23 ve 24 Nisan

23 ve 24 Nisan

      Ali KENANOĞLU

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 24 Nisan ise Ermeni Soykırımı’nın 99. yıl dönümü. Aynı topraklarda yaşanan iki önemli olay. Bir halkın acıları ve ahı üzerine, yine onları yok sayarak, onların malları mülkleri üzerine oturan başka bir halkın kuracağı devletin de başı beladan kurtulmaz.
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan sonraki süreçte tek tipçi bir anlayışla “Türk ve devlet Sünniliği” dışında kalan tüm halkları ve inançları yok sayarak kendisine yeni bir halk yaratmaya çalıştı. Başkalarının ahı üzerine inşa edilen bu yeni devletin hiçbir zaman iki yakası bir araya gelmedi. Bu tekçi anlayışı terk etmediği ve haklarını gasbettiği, katlettiği halklardan ve inançlardan “rızalık” almadığı sürece de iki yakasının bir araya gelmesi mümkün değildir.
Bizim inancımızda “rızalık” olarak adlandırılan bu düstur, siyasi arenada yakın bir anlamda “özür” olarak tabir ediliyor. Özür dilemek, kabul etmek ve gereğini yerine getirmek demektir. Gereğinin yerine getirilmesi demek de özür dilediğin mercie karşı sorumluluklarını yerine getirmek ve bir şekilde onun rızalığını almak demektir.  Öyle laf olsun diye özür dilenmez. Dilense de bir anlamı olmaz. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Dersim için dilediği özür gibi havada kalır.
Bu nedenle T.C. Devletinin; başta Ermeniler, Aleviler, Kürtler, Süryaniler, Lazlar, Çerkesler, mütedeyyin Müslümanlar, Pomaklar, Romanlar olmak üzere adını sayamadığımız birçok halktan ve inançtan; sosyalistlerden, emekçilerden, çocuklardan, yoksul bıraktığı halkından özür dilemesi, razılık alması gerekmektedir.
Ermeni Soykırımı vesilesi ile T.C. Başbakanının yayınladığı mesaj, bütün eksikliklerine rağmen olumludur, kabuldür, başlangıç adımıdır. Tıpkı Dersim özrü gibi. Ancak asla yeterli değildir. Asla alkışlanacak ve önemsenecek derecede bir adım değildir. Çünkü artık yapılması gerekenler bunlardan ibaret değildir. Artık yapılması gereken öncelikle kendi vatanlarını, yurtlarını, topraklarını her türlü olumsuzluğa rağmen terk etmeyen Ermenilerin sorunlarının giderilmesidir.
Başbakan, Ermeni Soykırımı vesilesi ile böyle bir mesaj yayınlamakla kalmayıp 12 yıllık iktidarı boyunca topraklarını terk etmeyen ve bugün T.C. sınırları içerisinde yaşayan Ermeni yurttaşların sorunlarına ilişkin adımlar atsaydı çok daha önemli ve alkışlanacak bir adım atmış olurdu. Başbakan bu mesajıyla kendi topraklarında yaşayan Ermenilere değil, son zamanlarda dış dünyada yıpranan imajını kurtarmaya yönelik bir hamle yapmıştır. Başbakanın amacı hakikaten Ermenilerin acılarını paylaşmak olsaydı, işe kendi topraklarında yaşayan ve T.C. yurttaşı olan Ermenilerin sorunlarına eğilmekle başlardı.
Bir taraftan mesaj yayınlarken diğer taraftan Türkiye Ermenilerinin sembol ismi haline gelen Sevgili Hrant Dink’in katillerine ve katliamında sorumluluk sahiplerinin vali, bakan yapıldığını görüyoruz. Birisi laf, söz, bir mesaj diğeri ise vicdanları sızlatan bir yaradır. İnsanların duygularına, güncel yaşamlarına dokunan o katillerin ve sorumlulara yapılan pozitif muamele, kayırma, kollamadır.
Bizler hakları gasbedilen ve edilmeye de devam eden halklar olarak; çok şey yapıyor gibi gözüküp çok laf edip uygulamada tam tersini yapan bir hükümetle karşı karşıya olduğumuzu çok iyi biliyoruz. 12 yıllık yaşamımız bunun örnekleriyle doludur.
Lafa, mesaja değil uygulamaya bakarız.

Evrensel Gazetesi / 25 Nisan 2014