldığım bu adayların az farklarla meclise girememesi Alevi toplumunda HDP’ye karşı bir güvensizlik oluşturmuştur. Özellikle bunu Alevilere ‘yangında en son kurtarılacaklar’ muamelesi yapıldığı konusunda da okumalara yol açmıştır. Haklılık payı olmakla birlikte, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkından mahrum bırakılan diğer kimliklerle ortak mücadele vermesi gerektiğini görmemiz gerekmektedir. Bunun adresi ise Halkların Demokratik Kongresi ve Partisi’dir.

7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar çok koşturmalı bir sürecin içindeydiniz. Her yerde en önde gördük sizi. 8 Haziran sabahı konuştuğumuzda, “Alışıldık vekillerden olmayacağım” demiştiniz. Bunu kısa sürede kanıtladınız. Bugün değişen bir şey var mı?

Milletvekillliği yaptığım 5 aylık süreçteki faaliyet raporumu kişisel web sitemde (alikenanoglu.net) yayınladım. Oradan da görüleceği gibi, 5 aylık süreç benim açımdan oldukça yoğun bir koşturma içerisinde geçmiştir. Yapacağımız çok işler vardı; ancak buna imkan olmadı. Tabii ki bizim koşturmalarımız, sokaklardaki, alanlardaki faliyetlerimiz, hak arama mücadelemiz vekil olmadan önce nasıl idiyse, vekil olunca da, şimdi de aynı şekilde gerçekleşmektedir. Ancak vekil olmanın getirdiği kolaylıklar ve etki daha farklı olmaktaydı. Şimdi imkanlarımız tabiî ki daha kısıtlı ama mücadele aynen devam ediyor.

Bölgede adı konulmamış bir savaş hali söz konusu. Cenazeler sokaklardan kaldırılamıyor. Halk, evlerini terk edip batıya doğru bir bilinmeze göç ediyor. Nedir bu savaş halinin sebebi? Nasıl nihayete erecektir ya da ermelidir?

2ke

Bu savaş 7 Haziran sürecine giderken başına gelecekleri bilen Saray heveslisi, diktatör özentisinin B planı olarak sonucun kendi istediği gibi çıkmaması ile birlikten sahneye koyduğu kanlı bir süreçtir. Bu kanlı süreçle 1 Kasım seçimlerine gidilmiş ve 1 Kasım’da kötülük kazanmıştır. Bu nedenle de intikam savaşı sürdürülmekte, Saray’ın diktatörlüğüne onay vermeyen Kürt halkı teslim alınmaya, cezalandırılmaya çalışılmaktadır.

Filistin’i, Irak’ı, Suriye’yi aratmayan ve iç savaşa dönen bu çatışmaların bitirilmesi hükumete bağlıdır. Hükumet Dolmabahçe mutabakatında kalınan yerden yeniden masanın kurulacağını beyan etmesi ve adım atması durumunda silahlar anında susacaktır. Bunu Kürt özgürlük hareketinin siyasetçilerinin açıklamalarından da okuyabiliyoruz.

Biran evvel masaya, Dolmabahçe mutabakatına dönülmelidir.

ABF’nin (Alevi Bektaşi Federasyonu) başını çektiği birçok Alevi kurumu açlık grevine girdi. Alevi örgütlülüğünün sürece müdahalesi yeterli mi?

Alevi kurumlarının açlık grevi teslim alınmak, sindirilmek istenen bir halka el uzatmaktır. Her tarafı teslim almış olan AKP iktidarına boyun eğmemektir. Kürt halkı ile dayanışan, barış isteyen, silahlar susturulsun diyen herkesin terörist ilan edildiği bir ortamda cesurca karşı duruştur. Tabii ki yeterli olmayacaktır; ancak nerede durduğunu beyan etmesi açısından son derece önemlidir.

DTK’nın geçtiğimiz hafta deklare ettiği ve çok su kaldıran özyönetim konusunda sizin düşünceleriniz nelerdir? 

Öz yönetim bir yönetim modelidir ve anayasa değişikliğinin konuşulduğu günümüzde ve geçmişte HDP tarafından da anayasa uzlaşma komisyonuna sunulmuş bir önermedir. Üzerinde tartışılmaya muhtaçtır. Alevilerin tarihi ve örgütsel yapısı özerk bir modelle günümüze kadar gelmiştir. Birçok demokratik ülkede benzer modeller bulunmaktadır. Bu modeller başkanlıktan daha kötü bir model değildir ve suç değildir.

Yakın dönem projeleriniz nelerdir? Çok emek sarf ettiğiniz bir Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü çalışması vardı. Nihayete erecek mi?

Alevi dünyası ile ilgili projelerimiz olacak. Şimdilik oluşturma aşamasında olduğumuz bazı somut projeleri yakında kamuoyu ile paylaşacağız. Artık bu enstitü mü olur, akademi mi olur, bilgi merkezi mi olur; henüz belli değil. Bir Alevi örgütü oluşturmaktan çok, Alevi düşünsel dünyasına yönelik projelerde yer alacağız.

http://1ve2.com/versus2/?p=1267